Tam ve ağır hasar tespitinde yeni dönem başladı
SEDDK’nın oto sigortalarında tam veya ağır hasar tespitinde yeni bir döneme geçildiğini duyurduğu “Motorlu Araç Sigortaları Kapsamında Tam Hasara Ya Da Ağır Hasara Uğramış Araçların Tespiti Hakkında Genelge” 1 Temmuz’da yürürlüğe girdi. Yeni düzenleme ile araçlardaki tam (pert) ve ağır hasar tespiti işlemlerindeki suistimallerin önüne geçilerek hem mağduriyetler hem de sektördeki kayıt dışı uygulamalar azaltılmış olacak.
Araç sahiplerini ilgilendiren yeni bir uygulama hayata geçti. Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (SEDDK) yayımladığı “Motorlu Araç Sigortaları Kapsamında Tam Hasara Ya Da Ağır Hasara Uğramış Araçların Tespiti Hakkında Genelge” 1 Temmuz’da yürürlüğe girerek oto sigortalarında tam ve ağır hasarlı araçların tespitinde yeni düzenlemeye geçildi. Peki, ne gibi değişiklikler söz konusu?
İlk olarak eğer zarar gören aracın onarım masrafları piyasa değerini aşar ve eksper raporuna göre de onarım göremez hale gelmişse aracın tam hasara uğradığı kabul edilecek. Tam hasarlı aracın sigortalıya veya sigorta şirketine terk edilmesi halinde aracın hurdaya ayrıldığını gösteren hurda tescil belgesi sigortacıya ibraz edilmezse tazminat ödenmeyecek. Ağır hasar alan araçlarda ise onarım masrafı piyasa değerinin %60’ını aşarsa ağır hasarlı sayılacak. Yani artık %60’ın altındaki hasarlarda araç ağır hasarlı sayılamayacak ve onarıma gönderilecek. Ancak genelgede bazı parçaların en az birinin zarar görmesi halinde hasar %60’ın altında olsa dahi eksper tarafından ağır hasarlı olup olmadığına dair tespit yapabilmesinin önü açık. İlgili parçalar ise genelgede şöyle sıralanıyor:
- Sağ/sol ön şasi kolu
- Sağ/sol arka şasi kolu
- Taban ile birlikte sağ/sol marşpiyel
- Tavan sacı
- Sağ/sol orta direk
- Ön göğüs sacı
- Tavan sacı ön/arka travers
- Elektrikli araç bataryası ve elektrikli araçlarda ana enerji hattı
- Hava yastıkları ve sürücü/yolcu emniyet sistemleri
- Ana elektrik tesisat ve elektronik sistem parçaları
- Kamyon ve çekici türündeki araçların sürücü kabini.
Ağır hasarlı aracın sigortalıya veya sigorta şirketine terk edilmesi halinde aracın trafikten çekildiğini gösteren “trafikten çekilmiştir” kaşeli tescil belgesi sigortacıya ibraz edilmezse tazminat ödenmeyecek. Tam ya da ağır hasar tespitinin levhaya kayıtlı sigorta eksperleri tarafından yapılması zorunlu hale getirildi. Sigorta eksperleri ön/kesinleşmiş ekspertiz raporunu 5 gün içerisinde Sigorta Bilgi Merkezi’ne iletecek. Kesinleşmiş ekspertiz raporunda tam/ağır hasarlı sayılmış araçla ilgili olarak sigortalı ve sigorta şirketi değişiklik yapamayacak.

Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK):
Düzenlemenin amacı trafik güvenliğinin sağlanmasıdır
“Söz konusu düzenlemenin temel amacı trafik güvenliğinin ve trafikte seyir halinde olan vatandaşlarımızın can güvenliğinin sağlanmasıdır.”
