Sigortacının halefliği “yasal” bir halefliktir
“Sigorta hukukunda sigortacının yasal haleflik hakkı önemli bir yer tutar. Bu hak zarar sigortalarının her iki türünde söz konusudur. Sigortacının halefliği, “yasal” bir halefliktir. TTK 1472 veya TTK 1481’deki koşullar gerçekleşince kendiliğinden meydana gelir. Yasanın bu hususta aradığı temel koşul sigortacının tazminat ödemiş olmasıdır.”
Hukuksal açıdan haleflik (diğer bir kişiye halef olma) başka birinin (selefin) yerini alma anlamına gelir. Başkasının (selefin) hakları kendi üzerine geçmiş olan halef, borçlulara karşı bu haklara dayanarak istemde bulunabilir. Sigortalının (kendi çıkarı için sigorta yaptırmış olan sigorta ettirenin veya lehine sigorta yaptırılmış olan sigorta ettirenden başka bir kişinin) gerçekleşen riziko nedeniyle uğradığı zararı karşılayan sigortacı, sigortalının yerini alarak eğer tazmin edilen bu zarardan sorumlu bir üçüncü kişi varsa ödemiş olduğu tazminat tutarını o üçüncü kişiden (zarar sorumlusundan) geri isteyebilmektedir. Haleflik “küllî” veya “cüz’î” olabilir. Eğer başka birinin bütün hakları halefe geçmişse küllî haleflikten, yalnızca bir veya bazı hakları geçmişse cüz’î haleflikten söz edilir. Yasal mirasçının miras bırakana halef olması küllî halefliğe, sigortacının halefliği ise cüz’î halefliğe örnek oluşturur. Sigorta hukukunda sigortacının yasal haleflik hakkı önemli bir yer tutar. Bu hak zarar sigortalarının her iki türünde de -hem aktif sigortalarında (mesela mal sigortasında) hem de pasif sigortalarında (mesela sorumluluk sigortasında)- söz konusudur. Zarar sigortacısı, yasanın kendi lehine öngördüğü haleflik hakkı uyarınca sigortalısının maruz kaldığı zarardan sorumlu olan üçüncü kişiyi dava edebilmekte veya ona karşı icra takibi yapabilmektedir.
Sigortacının halefliği az önce de belirtmiş olduğumuz gibi “yasal” bir halefliktir. TTK 1472 veya TTK 1481’deki koşullar gerçekleşince kendiliğinden meydana gelir. Yasanın bu hususta aradığı temel koşul sigortacının tazminat ödemiş olmasıdır. (Bu ödeme sorumluluk sigortalarında kural olarak sigortalının kendisine karşı sorumlu olduğu zarar gören üçüncü kişiye yapılır).
Eğer sigortacının yasal haleflik hakkı olmasaydı, onun sigortalıya tazminat ödemesini gerektiren mal sigortası, aynı zamanda zarardan sorumlu üçüncü kişi yararına yapılmış bir sorumluluk sigortası gibi; sorumluluk sigortası da sorumluluğu sigorta edilmiş olan kişinin zarar görene tazminat ödeme yükümlülüğü altına girmesine yol açan (ve bu sebeple de sigortalıya karşı tazminat borcu doğmuş olan) üçüncü kişi lehine yapılmış bir sorumluluk sigortası gibi işlev görmüş olurdu.
Çünkü; • Mal sigortalarında sigortalı sigortacıdan tazminat almakla zararı karşılanmış olacağından artık kendisinin zarara uğramasına yol açan üçüncü kişiye yönelik bir tazminat alacağı (sigortacının ona ödediği tutara kadar) kalmamış olacaktır. Mesela, sigorta konusu işyeri, komşunun kusuruyla çıkardığı yangında zarar görmüş ve sigortacı da sigortalının bu zararını tamamen karşılamışsa, sigortalının komşudan ikinci bir kere tazminat istemesi mümkün olmayacaktır.
Sorumluluk sigortalarında da sigortacı sigortalının kendisine karşı sorumlu olduğu kişiye tazminat ödediğinde, sigortalı tarafından sorumluluğun doğmasına yol açan kimseye yöneltilebilecek istem bu ödeme oranında ortadan kalkmış bulunacaktır. Mesela sigortalı yüklenicinin eyleminden sorumlu olduğu bir alt yüklenici, kusuruyla iş sahibine zarar vermişse, sigortalı yüklenici zarar gören iş sahibine tazminat ödedikten sonra alt yükleniciyi dava ederek ondan iş sahibine ödediği tazminat tutarını (alt yüklenicinin kusurlu eylemi sonucunda maruz kaldığı zararı) geri isteyebilir. Fakat eğer sigortalı yüklenicinin sorumluluk sigortacısı iş sahibinin zararını tamamen karşılamış ve sigortacı yükleniciyi sorumluluktan kurtarmışsa, sigortalı yüklenicinin alt yükleniciden talep edebileceği bir zarar kalmamıştır.
