Uzun vadeli bakım sigortası ihtiyacı her geçen dönem artıyor

Uzun vadeli bakım sigortası ihtiyacı her geçen dönem artıyor

Yaşlanan nüfus ve beklenen yaşam sürelerinin artması, tüm nüfusu kapsayacak bir uzun vadeli bakım sigortası ihtiyacını artık çok daha net biçimde ortaya koyuyor. Rakamlar ve istatistikler kamu kurumlarının bu alanda somut adımlar atması gerektiğine işaret ediyor.

İleri yaşlı ve bakıma muhtaç bireylerin sağlık başta olmak üzere çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak üzere tasarlanan uzun vadeli bakım sigortası, dünyanın ve Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı demografik dönüşüm ve beklenen yaşam süresinin artması nedeniyle çok daha sık bir şekilde gündeme gelmeye başladı.

Hükümetlerin geliştirdiği sosyal politikalarının önemli bir parçası olan uzun vadeli bakım sigortası Almanya, Japonya, Güney Kore ve İskandinav ülkelerinde resmi olarak uygulanıyor. Dünya Sağlık Örgütü ise uzun dönemli bakım kavramını “Fiziksel ya da zihinsel hastalık ve engellilik nedeniyle, içsel kapasitesinde önemli kayıp yaşayan veya bu riski taşıyan kişilerin; temel hakları, özgürlükleri ve insan onuruyla uyumlu bir işlevsellik düzeyini sürdürebilmelerini sağlamak amacıyla sunulan sağlık, kişisel bakım, sosyal destek ve yardımcı hizmetlerin bütünü” olarak tanımlıyor. Türkiye’ye baktığımızda mevcut tabloda özel sigorta şirketlerinin sunduğu hayat sigortası ürünleri daha çok yaşam kaybı, kısmi veya kalıcı sakatlık ve kritik hastalık risklerine karşı teminatlar sunuyor. Ancak ileri yaşlı ve bakıma muhtaç bireylerin ihtiyaçları özel beslenme, temizlik, ilaç takibi, sağlık kontrolleri ve duygusal destek gibi geniş bir yelpazeye yayılıyor. Bu da uzun vadeli bakım sigortasının yeni ve farklı bir model olarak ele alınmasını, yaygın ve standart bir hale gelmesini zorunlu kılıyor.

BAKIM SİGORTASI YAŞLILIK ŞURASINDA ELE ALINDI

T.C. Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanan Orta Vadeli Program kapsamına alınan uzun vadeli bakım sigortası, geçtiğimiz Nisan ayında Ankara’da düzenlenen 2. Yaşlılık Şûrası’nda kapsamlı bir şekilde ele alındı. Şûrada söz alan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, konuyla ilgili olarak “Orta Vadeli Programımız çerçevesinde ülkemizin değişen demografik yapısına uyum sağlamak ve yaşlı nüfusumuz için bakım hizmetlerini güçlendirmek öncelikli hedeflerimiz arasındadır. Bu doğrultuda Uzun Süreli Bakım Sigortası Sistemi’nin hayata geçirilmesine yönelik çalışmaları sürdürüyoruz. Bunlar olgunlaştığında uygun bir zamanlamayla mutlaka gündeme gelecektir. Bu tür sigorta sistemleri hem yaşlılıkta insanımıza çok daha büyük bir güç verecektir hem de Türkiye’nin genel tasarruf oranını artırarak finansal sistemini destekleyici olacaktır” ifadelerini kullandı.