Düzenleme hakkında görüşlerini paylaşan SEDDK, şu değerlendirmede bulundu: “Bilindiği üzere mevcut uygulamada, aracın onarım masraflarının zarar gören aracın rizikonun gerçekleştiği tarihteki değerini aşması ve aynı zamanda eksper raporu ile aracın onarım kabul etmez bir hale geldiğinin tespit edilmesi tam hasar kriterleri olarak belirlenmiş iken ağır hasara uğramış araçların tespitine ilişkin kriterler detaylı olarak belirlenmemiştir. Bu nedenle ağır hasarlı araçların tespitine ilişkin şirketler arası farklı değerlendirmeler ve uygulama farklılıkları ortaya çıkmaktadır. Ayrıca mevcut durumda bazı tam hasara uğramış araçlar işleme tesislerine teslim edilmeyerek mevzuata aykırı şekilde piyasada alım satıma konu edilebilmekte, bazı ağır hasarlı araçlar da “trafikten çekilmiştir” belgesi alınmayarak mevzuata aykırı şekilde alım satıma konu edilebilmektedir. Söz konusu uygulamaların vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini tehlikeye düşürdüğü açıktır. Söz konusu düzenlemenin temel amacı trafik güvenliğinin ve trafikte seyir halinde olan vatandaşlarımızın can güvenliğinin sağlanmasıdır. Diğer yandan hasar gören araçları satın alacak vatandaşlarımızın doğru ve eksiksiz bilgiye ulaşabilmelerinin sağlanması da düzenlemenin hedeflerinden biridir. Yapılan düzenleme ile mevcut olan tam hasar uygulamasına ilişkin kriterler korunmuş, onarım masraflarının aracın rayiç değerinin %60’ını aşması veya genelge ile belirlenen kritik parçalarda hasar meydana gelmesi ağır hasar tespit kriteri olarak belirlenmiştir. Bu çerçevede, onarım masrafı aracın rayiç değerinin %60’ını aşması halinde araçlara ağır hasar işlemi uygulanacak, onarım masrafının %60’ın altında kalması halinde ise genelge ekindeki kritik parçalardaki hasar olup olmadığı eksper tarafından değerlendirilecek ve aracın güvenlik durumu göz önüne alınarak eksper tarafından ağır hasar kararı verilebilecektir.
SİGORTA EKSPERİ ZORUNLULUĞU
Bu noktada, düzenleme ile hasar tespit işlemlerinin doğru ve güvenilir bir şekilde yapılabilmesini teminen ağır ve tam hasar tespitinin sigorta eksperi tarafından yapılması zorunluluğu da getirilmiştir. Diğer bir önemli noktada ağır veya tam hasar tespiti yapılmış araçların bilgilerinin doğru ve eksiksiz olarak tutulmasıdır. Düzenleme ile eksperler ve sigorta şirketleri tarafından gerçekleştirilen işlemlere ilişkin bilgilerin Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezine gönderilmesi sağlanmış, böylece yapılan işlemlerin düzenli olarak takip edilebilmesine imkân tanınmıştır. Söz konusu hükümlerle tam hasara uğradığı halde işlem yapılmaması nedeniyle trafiğe tekrar çıkarılan araçlar artık hurdaya ayrılacak, ağır hasarlı olduğu halde işlem yapılmaması nedeniyle tekrar araç muayenesine tabi olmayan araçlar da çekme belgeli işlem göreceğinden ancak muayene sonrası trafiğe çıkabilecektir. Böylece hem trafik güvenliğinin sağlanmasına hem de ikinci el araç alım-satımlarında ilgili araçları alacak olan vatandaşlarımızın doğru bilgiye ulaşmalarına imkân sağlanmıştır. Ayrıca mevcut uygulamada çeşitli nedenlerle ağır hasar işlemi yapılmaması gerekirken çekme belgeli işlem yapılan araçlara artık ağır hasar işlemi uygulanamayacağından milli servetimizin korunmasına da katkı sağlanmış olacaktır.”

Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Gökdağ:
Genelge yeni kurallar getiriyor
“Bu genelge araçların trafik kazası sonrası ağır veya tam hasara uğraması durumlarını düzenleyen yeni kurallar getirmektedir. Genelge ile uygulaması değişen en kritik nokta, belirttiğimiz bu onarım bedelinin %60’ı aşması hususu ile aşmaması halinde bu on bir parçadan birinin hasarlanıp hasarlanmadığıdır.”
