Tazminatlarda yeknesak hesaplama için dayanaklar kaybedilebilir

Anayasa Mahkemesi’nin verdiği iptal kararıyla beraber Zorunlu Trafik Sigortası Genel Şartları ile getirilen destekten yoksun kalma tazminatı, sakatlık tazminatı ve değer kaybı tazminatlarının hesaplanma yöntemleri yargının bunları esas almasını gerektiren dayanaklarını kaybetmiş olacaktır. 

Anayasa Mahkemesi 17/7/2020 gün ve 2019/40 Esas, 2020/40 Karar sayılı kararı ile (RG 9 Ekim 2020/ Sayı: 31269)  

– Karayolları Trafik Kanunu (KTK) m.90 cümle 1’de ve cümle 2’de genel şartlara yapılan yollamaları, ve

– KTK m.94 bent (i) hükmünü 

iptal etmiştir. 

KTK m.90 iptal öncesinde şöyleydi:

Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanun ve bu Kanun çerçevesinde hazırlanan genel şartlarda öngörülen usul ve esaslara tabidir. Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun ve genel şartlarda düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır.

İptal sonrasında bu hüküm artık şu içeriktedir:

Zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar bu Kanun’da öngörülen usul ve esaslara tabidir. Söz konusu tazminatlar ve manevi tazminata ilişkin olarak bu Kanun’da düzenlenmeyen hususlar hakkında 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır.

“Zorunlu mali sorumluluk sigortası dışında kalan hususlar” hakkındaki KTK m.92’nin iptal edilen bent (i) hükmü de şöyleydi:

“Bu Kanun çerçevesinde hazırlanan zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları ve ekleri ile tanımlanan teminat içeriği dışında kalan talepler.”

İPTAL KARARLARININ ÖNEMİ

Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından verilen iptal kararları, KTK’da 2016 yılında yapılmış olan bazı değişikliklerin ortadan kalkmasını ve eskiye dönülmesini sağlamıştır (Bu arada iptali istenen 2016 yılındaki bazı yasa değişiklikleri Anayasa’ya uygun bulunmuş ve bunlara ilişkin iptal istemleri kabul edilmemiştir). 

AYM, kanunda kamu otoritesine genel şartlar aracılığıyla düzenleme yapma yetkisinin verilmesini “sözleşme özgürlüğünü” zedeleyen bir durum olarak nitelemiş ve ayrıca bu yolla Anayasa’nın güvencesi altındaki yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve mülkiyet haklarının da ihlal edilmesine yol açılabileceğini saptamıştır.    

İptal kararlarının yol açtığı temel sonuçlar şunlardır: 

– Zorunlu Trafik Sigortası Genel Şartları (ZTSGŞ) ile getirilen destekten yoksun kalma tazminatı, sakatlık tazminatı ve değer kaybı tazminatlarının hesaplanma yöntemleri yargının bunları esas almasını gerektiren dayanaklarını kaybetmiş olacaktır.

– ZTSGŞ’nın “Teminat Dışında kalan Haller” başlıklı A.6 maddesinde yer alan ve KTK m.92’de sayılmamış olan hallerde sigortacı zarar görene veya sigorta ettiren araç işletenine karşı sorumlu olacaktır (İptal kararı öncesinde sigortacının ödeme sorumluluğuna yol açmayan bu hallerden sigortacı artık yararlanamayacaktır. Mesela, sigortacı gelir kaybı, kâr kaybı, iş durması ve kiradan yoksunluk gibi dolaylı zararlardan sorumlu olmayacağını artık ZTSGŞ uyarınca ileri süremeyecektir.)