Yılmaz ayrıca Türkiye’nin, 2025 yaşlı nüfus oranına göre 194 ülke arasında 75’inci sırada yer aldığını belirtti. Yaşlı nüfus olarak nitelendirilen 65 yaş ve üzerindeki kişi sayısının son yıllarda yüzde 20,5 oranında artarak 9 milyon 583 bin kişiye ulaşması ve bu sayının toplam nüfusa oranının yüzde 11 seviyesine yükselmesi, uzun vadeli bakım sigortasının gündeme gelmesinin en temel nedeni olarak görülüyor. Yılmaz, yaşlı nüfus oranının 2000 yılında toplam nüfusun yüzde 5,7’sini oluştururken 2023’te ilk kez yüzde 10’un üzerine çıkarak Türkiye’yi çok yaşlı ülkeler kategorisine taşıdığını da ifade etti. Yaşlanan nüfus ve beklenen yaşam sürelerinin artması, tüm nüfusu kapsayacak bir uzun vadeli bakım sigortası ihtiyacını artık çok daha net biçimde ortaya koyuyor. Rakamlar ve istatistikler, kamu kurumlarının bu alanda somut adımlar atması gerektiğine işaret ediyor.

Bunun yanı sıra doğuşta beklenen yaşam süresinin artması da bireylerin yaşlılık ve emeklilik sürecinin uzaması anlamına geliyor. Uzun vadeli kamu politikalarının şekillenmesinde ve sigorta şirketlerinin gelecek döneme yönelik risk stratejilerini geliştirme sürecinde kritik bir rol oynayan bu veriler, bakım sigortasının önemini çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun mevcut ölümlülük riskleri gözeterek hazırladığı “Cinsiyete Göre Türkiye Tek Yaş Hayat Tablosu”; beklenen yaşam süresi, belirli bir yaştan sonra hayatta kalma oranı, ölüm hızı ve ölüm olasılığı gibi önemli verileri ortaya koyuyor. 2022-2024 periyodunu referans alan istatistik tablosunda doğuşta beklenen yaşam süresinin 78,1 yıl olduğu görülüyor. Bununla birlikte 65 yaşına ulaşmış bir bireyin bu yaştan sonra yaşaması beklenen süre kadın ve erkeklerde ortalama 18,1 yıl olarak karşımıza çıkıyor. Bu yaşa ulaşmış bir bireyin ölüm olasılığı ise yüz binde 1.287 ile ifade ediliyor. 2021-2023 dönemine ait istatistiklerde ise 65 yaşına ulaşmış bireylerin beklenen yaşam süresi 17,4 yıl düzeyindeydi.Türkiye genelinde 50 yaşında olan bir kişinin kalan yaşam süresi ortalama 30,9 yıl oldu. 50 yaşındaki bir bireyin ölüm olasılığı ise yüz binde 284 olarak hesaplandı.1927-2000 yılları arasındaki nüfus sayımlarını gözlem dönemi olarak alan, 2010 referanslı hayat tablosuna baktığımızda ise 65 yaşından sonra beklenen yaşam süresinin erkeklerde 14,1 yıl, kadınlarda ise 16,63 yıl olduğu görülüyor. Bu iki istatistiki veri, Türkiye’de 65 yaşından sonra beklenen yaşam süresinde meydana gelen artışı en somut haliyle ortaya koyuyor.

BAKIM SİGORTASI DÜNYADA YAYGINLAŞIYOR

Uzun vadeli bakım sigortasının dünyadaki örneklerine bakıldığında, sistemin ilk olarak Almanya’da uygulandığı görülüyor. 1995 yılında Soziale Pflegeversicherung adıyla bakım sigortasını zorunlu olarak hayata geçiren Almanya, bu alanda öncü bir rol üstlendi. Evde bakım, huzurevinde yatılı bakım, gündelik yaşam desteği ve konut tadilat hibesi gibi hizmetleri kapsayan sistemin primleri çalışan ve işveren tarafından ortaklaşa ödeniyor. Almanya Federal Sağlık Bakanlığı’nın 2025 verilerine göre ülkede yaklaşık 6 milyon kişi uzun vadeli bakım sigortasından yararlanıyor.