Yukarıdaki örneklerde, yangın zararından sorumlu komşunun ve iş sahibinin zarara uğramasına yol açan (ve bu nedenle sigortalı yükleniciye karşı sorumlu tutulması gereken) alt yüklenicinin sigortacı tarafından tazmin edilen zarar dolayısıyla sorumlu olmaktan kurtulmalarının önüne geçmek üzere tazminat ödeyen sigortacıya “yasa gereği sigortalıya halef olma” hakkı tanınmıştır. Bu sayede sigortalının zarardan sorumlu bulunan (sorumluluk sigortasında sigortalının sorumluluğunun doğmasına yol açtığı için sigortalıya karşı sorumluluk altına girmiş olan) kişiye yönelik tazminat istemi sigortacının ödeme yapması üzerine son bulmamakta ve sigortacıya aktarılmış olmaktadır.
Bu çözüm Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) da benimsenmiş olan çözümdür. TBK m.61 uyarınca birden çok kişi aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanacaktır. Zarardan sorumlu kişi yol açtığı zarar dolayısıyla haksız eylem (sözleşme dışı sorumluluk) veya sözleşme sorumluluğuna ilişkin kurallar uyarınca sorumluluk altına girmiş olacaktır. Sigortacı ise aynı zarardan sigorta sözleşmesi gereğince ve/veya yasanın sigortacıya karşı doğrudan dava hakkı verdiği hallerde yasa dolayısıyla sorumlu tutulacaktır. Şu halde birden fazla taraf (sorumlu üçüncü kişi ve sigortacı) aynı zarardan dolayı sorumlu bulunmaktadırlar.
TBK m.62 fk.2 “tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin, bu fazla ödemesi için, diğer (müteselsil) sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olacağını” hükme bağlamaktadır. Şu halde tazminat ödeyen sigortacı, (TTK’nda onun lehine yasal haleflik düzenlenmiş olmasaydı, TBK uyarınca) “halef” sıfatıyla diğer sorumlulara başvurabilecektir. TBK m.62 fk.1 “tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşulların özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığının ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz önünde tutulacağını” öngörerek bu hususta hakime takdir yetkisi tanımışsa da, sigortacının (TTK’nda yasal halefliğe ilişkin hüküm bulunmasaydı dahi) ödediği tüm tutarı TBK m.62 fk.1 gereğince zarardan sorumlu üçüncü kişiden geri alabileceğinde duraksama yaşanmaması gerekir. Çünkü zarar sorumlusunun hiç prim ödemediği ve koruması altında olmadığı bir sigorta sözleşmesinden yarar elde etmesi ve hukuk düzeninin kendisini sorumlu tuttuğu bir zararı karşılama yükümlülüğünden bu sigorta sözleşmesi uyarınca sigortacı tarafından ödenen tazminat sayesinde kısmen dahi olsa kurtulması adil ve kabulü mümkün bir sonuç değildir. Bu bakımdan, TBK m.62.fk.1 sigortacı ile zarardan sorumlu üçüncü kişi arasındaki ilişkiyi doğrudan düzenleyerek “her durumda sigortacının bu üçüncü kişiye rücu edebileceğini” açıkça belirtmemekte ise de sigortacı TBK çerçevesinde de ödediği tüm zarar tutarı için rücu hakkına sahip olacaktır. (Bu noktada TTK’ndaki yasal halefliğe ilişkin hükümlerin TBK’daki genel hükümlere kıyasla “özel hüküm olup olmadıkları diğer bir anlatışla TTK 1472 ve TTK 1481 düzenlemelerinin TBK m. 61 ve m.62’nin uygulanmasını bertaraf edip etmeyecekleri hususunun ayrı bir tartışma konusu olduğunu belirtelim).
