Uzun ömürlü bir hayatın en önemli finansal güvencesi sigorta

Uzun ömürlü bir hayatın en önemli finansal güvencesi sigorta

Giderek uzayan yaşam süresi sağlık harcamaları ve emeklilik ihtiyaçlarını artırıyor. Bu yeni çağda sigorta, bireylerin geleceğe güvenle bakmasını sağlayan en önemli finansal çözüm haline geliyor. Cenevre Derneği’nin ‘Sigorta ve Uzun Ömür Ekonomisi: 100 Yıllık Yaşamlar Çağında Koruma Sağlamak’ başlıklı raporu, artan yaşam süreleri ve azalan doğum oranlarının getirdiği sosyal ve ekonomik zorlukları ele alıyor. İnsanların uzun yaşam risklerinin farkında olduğunu ancak bu riskleri yönetme konusunda hazırlıksız olduklarını vurguluyor. Raporda, sigorta şirketlerinin bu duruma uyum sağlamak için ürünlerini ve hizmetlerini nasıl yenileyebileceği inceleniyor.

Günümüzde tıp ve teknoloji alanındaki gelişmeler, yaşam süresinin uzamasına önemli ölçüde katkı sağlıyor. Ancak bu olumlu gelişme, bazı ekonomik ve sosyal riskleri de beraberinde getiriyor. Yaşlanan nüfus, sağlık harcamalarının artması, emeklilik gelirlerinin yetersiz kalması ve bağımlı yaşlı bireylerin çoğalması gibi riskleri doğuruyor. Bu bağlamda, uzun ömür risklerine karşı bireylerin finansal güvenliğini sağlamak ve sosyal refahı korumak açısından sigorta sektörü kritik bir rol üstleniyor.

Küresel sigorta sektörüne dair raporlarıyla önde gelen düşünce kuruluşlarından biri olan Cenevre Derneği’nin (The Geneva Association) ‘Sigorta ve Uzun Ömür Ekonomisi: 100 Yıllık Yaşamlar Çağında Koruma Sağlamak’ başlıklı raporu, artan yaşam süresi ve azalan doğurganlık oranlarının demografik yapıyı değiştirdiğini vurguluyor. İnsanlar genelde uzun yaşam risklerinin farkında olsa da, bu risklerle başa çıkma konusunda yeterince hazırlıklı olmadıklarını düşünüyorlar. Rapor, sigorta şirketlerinin sağlık, varlık ve uzun ömür kesişiminde yenilikçi çözümler sunarak bu fırsatlardan yararlanabileceğini belirtiyor. Artan yaşam süreleri ve azalan doğum oranlarının getirdiği sosyal ve ekonomik zorlukları ele alıyor. İnsanların uzun yaşam risklerinin farkında olduğunu ancak bu riskleri yönetme konusunda hazırlıksız olduklarını vurguluyor. Raporda, sigorta şirketlerinin bu duruma uyum sağlamak için ürünlerini ve hizmetlerini nasıl yenileyebileceği inceleniyor.

İNSANLAR UZUN YAŞAM RİSKLERİNİN FARKINDA

Artan yaşam süresi ve düşen doğum oranları, sağlık sistemlerini zorluyor ve finansal güvenliği tehlikeye atıyor. Bu durum, sigortacılığın koruma rolünde yenilik fırsatları yaratıyor. Rapora göre, insanlar uzun yaşam risklerinin farkında ancak bu riskleri yönetmeye hazırlıklı değiller. Sigorta şirketlerinin ürünlerini geliştirerek sağlık süresi ve finansal kaynakların yaşam süresiyle daha iyi örtüşmesini sağlaması gerekiyor.

Artan yaşam süresi ve düşen doğurganlık oranları, daha az çalışan nüfusla desteklenen büyüyen bir yaşlı nüfus ortaya çıkararak yeni bir demografik gerçeklik yaratıyor. Sigorta şirketlerinin bu zorlukları ve fırsatları ele almak için geliştirdiği yenilikçi stratejileri inceleyen Cenevre Derneği’nin ‘Sigorta ve Uzun Ömür Ekonomisi: 100 Yıllık Yaşamlar Çağında Koruma Sağlamak’ başlıklı raporu, Asya, Avrupa ve Amerika’dan 12 ülkede 15 bin kişiyle yapılan anketin sonuçlarını inceliyor. Gelişmiş ülkelerdeki insanlar genelde yaşam sürelerini olduğundan kısa tahmin ederken, gelişmekte olan ülkelerdeki kişiler ise daha uzun ömür bekliyor. Çoğu katılımcı, uzun yaşamın getirdiği sağlık hizmetleri ve birikim yapma zorlukları konusunda endişeli. Ancak, bu risklerle başa çıkma konusunda kendilerini olduğundan daha hazırlıklı görüyorlar.

Rapor, sigorta şirketleri için önemli fırsatlar olduğunu belirtiyor. Sigorta; aile ve hükümetin yanında, insanları uzun yaşama hazırlamak için en önemli 3 kurumdan biri olarak görülüyor. Rapora göre; sağlık, varlık ve uzun yaşam kesişimlerini ele alan çözümler – örneğin, önleyici sağlık hizmetlerini destekleyen grup sağlık planları ve birikim ile harcama aşamalarını daha esnek yöneten tasarruf mekanizmaları – daha uzun çalışma sürelerini destekleyebilir, kademeli emekliliği teşvik edebilir ve kamu bakım sistemlerini tamamlayabilir.

Rapora göre, dünya nüfusu 1950’lerden bu yana 3 katından fazla artarak 2025’te 8 milyarı aştı. Doğum oranlarının düşmesi ve yaşlanan nüfus, daha uzun yaşam süreleriyle birlikte yeni ihtiyaçlar ve kırılganlıklar ortaya çıkarıyor. Daha az genç insanın desteklediği bu demografik değişim, toplumsal normları ve ekonomik yapıları zorluyor.

