“Sigorta olmazsa hayat durur”

“Sigorta olmazsa hayat durur”

Sektörde konuşulanlar sabit: Trafik sigortası, yedek parça fiyatları, envaitürlü havuz, döviz kurlarındaki artış… Biz de Sigortacı Gazetesi olarak sektörün en hazırcevap isimlerinden Quick Sigorta Genel Müdürü Ahmet Yaşar ile farklı bir röportaj yapalım dedik. Sorular kadar cevapların da ilginç olduğu röportajda sigortasız bir hayattan duyguların sigortalanmasına, Dünya Kupası’ndan 1938 tarihli bir gazete manşetine kadar birçok konuya değindik. 

Yarın Türkiye’de sigorta yasaklansa ya da ortadan kalksa ne olur? 

Tüm hayat donar. Bunu düşünmesi bile çok zor. Neden mi? Size çok basit bir örnek vereyim: Geçen yıl piyasaya girdiğimizde trafik sigortası sorunlu bir branştı. Hazine Müsteşarlığı’nda görüşmelerimizi yaparken bir telefon konuşmasına tanıklık ettik. Hazine’deki yetkilileri bir Bakan aradı ve son gelişmeler hakkında acil bilgi almak istedi. AŞTİ’den (Ankara Şehirler Arası Terminal İşletmesi) otobüsler sefere çıkamıyordu. O dönemde trafik poliçesi arzında bir sıkıntı vardı. Bakan, AŞTİ’den otobüslerin trafiğe çıkamadığını çünkü trafik poliçesi bulamadıklarını söylüyordu. Bu örnekte gördüğümüz gibi; sigorta yoksa trafik de durur, hayat da durur. Bazı şeyler değeri varken anlaşılmıyor. Ama yokluğunda hemen anlıyorsunuz. Sigorta dediğiniz şey, sürdürülebilirliğin teminatı. Dolayısıyla, sigortanın olmadığı bir noktada pek çok şey durur. İnsanlar yatırım yapamazlar. Yatırım olmadığı zaman -zincirleme olarak- istihdam olmaz, üretim olmaz, ekonomi olmaz. 

Trafikte suç oranı bile artar. Trafikteyken, arkadan birisi size çarptığında trafik sigortanız olduğunu biliyorsunuz. Siz ne kadar hasarınız olacağını ve bu hasarın tazmin edileceğini biliyorsunuz. Sigortanız olmadığı zaman ise panik yaşayacaksınız. Diyeceksiniz ki; bana çarpan adam kim, bunu karşılayacak ekonomik gücü ya da medeni yaklaşımı var mı? Gerilim, gerginlik ve suç artacak. Bu nedenle sigortasız bir dünyayı düşünmek bile çok zor.

‘İŞ YERİ SİGORTASI ZATEN ZORUNLU’

Aslında buradan hareket edecek olursak, uzun zamandır gündeme getirmek istediğim bir konu var. Bizim biraz da ezberlerin dışına çıkmamız gerekiyor. Birçok acentemiz talepte bulunuyor. Dernek toplantısı ya da çalıştaylarda şunu söylüyorlar: İş yeri sigortaları zorunlu olsun. Ben diyorum ki, iş yeri sigortaları zaten zorunlu. Nasıl mı? Türk Ticaret Kanunu’nda ‘Tacir, basiretli olmalıdır’ diyor. Bu ne demek? Bir tüccarın yapması gerekenleri yapması, alması gereken tüm tedbirleri yerine getirmesi demek. Basiretli davranmayan ve dolayısıyla sigortasını yaptırmayan ama büyük bir hasara uğramış bir fabrikadan bahsedelim. Büyük bir hasar olduğunda, kaynakları yerine koyabilecek bir ekonomik gücü bulunmayan iş yeri sahibinin fabrikası kapanmak zorunda kalıyor. Bu durumda da ülke olarak değerlerimizden bir kısmını kaybetmiş oluyoruz çünkü bizim değerimiz dolaylı olarak ülkemizin varlığı. Devlet vergi gelirinden mahrum kalıyor, çalışan insanlar işsiz kalıyor, istihdam azalıyor. 