Görüldüğü gibi, sigortacının zarar gören sigortalısına ödediği tazminat tutarı için zarardan sorumlu üçüncü kişiye rücu edebilmesi son aşamada adaletin yerini bulması bakımından büyük öneme sahiptir. Sigortacının yasal halefliği onun sigortalıya (sorumluluk sigortasında sigortalının kendisine karşı sorumlu olduğu üçüncü kişiye) tazminat ödediği anda gerçekleşmektedir. Bu ana kadar zarardan sorumlu üçüncü kişiden tazminat isteme hakkı sigortalıdadır. Şu halde sigortalı sahip olduğu tazminat alacağı üzerinde sigortacı lehine yasal haleflik gerçekleşene kadar serbestçe tasarruf edebilecektir. Söz gelişi tazminat alacağının doğmasını engelleyen anlaşmalar (mesela sorumsuzluk anlaşması) yapabileceği gibi, tazminat alacağı doğduktan sonra da (mesela tazminat borçlusunu tamamen veya kısmen ibra ederek) bu alacağını ortadan kaldırabilecek veya başkasına devredebilecektir. Saydığımız bu hallerde sigortacının haleflik hakkı olumsuz etkilenebilecek ve hatta hiç gerçekleşmeyebilecektir. Bu sakıncayı dikkate alan hukuk düzeni sigortalıya “ileride sigortacıya geçecek olan tazminat alacağının korunması” ödevini ve yasal haleflik gerçekleştikten sonra da bunu zedeleyen davranışlardan kaçınma borcunu yüklemiştir. Aşağıda bunlara ilişkin bazı ayrıntıları ele alacağız.
RÜCU HAKKININ KORUNMASI
“Zararı önleme, azaltma ve sigortacının rücu haklarını koruma yükümlülüğü” başlıklı TTK 1448(1) sigortalı için “sigortacının üçüncü kişilere olan rücu haklarının korunabilmesi için, imkânlar ölçüsünde önlemler alma” görevini öngörmüştür. Bu göreve aykırılık halinde uygulanacak yaptırım TTK 1448(2)’de hükme bağlanmıştır. Buna göre söz konusu göreve aykırılık sigortacı aleyhine bir durum yaratmışsa, kusurun ağırlığına göre sigortacının ödeyeceği tazminattan indirim yapılabilecektir. TTK 1448(3) ise rücu hakkının korunması amacıyla sigortalının yaptığı makul giderlerin sigortacı tarafından (sigorta tazminatına ek olarak) karşılanacağını belirtmektedir. Öte yandan TTK 1448(4) uyarınca sigortacı bu masraflar için avans vermekle de yükümlüdür. Sigortalının (rücu haklarının korunması için gereken önlemler de dahil olmak koşuluyla) koruma önlemleri alma görevine ilişkin TTK 1448 rizikonun gerçekleşmeye başladığı anda devreye giren bir hükümdür. Diğer bir anlatışla rizikonun gerçekleşmesi öncesinde bu gibi bir önlem alma görevi bulunmamaktadır. TTK 1448(1) bu hususu “(önlemlerin) rizikonun gerçekleştiği veya gerçekleşme ihtimalinin yüksek olduğu durumlarda (alınacağı)” ifadesini kullanarak açıklamıştır. (Yasadaki “rizikonun gerçekleşme ihtimalinin yüksek olduğu durum” ifadesi “rizikonun gerçekleşmesinin muhakkak göründüğü (buna kesin gözüyle bakılacağı) haller” olarak anlaşılmalıdır). “Rizikonun gerçekleşmeye başladığı an” bazı hallerde rücu haklarının korunması bakımından çok geç olabilir. Sigortalının zarardan sorumlu üçüncü kişiyle, zararın meydana gelmesinden çok önce fakat zarara yol açma olasılığı bulunan bir ilişkiye girerken geçerli bir sorumsuzluk veya sorumluluğu sınırlama anlaşması yaptığını düşünelim. Bu durumda TTK 1448 hükmünün uygulanma koşulları mevcut değildir. Ele aldığımız örnekte sorumsuzluk veya sorumluluğu sınırlama anlaşması sigorta sözleşmesi yapıldıktan sonra kurulmuşsa, sözleşme öncesi bildirim görevi kapsamında da olmayacaktır.