1 Temmuz’da yürürlüğe giren düzenleme ile ilgili görüşlerini paylaşan TSB Genel Sekreter Yardımcısı Ahmet Gökdağ, şunları söyledi: “Bu genelge araçların trafik kazası sonrası ağır veya tam hasara uğraması durumlarını düzenleyen yeni kurallar getirmektedir. Düzenleme ile tam hasara uğrayıp hurda belgesi ile işlem yapılacak araçlarda, daha önce mevcut olan uygulama genel olarak aynen devam ettirilmektedir. Aracın eksper görüşü ile onarım kabul etmez olduğunun tespit edilmesi sonrası araç tam hasara uğramış sayılır hükmü ile işlem tesis edilecektir. Bu durumda araç için hurda belgesi alınarak araç lisanslı depolara teslim edilecek, bu belge sigortacıya teslim edilerek aracın rayiç değeri sigorta şirketince (teminat limitleri çerçevesinde) sigortalıya/hak sahibine ödenecektir. Ağır hasar tarafında ise; aracın ağır hasar işlemine tabi olabilmesi için genelge öncesi mevzuata göre, onarım tutarının araç rayiç oranına bağlı olmaksızın, eksperin yapmış olduğu hasar tespit çalışması sonrası aracın sovtaj değeri çalışması yapılmak suretiyle onarımının mı yoksa ağır hasar kapsamında trafikten çekme belgesi alınarak araç bedelinin sigortalıya/hak sahibine ödenmesinin mi daha ekonomik olduğuna bakılmakta idi. 25 Nisan tarihinde yayımlanan genelge ile aracın eksper raporu ile tespit edilmiş onarım bedeli araç rayiç bedelinin (piyasa rayici) %60’ına ulaşması durumunda aracın ağır hasar kapsamında işlem görmesi hükmedilmektedir. Bu durumda sigortalı/hak sahibi tarafından trafikten çekme belgesi alınarak sigorta şirketine verilmek suretiyle teminat limitleri kapsamında araç rayici sigortalıya/hak sahibine ödenecektir. Bununla birlikte onarım bedeli araç rayicinin %60’ına ulaşmasa da genelge ekinde yer alan 11 parçanın herhangi birinin hasarlanması durumunda ise sigorta eksperi tarafından aracın ağır hasara uğrayıp uğramadığına ilişkin tespit yapılabilir hükmü yer almaktadır. Burada sayılan parçalar ise daha çok aracın güvenlik sistemini etkileyen parçalar olup onarımı daha kompleks olan parçalardır. Genelge ile uygulaması değişen en kritik nokta, belirttiğimiz bu onarım bedelinin %60’ı aşması hususu ile aşmaması halinde bu 11 parçadan birinin hasarlanıp hasarlanmadığıdır.”
FIRSAT VE ZORLUKLAR
Uygulamanın sektör için fırsatları hakkında da konuşan Gökdağ, “Onarım bedelinin belirli bir orana bağlanması uygulamanın netliği açısından olumlu değerlendirilmektedir. Bununla birlikte onarım bedelinin %60’ın altında kalması durumunda ekte belirtilen 11 parçanın ne düzeyde hasar aldığı hususunun uygulamada netleştirilmesi gerekecektir. Burada uygulama ile zamanla bir teamül oluşması beklenmektedir. Diğer yandan, belirtilen bu 11 parçanın hasar görmesi, aracın doğrudan ağır hasar kapsamında işlem göreceği anlamına gelmez; bu durumda hasarın değerlendirilmesi eksper tarafından yapılacaktır” dedi. Zorluklara da değinen Gökdağ, “Genelge öncesindeki uygulamada, aracın onarım bedeli araç rayicinin belirli bir oranına ulaşması halinde eksper raporu tespiti de dikkate alınarak sigorta şirketi tarafından sovtaj çalışması yapılmakta, onarımın ekonomik olması durumunda araç için trafikten çekme belgesi aldırılarak ağır hasar işlemi yapılmaktaydı. Yeni uygulamada özellikle onarım bedeli %60’ı aşmayan hasarlar ve sayılan 11 parçanın hasarlanmadığı durumda vatandaşa tanınan bu inisiyatif kısıtlanmış olacaktır. Bu durumda vatandaşların kaza sonrası daha çok psikolojik sebeplerle aracı kullanmak istememeleri gibi durumlarda vatandaşlarımızın taleplerine olumlu dönüş yapılamayabilecektir. Diğer bir önemli husus ise yapılan ekonomik değerlendirmelerde bir aracın ağır hasara ayrılıp rayicinin ödenmesi yöntemi çoğu zaman sigorta şirketi için onarım masraflarından daha düşük bir maliyete katlanmasına imkân vermektedir. Ülkemizde araç parkının çok yaşlı olması (14 yaş), sıfır araç bedellerinin yüksekliği ve dolayısıyla ikinci el araç bedellerinin yüksekliği nedeniyle hasarlı olarak satılan araçlar rağbet görmekte ve bu araçlar onarılarak tekrar kullanılır duruma getirilmektedir. Dolayısıyla sigorta şirketlerinin hasarlı araçların satışı nedeniyle elde ettikleri sovtaj gelirleri, tazminat olarak ödedikleri araç rayiç bedellerinden düşüldüğünde çoğu ağır hasar dosyasında aracın onarımı için şirketin ödemesi muhtemel tazminat tutarının altında kalmaktadır. Bu da sigorta şirketleri için maliyet azaltıcı bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır” diyerek sözlerini noktaladı.

