“Yangına karşı önlemi sigortacılar aldırır”

 “Yangına karşı önlemi sigortacılar aldırır”

Ülkemizde ve dünyada son dönemde meydana gelen yangınlar medyada büyük yankı buldu. Yangınlarla beraber sigortanın ve sigorta sektörünün yangın hasarlarının karşılanması ve engellenmesi konusundaki rolü de tartışılmaya başlandı. Günümüzde yangın konusunda Türkiye’nin en güvenilen isimlerinden olan 1989-1994 yılları arasında İstanbul İtfaiye Müdürü olarak görev yapan ve halen İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi’nde öğretim üyesi olan Prof. Dr. Abdurahman Kılıç, sigortanın ve sigortacıların yangının engellenmesi için önlemler alınmasında başlıca itici olduğunu söyledi. Yangın hasarlarının tazmin edilmesinin önemli olduğunu ancak asıl meselenin hasar meydana gelmeden önlemek olduğunu belirten Kılıç, sohbetimizde önemli değerlendirmelerde bulundu. 

Öncelikle yangın riskinden bahsedelim isterseniz. Meydana gelen yangınların başlıca sebepleri nedir? Ülkemizde yangın konusunda özel bir risk bulunuyor mu? 

Yangın riski; bina sayısına, üretim teknolojisine ve insan sayısına bağlı olarak değişir. Üretim teknolojisi içinde kullanılan enerji miktarı bulunur. Bu yangın riski açısından en önemli faktördür. Enerji miktarının ardından doğalgaz, elektrik gibi enerji cinsleri de çok önemlidir. Yangın genellikle enerjinin açığa çıkmasıdır. Türkiye’de yangın sayısı her geçen gün artacaktır. Bina sayısı, insan sayısı, kişi başına tüketilen enerjinin artmasıda yangın sayısını artırmaktadır. 

Burada bahsetmek gerekir ki, İstanbul’un yangın riski çok farklı. İstanbul’da tarihi ve ahşap binaların sayısı çok, 420 tane kullanılmayan ahşap bina var. Bunun yanında sokaklar dar, dik ve girilmez bir yapıda. İstanbul’da yaklaşık 2 bin sokağa itfaiye aracı giremez. Tarihinden dolayı iç içe binalar olduğu için tek cepheden müdahale edilmesi gerekir. İstanbul’da boğazın getirdiği de önemli bir risk var. Geçen gemilerin risklerinin yanında boğaz kenarındaki yapılara da müdahale etmek zordur. En önemli risklerden bir tanesi de yeterli suyun ve hidran sisteminin olmaması. Eskiden sarnıçlar ve kuyular vardı, artık bunlar yok. Türkiye’de özellikle taşıma suyla yangın söndürülür. Bir gazeteci zamanında taşıma suyla değirmen dönmez, yangın sönmez diye yazmıştı. Bunun yanında çok önemli başka bir sebep de İstanbul’un özelliğinden dolayı konutların ve ticari üretim alanlarının iç içe yapılması. Bir Eminönü ya da Bayrampaşa’yı düşünürseniz riski anlayabilirsiniz. Binaların altında çakmak gazı üretiliyor, yanıcı ürünler üretiliyor. Bu da büyük bir risk.

YANGININ ÖNLENMESİNDE EN BÜYÜK FAKTÖR SİGORTADIR

Peki, bu risklerin önlenmesinde ya da etkilerinin azaltılmasında sigortanın önemi nedir? Zorunlu bir sigortaya ihtiyaç bulunduğunu düşünüyor musunuz? 

Bugün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, vatandaşın can ve mal güvenliğini teminat altına almak ve doğabilecek büyük zararları karşılamak üzere binaların yangına karşı sigortalanması artık ülkemiz için de bir zorunluluk. Şu anda ülkemizde yangın riskine karşı sigortalı bina sayısı çok düşük. Bu nedenle zorunlu sigorta sistemin getirilmesinde yarar var. Bu uygulama halkımızda çok az bir primle günlük hayattaki çeşitli risklere karşı sigorta yaptırma bilincinin gelişmesine de yardımcı olabilir.

Zorunlu sigortanın amacı; binaların yangından doğan zararlara karşı maliklerce zorunlu sigortalanması teşkil etmekte olup, bununla sigorta ettirenin taşınmaz malının güvence altına alınması. Bütün binaların aynı anda zorunlu yangın sigortası kapsamına alınması yerine, öncelikle büyük ve halkın kullanımına açık; örneğin, otel, iş hanı, müze, sinema, tiyatro ve konser ve spor salonları gibi binalardan başlamak üzere tedricen yaygınlaştırılması uygun olur. 