UZUN YAŞAMAK VE YAŞLANMAK FARKLI KAVRAMLAR

“Uzun ömür” genellikle “yaşlanma” ile karıştırılsa da, ikisi farklı kavramlar. Uzun ömür, yaşam süresini ifade ederken, yaşlanma fizyolojik bütünlüğün kaybıyla işlevsel bozulmayı tanımlıyor. Uzun ömürün bireyler üzerindeki etkisini anlamak için sadece yaşa odaklanmak yerine biyoloji, yaşam tarzı, varlık durumu ve çevresel faktörler gibi yaşam boyu etkenler incelenmeli. Ekonomik etkiler ise, uzayan yaşam süresine uyum sağlandıkça değişen üretim ve tüketim alışkanlıkları üzerinden değerlendiriliyor.

Rapora göre; hayat ve sağlık sigortaları, başlangıçta erken ölüm riskine karşı koruma sağlarken, günümüzde daha çok uzun ömür riskini (yani birikimlerin tükenme olasılığını) yönetmeye odaklanıyor. Ancak, Küresel Finansal Kriz’den bu yana düşük faiz oranları nedeniyle bu tür birikim ürünlerine olan talep azaldı. Aynı zamanda, kronik ve yaşa bağlı hastalıkların artmasıyla sağlık sigortaları da tıbbi maliyet enflasyonuyla karşı karşıya.

Raporda, eğer kronolojik yaş ile biyolojik yaş arasındaki ilişki daha esnek hale gelirse, uzun ömür riskini etkileyen faktörlerin de değişebileceğine dikkat çekiliyor. Örneğin, insanlar belirli bir yaşta emekli olup birikimlerini tüketmek yerine, biyolojik yaşlarına bağlı olarak (daha iyi sağlık müdahaleleriyle desteklenerek) daha uzun süre tasarruf yapabilir veya kariyerlerine ara verdikten sonra yeniden çalışmaya başlayabilirler. Bu durum, hem sağlık hem de hayat sigortası için yeni fırsatlar ve zorluklar yaratabilir.

Uzun ömür, sadece birikimlerin tükenmesi riskini değil, sağlıksız yaşlanma nedeniyle fiziksel ve zihinsel yetilerin azalması riskini de içeriyor. Bu durum, sigorta şirketlerinin “çalışma yaşı” ve “yaşlılık” kavramlarını yeniden tanımlamasını, “hastalıktan sağlığa” odaklanmasını ve iş modellerini sadece emekliliğe kadar değil, emeklilik süresince de finansal güvenliği sağlamaya yönelik olarak yeniden şekillendirmesini gerektiriyor.

SEKTÖR UZUN YAŞAM TRENDLERİNE UYUM SAĞLAMALI

Raporda, sigorta sektörünün uzun ömür trendlerine uyum sağlaması ve değişen risk ortamında sürdürülebilir çözümler geliştirmesi için kritik öneme sahip 4 stratejik hususa şu şekilde yer veriliyor:

  1. Sigorta müşteri tabanının demografik değişimlerle nasıl evrilebileceği ve bunun sigortacıların geleneksel risk eşiği için ne anlama geldiği:
    Nüfusun yaşlanması ve doğum oranlarının düşmesi gibi demografik değişimler, sigorta şirketlerinin müşteri profillerini ve risk algılarını yeniden değerlendirmesini gerektirebilir. Örneğin, daha yaşlı bir nüfus, farklı sağlık ve emeklilik ihtiyaçları doğurabilir.
  2. Uzun ömür trendlerine bağlı olarak tüketici davranışlarındaki değişimlerin sigorta ürünlerini nasıl etkileyebileceği:
    İnsanların daha uzun yaşaması, sağlık, emeklilik ve uzun vadeli finansal planlama ihtiyaçlarını artırabilir. Sigorta şirketleri, bu değişen ihtiyaçlara uyum sağlamak için ürünlerini yeniden tasarlamak zorunda kalabilir.
  3. Değişen risk durumunda ölçeklenebilirlik için gereken koşullar, özellikle bazı risklerin piyasa başarısızlıklarına yatkın olabileceği durumlarda:
    Uzun ömürle birlikte ortaya çıkan yeni riskler (örneğin, kronik hastalıkların artması), sigorta şirketleri için ölçeklenebilir çözümler geliştirmeyi zorlaştırabilir. Bu tür riskler, piyasa başarısızlıklarına yol açabileceğinden, yenilikçi yaklaşımlar gerektirebilir.
  4. Sigorta şirketlerinin bu risklerle başa çıkma şeklini etkileyebilecek yeni piyasa gelişmeleri:
    Teknolojik ilerlemeler (yapay zekâ, büyük veri), regülasyon değişiklikleri ve yeni finansal araçlar, sigorta şirketlerinin risk yönetimi stratejilerini yeniden şekillendirebilir. Bu gelişmeler, riskleri daha etkili bir şekilde ölçme ve yönetme fırsatları sunabilir.

Cenevre Derneği, insanların uzun ömürle ilgili genel algılarını, endişelerini, yaşlandıkça hazırlık durumlarını ve daha uzun bir yaşam için hazırlık sürecinde değer verdikleri kurumları araştırmak üzere bir anket çalışması yaptı. Toplamda 12 ülkede 15 bin katılımcıyla gerçekleştirilen ankette şu 4 dört temel mesaj öne çıktı:

  1. Uzun Ömür Algısı ve Endişeler:
    Katılımcılar, uzun ömürün hem fırsatlar hem de zorluklar getirdiğini düşünüyor. Özellikle sağlık sorunları, finansal güvence eksikliği ve yaşlılıkta yalnız kalma korkusu gibi endişeler ön planda.
  2. Hazırlık Durumu:
    Birçok kişi, uzun bir yaşam için yeterince hazırlıklı olmadığını belirtiyor. Özellikle finansal planlama ve sağlık önlemleri konusunda eksiklikler olduğu görülüyor.
  3. Kurumlara Duyulan Güven:
    Katılımcılar, uzun ömürle ilgili hazırlıklarında en çok devlet kurumlarına ve sigorta şirketlerine güveniyor. Ancak, bu kurumların mevcut hizmetlerinin yetersiz olduğu yönünde eleştiriler de var.
  4. Çözüm Beklentileri:
    İnsanlar, uzun ömürle başa çıkmak için daha erişilebilir, uygun maliyetli ve kişiselleştirilmiş çözümler bekliyor. Özellikle sağlık hizmetleri, emeklilik planları ve uzun vadeli finansal ürünlerde yenilikçi yaklaşımlar talep ediliyor.