Yalnızca kamu otoritesine genel şartlar aracılığıyla kanundan farklı düzenleme getirme yetkisi veren yasa hükmünün iptal edildiği, bu yetki kullanılarak genel şartlara konulan hükümlerin geçerli olacağı ve iptal kararına rağmen, mevcut düzenin süreceği acaba düşünülebilir mi? Yasal dayanak ortadan kalkınca genel şartlardaki düzenleme hakkında KTK m.95 fk.1 hükmünün uygulanması imkân dahiline girmiştir. Bu sebeple, genel şartlardaki düzenleme “sigorta sözleşmesinden doğan ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya azaltılması sonucunu doğuran hal” oluşturduğu takdirde zarar görenle olan ilişkide geçersiz sayılacaktır. Kanımızca 

– Genel Şartların ekindeki hesap yöntemleri doğru sayılmaları gerektiği ölçüde uygulanabileceklerdir. Fakat yargının bunları “tazminat yükünü ortadan kaldırıcı/ azaltıcı nitelikte sayması olasıdır. 

– Genel şartlar aracılığıyla zarar görene karşı hüküm doğurmak amacıyla yasada sayılanlara ek olarak öngörülen teminat dışı haller ise, KTK m.95 fk.1 uyarınca zarar görene karşı geçerli savunma olarak ileri sürülemeyeceklerdir.   

Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeleri yerinde midir? 

Anayasa Mahkemesi kararındaki gerekçelerin (bazıları) kanımızca tartışmaya açıktır. AYM iptal kararı verirken yukarıda da belirttiğimiz gibi esas olarak “sözleşme özgürlüğüne”, “kişinin yaşama ve maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına” ve “mülkiyet hakkına” aykırılık saptamıştır.  

a) KTK m.90 yönünden

AYM’nin iptal gerekçelerini ele almadan önce, KTK m.90 ile ilgili genel bir saptamanın yararlı olacağı kanısındayız. 

“İşletenin Hukuki Sorumluluğu” bölümünde yer alan “maddi ve manevi tazminat” başlıklı KTK m.90 “ZTS kapsamındaki tazminatlarla” ilgilidir. Hüküm bu tazminatların nasıl hesaplanacağını düzenlemektedir. İptal kararı öncesinde bu hesaplamanın “genel şartlarda” belirtilen şekilde yapılması söz konusu idi. İptalden sonra hesaplama KTK’ya ve KTK’da hüküm bulunmayan hallerde Türk Borçlar Kanunu’na (TBK) tabi olacaktır. Belirtelim ki KTK tazminatın nasıl hesaplanacağına ilişkin düzenleme içermemektedir. Bu sebeple KTK m.90 metni yanıltıcıdır. 

İşletenin sorumluluğu düzenlenirken ZTS kapsamında olan tazminat-olmayan tazminat ayırımının yapılması yerinde değildir. Ancak iptal kararı sonrasında hesaplama yöntemi teke inmiş olduğu ve artık TBK hükümleri belirleyici olacağı için bu ayrım sakınca yaratmayacaktır. İptal öncesinde ise, işleten zorunlu olmasına rağmen sigorta yaptırmamışsa, ZTS kapsamındaki bir tazminattan söz edilemeyeceğinden tazminatın genel şartlara değil yasadaki kurallara bakılarak hesaplanması gerekiyordu.  

KTK m.90 metninin iptal sonrasında dahi “zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatlar” ifadesi ile başlaması kanımızca çok yanlıştır. AYM tarafından verilen iptal kararı bu yanlışlığı (muhtemelen bu ifadenin iptali istenmiş olmadığından) düzeltmemiştir. 

Bu noktada vurgulayalım ki KTK m.90’ın işletenin değil (yalnızca) sigortacının sorumluluğu ile ilgili sayılması, bu maddenin yeri dikkate alındığında mümkün görünmemektedir. Doğru çözüm KTK m.90’ın -kaynak İsviçre kanunundaki gibi- düzenlenmesidir. “Zarar giderimi, manevi tazminat” başlığını taşıyan İsviçre Karayolları Trafik kanunu (LCR) m.62 şöyledir: 

“Zarar giderimin kapsam ve şekli ve manevi tazminat Borçlar Kanunu’nun haksız fiiller hakkındaki ilkelerine tabidir. 

Ölümüne veya yaralanmasına sebep olunan kişi istisnai yükseklikte bir gelire sahip ise yargıç, bütün hal ve koşulları dikkate alarak, tazminatı adalete uygun bir biçimde azaltabilir.