Anadolu Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Ali Kaplan:
Uygulama birliği açısından yerinde bir düzenleme
“Belirsizliklerin azalması ve standartlaştırılmasıyla birlikte hasar dosyalarının kapanma ve tazminat ödeme sürelerinin hızlanması, farklı sigorta şirketleri arasında bile benzer uygulamaların benimsenmesini sağlayabilir. Sigorta şirketlerinde uygulama birliği açısından söz konusu düzenlemenin yerinde olduğu fikrindeyim.”
Genelgenin, motorlu araç sigortalarında tam ve ağır hasar uygulamaları için yepyeni bir dönemin başlangıcını temsil ettiğini söyleyen Anadolu Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Ali Kaplan, “Anadolu Sigorta olarak, sektörde yıllardır süregelen suistimallerin ve kayıt dışı uygulamaların önüne geçilmesini hedefleyen bu düzenlemeyi olumlu ve yerinde bir adım olarak değerlendiriyoruz. Özellikle ağır ya da tam hasarlı araç tespitlerinde teknik kriterlerin esas alınması, bilirkişi değerlendirmelerinin sistematik bir yapıya oturtulması ve bildirimlerin Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi (SBM) üzerinden gerçekleştirilme zorunluluğu, süreçlere şeffaflık ve denetlenebilirlik kazandıracak. Bu sayede hem sigortalı mağduriyetlerinin azaltılması hem de sektörde adil rekabetin sağlanması mümkün hale gelecek. Ayrıca, artık her ağır veya tam hasar dosyasında bilirkişi atamasının zorunlu hale gelmesi ve bu kararların yalnızca ekonomik değil, kamu güvenliği temelli teknik sorumluluklar da gözetilerek alınması, sigorta sektörünün kurumsallaşması adına önemli bir gelişme” ifadelerini kullandı.
‘GÜVEN ORTAMINI PEKİŞTİRECEK’
Uygulamanın fırsat ve zorlukları hakkında değerlendirmede bulunan Kaplan, şunları söyledi: “Fırsatlar açısından bakarsak; araçların perte çıkarılması süreçlerinde yaşanan keyfi uygulamaların ve kötü niyetli suistimallerin önüne geçileceğini öngörüyoruz. Dolayısıyla bu uygulama şirket ve sigortalı açısından güven ortamını pekiştirecek. Hasarın doğru sınıflandırılması sayesinde, özellikle onarılabilir araçların gereksiz yere perte çıkarılması ya da ağır hasar kaydı alınmasının önüne geçilebilir. Hurda ve çekme belgeleri olmadan tazminat ödemesinin yapılamayacak olması, kayıt dışı ikinci el araç hareketliliğini sınırlandıracak ve ticaretin daha şeffaf yapılmasına olanak tanıyacaktır. SBM’ye yapılacak düzenli ve detaylı bildirimler sayesinde ikinci el araç alım-satım süreçlerinin de daha şeffaf hale gelmesi söz konusu olacak, böylelikle bireysel kullanıcılar ve sektör oyuncularının daha sağlıklı kararlar almasının da yolu açılacaktır.
‘İKİNCİ ELDE DEĞER BASKISI OLUŞABİLİR’
Uygulamanın zorluklarına değinecek olursak, özellikle genelgenin 5/3 maddesinde yer alan, bilirkişinin bazı parçalar hasar gördüğü takdirde “ağır hasar tespiti yapabilir” ifadesinin uygulamada yoruma açık bir alan bıraktığını görüyoruz. Bu da kararların standartlaşmasını güçleştirebilir. SBM’ye eksiksiz veri bildirimi, hurda ve çekme belgelerinin takibi, bilirkişi atama zorunluluğu gibi unsurlar, hasar birimleri üzerinde idari ve operasyonel anlamda ek yük oluşturabilir. İkinci el piyasasında değer baskısı gibi bir durumla karşı karşıya kalınması da muhtemel sonuçlar arasında. Yeni kayıt sistematiğiyle geçmişi daha açık olan araçların ticari değeri etkilenebilir. Bu durum da araç sahipleri ve satıcılar açısından değerleme konularında yeni sorunları beraberinde getirebilir. Bazı durumlarda araç sahiplerinin tam hasar kararı veya onarım kararı karşısında farklı talepte bulunabilecekleri senaryolar ortaya çıkabilecektir. Özellikle araç sahiplerinin araçlarını tamir ettirme veya satış yapma tercihleri kısıtlanacağından memnuniyetsizlikler oluşabilir. Ayrıca hasar dosyalarının kapanma ve tazminat ödeme sürelerinin hızlanması, farklı sigorta şirketleri arasında bile benzer uygulamaların benimsenmesini sağlayabilir. Sigorta şirketlerinde uygulama birliği açısından söz konusu düzenlemenin yerinde olduğu fikrindeyim.”