Bu bulgular, uzun ömür trendlerinin bireyler ve kurumlar üzerindeki etkilerini anlamak ve bu alanda daha etkili politikalar ve ürünler geliştirmek için önemli bir temel sağlıyor.

*Anket; Brezilya, Çin, Fransa, Almanya, Hindistan, İtalya, Japonya, Meksika, İspanya, Güney Kore, İngiltere ve ABD’de gerçekleştirildi.

İNSANLARIN UZUN ÖMÜR TAHMİNLERİ ÜLKELERE FARKLI

Rapora göre, gelişmekte olan ülkelerdeki bireyler genellikle ömürlerini olduğundan daha uzun tahmin ederken, gelişmiş ülkelerdekiler (İngiltere ve ABD hariç) ömürlerini daha kısa tahmin etme eğiliminde. İngiltere ve ABD’de ise tahminler genellikle doğruya yakın.

Küresel olarak, uzun ömürle ilgili endişeler finansal kaygıların ötesine geçiyor ve sağlık sorunları ile yalnızlık gibi konuları da kapsıyor. Bu durum, ileri yaşlarda yaşam kalitesine yönelik artan bir odaklanmayı vurguluyor. İnsanlar sadece daha uzun yaşamak değil, aynı zamanda bu ekstra yılları sağlıklı ve anlamlı bir şekilde geçirmek istiyor.

Bu bulgular, uzun ömürle ilgili politikaların ve ürünlerin yalnızca finansal boyutla sınırlı kalmaması, aynı zamanda sağlık, sosyal bağlantılar ve genel refah gibi konuları da kapsayacak şekilde genişletilmesi gerektiğini gösteriyor.

İnsanlar, uzun yaşamın getirdiği zorluklardan endişe duymakla birlikte, bu zorluklara karşı hazırlıklı olduklarını abartma eğiliminde. Katılımcıların 3’te 2’sinden fazlası, sağlık hizmetlerine erişim, emeklilik birikimlerinin yeterliliği ve kamu güvenlik ağlarının sağlamlığı konusunda kaygı duyarken, bu alanlardaki hazırlık durumlarını olduğundan daha iyi değerlendiriyor. Bu durum, genel farkındalığın bireysel eyleme dönüştürülmesindeki güçlüğü ortaya koyuyor.

Rapora göre sigorta, uzun yaşamı desteklemede önemli bir kurum olarak görülüyor. Aile ve hükümetle birlikte yüksek bir öneme sahip olarak değerlendirilse de, genç yetişkinleri sigortaya dahil etmek hâlâ zorluklar içeriyor. Bu durum, ürünlerin daha cazip hale getirilmesi için sadeleştirilmesi gerektiğini gösteriyor.

SEKTÖR ÜRÜN VE HİZMETLERİNİ NASIL UYARLAYABİLİR?

Raporda, uzun ömür kavramının değişen doğasının, sigorta şirketlerine mevcut ve yeni ürünlerle deneme yapma fırsatı sunduğu belirtiliyor. Ayrıca, kronolojik yaş yerine sağlık süresine odaklanarak daha iyi uzun ömür sonuçları elde etmeyi ve varlık birikimi ile tüketimi için tamamen yeni modeller oluşturmayı mümkün kılıyor. Sigorta şirketleri, koruma, tasarruf ve hizmetleri entegre ederek, geleneksel “sağlık ve hayat” ile “birikim ve tüketim” ayrımlarını ortadan kaldıran stratejiler geliştirebilirler.

Raporda sigorta sektörünün, bireylerin daha uzun ve sağlıklı yaşamlarına uyum sağlamalarına yardımcı olmak için ürün ve hizmetlerini nasıl uyarlayabileceğini dair öneriler şu şekilde yer alıyor:

Birikim, varlık ve sağlık sürelerinin kesişim noktasında

Hayat sigortası ile sağlık arasındaki bağlantıları genişletin: Sağlık verileri ve giyilebilir teknoloji alanındaki ilerlemeler, dinamik risk değerlendirmeleri ve davranışsal teşvikler yoluyla daha sağlıklı, uzun yaşamları teşvik ederek, ölüm riskine karşı korumanın ötesine geçme fırsatı sunuyor.

Tasarruf ürünlerini daha esnek hale getirin: Varlık birikimi sırasında finansal piyasa dalgalanmaları önemli bir risk oluşturuyor. Yaşlılıkta yatırımı risksiz hale getiren hedef tarihli yıllık gelirler gibi ürünler, bu tür piyasa riskini sigortalılarla paylaşmak için daha da geliştirilebilir. Ayrıca, kredi ve tasarruf özelliklerini birleştirerek veya düşük gelirli gruplar için yüzdeye dayalı tasarruflara izin vererek tasarruf yapmak kolaylaştırılabilir.

Sağlık sürelerini risksiz hale getirerek çalışma yıllarını artırın: Grup sağlık sigortası planları, daha sağlıklı bir iş gücünü korumaya yardımcı olacak şekilde geliştirilebilir; böylece çalışma süreleri uzatılarak servet birikimi artırılabilir.

Kısa vadeli poliçe döngülerinden, sigortalıların ihtiyaçlarını karşılamak için net kriterlere sahip 3 yıllık sürelere geçiş yapın: Daha uzun bir poliçe döngüsü, genellikle yıllık fiyatlandırılan sağlık ürünleri için uygun olmayan hedeflenmiş stratejilere yatırım yapılmasına da olanak tanır.

Tüketim, varlık ve sağlık sürelerinin kesişim noktasında

Uzun ömür, ölüm ve sağlık risklerini birleştirin: Mevcut hibrit ürünler genellikle tüketiciler tarafından yeterince anlaşılamıyor; bu durum, farkındalığın artırılması ve daha iyi pazarlama stratejilerinin gerekliliğini vurguluyor. Ölüm korumasını, uzun süreli bakım veya kritik hastalık sigortası gibi yaşam faydalarıyla birleştiren hayat sigortası ürünleri ve ileri yaşlarda ödeme yapan ertelenmiş yıllık gelirler geliştirilebilir. Ayrıca, modern bir tontin planının yıllık gelirlerle birleştirilmesi de test edilebilir.