Çünkü bu görev, (TTK 1435 vd.) sözleşme yapılana kadarki safhada yerine getirilmesi gereken bir görevdir. Sigorta sözleşmesinin kurulmasından sonra olası zarar sorumlusu ile sigortalı arasında yapılacak sorumsuzluk veya sorumluluğu sınırlama anlaşması acaba rizikonun ağırlaşması olarak değerlendirilebilir mi? TTK 1444(2) rizikonun ağırlaşması ile ilgili kıstasları “rizikonun gerçekleşme ihtimalini artırıcı veya mevcut durumu ağırlaştırıcı işlemlerde bulunma yahut sözleşme yapılırken açıkça riziko ağırlaşması olarak kabul edilmiş bulunan hususlardan birinin gerçekleşmesi” şeklinde saymaktadır. Burada sigorta sözleşmesi yapıldıktan sonraki sorumsuzluk veya sorumluluğu sınırlama anlaşmasının yalnızca “mevcut durumun ağırlaştırılması” ifadesine çok geniş bir anlam yüklendiği takdirde riziko ağırlaşması kapsamında sayılması söz konusu olabilir. Sorumsuzluk veya sorumluluğu sınırlama anlaşması rizikonun gerçekleşmesi ile değil, sigorta ilişkisi çerçevesinde sigortacının en son aşamadaki mali durumu ile ilgilidir. Sigortacı rücu hakkından yoksun kaldığı ölçüde mali kayba uğramaktadır. Fakat bunun rizikonun meydana gelmesi üzerinde herhangi bir etkisi bulunmamaktadır. Bir an için sorumsuzluk veya sorumluluğu sınırlama anlaşmasının “riziko ağırlaşması” sayılabileceği kabul edilse dahi, olağan koşullarda sigortacı bu durumdan (rizikonun ağırlaştırılmış olduğundan) riziko gerçekleştikten sonra haberdar olacaktır. Sigortacının riziko ağırlaşmasını riziko gerçekleştikten sonra öğrendiği hallerle ilgili TTK 1445(5) onun yaptırım uygulamasını “rizikonun ağırlaştığını sigortacıya bildirme yükümlülüğünün ihlalinin tazminat miktarına ya da rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte bulunması” koşuluna bağlamıştır. Burada göreve aykırılık ne sigortacının ödeyeceği sigorta tazminatının artması ne de rizikonun gerçekleşmesi üzerinde etkilidir. O halde sigortacı yaptırım uygulayamayacaktır.
Yukarıdaki çerçeve içinde TTK 1448 ve sigortalının görevlerine (yasal deyimle yükümlülüklerine) ilişkin diğer hükümlerin rücu haklarının korunması bakımından yeterli sayılması mümkün değildir. Kaldı ki, rücu haklarının hiç veya gereği gibi korunmamış olduğu birçok halde sigortacının gerçekleşen riziko nedeniyle tazminat ödemesinden sonra belirlenir. TTK 1448(2)’de öngörülen “ödenecek tazminattan indirim” yaptırımı bu gibi bir durumda zaten konu dışıdır. Yalnızca sigortalıdan “rücu hakkından yoksun kalma ölçüsünde” talepte bulunulması düşünülebilir. TTK 1448 hükmüne uygun olarak rücu haklarının korunması sigortalının riziko nedeniyle zarara uğradıktan sonra gereken delilleri muhafaza altına alması ve/veya aldırması, gecikmeden zarar sorumlusu aleyhine hukuksal yollara başvurması (dava veya icra takibi başlatması, bu arada mümkünse ihtiyati haciz uygulatması), zarardan sorumlu kişiye karşı tazminat hakkının layıkıyla korunması için ona süresi içinde zarar bildiriminde bulunmak gerekiyor idiyse bunu ihmal etmemesi gibi girişimler aracılığıyla yerine getirilecektir. Öte yandan sigortalının henüz sigortacıdan tazminat ödemesi almadığı sırada zarardan sorumlu kişiyi ibra etmemesi veya onunla sorumluluğu sınırlayan işlemlerde bulunmaktan veya tazminat alacağını bir başkasına devretmekten kaçınması da kuşkusuz zorunludur.
SİGORTACININ HALEFLİK SONRASI KORUNMASI
Yukarıda da açıkladığımız gibi sigortacı, tazminat ödediği anda ve ödediği tazminat miktarınca hukuken sigortalının yerine geçecektir. Yasal haleflik gerçekleşince sigortalının artık zarardan sorumlu kişiyi ibra etmesi ve onunla sorumluluğunu azaltan işlemler yapması mümkün (ve geçerli) olmayacaktır. Fakat, sigortalı sigortacının yasal halef olduğunu (tazminat alacaklısı haline geldiğini) bilmeyen ve bilmesi de gerekmeyen zarar sorumlusundan ödeme kabul ederse, iyi niyetli zarar sorumlusu tazminat borcundan sigortacıya karşı da TBK m.186 uyarınca kurtulmuş olacaktır.
Buna ek olarak sigortalının hukuken onun yerini alan sigortacıya tazminat alacağıyla ilgili bütün bilgi ve delilleri vermesi gerekir. Aksi halde sigortacı tazminat alacağını başarıyla ileri sürme olanağına sahip bulunmayacaktır. Bu nedenlerle iyi niyetli zarar sorumlusundan ödeme almamak ve ona sigortacının alacaklı konumuna geldiğini bildirmek ve sigortacıya tazminat isteminin başarılı şekilde yapılmasını sağlayacak delilleri teslim etmek (ve yardımcı olmak), sigortalının yasal halefliğin meydana gelmesi sonrasındaki temel yükümlülükleridir.