İşletenin primlerini tamamen veya kısmen ödediği bir sigorta uyarınca zarar görene ifa edilen edimler, sigorta sözleşmesinde aksi öngörülmedikçe, işletenin prime katkısı oranında onun tazminat borcundan düşülür.” 

(Bununla birlikte, ülkemizde zarar hesaplama yöntemlerinin yasal bir düzenlemeye konu olması ve tazminatların yargıca tanınan takdir yetkisi çerçevesinde şekillenmemesi yeknesak bir uygulamanın sağlanması bakımından daha doğrudur. Bunu aşağıda ayrıca yeri geldikçe belirteceğiz.) 

KTK m.90’ın nasıl bir hüküm olması gerektiğini böylece ortaya koyduktan sonra, AYM’nin gerekçelerini incelemeye geçelim:

• Kanımızca KTK m.90’da genel şartlara yapılan yollamanın sözleşme özgürlüğünü kabul edilemeyecek ölçüde zedelemiş olduğu değerlendirmesi sigorta hukuku alanında uygulanan kurallar ve ülkemiz sigortacılığının gerçekleri ile uyumlu değildir.  

ω Öncelikle AYM’nin kimin sözleşme özgürlüğünün ihlal edilmiş olduğuna kanaat getirdiği açık değildir. ZTS sözleşmesi sigorta ettiren işleten ve sigortacı arasındadır ve olası zarar görenler lehine yapılmış sayılmaz. Zarar gören üçüncü kişiler yalnızca yasa gereğince doğrudan dava hakkı ile donatılmıştır. ZTS GŞ, zarar görenin sözleşme özgürlüğünü daraltmış kabul edilemez. Çünkü zarar gören sigorta sözleşmesine taraf değildir. Sözleşme onun iradesi ile kurulmamaktadır.

ω AYM tarafından sigorta ettiren işletenin sözleşme özgürlüğünün daraltılmasına yol açılabileceği dikkate alınarak İptal kararı verildiğine ilişkin elde hiçbir veri yoktur. (Ancak KTK’da 2016 yılında sigortacıların yakınmaları ve ısrarlı talepleri sonucunda yapılan değişikliklerin işletenler aleyhine olduğu ve onları gereği gibi korunabilmeleri için daha büyük oranda İMM (İhtiyari mali mesuliyet) sigortası yaptırma ihtiyacı ile karşı karşıya bıraktığı bir gerçektir).   

ω Öte yandan, bir sigorta sözleşmesinde sigortacının sağlayacağı teminat aldığı primle yakından bağlantılıdır. Sorumluluk sigortalarında, sigortacı sorumluluğu bütünüyle (yüzde yüz) koruma altına almak zorunda değildir. Sözleşmenin dengesi temelinde, bazı haller teminat dışında bırakılabilir; bazı üst sınırlar öngörülebilir. Zarar görenin tam tazminat alamaması mümkündür. Sigortacının üstleneceği yükün (alacağı primle) orantılı şekilde nasıl dengeleneceği kuşkusuz önemli bir sorundur. Bu denge ZTS GŞ düzenlemesi ile sağlanacaktır. Ülkemizde sigortacılar ZTS primini belirlemede serbest değildirler; kamu otoritesi tarafından takdir edilen bazı sınırlamalara tabidirler. Bunun karşılığı olarak tazmin yükümlülüklerinin makul bir düzeye indirilmesi lazım gelmektedir. 

ω Bu açıdan bakıldığında ZTS GŞ aracılığıyla sigortacıların ZTS ile ilgili toplam mali yükünün hafifletilmesi doğaldır. Bunun klasik yöntemleri, istisna hükümlerinin artırılması, limitlerin düşük tutulması, muafiyet indirimi öngörülmesi, gibi uygulamalardır. ZTS GŞ, “zarar hesaplama yöntemi öngörme” yöntemini de benimsemiştir. 