Binaların yangına karşı zorunlu sigortasına dair poliçeye Türk Ticaret Kanunu’nun ilgili hükümlerinde yazılı hususlardan başka, binada alınan yangına karşı koruyucu ve yayılmasını önleyici önlemlerin de yazılması zorunluluğu getirilmeli, primden yapılacak indirimlerin dayanağının poliçede açıkça görülmesi sağlanmalı. Zorunlu bina yangın sigortasının tutarı, arsa payı hariç olmak üzere, binanın emlak vergisi matrahından az olmamak üzere, binanın bulunduğu mahal, inşaat tarzı ve kullanma şekline göre Bakanlıkça her yıl tespit edilmeli. Aynı zamanda maliklerce binalarda yangına karşı güvenlik önlemlerinin alınmasını teşvik amacıyla, önlemlerin türü ve kapsamına göre primlerden indirim yapılması kabul edilmek suretiyle, sigortada asıl amacın riskin vukuunda zararın giderilmesinden ziyade, riskin azaltılması ilkesi benimsenmeli.

Sigorta şirketlerince yapılan yangın sigorta muameleleri dolayısıyla tahsil edilen prim gelirlerinden belediyelerin pay alması suretiyle, halkı yangın tehlikesine karşı eğitmek ve yangına gelişmiş ve günümüz teknolojisine uygun araç ve gereçle ve iyi bir eğitimden geçmiş bir personelle anında müdahale ederek zararın en aza indirilmesine katkı sağlanmalıdır. Ayrıca bu şekilde, risk oranının azalması ile primlerde de bir düşme olacak ve bu sonuçta sigorta ettirenlerin yararına bir sonuç doğuracaktır.

Yangın güvenlik önlemlerinin alınmasında etkili olan ve halkın yangın zararlarının önlenmesinde önemli faktörlerden birisi sigortadır. Yangın güvenlik önlemleri tüm gelişmiş ülkelerde, sigorta şirketlerinin çabaları ve katkıları ile gelişmiştir. Gerçekte, alınan her önlem, sigorta şirketleri için bir siperdir. Önlemler arttıkça hem yangın çıkma olasılığı azalır, hem de yangın çıksa bile hasar miktarı az olur. Dolayısıyla da kazançlı çıkan vatandaş kadar sigorta şirketi de olur. 

Gelişmiş ülkelerde, Almanya, Japonya, İsviçre ve daha birçok ülkede yanan binaların %90’ından fazlası sigortalı iken ülkemizde yanan binaların sigortalı oranları %10’un altında. Buna rağmen, ülkemizde sigorta şirketleri; yangın sigortasının cazip hale getirilmesi ve bilimsel temellere oturtulması konusunda önemli bir çalışma yapılmadığı gibi halkımızın sigorta konusunda bilinçlendirilmesi için de önemli çabanın harcanmadığını görüyorum.

ZORUNLU YANGIN SİGORTASI TURGUT ÖZAL İLE GÖRÜŞÜLDÜ

Zamanında zorunlu yangın sigortasının devreye girmesi konusunda çalışmalarınız olmuştu. Bu çaba neden sonuca ulaşmadı? Şirketlere yük olacağı mı düşünüldü?  

O zaman Belediye Başkanı Bedrettin Dalan da bu konuda çaba göstermişti. Türk Ticaret Kanunu’nda değişiklik yapılması gerekiyordu. Taslak ile çelişiyordu. Primlerin emlak vergisinden alınması öngörülüyordu. Ticari Kanunu’na koymadan Bakanlar Kurulu böyle bir kararı çıkaramıyordu, ancak Meclis tarafından çıkarılabiliyordu. Sayın Bedrettin Dalan, zorunlu yangın sigortasının hayata geçirilmesi için Cumhurbaşkanı Turgut Özal’la da görüştü. Ancak zorunlu bir sigorta türlü yasalaşmadı çünkü daha öncelikli konular vardı.  

Yük olma konusunda ise zorunlu yangın sigortası aslında şirketlere yük olmuyor. Doğrudan doğruya vatandaşa yük oluyor. Ülkemizde büyük bir olay olduğu ve yıkımlar yaşandığı için zorunlu deprem sigortası hayata geçirildi. Büyük bir yangın olmadığı içinse yangın sigortası zorunlu yapamıyor. Yapıldığı zaman da tepki alabilir. 