TTK 1472(2) sigortalının, sigortacıya geçen haklarını ihlal edici şekilde davranırsa, sigortacıya karşı sorumlu olacağını hükme bağlamaktadır. Sorumluluk sigortalarında sigortacının yasal halefliğini düzenleyen TTK 1481(3) de aynı doğrultudadır. TTK 1472(2) ile TTK 1481(3) arasındaki fark TTK 1472(2)’nin mutlak emredici olması (aksine anlaşmaların tüm sigorta sözleşmesinin geçersizliğine yol açması) TTK 1481(3) hükmünün ise emredici olmamasıdır. Bu farkın nedeni anlaşılamamaktadır. Kanımızca TTK 1472(2) hükmünün (ele aldığımız bağlamda) “mutlak” emredici olması gerekli değildir. Sigortacının halef olmayacağına ilişkin anlaşma koşullarının geçersiz sayılması, buna karşılık sözleşmenin diğer hükümlerinin bu geçersizlikten etkilenmemesi yeterlidir. Sigortacının yasal halef olduktan sonra, bu hakkını kullanıp kullanmayacağı kendi takdirindedir. Hakkı kullanma zorunluluğu yoktur. Hatta sigortacı sigorta sözleşmesinde rücu hakkından vaz geçmiş de olabilir. Bu halde kendisine rücu edilmeyecek olan zarardan sorumlu üçüncü kişi lehine (rücu edilebilecek hallerle sınırlı şekilde) sorumluluk teminatı sağlanmış olmaktadır. Bu geçerlidir. Kanımızca sigortacının haleflik hakkını zedeleyen eylem ve işlemlerin -bunların ne zaman söz konusu olduğuna bakılmaksızın aynı yaptırıma tabi tutulması (bu yaptırımın da “sigortacıyı haleflik hakkı sayesinde geri alabileceği tutardan yoksun bırakma ölçüsünde tazmin etmek” şeklinde belirlenmesi) doğru olurdu. Sigortacının halef olması öncesinde rücu hakkının korunması ve halef olduktan sonra da bunu ihlal eden davranışlar arasında sonuç (yaptırım) farkı olmasını haklı gösteren bir gerekçe yoktur. (Anımsatalım ki sigorta sözleşmesinin kurulmasından önceki işlemler halefliği zedeleyen nitelik taşısalar dahi, haleflik hakkının ihlali olarak değil, sözleşme öncesindeki bildirim görevi kapsamında sayılmalıdır). Bu bakımdan riziko öncesinde (fakat sigorta sözleşmesi sonrasında) söz konusu olan ihlaller (şu an için yasada bu ihlaller yaptırıma bağlanmış görünmemektedir), riziko gerçekleşmeye başladıktan sonra yasal halefliğin gerçekleşmesi anına kadar söz konusu olan ihlaller (TTK 1448(2) uyarınca bu ihlallerin yaptırımı kusurun ağırlığına göre tazminattan indirimdir) ve sigortacı yasal halef olduktan sonraki ihlaller (bunların yaptırımı sigortacının bu yüzden uğradığı zararın tümüyle karşılanması borcudur) aynı sonuca yol açmalıdır.
TTK açıkça hükme bağlamamış olmakla birlikte, genel bir sigorta hukuku kuralı olan “halefliğin sigortalı aleyhine ileri sürülemeyeceği” kuralını da anımsatmakta yarar olduğunu düşünmekteyiz. Eğer sigortacı sigortalının zararının tamamını karşılamamışsa, zarardan sorumlu üçüncü kişiden alınacak tazminat üzerinde sigortalının öncelik hakkı olacaktır. Diğer bir anlatışla önce sigortalı zararının geri kalan (sigortacının karşılamadığı) kısmını tahsil edecek, eğer geriye bir şey kalırsa o da yasal halef olan sigortacıya verilecektir. Bu kural özellikle zarar sorumlusunun malvarlığının zararının tamamını karşılamaya yetmediği veya onun sorumluluğunun (mesela taşıma hukukundaki gibi) sınırlı olduğu durumlarda uygulama alanı bulacaktır. Sigortalının rücu önceliğine sahip olduğu tazminat tutarına ilişkin olarak rücu hakkını (veya yasal halefliği) zedeleyen eylem ve işlemleri onun sigortacıya karşı sorumluluğuna yol açmayacaktır.