ω Eğer prim yükseltilerek denge sağlanamıyorsa, bu yöntemlere başvurulması gerekecektir. Ülkemizde ZTS primleri yurttaşlarımız tarafından “dolaylı vergi” olarak görülmekte ve bunların yükseltilmesi toplumsal tepkiye neden olmaktadır. Bu sebeple kamu otoritesi bu yola çok sınırlı bir çerçeve içinde başvurabilmektedir. O zaman diğer yöntemlerin devreye alınması gerekmektedir. Limitlerin düşük tutulması da zarar görenlerin aleyhinedir. Kamu otoritesi bu bakımdan da fazla hareket alanına sahip değildir.  Bütün bunlara zaman zaman yargının sorumluluğu genişletme yolundaki yeni tercihleri de eklenince, sigortacılar ZTS uygulamasından oldukça önemli kayıplara uğramaktan kurtulamamaktadırlar.  ZTS GŞ’nda kamu otoritesi tarafından sigortacılar lehine getirilen bazı teminatın işlemeyeceği haller bu kayıpları dengelemek amacına yöneliktir. 

• AYM’nin iptal gerekçesi olarak dayandığı “zarar görenin yaşama ve kişilik haklarının korunmasına aykırılık” hakkında da şu gözlemleri yapabiliriz: 

ω Hiç kimse zarar görenin zararını hukukun izin verdiği ölçüde tam olarak almasına itiraz etmez. İşletenin genel hukuk kuralları uyarınca doğması söz konusu olan sorumluluğunun hafifletilmesi de konu dışıdır. Fakat bu sorumluluğun ne kadarının sigorta sektörü tarafından karşılanması gerekeceği ayrı bir husustur. Sigortacıların bu yükü kaldırabilmeleri için kendilerinin su yüzünde kalabilmeleri gerekmektedir. Bu nedenlerle bir taraftan (düşük, bazı hallerde olası zararları karşılamaya yeterli olamayacak) teminat limitleri öngörülmekte, diğer taraftan da yargının (hiç değilse sigortacıya yüklenecek mali yük konusunda makul ve yeknesak bir uygulama içinde olabilmesi açısından zarar hesaplama yöntemleri benimsenmektedir. 

ω KTK m.90’da ZTS GŞ’na yapılan yollamanın iptali bu GŞ’ın ekinde yer alan “zarar hesaplama yöntemlerinin” artık dayanaksız hale gelmesine yol açacaktır. Bu yöntemlerin zarar görenlerin aleyhine olduğu varsayılmaktadır. Acaba bu varsayımın doğruluğu uzmanlar tarafından kabul edilmekte midir? Temel soru budur. ZTS GŞ ekindeki zarar hesaplama yöntemleri kamu otoritesi tarafından da titiz bir inceleme sonunda onaylanan yöntemlerdir. Bazı yasa hükümleri iptal edilse ve şu anki dayanakları ortadan kalksa dahi, doğru oldukları ölçüde bunları kullanmak gereklidir. Yargının farklı çözümlere yönelmemesi ve uygulamada yeknesaklık sağlanması açısından bu hesaplama yöntemlerinin yasal dayanağa kavuşturulması çok doğru bir adım olacaktır.  

ω AYM, genel şartlar aracılığıyla sigortacının zararına olarak da düzenleme getirilebileceği, mesela sigortacının araç işleteninden daha fazla bir tazminat yükü altına sokulmuş olabileceğini belirtmektedir (fk.41 ve 42). Bu değerlendirme fikrimizce sorumluluk sigortalarına ilişkin temel kurallarla bağdaşmamaktadır. Sigortacı, sorumluluğunu sigorta etmiş olduğu kişiden daha ağır bir sorumluluk altında olmaz. 

b) KTK m.92 yönünden

• Anayasa Mahkemesi’nin kamu otoritesine ZTS GŞ içinde “teminat dışında kalan hal öngörme” yetkisini veren düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı sayması şu bakımlardan duraksama yaratmaktadır: 

ω Her şeyden önce, sigortacının aldığı karşılıkla onun tazminat ödeme yükünü dengeleyen düzenlemelerin yasaklanmaması gerekir. Aksi halde sigortacıya “angarya” yüklenmiş olur. Dolayısıyla yukarıda KTK m.90’a ilişkin iptal gerekçelerini ele alırken belirttiğimiz hususlar KTK m.92 bent (i) bakımından da geçerlidir.   