TOBB SEİK Başkanı Ahmet Nedim Erdem:
Düzenleme sigorta sektöründeki değerlendirme süreçlerinde şeffaflık ve eşgüdüm sağlayacak
“Bu düzenlemenin sigorta sektöründeki değerlendirme süreçlerinde şeffaflık ve eşgüdüm sağlayacağı, sigortalı haklarını koruyacak yapısal bir dönüşüm yaratacağı, trafikte yer alan araçların teknik güvenliğini artıracağı ve kamu güvenliğine doğrudan katkı sunacağı açıkça görülmektedir.”
Geçmişte yürürlükte olan ağır hasar uygulamalarına ilişkin düzenlemelerde, özellikle hasar değerlendirme süreçlerinde uygulama birliğinin sağlanamadığını belirten TOBB SEİK Başkanı Ahmet Nedim Erdem, “Yeni genelge ile birlikte bu belirsizlik büyük oranda ortadan kaldırılmıştır. Düzenleme, yalnızca usul yönüyle değil, aynı zamanda uygulama esaslarını da içerecek biçimde yapılandırılmış; ağır hasar ve tam ziya kararlarının kim tarafından, hangi teknik gerekçelere dayanılarak ve hangi koşullar altında verileceği açıkça ortaya konmuştur. Yeni düzenleme ile birlikte sigorta eksperlerine, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun kendilerine yüklediği bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesine uygun olarak hem teknik hem de etik sorumluluğu yüksek bir görev verilmiştir. Eksperlerin değerlendirme yetkisi, artık yalnızca hasar maliyeti ile sınırlı olmayıp, aracın güvenli şekilde onarılabilirliği ile birlikte ele alınmaktadır. Aracın sadece ekonomik değeri değil, insan hayatına etkisi de karar süreçlerinde belirleyici unsur haline getirilmiştir. Yürürlüğe giren genelgede, özellikle pert işlemi sonrası sistem dışına çıkarılacak araçların güvenli onarım ilkeleri çerçevesinde belirlenmesinin amaçlandığı görünüyor. Uygulamanın hayata geçmesi ile söz konusu araçların da güvenli onarım kurallarına uyulmadan onarılarak sisteme dahil edilmesinin önüne geçilecektir. Genelgede açıkça ifade edilen temel yaklaşım, yalnızca ekonomik kıstaslara dayalı bir değerlendirme yerine; araçta yer alan, sürücü ve yolcu güvenliğini doğrudan etkileyen kritik parçalar üzerinden onarım güvenliği odaklı bir analiz yapılması gerektiğidir. Genelge ile birlikte hasarlı araçların ‘güvenli onarımı prensibine dayalı yeni bir yaklaşım’ ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda:
- Aracın %60’ın altında kalan hasar oranına sahip olması, tek başına onarım kararı verilmesi için yeterli sayılmayacaktır.
- Eğer araç üzerinde yer alan kritik 11 parçadan bir veya birkaçında hasar mevcutsa ve bu hasar güvenli onarım ilkeleri çerçevesinde değerlendirme dışı kalıyorsa, eksper, ağır hasar kararı verebilecektir.
- Böylece, onarım sonrası tekrar trafiğe dönecek araçların, yalnızca “onarılmış” değil, aynı zamanda “güvenli” olması da güvence altına alınacaktır.
‘GİZLİ AĞIR HASARLILARIN TESPİTİ KOLAYLAŞACAK’
Bu durum, ikinci el araç piyasasında sıklıkla karşılaşılan, onarım yöntemi gizlenmiş ve ağır hasar geçmişi bulunmasına rağmen “hasarsız” gibi sunulan araçların tespitini kolaylaştıracak; ticari mağduriyetlerin önüne geçerek, ikinci el piyasasına olan güveni artıracaktır. Yeni düzenlemenin nihai amacı; kamu can ve mal güvenliğini artırmak, yolda seyreden her aracın teknik güvenlik açısından denetlenebilir ve kayıtlı olmasını sağlamaktır. Mevcut genelgeyle birlikte sektörde uygulama birliği olmaması sebebi ile yaşanan kargaşanın önüne geçeceğini, sigortalıyı ve vatandaşı birçok mağduriyetten koruyarak kamu can ve mal güvenliğini önceleyen bir hasar yönetimi anlayışına kavuşulması adına büyük katkı sağlayacaktır. Yayımlanan bu yeni düzenleme ile ağır hasar değerlendirmelerinde uzun süredir karşılaşılan uygulama farklılıkları sona erdirilmekte; her eksperin, her sigorta şirketinin ve her hasar dosyasının aynı ilkelere dayalı karar sistemi çerçevesinde hareket etmesi hedeflenmektedir. Bu standardizasyon hem sektörel işleyişin netleşmesini hem de sigortalı nezdinde şeffaf ve öngörülebilir bir süreç inşa edilmesini sağlayacaktır. Bu standartlaşma sayesinde,
- Sigortalılar, hangi koşullarda araçlarının “ağır hasarlı” veya “tam ziya” kabul edileceğini önceden bilecek ve hasar sürecini daha sağlıklı takip edebileceklerdir.
