Tosbağa paradoksu

Bilim dünyasında ortak bir atadan evrimleşen türlerin “cins” adı verilen bir başlık altında toplandığını biliyoruz. Biz insanlar da “Homo” cinsinin üyeleriyiz. Homo cinsi yaklaşık 2,5 milyon yıl önce homo erectus olarak zuhur etmiş; çeşitli evrelerden geçerek yaklaşık 70 bin yıl önce bugünkü türümüzün atası olan ‘Homo Sapiens’e yani ‘Düşünen İnsan’a dönüşmüş. Homo sapiens türünün erkekleri avcılık, kadınları da toplayıcılık yaparak gül gibi geçinip hayatlarını mutlu bir şekilde sürdürmüşler. Belki de tek başına avcılık yapan erkeklerin kadınlara göre daha az konuşmasının nedeni, görevlerinin sessizlik gerektiren bir iş olması; buna karşın kadınların çok konuşmalarını nedeni de grup halinde meyve toplarken aralarında dedikodu yapmalarına bağlıdır. Bu durum, yaklaşık 12 bin yıl önce gerçekleşen Tarım Devrimine kadar sürüp gitmiş ve asıl yaşam ve zorluklar bundan sonra ortaya çıkmaya başlamış. Daha önce gezgin tavuk gibi avlanarak ve toplayarak geçimini sağlayan homo sapiens toprağa bağlı yaşamın yani medeniyetin temelini atmış. Tarım ve hayvancılıkla uğraşarak toprağa bağlı olarak başlayan hayat, yaşam koşullarını iyileştirmiş, daha önce mağaralarda yaşayan atalarımız hayvanları ehlileştirmeyi öğrenmişler, artık kendi yaptıkları evlerde yaşar hale gelmişler, başta unlu mamuller olmak üzere pişmiş yemekleri yemeğe başlamışlar, yaşam başka bir boyuta taşınmış, sosyal hayat başlamış.

Burada üzerinde durmak istediğim husus, insanların artık mağara hayatından kurtularak kendi yaptıkları evlerde yaşamaya başladıkları… Ev vazgeçilmez bir kale olarak hayatımızda yerini almış. Ne demişler dünyada mekân, ahirette iman…

Biz insanlar açısından ele aldığımız konuyu kısaca hayvanlar açısından ele aldığımızda, bazılarıyla aramızda bir benzerlik olduğunu görmek mümkün. İşte bunlardan biri de kaplumbağa, yani bildiğimiz tosbağa. 200 milyon yıl önce hayvanlar âleminde ortaya çıkan kaplumbağa çok sert ve kemiksi bir kabuk içinde yaşayan, ağır yürüyüşlü, dört ayaklı, sürüngen bir hayvan. Tarih boyunca gelişimi çok yavaş olan kaplumbağaların günümüze kadar geçen süre içinde vücut yapıları önemli hiçbir değişikliğe uğramamış. Dünyada soyu henüz tükenmemiş en eski hayvanlardan biri olan kaplumbağa çok uzun ömürlü. Biz insanlar kaplumbağalar kadar uzun ömürlü değiliz ama kaplumbağalarla aramızda ortak bir nokta var. Ortak noktamız, evimiz. Bizler 12 bin yıldan beri mimari ve mühendislik açısından geliştirdiğimiz kendi yaptığımız evlerde yaşarken; kaplumbağalar milyonlarca yıldır Allah’ın bahşettiği kendi konutları içinde yaşamlarını sürdürüyorlar. Hem de herhangi bir satın alma bedeline katlanmadan veya bir kuruş kira ödemeden. Aramızdaki tek fark bizler istersek evimizi değiştirebiliyoruz, kaplumbağaların ise böyle bir şansı yok. Gelgelelim, bu pandemi belası son günlerde bizi kaplumbağalardan farksız kıldı. Pandemi artık bizleri de kaplumbağalar gibi evimizden çıkamaz hale getirdi. Evden çıkamaz olduk, çünkü dışarıda ölüm var. Öyleyse otur evinde. Tosbağa gibi…

İçinde bulunduğumuz durum bana felsefe tarihinde paradokslar üretme konusunde ustalığı ile ünlü Elealı Zenon’un ‘Akhilleus ve Kaplumbağa’ Paradoksunu anımsattı.

Paradoksuna göre, Akhilleus (Aşil) ile kaplumbağa bir gün yarışmaya karar verirler. Akhilleus kaplumbağadan çok daha hızlı koşacağını düşündüğü için kaplumbağaya avans verir. Yarış başlar Zenon’a göre, “Akhilleus kaplumbağanın başlama noktasına vardığında, kaplumbağa önde başlamış olduğu için bir miktar daha yol almış olacaktır. Akhilleus kaplumbağanın aldığı yolu tamamlamak için her zaman bu yolun önce yarısını koşmak zorunda değil midir? Ve her yarı yolu tamamladığında, kaplumbağa daha da ilerlemiş olacağından bu sonsuza kadar devam eder ve Akhilleus asla kaplumbağaya yetişemez.”

Ben de şimdi bizleri evine tıkılmak zorunda kalan tosbağaya; COVID-19’u da Akhilleus’a benzeterek, paradoksu içinde bulunduğumuz duruma uyarlamaya çalışıyor ve Zenon’un haklı olduğunu farzedip COVID’in bizi yakalayamayacağını umuyorum. Kuşkusuz, Zenon da hepimiz gibi Akhilleus’un kaplumbağaya yetişeceğini biliyordu, onun burada anlatmak istediği Akhilleus’un kaplumbağaya hiçbir zaman yetişemeyeceğini kanıtlamak değil; COVID-19 örneğinde olduğu gibi bizi yanlış bir sonuca götüren kusursuz mantıksal akıl yürütmenin varlığıdır. Biz yine evimizden çıkmayalım.

İlginizi Çekebilir