Uzun süreli bakım sigortasını yeniden düşünün: Özel olarak finanse edilen uzun süreli bakım sigortası veya ertelenmiş yıllık gelirler, kamu çözümlerini tamamlayabilir. Örneğin, gönüllü sigorta, bağımlılık durumunda geçirilen ortalama sürenin ötesindeki yılları ve pahalı yaşam sonu risklerini kapsayabilir. Uzun süreli bakım sigortası, pahalı kurumsal bakım hizmetlerinden, sigortalıların mümkün olduğunca uzun süre fiziksel olarak bağımsız kalmalarına olanak tanıyan, varlık hafif modellerine doğru kayabilir.

Yarı zamanlı çalışma ve yarı zamanlı emekliliği harmanlayan dördüncü bir emeklilik sütununu güçlendirin: Yeni çalışma modelleri, sigortacıların kademeli kariyer geçişleri için yeni birikim çözümleri geliştirmelerine olanak tanıyor. Bu, kurumsal müşterilere iş gücü demografisi ve emeklilik hazırlığı konusunda yardımcı olmayı da içerebilir; bu da uzatılmış kariyerleri teşvik edebilir ve işverenleri yetenekleri elde tutmak için daha esnek çalışma ve beceri geliştirme programları uygulamaya yönlendirebilir.

Kamu politikası ile etkileşim noktasında

Uzun ömür okuryazarlığını teşvik edin: Geleneksel, bağımsız finansal danışmanlığa erişim genellikle varlıklı bireylerle sınırlı. Dijital kaynaklar bu durumu kısmen demokratikleştirmiş olsa da, birçok kişi kendi başına karar almak zorunda kalıyor ve bu da yaşlılıkta yetersiz sigortalanmaya yol açıyor. Sigortacıların etik standartları koruyarak optimal danışmanlık sunmalarını kolaylaştırmak için politika eylemlerine ihtiyaç var.

Sigortada veri kullanımını yeniden değerlendirin: Veri düzenlemeleri, özellikle sağlık ve giderek artan bir şekilde hayat sigortası ürünlerini şekillendirmede etkili. Kişisel verilerin kullanımı hedefli müdahalelere olanak tanısa ve risk yönetimini iyileştirse de, etik endişeler doğuruyor ve korumaya erişimini sınırlayabiliyor. Genetik tarama ve tanıdaki ilerlemeler bu sorunları daha da artırıyor. Buna karşılık, bu teknolojiler uzun ömürlülüğü önemli ölçüde artırabilir. Kişiselleştirilmiş koruma ve adaleti dengelemek için net bir politika diyaloğuna ihtiyaç var.

Kamu politikacıları ile koordine olun: Küresel emeklilik koruma açığının yıllık 1 trilyon dolar olduğu tahmin ediliyor. Politikacılar, kamu güvenlik ağlarını tamamlamak için özel sektörün daha fazla uzun ömür ve sağlık riskini üstlenmesini giderek daha fazla bekliyor, bu da yenilikçi yıllık gelirler, garantili birikimler ve sağlık sigortası ürünlerini desteklemek için sermayeyi çeken düzenleyici çerçeveleri gerektiriyor. Sigortacılar ve politikacılar arasındaki diyalog, ödeme gücü standartları, vergilendirme, sosyal bakım ve kamu-özel sigorta çözümleri üzerine odaklanarak hayati önem taşıyor.

‘SEKTÖR İNSANLARIN DAHA UZUN YAŞAMLARINI GÜVENLE SÜRDÜREBİLMELERİ KONUSUNDA ÖNEMLİ BİR KONUMDA’

Cenevre Derneği Genel Müdürü Jad Ariss, raporla ilgili şunları söyledi: “Uzun ömür devrimi, çağımızın en belirleyici zorluklarından ve aynı zamanda en büyük fırsatlarından biri. Sigorta sektörü, insanların daha uzun yaşamlarını güvenle sürdürebilmeleri konusunda benzersiz bir konuma sahip. Ancak bu, cesur inovasyonları ve sektör genelinde, politikacılarla güçlü iş birliklerini gerektirecektir. Raporumuz, yaşam sürelerinin yalnızca uzamakla kalmayıp aynı zamanda daha sağlıklı ve finansal olarak daha güvenli olmasını sağlamaya yönelik öneriler sunmaktadır.”

‘İNSANLAR DAHA UZUN YAŞAM SÜRELERİNİN GETİRDİĞİ RİSKLERİ YÖNETMEDE SİGORTANIN OYNADIĞI ROLÜN FARKINDA’

Cenevre Birliği Sağlık ve Demografi Direktörü ve raporun yazarı Adrita Bhattacharya-Craven, raporla ilgili şu ifadelere yer verdi: “İnsanlar, daha uzun yaşam sürelerinin getirdiği risklerin ve bu riskleri yönetmede sigortanın oynadığı rolün farkında. Ancak, bu farkındalığı eyleme dönüştürmek hâlâ önemli bir zorluk. Raporumuz, bu boşluğu kapatmaya yönelik yolları ele alıyor. Temel nokta, ürün odaklı bir yaklaşımdan ziyade, insanların birikimlerini tüketme riski, yaşlılıkta fiziksel bağımsızlıklarını veya sosyal bağlarını kaybetme ya da değişen çalışma modellerine uyum sağlama gibi zorluklarla başa çıkmalarına yardımcı olacak çözümler üzerine odaklanan bir yaklaşıma geçmektir.”