- Sigorta şirketleri subjektif yorumlardan arındırılmış bir yapı ile hasar dosyalarını nesnel ölçütlerle yönetebilecek, bu sayede gereksiz uyuşmazlık oranları azalacaktır.
- Poliçe primlerinde, kısa vadede önemli bir maliyet baskısı beklenmemekle birlikte; uzun vadede hasar/fiyat dengesine pozitif katkı sağlaması mümkün olacaktır.
Düzenlemenin temel faydası yalnızca sigortalıyı değil, tüm toplumu kapsayan kamu can ve mal güvenliğini artırmak olacaktır. Trafiğe çıkan her aracın yalnızca tamir edilmiş değil, aynı zamanda teknik olarak güvenli olması hem bireysel kullanıcılar hem de genel trafik düzeni açısından kritik bir kazanımdır. Uygulamanın getireceği sonuçların toplam kamu yararı açısından değerlendirilmesinin daha doğru olacağına inanıyorum. Bununla birlikte sigortalılar artık araçlarının hangi şartlarda pert olacağını önceden biliyor olacak ve kendisi için bir takip kolaylığı oluşacaktır. “Bu da sigorta uyuşmazlıklarının azalması ve Sigorta sektörüne olan güvenin artması sonucunu doğuracaktır. Sonuç olarak, bu düzenlemenin; sigorta sektöründeki değerlendirme süreçlerinde şeffaflık ve eşgüdüm sağlayacağı, sigortalı haklarını koruyacak yapısal bir dönüşüm yaratacağı, trafikte yer alan araçların teknik güvenliğini artıracağı ve kamu güvenliğine doğrudan katkı sunacağı açıkça görülmektedir” değerlendirmesinde bulundu.
‘STANDART UYGULAMA EKSPERE KOLAYLIK SAĞLAR’
Erdem son olarak, “Konuya eksperler açısından baktığımızda ise uygulamanın herhangi bir zorluğu olmadığını düşünüyorum. Aksine standart olan her uygulama ekspere kolaylık sağlamaktadır. Eksperler açısından öncelikle en önemli sorumluluk genelgede bahsi geçen 11 kritik parçanın kontrol edilmesi ve bu parçaların üzerindeki hasarların değerlendirilmesi olacaktır. Keza söz konusu parçalar, genelge öncesinde de biz eksperlerin her ekspertizde titizlikle üzerinde durduğumuz parçalardan ibarettir. Yayımlanan yeni genelge ile birlikte, ağır hasar ve tam ziya uygulamalarında sigorta eksperlerine verilen görev ve yetkiler daha açık, belirgin ve kamu güvenliğini önceleyen bir çerçevede tanımlanmıştır. Sigorta eksperleri, bu düzenleme ile birlikte yalnızca teknik inceleme yapan bir aktör değil, aynı zamanda trafik güvenliğini doğrudan etkileyen kararların sorumlu uygulayıcısı haline gelmiştir” şeklinde konuştu.

HDI Sigorta Hasar Genel Müdür Yardımcısı Sinem Gürün:
Düzenleme trafik güvenliğini güçlendirmeyi hedefliyor
“Düzenleme, sigorta sektöründe uygulama birliğini sağlayarak hem tüketici güvenini artırmayı hem de trafik güvenliğini güçlendirmeyi hedefliyor.”
Temmuz 2025 itibarıyla yürürlüğe giren genelgenin ağır ve tam hasarlı araçların tespitine yönelik uzun süredir beklenen düzenlemeyi hayata geçirdiğini belirten HDI Sigorta Hasar Genel Müdür Yardımcısı Sinem Gürün, şöyle devam etti: “Bu yeni düzenleme, sigorta sektöründe uygulama birliğini sağlayarak hem tüketici güvenini artırmayı hem de trafik güvenliğini güçlendirmeyi hedefliyor. Genelge öncesinde, araçların ağır veya tam hasar kapsamına alınmasına ilişkin net bir çerçevenin bulunmaması, uygulamalarda farklılık ve yorum farklılıklarına yol açıyordu. Değerlendirmeler çoğunlukla sigortalının talebine veya rayiç bedel, onarım maliyeti ve sovtaj değeri gibi ekonomik kriterlere dayanıyordu. Bu durum, hem sigorta şirketleri hem de tüketiciler açısından belirsizlik yaratıyordu. Yeni düzenleme ile birlikte, ağır ve tam hasar uygulamaları teknik kriterlere bağlanarak standartlaştırıldı. Özellikle hayati güvenlik unsurlarının hasar görmesi durumunda, ekonomik olarak onarılabilir olsa dahi aracın tam hasarlı sayılması zorunlu hale getirildi.
