Tatildeydik
AĞUSTOS ayında tatilde olduğumuzu bahane ederek yazmaktan kaytardık. Aslında mart ayının ortasından beri tatildeyiz, bizimkisi de bahane işte. İşin doğrusu öyle tatil yapacak ortam da yoktu, bizim keyfimiz de… Bu pandemi belası bütün enerjimizi aldı götürdü. Hiçbir şey eskisi gibi değil.
Yine de, zorlama bir heyecanla tatil yapmaya karar verip;
Açsam rüzgâra yelkenimi,
Dolaşsam ben de deniz deniz,
Ve bir sabah vakti, kimsesiz
Bir limanda bulsam kendimi.
diyerek, her tatilimizde olduğu gibi Bodrum’a gitme kararı verip harekete geçtik. İyi de, bu pandemi yüzünden bizim gibi 65 yaş üstü olanların kendi kendine karar vermeleri yeterli değil. İlgili makamlardan izin almak gerekiyor. Biz de her 65 yaş üstü vatandaş gibi seyahat izni almak için 199’u arayarak HES Kodu alma girişiminde bulunduk. Tam 56 dakika süren bir telefon görüşmesi sonucu, muhatabımız delikanlı dosyamızı Valiliğe gönderdiğini ve üç vakte kadar iznin verileceğini bildirdi. Üç vakitten kastı neydi bilmiyorum ama müracaatımızın üzerinden üç gün geçip de her hangi bir sonuç alamayınca; biz de Allah’ın hakkı üçtür diyerek, ikinci defa müracaatta bulunduk. Şükürler olsun Rabbime; bu kez, beş altı dakikalık bir görüşme sonucu muhatabımız delikanlı, Turizm İzni Taahhüdümüz çerçevesinde talebimizin Erzurum Hava Meydanı Mülki İdare Amirliği tarafından 1 Eylül tarihine kadar onaylandığı müjdesini verdi. Pasaport almak için başvursaydık durum ne olurdu bilmiyorum. Kısacası biz 65 yaş üstü olanlar için durum vaziyetleri böyle. Neyse, izni aldık ya, doğru Bodrum…
Artık yollar kısaldı; yeni açılan çevre yoluyla gelirseniz İstanbul Bodrum arası yaklaşık yedi saat. Maliyet biraz arttı ama vakitten kazanıyorsunuz. 65 yaş üstü bizler için vakit önemli; bu nedenle maliyete katlanmaya değer. Daha önce karayoluyla gelenler bilir, Bodrum’a tam girişte Halikarnas Balıkçısı sizi şu sözlerle karşılar;
Yokuşbaşı’na geldiğinde
Bodrum’u göreceksin,
Sanma ki sen geldiğin gibi gideceksin.
Senden öncekiler de böyleydiler,
Akıllarını hep Bodrum’da bırakıp gittiler…
Balıkçı haklı; son otuz yıldır düzenli olarak Bodrum’a gideriz, her dönüşümüzde de aklımızı Bodrum’da bırakırız.
Peki bu sefer? Bodrum yine aynı Bodrum da, sanki bir şeyler eksik gibi; belki de biz, eski biz değiliz.
Sıcak, yine aynı sıcak; deniz, yine aynı deniz, ama Akdeniz’in Ege’yle buluştuğu sular, şimdi hiç olmadığı kadar sessiz. Yunan mitolojisinde Denizlerin Tanrısı olarak bilinen Poseidon’la, Eski Türklerin su perisi İlayda yine buraların sessiz sahipleri. İkisi de bu sularda suyla bütünleşmişler, yıllardır dostluk içinde yaşıyorlar. Bizler ise iki ulus olarak aramızdaki dostluğu bozmak için uğraşıp duruyoruz. Allahtan Rüzgâr Tanrısı Boreas ortamı serinletmek kuzeydoğudan üfürüp duruyor. Artık nefesi ne kadar yeter bilmiyorum.
Maalesef, biz denizden ve güneşten yeteri kadar yararlanamadık, ama eski dostlarımıza ilaveten yeni bir dost edindik. 6 aylık yetim bir kedimiz oldu, Kirloş. Kirli Kara kızımız günde 10 öğün yemek yiyor. Miyaa, miyaa deyip aramızda dolanıyor.
Bir aydan beri Bodrum’dayız, taahhüdümüz çerçevesinde bir ayımızı doldurduktan sonra yarın İstanbul’a döneceğiz. Yine aklımız Bodrum’da, dostlarımızda ve Kirloş’ta kalacak. Balıkçı bir betimlemesinde; “İtalya’yı gör de öl derler. Yok a canım; Bodrum’la kıyılarını gör ve yaşa. Başka yerlerde ölüp nur içinde yatılacağına, burada nur içinde yaşanır” diyor.
Yüce Allah bu yaştan sonra hepimize ve Kirloş’a nurlar içinde yaşamayı nasip etsin.