KÜRESEL EMEKLİLİK TASARRUF AÇIĞININ 2050’YE KADAR 483 TRİLYON DOLARA ÇIKMASI BEKLENİYOR

150’den fazla ülkede danışmanlık, kurumsal finansman, strateji gibi alanlarda faaliyet gösteren Ernst&Young’ın (EY) ‘Sigorta Şirketleri Değer Yaratma Sürecini Nasıl Hızlandırabilir: Boşluklardan Kazanımlara’ başlıklı raporunda, en büyük koruma açıklarının – emeklilik tasarrufları ve iklim – giderek büyümeye devam ettiği belirtiliyor. Küresel emeklilik tasarruf açığının, 2022’de 106 trilyon dolardan 2050’ye kadar 483 trilyon dolara çıkmasının beklendiği belirtilen raporda, uzayan yaşam süreleri ve dünya genelinde yaşlanan nüfus nedeniyle, yaşlı bireylere düzenli gelir sağlayan ürünlere duyulan ihtiyacın arttığına dikkat çekiliyor. Bu noktada, sigorta sektörünün toplum genelinde finansal güvenliği teşvik etmede önemli bir rol üstlendiğine vurgu yapılıyor.

“Gümüş tsunami” olarak adlandırılan ve Baby Boomer kuşağının büyük bir dalga halinde emeklilik yaşına ulaşmasını ifade eden bu demografik değişim, finansal miras planlama hizmetlerine olan talebin yanı sıra, sağlık programları ile desteklenmiş hayat ve sağlık sigortalarına olan ilgiyi de önemli ölçüde artıracağı belirtiliyor. Yalnızca ABD’de, 65 yaş ve üzeri nüfusun 2023’te 58 milyondan 2050’de 82 milyona çıkmasının öngörüldüğü raporda, önde gelen sigorta şirketlerinin, bu büyük varlık transferine hazırlıklı olabilmek için sundukları değer önerilerini net bir şekilde ortaya koymalarının gerekeceğine dikkat çekiliyor.

TÜRKİYE’DE DOĞUŞTA BEKLENEN YAŞAM SÜRESİ 78,1 YIL OLDU

TÜİK’in verilerine göre yeni doğmuş bir bireyin mevcut ölümlülük risklerine maruz kalması durumunda yaşaması beklenen ortalama yıl sayısı olarak tanımlanan ‘doğuşta beklenen yaşam süresi’ Türkiye’de 2021-2023 döneminde 77,3 yıl iken 2022-2024 döneminde 78,1 yıl oldu.

Türkiye’de 2021-2023 döneminde erkeklerde 74,7 yıl olan doğuşta beklenen yaşam süresi, 2022-2024 döneminde 75,5 yıl, kadınlarda ise 80 yıl iken 80,7 yıl oldu. Genel olarak kadınlar erkeklerden daha uzun süre yaşamakta olup erkekler ve kadınlar arasındaki doğuşta beklenen yaşam süresi farkı ise 5,2 yıl.

Türkiye’de 2022-2024 dönemi hayat tabloları sonuçlarına göre, 65 yaşında olan bir kişinin kalan yaşam süresi ortalama 18 yıl olarak hesaplandı. Erkekler için bu süre 16,3 yıl iken kadınlarda 19,6 yıl oldu. Diğer bir ifade ile 65 yaşındaki kadınların erkeklerden ortalama 3,3 yıl daha uzun yaşaması bekleniyor.

YAŞLI NÜFUS ARTIYOR

TÜİK’in verilerine göre Türkiye’de doğuşta beklenen yaşam süresi artıyor ve nüfus yaşlanmaya devam ediyor. Nüfusun yaş yapısının önemli bir göstergesi olan ortanca yaş ile yaşlı nüfus olarak tanımlanan 65 ve üzeri yaştakilerin oranının tüm senaryolara göre artması bekleniyor.

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçları temel alınarak yenilenen nüfus projeksiyonları 2023 yılı sonuçlarına göre ortanca yaş 34 iken 2050 yılında ana senaryoya göre 44,8, 2075 yılında 51,5 ve 2100 yılında 52,2 seviyesine ulaşması bekleniyor.

ADNKS 2023 yılı sonuçlarına göre, yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı ilk kez %10’un üzerine çıktı. Ana senaryoya göre yaşlı nüfus oranının 2050 yılında %23,1, 2075 yılında %31,7 ve 2100 yılında ise %33,6 seviyesine ulaşması bekleniyor.

Bağımlı nüfus toplamının, çalışma çağı nüfusunun yarısından az olduğu dönem, “demografik fırsat penceresi” olarak nitelendiriliyor. Çocuk nüfus olarak tanımlanan 15 yaş altı nüfusun toplam nüfusun %30’undan az, yaşlı nüfus olarak tanımlanan 65 yaş üzeri nüfusun ise toplam nüfusun %15’inden az olduğu dönemde demografik fırsat penceresinin açık olduğu değerlendiriliyor. Projeksiyon sonuçları 2030’un ilk yarısında yaşlı nüfus oranının %15’i aşacağına ve demografik fırsat penceresinin kapanacağına işaret ediyor.

AXA TÜRKİYE HAYAT VE EMEKLİLİK BAŞKANI VE İCRA KURULU ÜYESİ SELÇUK ADIGÜZEL:

Uzun yaşam riskine karşı erken yaşta tasarruf alışkanlığı kazanmak önem taşıyor

Uzayan yaşam süresi, düşen doğum oranları ve artan sağlık harcamalarının, sigorta sektörünün risk yönetimi anlayışını köklü biçimde değiştirdiğini vurgulayan AXA Türkiye Hayat ve Emeklilik Başkanı ve İcra Kurulu Üyesi Selçuk Adıgüzel, “Bu tablo, sektörün ürün ve hizmetlerini yeniden kurgulamasını zorunlu hale getiriyor” dedi.