Büyük işletmelerde sigortalılık oranı daha yüksek. Atölyeler gibi küçük orta boyutlu işletmelerde ise oran çok daha düşük. Bu kurumlarda yangın sigortasının yaygınlaştırılması için ne yapılabilir? Avrupa’da yüksek sigortalılık oranlarına nasıl ulaşılmış? 

Sigortanın yaygınlaştırılabilmesi için 2 yol var aslında. Biri zorlama, biri de eğitim. Eğitim için baktığımız zaman, ülkemizde pek çok kişi şimdiye kadar bir şey gelmedi, ileride de gelmez diye düşünüyor. Bu düşüncenin değiştirilmesi sağlanmalı. Zorlama dediğimiz ise zorunlu sigortanın getirilmesi. Avrupa’da yangın sigortası her yerde zorunlu değil ama bütün binalar bazında bakılacak olursa %98 sigortalılık oranı var. Fransa’da bu oran %100. Otel, iş hanı, müze, sinema, tiyatro, konser salonu gibi yangın riskinin yüksek olduğu yerlere ve özellikle fabrikalara zorunluluk getirilmesi gerekir. Bir fabrika yandığı zaman zararı sadece fabrika sahibine olmuyor. Olan millete oluyor. Fabrikalardaki yatırımlar dövizle yapılıyor, yanan da milli servet oluyor. Yanan işletmeden yedek parça ya da malzeme alan vatandaş başka yerden almak zorunda kalıyor. Sadece kişiyi korumak için değil ekonomiyi korumak gibi de önemli bir görevi bulunuyor yangın sigortalarının. Yangın sigortası yapılmasının değeri aslında sadece sigorta şirketinin yangın önlemlerini denetlemesinden geçiyor. Yani önlem yok ve sigorta varsa, bu bir şey kazandırmaz. Fabrikanın ödemesi alınsa bile müşteriyi kaybediyorsun, kalifiye elemanları tekrar bulamıyorsun. Yanan sadece fabrika olmuyor; müşteri, eleman, bağlantılar hepsi yanmış oluyor. Çok zor bir sürece giriyor işletmeler. Binanın yanması, adli soruşturmalar vesaire. Yangında ilginç olan bir husus da şu: Başından bir yangın olayı geçen mutlaka yangın önlemi alıp sigorta ettiriyor çünkü başına gelecekleri biliyor. Yangın görmeyen başına ne geleceğini düşünmüyor.  

Sigorta şirketleri yangın önlemlerini nasıl denetliyor? 

Sigorta şirketinden görevliler geliyor. Sprinkler’in mesafesine bile bakıyor. Önlem var mı, önlem nasıl yapılmış, nasıl işletiliyor onlara bakıyor. Poliçenin kesildiği tarihte ve bundan 6 ay veya 1 yıl sonra kontrol ediyorlar. Değişiklik yapılmış mı, önüne bir şey konulmuş mu bunlara tek tek bakıyorlar. Yangın sigortası yapmadan önce bakılmasının yanında, ardından da sigortacının özelliklerine göre gidip önlemlerin aynı kalıp kalmadığı, çalışıp çalışmadığına bakılıyor. İşletmelerdeki yangın kapısı bile her yıl kontrol edilir. Kapı açılır kapanır, yanındaki şeritlere bakılır, kendi kendine kapanıp kapanmadığı kontrol edilir. Sadece yangın kapısında 22 tane maddeye bakacaksın. Bizde yangın kapısının yapıldığına ya da kapının çalışıp çalışmadığına kimse bakmıyor. Biraz kültür olayı. Birdenbire hemen olmuyor. Adım adım gelişecek. 

ALINAN PRİMLER ÇOK DÜŞÜK

Türkiye’de yangın bilinci düşük, önlemler alınmıyor. Primler riski karşılıyor mu? 

Primler ülkemizde yüksek değil çok düşük. Şu anda sigorta şirketlerinin birçoğuyla konuştuğum zaman, neden önlem almadıklarını soruyorum. “Biz her önlem alınmış gibi prim alıyoruz” diyorlar. Sigorta şirketleri primleri önleme bağlı yapmalı. Sadece birkaç şirket böyle yapıyor. Primde önlem esas alınmalı. En büyük hata sigorta primini alınan yangın önlemlerine bağlayarak hesaplamamak. Ben itfaiyede çalışırken hat bağlamak istiyoruz diye geldiler. Neden olduğunu sorduğumda sigorta bağlıysa primlerde indirim olduğunu söylediler. Bizde böyle bir şey olmuyor. Bu indirimi yapanların çoğu da yabancı sigorta şirketleri. 