Bir diğer önemli örnek ise yaşlı nüfus oranı yüzde 30’u aşan Japonya’da uygulanan Kaigo Hoken sistemi. 2000 yılında yürürlüğe giren sistemin temel amacı, ileri yaştaki bireylere uygun maliyetli ve kaliteli bakım hizmeti sunmak. 40 yaş ve üzerindeki vatandaşlar için zorunlu olan sisteme 7 milyondan fazla kişinin başvurduğu belirtiliyor. Uzun vadeli bakım sigortasını yakın dönemde uygulamaya koyan ülkelerden biri de dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olan Çin oldu. Devlet kurumları tarafından yayımlanan yönergeler doğrultusunda hayata geçirilen sistem, istihdam durumuna bakılmaksızın tüm nüfusu kapsayacak şekilde tasarlandı. İsveç’te ise yaşlı bakım hizmetleri, özel bakım sigortasına dayalı bir model yerine doğrudan kamu tarafından finanse edilen bir sistemle yürütülüyor. Sistemin temel finansman kaynağını yerel ve ulusal düzeyde toplanan vergiler oluşturuyor. Bireyler yalnızca gelir durumlarına göre sınırlı bir katkı payı öderken, bu yapı sayesinde bakım hizmetleri herhangi bir sigorta zorunluluğu olmaksızın tüm vatandaşlar için erişilebilir hale geliyor.

Türkiye Sigorta Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Şenol Serkan Şentürk:

Yaşlı bakım sigortası ancak kamu modeli ile mümkün olabilir

Türkiye Sigorta Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Şenol Serkan Şentürk, uzun vadeli bakım sigortasının dünyadaki uygulamalarını örnek vererek, “Yaptığımız çalışmalar sonucunda geniş kitlelere ulaşabilecek bir yaşlı bakım sigortası ancak kamu modeli ile mümkün olabilir” tespitinde bulundu.

Türkiye Sigorta Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Şenol Serkan Şentürk konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede Türkiye’de yaşanan demografik dönüşüme dikkat çekerek, şu ifadelere yer verdi. “Nüfusun yaşlanması artık ülkemiz için de bir gerçeklik olmuş durumda. TÜİK tarafından açıklanan 2023 nüfus istatistiklerine göre ülkemiz, tarihinin en düşük doğum oranı (binde 1) ile karşı karşıya. 2022’de bu oran binde 7 olarak kayıtlara geçmişti. Yine bir diğer önemli gösterge 65 yaş üstü nüfusun toplam nüfusa oranı ilk kez %10,2 ile çift haneye ulaştı. 2040’ta bu oranın %16-17 seviyesine çıkması bekleniyor.