Uzayan yaşam süresi, düşen doğum oranları ve artan sağlık harcamalarının, sigorta sektörünün risk yönetimi anlayışını köklü biçimde değiştirdiğini vurgulayan AXA Türkiye Hayat ve Emeklilik Başkanı ve İcra Kurulu Üyesi Selçuk Adıgüzel, “Hayat sigortalarında en önemli risk birikimlerin tükenmesi olurken, sağlık sigortalarında kronik hastalıkların artışı ve maliyet enflasyonu öne çıkıyor. Bu tablo, sektörün ürün ve hizmetlerini yeniden kurgulamasını zorunlu hale getiriyor. Özellikle Bireysel Emeklilik Sistemi, emeklilik döneminde yaşam standartlarının korunabilmesi için kritik bir rol üstleniyor. Devlet katkısı, uzun vadeli fon getirileri ve giderek gençleşen katılımcı profili sayesinde BES, uzun yaşam riskine karşı en güçlü araç haline geliyor. Sağlık tarafında dijital çözümler, önleyici hizmetler ve kişiselleştirilmiş poliçeler gündeme gelse de, esas mesele bireylerin gelirlerini ve finansal güvenliklerini koruyabilmek olarak öne çıkıyor. Türkiye’de yaşam süresi giderek artıyor. TÜİK verilerine göre doğuşta beklenen yaşam süresi 78,1 yıla yükselmiş durumda. Bu artış, emeklilik döneminin de çok daha uzun süreceği anlamına geliyor. Kamu emeklilik sistemlerinden sağlanan gelir, bu uzun dönemde tek başına yeterli olamayacağından BES’in önemi daha da artıyor. Bugün BES katılımcı sayısı 9,9 milyona, toplam fon büyüklüğü ise 1,6 trilyon liraya ulaşmış durumda. Sistemdeki en dikkat çekici gelişme ise yaş ortalamasının hızla düşmesi. 2022’de sisteme giriş yaşı ortalama 37 iken bugün 28’e gerilemiş durumda. 18 yaş altı BES uygulamasıyla yalnızca ağustos ayında sözleşme sayısının 1,8 milyona yaklaşması, bireylerin ve ailelerin erken dönemde tasarrufa yöneldiğini gösteriyor. Bu tablo, uzun yaşam riskine karşı erken yaşta tasarruf ve yatırım alışkanlığı kazanmanın ne kadar kritik olduğunu ortaya koyuyor. BES bu noktada yalnızca bireylerin değil, aynı zamanda ülke ekonomisinin sürdürülebilirliği açısından da stratejik bir güvence sunuyor” ifadelerini kullandı.

Cenevre Derneği’nin “Sigorta ve Uzun Ömür Ekonomisi: 100 Yıllık Yaşamlar Çağında Koruma Sağlamak” raporunun, insanların uzun yaşam riskinin farkında olduklarını ancak bu riskleri yönetmek konusunda hazırlıksız olduklarını ortaya koyduğunu belirten Adıgüzel, “Bu durum, sigorta bilincini artırmanın ne kadar önemli olduğunu gözler önüne seriyor. Finansal okuryazarlığın geliştirilmesi, genç yaşta tasarruf alışkanlığını teşvik edecek iletişim kampanyaları, kadınlar ve serbest meslek sahipleri gibi farklı kitlelere özel çözümler geliştirilmesi bu noktada ön plana çıkıyor. Ortalama yaşam süresinin 78 yılı aştığı bir dönemde, en büyük risk gelir ve yaşam standardını koruyamamak. BES bu riskin yönetiminde hem bireyler hem de toplum için en güçlü araç olmaya devam ediyor. AXA Türkiye olarak biz, uzun yaşam riskini sadece bir finansal mesele değil, aynı zamanda sağlık ve yaşam kalitesi meselesi olarak ele alıyoruz. BES ürünlerimizde gençleşen müşteri profiline odaklanıyor, sağlıkta ise dijital çözümlerle bireylerin daha sağlıklı ve aktif bir yaşam sürmesine destek oluyoruz. Ayrıca, AXA olarak biz de her yıl yayımladığımız Gelecek Riskleri Araştırması gibi çalışmalarla toplumun bu riskleri görmesine ve hazırlık yapmaları konusunda farkındalık yaratmaya çalışıyoruz” şeklinde konuştu.

Allianz Türkiye Hayat Sigortaları ve Bireysel Emeklilik Genel Müdür Yardımcısı Fisun Koç Doğan:

Tamamlayıcı tasarruf sistemlerinin daha etkin olması kritik önem taşıyor

Yaşlı bireylerin iyi olma halinin yalnızca sağlık hizmetlerine erişimle sınırlı değil; aynı zamanda bakım hizmetleri dahil güçlü sosyal destek mekanizmalarının varlığı ve ekonomik güvenceyle de doğrudan ilişkili olduğunu belirten Allianz Türkiye Hayat Sigortaları ve Bireysel Emeklilik Genel Müdür Yardımcısı Fisun Koç Doğan, “Yaşlılık ve emeklilik döneminin hem bireyler hem de kamu açısından belli bir refah seviyesinde yaşanabilmesi için bireysel emeklilik ve hayat sigortası gibi tamamlayıcı tasarruf sistemlerinin daha etkin olması, yaygınlaşması ve ürün sahipliğinin bireylerin emeklilik dönemine kadar sürmesi kritik önem taşıyor” dedi.

Türkiye’de 65 yaş üstü nüfusun, son 5 yılda %20,7 arttığını, yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranının ise 2024 sonu itibarıyla %10,6 seviyesine ulaştığını belirten Allianz Türkiye Hayat Sigortaları ve Bireysel Emeklilik Genel Müdür Yardımcısı Fisun Koç Doğan, “Allianz’ın Küresel Emeklilik Raporu’na göre Türkiye’de bakıma ihtiyacı olan yaşlı nüfus oranının önümüzdeki 25 yıl içinde %15’ten %35’e çıkması bekleniyor. Yaşlılığı yalnızca bir yaş grubu meselesi olarak değil; kuşaklararası ve bütünsel bir yaklaşımla ele almamız gerekiyor. Yaşlı bireylerin iyi olma hali yalnızca sağlık hizmetlerine erişimle sınırlı değil; aynı zamanda bakım hizmetleri dahil güçlü sosyal destek mekanizmalarının varlığı ve ekonomik güvenceyle de doğrudan ilişkili. Allianz’ın 7 yıldır Avrupa’nın en büyük ekonomilerinde (Almanya, Fransa, İtalya, İspanya, Polonya ve Avusturya) 6 bin kişiyle yaptığı araştırmaya göre, temel endişeler arasında enflasyon ve yaşam maliyeti (%27,2) ilk sırada yer alıyor. Bu veriler ışığında, yaşlılık ve emeklilik döneminin hem bireyler hem de kamu açısından belli bir refah seviyesinde yaşanabilmesi için bireysel emeklilik ve hayat sigortası gibi tamamlayıcı tasarruf sistemlerinin daha etkin olması, yaygınlaşması ve ürün sahipliğinin bireylerin emeklilik dönemine kadar sürmesi kritik önem taşıyor” dedi.