‘DÜZENLEME ÖNEMLİ BİR ADIM NİTELİĞİNDE’
Düzenleme; teknik standartlar, veri yönetimi ve şeffaflık açısından da önemli bir adım niteliğinde. Sigorta şirketlerine, hasarlı araçlara ilişkin detaylı bilgileri SBM’ye eksiksiz ve zamanında bildirme yükümlülüğü getirildi. Genelge, sigorta sektöründe şeffaf, güvenli ve anlaşılabilir bir sistemin temelini atarken; hem sigorta şirketleri hem de sigortalılar nezdinde güveni artıran, etik uygulamaları teşvik eden ve ikinci el araç piyasasında şeffaflığı güçlendiren bir adım olarak değerlendirilmektedir.”

Quick Sigorta Genel Müdürü Eyüp Özsoy:
Sektör açısından çok değerli bir adım
“Bu düzenlemeyi sektör açısından çok değerli bir adım olarak görüyorum. Artık hasar tanımları; yalnızca “pert” veya “heavy damage” gibi finansal kavramlar değil, aynı zamanda trafik güvenliği ve tüketici haklarıyla doğrudan ilgili.”
Düzenlemeyi sektör açısından çok değerli bir adım olarak gördüğünü belirten Quick Sigorta Genel Müdürü Eyüp Özsoy, “Artık hasar tanımları; yalnızca “pert” veya “heavy damage” gibi finansal kavramlar değil, aynı zamanda trafik güvenliği ve tüketici haklarıyla doğrudan ilgili. Örneğin, 1 Temmuz 2025’ten sonra kesilen poliçelerde meydana gelen hasarlarda aracın ağır hasarlı sayılabilmesi için rayiç bedelinin %60’ı üzerinde hasar oluşması gerekmektedir.
‘ŞEFFAFLIĞI DESTEKLİYOR’
Bununla birlikte, hasar tespitinin sadece ruhsatlı sigorta eksperlerince yapılacak olması hem rapor kalitesini artırıyor hem de şeffaflığı destekliyor. Ayrıca tüm bu işlemlerin Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi (SBM) üzerinden kayıt altına alınması, ikinci el araç piyasasında da güven ortamını güçlendirecektir. Genel anlamda, bu bir ‘dijital ve güvenlik temelli kırılım’. Artık hasar yalnızca bir onarım konusu değil; aracın geçmişi, güvenlik durumu ve yasal statüsü de herkes tarafından net şekilde görülebiliyor” açıklamasında bulundu.
‘TÜKETİCİ GÜVENİNİ ARTIRACAK’
Yeni düzenlemenin beraberinde hem önemli fırsatlar hem de bazı yapısal zorluklar getirdiğini vurgulayan Özsoy, sözlerine şu şekilde devam etti: “Öncelikle fırsat tarafında, düzenlemenin tüketici güvenini artıracağı çok açık. Araçların geçmişine dair şeffaf veri sunulması, özellikle ikinci el araç piyasasında çok ciddi bir rahatlama sağlayacak. İnsanlar artık araç alırken sadece kilometreye ya da görsel izlenime değil, detaylı hasar kayıtlarına ve teknik değerlendirmelere de bakabilecekler. Bu, sadece ticari güveni değil, aynı zamanda trafik güvenliğini de artırır.
‘TÜM İŞLEMLER DİJİTAL İZ BIRAKACAK’
Bir diğer önemli fırsat ise, sigortacılığın artık daha dijital, daha ölçülebilir ve daha hesap verebilir bir zemine taşınıyor olması. Hasar tespitinin yalnızca ruhsatlı eksperler tarafından yapılacak olması, kaliteyi ve objektifliği yükseltirken Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi üzerinden yürütülecek kayıt süreci sayesinde tüm işlemler dijital bir iz bırakacak. Bu da sektörün itibarını, tüketicinin ise karar alma sürecini güçlendirecek.