PRİM ESASLI MODEL ŞU ANDA REVAÇTA

Yaşlı bakımı konusunda dünyadaki örneklere de değinen Şentürk, bu konuda prim esaslı olan ve prim esaslı olmayan iki modeli örnek olarak sundu: “İskandinav ülkelerinde vergi gelirleri ile genel bütçe içerisinden karşılanmaktadır; yaşlı bakımına ilişkin ayrı bir prim ödemesi yapılmamaktadır. Prim esaslı dediğimiz model ise yaşlı bakımını sosyal güvenlik sistemi çatısı altında konumlandırmakta; emeklilik, sağlık, kaza, işsizlik sütunlarının yanına ilave bir sütun olarak eklenmektedir. Bu model 1995’te Almanya uygulaması ile gündeme gelmiştir. Japonya nın da 2000’de Almanya modelini kendine adapte etmesi ile birlikte prim esaslı model şu anda yaşlı bakım sigortasında daha revaçta bir model haline geldi.” Japonya’da bakım sigortası bütçesinin %50’si primlerden, %50’si devlet (genel bütçe/belediyeler) katkısından oluşmaktadır. Bu konuda özel yaşlı bakım sigortasını bir alternatif olarak da değerlendiren Şentürk, “Yaptığımız çalışmalar sonucunda geniş kitlelere ulaşabilecek bir yaşlı bakım sigortası ancak kamu modeli ile mümkün olabilir” tespitinde bulundu. Konuyla ilgili değerlendirmesine ABD örneği ile devam eden Şentürk, “ABD daha ilginç bir örnektir. Gelişmiş bir kamu sosyal güvenlik sistemine sahip olmayan ABD’de ürüne hızlı bir giriş yapılmış, 2000’li yılların başında ürünü sunan şirket sayısı 100’ün üzerine çıkmıştır. Piyasanın başlangıcında ciddi bir rekabet olmuş, düşük primlerle yüksek Adendum Yönetici Ortağı ve Aktüer Ali Haydar Elveren: sayıda satış gerçekleşmiştir. Ancak 30 yıllık bir sürede ürünün sonuçları yavaşça görülmeye başlanmış ve ürün deneyimi elde edilebilmiştir. Bu da yenileme garantili ve sabit primli bu ürünün karlılık analizlerinin geriden takibine sebep olmuştur. Bu analizlerle, üretilen poliçelerin primlerinin düşük olduğu anlaşılmış ve düzenleme otoritesinden fiyat artışı için onay talep edilmiştir. Düzenleme otoritesi bu taleplerin uzun süreli bir ürün için yetersiz veri ve tecrübeye dayandığını belirterek kimi talepleri reddetmiş veya kimisine çok uzun sürelerde dönüş yapmış, bu da ihtiyaç duyulan prim artışlarını geciktirmiş, talep edilen artışın güncelliğini yitirmesine sebep olmuştur. Bu tecrübelerden çıkan ve hâlihazırda geçerli olan sonuç; ürünün adeta bir elemanter sigorta gibi yıllık bir ürün olup, her yıl fiyat revizesi gerektiğidir. Tüm bu gelişmeler sonucu ABD’de şu an sektörde hizmet veren şirket sayısı 120’lerden 6-7’lere düşmüştür. 338 milyon nüfusa sahip ülkede yürürlükteki özel yaşlı bakım sigortası poliçesi sayısı sadece 4,9 milyondur. Yılık yeni iş poliçe sayısı 50 binin altındadır” diye konuştu.

BAŞARILI MODELLERDE PRİM PAYLAŞIMI ESASTIR

Şentürk, açıklamasına şöyle devam etti: Dünya tecrübeleri gösteriyor ki sistem öncelikle zorunlu bir kamu modeli olarak kurulmalıdır. Sigorta sektörü nasıl birinci basamak kamu sağlık ve emeklilik sistemlerinin tamamlayıcısı, destekleyicisi rolünü üstleniyorsa, uzun dönemli bakım sigortasında da aynı tamamlayıcı/ destekleyici rolü üstlenmelidir. “Kamu modellerinde prim esaslı model şu an için en tercih edilen modeldir. Sistemde bir birikim dönemi olmalı (örneğin 10 yıl), kişi minimum 10 yıllık prim ödemesi sonrası tazminata hak kazanabilmelidir.” Sistem bir yaşlı bakım modeli ise, tazminattan yararlanabilmek için belli bir yaşı geçmiş olmak gerekmektedir, örneğin 65 yaş. Primler uzayan ömürle birlikte kaçınılmaz olarak artacaktır. Bütün başarılı modellerde primin çalışan, işveren ve devlet arasında paylaşılması esastır.”

Adendum Yönetici Ortağı ve Aktüer Ali Haydar Elveren:

Bakım ihtiyacı önemli bir finansman gereksinimi yaratıyor

Yaşlılıkta artan sağlık harcamalarının ve bakım ihtiyacının önemli bir finansman gereksinimi yarattığını belirten Adendum Yönetici Ortağı ve Aktüer Ali Haydar Elveren, bakım sigortaları için sigorta şirketlerinin şimdiden yatırım yaparak akreditasyon sistemlerini oluşturması gerektiğinin altını çizdi.