‘KİŞİSELLEŞTİRİLMİŞ ÇÖZÜMLER ÖNE ÇIKIYOR’

Hem risk hem de prim iadeli ürün alternatifleri olan hayat branşının kişilerin hayatında oldukça önemli bir rolünün olduğuna dikkat çeken Fisun Koç Doğan, “Zaman içinde gelişen ve ürün çeşitliliği artan hayat sigortaları, sadece vefat durumunda varislerine değil, kişilerin emeklilik dönemlerinde bizzat kendilerine destek olacak bir ürün haline gelmeye başladı. Bu sayede yatırım aracı boyutu da kazandı. Allianz Research’ün global ölçekte sigorta piyasalarındaki gelişmeleri analiz eden 2025 yılı Küresel Sigorta Raporu’na göre, hayat sigortası 2,9 milyar avroluk prim geliriyle en büyük branş olmaya devam etti. Raporda Türkiye’de sigorta sektörünün genel kapsamda %68, hayat sigortası branşının ise %76 büyüdüğüne dikkat çekiliyor. Ancak bu durum, penetrasyon oranı sadece %0,3 olan hayat sigortası pazarının da hala büyüme potansiyeline tam ulaşamadığına işaret ediyor. Son 20 yıla baktığımızda BES’ten sonra sektör olarak yatırım ve birikim amaçlı hayat sigortasını biraz geri plana atmış durumdaydık. Bu son yıllarda değişmeye başladı. Bundan sonraki süreçte kredi bağlantılı hayat ürünlerinin toplam üretimdeki payının daha da azalıp, serbest hayat ürünleri dediğimiz ürünlerin payının artacağını düşünüyoruz. Birikimli, yaşam teminatlı, karma ve bağımsız hayat sigortası ürünlerinde yüksek büyüme oranlarına ulaşılacağını tahmin ediyoruz. BES ve hayat sigortaları birbirlerini tamamlayarak büyümeli, toplamda orta ve uzun vadeli tasarrufları artırmaya katkı sağlamalı. Yeni risk ortamına uyum sağlamak adına, hayat ve sağlık sigortası ürünlerinde daha esnek, uzun vadeli ve kişiselleştirilmiş çözümler öne çıkıyor. Hayat sigortalarında birikimli ürünler, yaşam süresi uzadıkça gelir sağlama odaklı hibrit modellerle yeniden tasarlanıyor. Emeklilik döneminde düzenli gelir sağlayan ve yaşam süresine bağlı olarak ödemeleri ayarlayan ürünler giderek daha fazla önem kazanıyor. Ayrıca ileri yaşta bakım ve uzun süreli bakım sigortası gibi ürünlerin çeşitlendirilmesi, bireylerin uzun ömür riskine karşı daha kapsamlı korunmalarını sağlıyor. Sektör, bu dönüşümü gerçekleştirebilmek için sadece ürünlerini değil, aynı zamanda hizmet modellerini ve müşteri ilişkilerini de yeniden yapılandırmak zorunda. Veri analitiği, sağlık teknolojileri ve dijital müşteri deneyimi gibi alanlara yapılan yatırımlar sayesinde, sigorta şirketleri bireylerin ihtiyaçlarını daha iyi anlayarak onlara uygun çözümler sunmayı hedefliyor. Sonuç olarak, hayat ve sağlık sigortacılığı, yalnızca bir güvence mekanizması değil; bireylerin uzun yaşamları boyunca sağlıklı ve finansal olarak güvende kalmalarını sağlayan bütüncül bir yaşam ortağı haline geliyor” ifadelerini kullandı.  

‘BİRİKİM YAPMAYA ERKEN YAŞTA BAŞLANILMALI’

Allianz Life’ın 2025 Emeklilik Araştırması hem çocuklarına hem de yaşlı ebeveynlerine bakmak durumunda olan sandviç kuşağındaki Amerikalıların %78’inin emeklilik için birikim yapmakta zorlandığını gösterdiğini vurgulayan Fisun Koç Doğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Katılımcıların %60’ı ebeveynlerine destek olmak durumunda kalacaklarını bugüne dek hiç beklemediklerini veya planlamadıklarını söylüyor. Bu veriler, dünya genelinde riskleri yönetme konusunda hazırlıksız olduğumuzu gösteriyor. İnsanların 100 yıla varan yaşam sürelerine karşı ekonomik ve sosyal olarak korunabilmesi için sigorta sistemleri hayati önemdedir. Bu korunmanın sağlanması ise yalnızca bireysel farkındalıkla değil; eğitim, iletişim, teşvik ve sistemsel reformlarla mümkün olabilir. Türkiye’de de her 4 haneden birinde en az bir yaşlı fert yaşıyor. Bireylerin emeklilik döneminde yeterli tasarrufu olmazsa, büyük bir ‘fakir yaşlanma’ sorunu ile karşılaşabiliriz.  Bu nedenle Allianz Türkiye olarak hep altını çizdiğimiz nokta şu: Birikim yapmaya olabildiğince erken yaşta başlamak ve bu birikimleri de geleceğe dair bir yatırım olarak görüp doğru yönetmek çok önemli. BES ve hayat sigortaları gibi uzun vadeli bireysel tasarruf mekanizmalarının yaygınlaştırılması sektörümüzün öncelikli görevlerinden biri ve bu konuda önemli adımlar atılıyor. Allianz Türkiye olarak müşterilerimiz ve aileleri için kapsamlı finansal planlama çözümleri geliştirerek toplumsal farkındalığı artırmaya odaklanıyoruz. Emeklilik Gözetim Merkezi’nin açıkladığı verilere göre yılın ilk yarısında sistemde yaşanan net katılımcı sayısı artışında, her 4 katılımcıdan biri Allianz Türkiye aracılığıyla sisteme giriyor.  Müşterilerimize Finansal Danışmanlık hizmetimiz, bağımsız yatırım danışmanlarından oluşan Yatırım Komitemiz ve kapsamını sürekli genişlettiğimiz dijital hizmetler gibi çözümler sunarak geleceklerini güvence altına almalarına yardımcı oluyoruz. Tüm bu adımlar, bireylerin yalnızca riskleri fark etmesini değil, aynı zamanda bu riskleri etkin bir şekilde yönetebilmesini sağlayacak sigorta bilincinin gelişmesine katkıda bulunur. Özellikle sigorta ve emeklilik gibi bireye dokunan ve toplumsal etkinin yüksek olduğu bir sektörde, müşterilerimizin yerine düşünebilmemiz ve bu doğrultuda aksiyonlar almamız artık çok daha önemli hale geldi. Vatandaşların tasarruf ihtiyaçlarına yönelik, özellikle emeklilik dönemlerinde onlara ek gelir yaratacak sistemleri toplumumuza da etkili şekilde anlatmayı sürdüreceğiz.”

ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK GENEL MÜDÜR YARDIMCISI DİDEM MAKASKESEN:

Yaşlanan nüfusa hazırlanmak gündemin en önemli konularından biri

Yaşlanan nüfusa hazırlanmak ve aktif yaşlanma stratejisi oluşturmanın gündemin önemli konularından biri haline geldiğini vurgulayan Anadolu Hayat Emeklilik Genel Müdür Yardımcısı Didem Makaskesen, “Sektörel oyuncular olarak bizlerin altyapımızı bu dönüşüm ve yeniliklere kolayca uyum sağlaması için dinamik ve esnek tutabilmemiz büyük önem taşıyor” dedi.

Birçok ülkede yaşlı nüfus artmaya devam ettiğini belirten Anadolu Hayat Emeklilik Genel Müdür Yardımcısı Didem Makaskesen, “Yaşlı nüfusun toplam nüfus içerisindeki oranının %10’u geçmesi, nüfusun yaşlanmasının bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Başta gelişmiş ülkeler olmak üzere uzayan ömür süresi ve doğum oranlarındaki düşüş ile yaşlanan nüfusa hazırlanmak ve aktif yaşlanma stratejisi oluşturmak gündemin önemli konularından biri haline geliyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 13 Mart’ta yayımladığı “İstatistiklerle Yaşlılar, 2024” raporuna göre Türkiye’de yaşlı nüfus oranı 2024 yılında %10,6’ya yükselmiş durumda. Nüfus yaşlanırken ülkeler için hem toplumsal hem de ekonomik risklere hazırlanmak kritik önem arz ediyor. Ülkemiz nezdinde buna hazırlık yapıldığının somut bir göstergesi olarak Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından hazırlanan On İkinci Kalkınma Planı’nda “aktif yaşlanma” kavramına ve bu konudaki planlamalara yer verildi. Planın hayat sigortacılığı sektörüne değinilen kısmında, yaş ve yıl şartlarını karşılayan bireysel emeklilik katılımcılarının fonlarının oluşturulacak yeni sigorta ürünü kapsamında, isteğe bağlı olarak uzun dönem bakım teminatına dönüştürülme planlamasına yer veriliyor. 2026-2028 yıllarını kapsayan Orta Vadeli Program’da da uzun dönemli bakım sigortası altyapısının oluşturulmasına dair bir maddenin yer alması, sektörü bu konuda hazırlık sürecine başlama noktasına getiriyor. Tüm bu planlamaların ışığında önümüzdeki dönemde sektörümüzü geniş çaplı bir dönüşüm ve uyum süreci bekliyor. Bu noktada, sektörel oyuncular olarak bizlerin altyapımızı bu dönüşüm ve yeniliklere kolayca uyum sağlaması için dinamik ve esnek tutabilmemiz büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.

‘SİGORTA ÜRÜNLERİNİN TANITILMASI GEREKİYOR’

Makaskesen, sözlerine şöyle devam etti: “İstatistikler, uzayan yaşam süresiyle beraber, Türkiye’de yaşlı nüfusunun artmaya devam edeceğini ve buna bağlı olarak çalışma çağındaki 100 kişiye düşen yaşlı sayısını ifade eden yaşlı bağımlılık oranının da yükseleceğini ifade ediyor. Uzayan yaşam süresi ile ortaya çıkabilecek riskleri iki farklı bakış açısı kapsamında inceleyebiliriz. Yaşlılık süresinin uzaması ile sosyal ve sağlık harcamalarının artması, bireylerin kendi yaşam standartları için şimdiden önemli adımlar atmalarını gerektiriyor. Ancak bunun yanında, henüz yaşlılık süreci içerisinde değilken yaşlı bağımlılığı nedeniyle hane ekonomisinin finansal açıdan yük altına girebileceğini de belirtmek gerekiyor. Bu noktada, bireylere hem kendileri hem de aileleri için yaşlılık döneminde yaşam kalitelerini yüksek seviyelerde tutmak ve doğabilecek ihtiyaçlarını finansal güvence altına almak için sigorta ürünlerinin tanıtılması gerekiyor. Hayat sigortası branşı içerisinde ihtiyaçlara göre çeşitlenen birden fazla türde ürün bulunuyor. Teminatların bireylerin gereksinimine göre belirlenebilmesiyle ürünlerin teminat kapsamları özelleştirilebiliyor. Ürünlerin toplumun her kesimine hitap edecek şekilde tanıtılmaya devam etmesi bireylerin bu ürünlere karşı bilinç seviyesini artıracaktır. Ürünlerin aktif olarak tanıtılmasının yanında kişilerin bu ürünlere yönelik erişimlerinin de kolaylaştırılması sigorta farkındalığını istenilen seviyeye ulaştırmada etkili olacaktır. Her geçen gün gelişen dijitalleşme sürecinin katkısıyla bu ürünlere erişimin kolay hale getirilmesi, toplumun yaşlanan nüfusa hazırlığında önemli bir avantaj sunacaktır.”

Yorum yazın