‘TAM UYUM ŞART’
Sigorta şirketlerinin, eksperlerin, acentelerin ve servislerin bu yeni düzenlemeye tam uyum göstermeleri şart. Sisteme veri girişlerinde yaşanacak aksaklıklar, düzenlemenin sağladığı şeffaflığı zedeleyebilir. Bu nedenle hepimize önemli bir adaptasyon sorumluluğu düşüyor. Quick Sigorta olarak bu geçişi sadece bir mevzuat uyumu olarak değil, sektörel bir seferberlik olarak görüyoruz. Altyapılarımızı buna göre güncelliyor, ekiplerimizi eğitiyor, müşterilerimize bu yeni süreci en doğru ve güvenli şekilde anlatmak için hazırlık yapıyoruz. Sigortacılıkta güveni inşa etmenin yolu, değişimle birlikte yol yürümekten geçiyor.”

Doğa Sigorta Lojistik, Hasar Denetim ve Suistimal Araştırma Direktörü Duran Çakı:
Genelge hem tüketicinin hem de sigorta sektörünün menfaatlerini gözetiyor
“Bu genelge, hem tüketicinin hem de sigorta sektörünün uzun vadeli menfaatlerini gözeten bir düzenlemedir. Uygulamada bazı zorluklarla karşılaşılması muhtemel olsa da sektör olarak adaptasyon sürecini hızlı şekilde tamamlayarak daha şeffaf ve güvenilir bir sigorta ekosistemi oluşturma yolunda ilerleyeceğimizi düşünüyoruz.”
Genelgenin sigorta sektöründe önemli değişimlerin kapısını araladığını ifade eden Doğa Sigorta Lojistik, Hasar Denetim ve Suistimal Araştırma Direktörü Duran Çakı, “Bu genelge ile özellikle kasko ve trafik sigortası kapsamında hasara uğrayan araçların tespit, bildirim ve kayıt süreçleri çok daha sistematik bir hale getirildi. Yeni düzenlemeye göre, bir aracın tam hasarlı ya da ağır hasarlı olarak sınıflandırılabilmesi için önceden belirlenmiş teknik kriterlere bakılacak. Değerlendirme sürecinde yalnızca sigorta eksperlerinin raporu değil, aynı zamanda aracın gerçek durumu, onarım maliyetleri ve güvenlik standartları da dikkate alınacak. Böylece, hem araç sahiplerinin mağduriyetinin önüne geçilmesi hem de sigorta şirketlerinin zarar riskinin minimize edilmesi amaçlanıyor. Genelgeyle getirilen bir diğer önemli yenilik ise SBM’ye yapılacak bildirimlerin kapsamı ve süresi. Sigorta şirketleri olarak, tam veya ağır hasara uğrayan her bir aracı belirli bir süre içerisinde eksiksiz veri ile bildirmek zorundayız. Bu bildirimler arasında aracın plakası, şasi numarası, motor numarası ve hasar detayları gibi kritik bilgiler yer almakta. Bildirimin eksik ya da hatalı yapılması durumunda ise şirketlere de idari yaptırımlar uygulanacaktır” diye konuştu.
‘2. EL PİYASASINI DA ETKİLİYOR’
Genelgenin aynı zamanda ikinci el araç piyasasını da doğrudan etkilediğini belirten Çakı, şöyle devam etti: “Çünkü tam ya da ağır hasarlı araçların daha şeffaf şekilde kayda alınması, piyasada hasarı gizlenen veya yanıltıcı bilgilerle satılan araç sayısını azaltacak. Bu da hem tüketiciyi koruyacak hem de sektördeki güveni artıracak. Yapılan düzenleme ile trafik güvenliğinin sağlanmasına ve hasar gören araçları satın alacak vatandaşlarımızın doğru ve eksiksiz bilgiye ulaşabilmeleri amaçlanmaktadır. Düzenlemeyle sektör olarak hem sigortalılarımızın hem de ikinci el araç alıcılarının haklarının daha etkin korunacağına inanıyoruz. Aynı zamanda, araçların trafik güvenliğini tehdit etmeyecek şekilde onarılması ve tekrar trafiğe çıkmasının önü açılmış olacak; buna uymayan durumlar ise daha kolay tespit edilebilecektir. Sonuç olarak, bu genelge hem tüketicinin hem de sigorta sektörünün uzun vadeli menfaatlerini gözeten bir düzenlemedir. Uygulamada bazı zorluklarla karşılaşılması muhtemel olsa da sektör olarak adaptasyon sürecini hızlı şekilde tamamlayarak daha şeffaf ve güvenilir bir sigorta ekosistemi oluşturma yolunda ilerleyeceğimizi düşünüyoruz.”