ω Ülkemizde çok sayıda sigorta kamu otoritesinin (günümüzde SEDDK) hazırlayıp yürürlüğe koymuş olduğu sigorta genel şartları doğrultusunda yapılmaktadır. Aşağıda yalnızca zorunlu sorumluluk sigortalarını değerlendirecek; isteğe bağlı sigortaları bu yazımızda ele almayacağız. 

ω ZTS dışındaki birçok zorunlu sorumluluk sigortası da kamu otoritesinin takdiri çerçevesinde şekillenmiş bulunan genel şartlara tabi olarak yapılmakta ve yürütülmektedir. 

ω Sigortayı zorunlu kılan yasa veya kararlar çoğu halde sigorta ile ilgili kamu otoritesinin yürürlüğe koyacağı sigorta genel şartlarının belirleyici olacağını öngörmektedirler. Mesela:  

♥ Tehlikeli Maddeler İçin Yaptırılacak Sorumluluk Sigortaları Hakkında 2010/190 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı (RG. 11 Mart 2010/27518) m.8: “Bu Karar kapsamındaki sigortalara ilişkin asgari teminat tutarları Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan tarafından; sigorta genel şartları ile bu Kararın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Hazine Müsteşarlığınca belirlenir.”

♥ Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Sorumluluk Sigortası hakkında Tababet ve Şuabatı Sanatların Tarz-ı İcrasına Dair Kanun’a 2010 yılında Ek Madde 12 olarak eklenen hüküm fk.5: “Zorunlu sigortalara ilişkin teminat tutarları ile uygulama usul ve esasları Sağlık Bakanlığının görüşü alınarak Hazine Müsteşarlığınca belirlenir”.

ω ZTS hakkında da yasada aynı yönde hüküm bulunmaktadır. Nitekim KTK m.93 fk.1 uyarınca  “Zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları, teminat tutarları ile tarife ve talimatları Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlıkça tespit edilir ve Resmî Gazetede yayımlanır”.

ω AYM söz konusu KTK m.93 hükmünü (bunun ZTS GŞ’na yaptığı yollamayı) Anayasa’ya aykırı bulmamıştır. Oysa zorunlu sigortalara ilişkin teminat kapsamı ve sigorta koruması dışında kalan haller hep genel şartlarda düzenlenmektedir. Bu yapılırken de temel bir kural olarak sorumluluk bütünüyle teminat altına alınmamakta, sigorta ettirenin sorumlu tutulduğu bazı durumlar sigorta koruması dışında bırakılmaktadır. 

ω Başka zorunlu sigortalar hakkında geçerli olan ve Anayasa’ya da uygun olduğu kabul edilen çözüm, acaba ZTS için neden kabul edilmemektedir? 

ω Kaldı ki, ilgili kamu otoritesi ZTS “teminat limitlerini” belirleyerek de sözleşme özgürlüğünü sınırlamakta ve ZTS limitleri dışında kalan sorumluluklar için sigorta ettireni ayrı prim karşılığında İMM sigortası yaptırmak zorunda bırakmaktadır. 

ω Sözleşme özgürlüğünün sınırlandığı bir diğer alan ise ZTS B.4’te sayılan hallerdir. Kamu otoritesi, ZTS’de “sigorta ettirene rücu edilebilecek durumları” ayrıca düzenlemiş ve böylece sigortacının sigorta ettirene sağlayacağı sigorta koruması bakımından “dar bir çerçeve” çizmiştir. Buna göre, sigortacı, zarar görene ödediği tazminatı, ZTS GŞ B.4’te sayılan hallerde sigorta ettirenden geri alabilmektedir. Bunun sonucunda sigorta ettiren, zarar gören kişiye karşı sorumlu olduğu birçok halde sigorta korumasından yararlanamamakta ve son aşamada tazminat yükünü bizzat karşılamak zorunda kalmaktadır. Görüldüğü gibi ZTS GŞ B.4’teki haller, sigortacı-sigorta ettiren ilişkisinde aslında “sigorta teminatı dışında kalan haller” niteliğindedir. 

