TENİS TUTKUSU: Bir spordan çok daha ötesi
İçinde bulunduğumuz aylar, tenisseverler açısından yılın en keyifli ve heyecanlı dönemleridir.
İstanbul’un ev sahipliği yaptığı ATP ve WTA turnuvalarını takiben, Roland Garros’da düzenlenen Fransa Açık ile toprak kort heyecanı zirve yapar.
Aynı zamanda, Milli Reasürans tarafından düzenlenen Uluslararası Sigortacılar Tenis Turnuvası ile, haziran ayında sigorta ve reasürans camiasında tenis daha çok konuşulmaya başlar.
Bu yıl 31. kez düzenlenecek tenis turnuvasının, global ölçekte sigorta ve reasürans dünyası içerisinde örnek gösterilebilecek, önemli bir başarı hikayesi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
3 günlük turnuva süresince, sigortacılar bir taraftan kortta mücadele ederken, kort dışında da sosyalleşme fırsatı yakalar.
Tenis bir yaşam okuludur
Tenisin bir spor olmaktan çok öte bir tutku olarak, yaşamın kendisiyle bütünleşen ve örtüşen birçok yönü olduğuna inanıyorum.
Öncelikle bu yazının bir tenissever tarafından kaleme alınmış, taraflı bir yazı olduğunu itiraf edeyim.
Tenis tutkusu bulaşan herkesin yakından bildiği gibi, tenis bir spor olmaktan çok daha fazlasıdır.
Korta çıktığınızda yaşananlar ve deneyimledikleriniz, yaşamın kendisiyle çok benzerdir.
Sonuçta bir rakiple mücadele etseniz de, aslında esas mücadele kendinizledir. Her zaman sizden daha iyi, daha güçlü, daha yetenekli oyuncular çıkar karşınıza. Maçın sonucunu belirleme gücü tek başına sizde değildir, ama maç bittiğinde ana ölçü, maçın skorundan ziyade, kendi potansiyelinizi korta ne kadar yansıtabildiğinizdir.
Yaşamın geri kalanındaki tarzınız, karakteriniz korta aynen yansır.
Disiplinli, odaklı, duygularını yönetebilme becerisine sahip olanlar kortta bir adım öndedir.
En önemlisi de, maç anında odaklanmak, anda olabilmektir.
Skor ne olursa olsun, oyunun en önemli puanı, o an oynanacak olandır.
Aklınız hala kaybettiğiniz bir puanda, kaybettiğiniz sayıda kalmışsa, o puana odaklanamazsanız, kazanma şansınız iyice zayıflar.
Hele ki, maçı zaten kaybettim diye moral düşüklüğü yaşarsanız, ya da nasılsa kazandım diye gevşerseniz, bu ruh hali skora direkt yansır.
Sadece vuruş tekniği ve fiziksel olarak iyi olmanız yetmez, mental ve taktiksel olarak da hazır olmanız gerekir.
Kritik anlarda, tenis tekniğinden ziyade, cesaret ve özgüven ön plana çıkar.
Korttaki bu kazanımlar, kort dışında da o kadar çok işinize yarar ki.
Kitap Tavsiyesi
Inner Game of Tennis
Her tenisseverin mutlaka okumasını tavsiye ettiğim bir kitap var. Timothy Gallwey tarafından yazılmış, “Inner Game of Tennis”, yani Tenisin İçsel Oyunu.
Tenis esnasında kendi içimizde yaşadıklarımıza odaklanan bu kitap, maksimum performansa ulaşma noktasında mental faktörlerin rolünü ön plana çıkarıyor.
Oyun esnasında performansınızın zirve yaptığı anların, önyargılarınızdan, korkularınızdan arınıp, odaklanmış bir şekilde akış halinde olmanıza bağlı olduğunun altını çizer.
Bilinç ve bilinçaltında yaşananlar, korttaki potansiyelinizi direkt etkiler. Kortta geçerli olan bu koşul, yaşamın kendisi için de aynen geçerli.
Federer efsanesi
Tenis sporunun bir güzel tarafı da, dünya sıralamasındaki yıldız oyuncuların, aynı zamanda örnek sporcular olması ve magazin haberlerinden ziyade, sportif başarılarıyla gündeme gelmesi.
Sanırım buna en güzel örnek Roger Federer.
Bir Federer fanatiği olarak, hem kort içi hem de kort dışında gerçek bir efsane olduğunu söylemeliyim. Sanırım onun gibi bir tenisçi bir daha kolay kolay gelmez.
Ondaki eşsiz yeteneği tanımlayan en güzel ifade, Federer’in tenis raketini adeta kolunun doğal bir uzantısı, vücudunun bir parçası gibi kullanıyor olması.
18 Grand Slam turnuvası kazanan Federer, 36 yaşında hâlâ dünya sıralamasında ilk 5 içerisinde başarıyla tenis kariyerine devam ediyor.
Aynı zamanda, iki ikiz olmak üzere 4 çocuk babası olan Federer, özel yaşamı ve aile hayatıyla da gerçek bir örnek sporcu.