Türkiye nüfusunun hızla yaşlandığını vurgulayan Adendum Yönetici Ortağı ve Aktüer Ali Haydar Elveren, doğurganlık oranlarındaki düşüş ve tıp dünyasındaki gelişmelerle birlikte yaşlanma hızının daha da artacağını belirterek, genç bir nüfusa sahip olmanın demografik fırsat penceresi olarak adlandırıldığını ancak bu fırsatın iyi kullanılmadığında büyük bir tehdit içerdiğini de ifade etti. Ali Haydar Elveren, konuyla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: “Ülkenin genç nüfusunun daha çok çalışması, kayıtlı istihdamın artması halinde hem sosyal güvenlik sistemleri hem de tamamlayıcı emeklilik sistemleri büyüme ve gelişmeye devam eder. Oysa ülkemizde halen bu genç nüfusa rağmen aktüeryal açıkları artan bir kamu emeklilik sistemi varken, genç nüfusun azalması ve emekli sayısının artması ile sorunların daha da artması beklenebilir.” Tamamlayıcı emeklilik sistemlerinin önemine de değinen Ali Haydar Elveren, kamu emeklilik sistemlerinin daha düşük gelir vermesinin bu sistemlere olan ihtiyacı artırdığını belirtti. Ali Haydar Elveren bu konuda da şu tespitlerde bulundu: “Bireyler kamu emeklilik sistemleri ile zorunlu olarak hem sağlık hem emeklilik hakları için prim ödemektedirler. Ayrıca, kamu emeklilik sistemine ek refah seviyelerini korumak için ek emeklilik geliri için de çalışma hayatlarında mutlaka birikim yapmaları gerekir. Buna ek olarak özellikle emeklilikte artan yaşam beklentisi ile emeklilik dönemi için ihtiyaç duyulan finansal birikimin de daha fazla olması gerekir. Bu ya daha yüksek katkı ya daha akıllı uzun vadeli yatırım ile mümkün olacaktır. Emeklilik şirketlerinin bu artan yaşam beklentilerini de dikkate alarak daha uzun vadeli ve sürdürebilir birikim ve emeklilik ürünlerini (emeklilik gelir planları ve ömür boyu maaş seçenekleri) katılımcılara sunmaları uygun olacaktır.”

SİGORTA ŞİRKETLERİ BU ALANDA YATIRIM YAPMALI

Uzun süreli bakım sigortası kavramının çok uzun zamandan beri yaygın olarak bilinmese de sektörde olan prestij ürünlerden biri olduğunu ifade eden Ali Haydar Elveren, yaşlılıkta ek emeklilik maaşının yanında artan sağlık harcamalarının ve bakım ihtiyacının, önemli bir finansman gereksinimi yarattığının altını çizdi. “Özellikle emeklilikte uzun yaşama ile birlikte bu ihtiyaç her yıl daha da artmaktadır” diyen Ali Haydar Elveren, sözlerini şöyle sürdürdü: Burada kamunun yaşlı bakım ihtiyacını kamu özel iş birliği ile hem finansman hem arz yönlü şekilde çizmesi ve bireylerin emeklilik dönemleri için bu tür ürünlere de kaynak ayırması beklenebilir. Bununla birlikte, ‘yerinde yaşlanma’ konsepti, teknolojinin de gelişimiyle, ara bir çözüm olarak kurgulanarak, yaşlı bireyin konutunu akıllı bir ekosisteme dönüştüren bağımsızlığı ve güvenliği aynı anda sunan ortamlar da oluşturulabilir. “Uzun süreli sağlık sigortalarının, ömür boyu maaş (annuite) ürünlerinin ve uzun süreli bakım sigortalarının bir bütünlük içerisinde hem finansmanı hem de ürün arzı açısından birlikte değerlendirilmesi gerektiğini de söyleyen Ali Haydar Elveren, “Bakım sigortaları için sigorta şirketlerinin bu alanda yatırım yapması ve akreditasyon sistemlerini de oluşturması gerekir. Yaşlanma ile birlikte talep artacaktır ancak buna ilişkin hazırlıkların da yapılması, şirket bazlı çözümlerin yanında sektör bazlı çözüm yolları da araştırılması gerekmektedir” dedi.

Yorum yazın