ω Kısaca KTK m.92’de belirtilen durumlar, sigortacının zarar görene karşı sorumlu olmaktan kurtulduğu; ZTS B.4’te sayılanlar ise, sigorta ettirenin sigortacıya tazminatı geri ödemekten kurtulamadığı durumlardır.  

ω AYM, kamu otoritesinin KTK m.92 bakımından teminat dışında kalan hal öngörmesini Anayasa’ya aykırı; buna karşılık yalnızca sigorta ettiren ile olan ilişkide teminat dışında kalan hal düzenlemesini Anayasa’ya uygun bulmuştur. 

ω Oysa bunların her ikisinde de AYM’nin kabul ettiği anlamda sözleşme özgürlüğü sınırlanmaktadır. Bu olasılıklarda sigortacının “teminat dışında kalan hal olarak öngörülmese idi ödemek zorunda kalacağı/geri alamayacağı tazminat tutarları” söz konusudur.     

        

“TESTİ KIRILMADAN” ÇÖZÜMÜ

Kamu otoritesinin sigorta genel şartlarını düzenlemesi zaten yanlış bir çözümdür. Genel şartların sigortacı tarafından hazırlanması, kanun koyucunun yalnızca bunlara ilişkin çerçeveyi çizmesi yeterlidir. Kamu otoritesi genel şartların sigorta ettiren/sigortalılar ve sigortacıya doğrudan başvurma hakkı olan zarar gören üçüncü kişilerin haklarını tehlikeye düşürdüğünü saptarsa, bunların yasal çizgiye getirilmeleri konusunda denetim yapmalı ve genel şartlar hakkında başkaca bir görev ve işlevi olmamalıdır. Öte yandan, kamu otoritesinin primleri de tümüyle “serbest bırakması”, fakat sıkı bir denetimle sigorta şirketlerinin makul olmayan ölçüde düşük primle üretim yapmalarını da “testi kırılmadan” önlemesinin uygun düşeceği kanısındayız.

Ülkemizde yargı kararlarının “yeknesak tazminatlara hükmetmesi” sağlanmalıdır. Yargıca tanınacak takdir yetkisini en aza indirmek lazımdır. Böylece benzer olaylarda farklı ve adaleti zedeleyen tazminatlar mümkün olduğunca engellenmiş olacaktır. Türk yargısı, tazminat tutarlarının uzmanlar eliyle ve bu alanda yerleşmiş evrensel kurallara uygun biçimde hesaplanmasına titizlik göstermelidir. Sırf zarar görenlerin veya geride kalanların “hayır kurumu” olarak görülen sigortacıdan daha geniş ölçüde tazminat alabilmelerini sağlamak amacıyla gereğinden fazla korunmaları doğru bir çözüm değildir. 

Yeknesaklığı sağlamak için “destekten yoksun kalma tazminatı”, “sakatlık tazminatı”, “değer kaybı” hususlarında hesap yöntemleri mutlaka yasada öngörülmelidir. “Manevi tazminat” için de yeknesaklığı sağlayacak yöntem benimsenmeli ve “yeknesaklık olmadığı için” ZTS sigortası kapsamının dışında bırakılmış bulunan manevi tazminat da sigortaya dahil edilmelidir. 

Kişisel görüşümüz, teminat dışında kalan hallerin yasada çok sınırlı tutulması ve ZTS’nin sigorta desteğine ihtiyaç olmayan/olmadığını kabul etmenin makul göründüğü çok az sayıda halden kaynaklanan sorumluluğu teminat dışında bırakmasıdır. Kuşkusuz genel şartlar da buna uygun şekilde oluşturulmalıdır. Mümkün olduğunca geniş teminat karşılığında prim dengeli biçimde yüksek tutulmalı veya limitler sigortacıların zarara uğramayacağı düzeyde belirlenmelidir.