Son olarak; sigorta şirketlerine ve kamuya yangın sigortasının yaygınlaştırılması ve bilincin geliştirilmesi noktasında nasıl bir görev düşüyor? 

Şirketlerin atması gereken en önemli adım, aralarında birlik sağlayabilmek Öncelikle riski baz alan ve herkesin uygulaması zorunlu olan esasların belirlenmesi gerekiyor. Sigorta şirketleri, kendi içerlerinde sigortalama esaslarını çıkarırsa, zorunlu olmasa bile bu tarz sigortalama işleri belli bir ciddiyete biner. Devlet bazında ise, başlangıçta çok özel ve riskli yerlerden başlamak üzere mutlaka ve mutlaka zorunluluk getirilmeli. Eğitim tarafında ise kamu ve sigorta şirketleri kamu spotları gibi uygulamalarla farkındalığı artırmalı. Sadece deprem için değil yangın için de bilinçlendirme yapılmalı. Günümüzde kısa dönemde yapılması gereken çalışmalar, vatandaşa sigorta bilincinin verilmesi ve sigortanın yararlarının anlatılması yani kısaca eğitimdir. Daha ilkokuldan başlanarak sigorta sistemleri ve gerekliliği anlatılmalıdır. Bu çalışmalar doğrudan değil dolaylı olarak ele alınmalı, yangın, deprem, acil yardım ve doğal afetlere karşı önlemler ve korunma çareleri anlatılırken sigorta sistemi de anlatılmalıdır. Sigortanın yararları gösterilmeli ve halka tanıtılmalıdır. 

OSMANLI’DA SİGORTANIN BAŞLANGICI BEYOĞLU YANGINI

Yangınların ülkemizde sigorta sektörünün gelişmesinde rolü nedir?
Osmanlı devletinde sigortacılığın yaygınlaşması Beyoğlu yangınından sonrasına rastlar. Osmanlı’da yaygın olarak yabancı sigorta şirketlerinin faaliyete geçmelerinin başlangıcı 1870 Beyoğlu yangını olarak gösterilir. Beyoğlu yangını sonrasında, yabancı sigorta şirketleri, İstanbul’da şube açmış, kentin yangın riskini gösteren haritaların çizimine başlanmıştır. O tarihlerde, Beyoğlu, kentin Avrupa finans sermayesi ile ilişkide bulunduğu bir finans merkeziydi. Sakinlerinin önemli bir bölümünü gayrimüslimler, Levantenler ve Osmanlı devletinde ikamet eden yabancılar oluşturuyordu. Yaşam biçimi ve tüketim alışkanlıkları ile değişimin simgesi ve merkezi sayılıyordu. Bu nedenle İstanbul’da sermaye birikiminin kalbi olan Beyoğlu’nun yanması, doğal olarak sigortalanma düşüncesini beraberinde getirmiştir. Beyoğlu yangınından bir süre sonra 1872’de Bank Hanson adlı bir İngiliz Bankası’nın önderliğinde Sun, Northern ve North British adındaki üç İngiliz sigorta şirketi İstanbul’da faaliyete geçmiştir. Avrupa kapitalinin Osmanlı’ya yerleşmesini hızlandırmış, devletle ve halkla ilişkilerde aracılık eden ve ticari temsilcilikler alan Levanten ve azınlık nüfusu kalkınmıştır.
Beyoğlu yangınında zarar görenlerin büyük çoğunluğu gayrimüslimlerden oluşmuştur. Beyoğlu yangınında çeşitli din ve milletten 28 bin 689 kişinin yangından zarar gördüğü anlaşılmaktadır. Beyoğlu’nda sigortalı olan mülklerin yanması yüzünden sigorta kumpanyaları mülk sahiplerine 300 bin lira iadesinde tadiyatta bulunmuşlardır. Sonra makbuzlarını dahiliye nazırı Şerevanı Zade Rüştü Paşa’ya ibraz ederek İstanbul’da itfaiyenin kurulmasını istemişlerdir.
İngilizler’den sonra Fransızlar da ilgi göstermişler ve 1878 yılında ilk Fransız şirketi faaliyetine başlamıştır. Bundan sonra Alman, İtalyan, İsviçre gibi yabancı ülkelerin sigorta şirketlerinin çalışmaları ile sigortacılık genişlemeye başlamıştır.

Umut Deniz Elçi
umut@sigortacigazetesi.com.tr

Avatar

Emre Kaya

emre@sigortacigazetesi.com.tr

İlginizi Çekebilir

Leave a Reply