Hakimin böyle bir durumda ne demesi lazım? Türk Ticaret Kanunu açık. Tacir basiretli davranmak zorunda. Basiretli bir tacirin de böyle bir riski önden görmesi ve önlemini alması lazım. Siz önlem almadığınız zaman en temel kanunlarımızdan Türk Ticaret Kanunu’na açık muhalefet etmiş oluyorsunuz. Ben hakim olsam gereğini yaparım. Hukuk sistemimizin de bu bilinçte olması gerekiyor. 

‘SİGORTA CESARETTİR’

Zor bir soruyla devam edelim. Duyguları sigortalayabilir miyiz? 

Ben mevcut sigortaların tamamının duyguları da sigortaladığını düşünüyorum. Diyelim, ‘sıfır’ bir lüks araç alıyorum. Mutluyum, keyfim yerinde. Ben aslında sigortayı mutluluğum ve keyfim bozulmasın diye yaptırıyorum. Aslında duyguları sigortalıyorum. Sigortaların tamamı duyguların da sigortası. Hasarınız oluyor, iyi ki sigorta yaptırmışım diyorsunuz. Sağlıkla ilgili bir problem yaşadığınızda, hastanede bireysel olarak altından kalkamayacağınız bir yük çıkınca, iyi ki sigorta yaptırmışım diyorsunuz. Sigorta herkese, her türlü duyguyu yaşatacak bir kavram. Her ne kadar kendisi soğuk da olsa, sigorta pozitif bir kavram. 

Şunu diyebiliriz: Sigorta aynı zamanda cesarettir. 

Örnek vermem gerekirse; Aksaray’da Ağzıkarahan Kervansarayı bulunuyor. Gelip geçen kervanların uğradığı bir han. Burada, Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat, dünyada ilk sigorta sistemlerinden birini kuruyor. Gidip gelen kervanların, soygun ya da hırsızlığa maruz kalması durumda hasarları telafi etmek için bir fon oluşturmaya karar veriyorlar. Sürdürülebilirlik demiştik ya… Ticaretin devam etmesi, handa sürekliliğin olması için sigorta kullanıyorlar. Lloyd’s’un kahvesi hikayesindeki gibi.

SİGORTA KOLEKSİYONU

Ahmet Yaşar’ın sigorta tarihiyle ilgili uzun zamandır topladığı kapsamlı bir koleksiyonu var. Koleksiyonda eski poliçelerden, evlere asılan sigorta tabelalarına kadar pek çok parça bulunuyor. Koleksiyonun Ahmet Yaşar için en değerli parçası ise sigortanın, bir gazetenin manşetine ilk defa çıktığı Ulus Gazetesi’nin 16 Şubat 1938 tarihli sayısı. 

ALMAN GİBİ DİSİPLİNLİ, ARJANTİN GİBİ KEYİFLİ, TÜRKİYE GİBİ HEYECANLI

Geçmişte gerçekleştirdiği bir röportajında Dünya Kupası’na atıfta bulunarak “Arjantin gibi oynayacağız” diyen Ahmet Yaşar’a, “Arjantin gibi oynayacağınızı söylediniz ama sigortacılık Alman futboluna benzemiyor mu?” diye sorduk: “Disiplin olarak, teknik olarak Almanlar gibi bu işi yapıyoruz. Benim kastım şuydu: Arjantin seyir zevki olan, açık oynayan, keyif veren ve topu koşturan bir takım. Biz de teknolojiyi koşturacağız. Az insanla çok iş yapacağız, operasyona gömülmeyeceğiz. Top koşacak, web servisler koşacak. Kastımız buydu. Söylemeliyim ki; Türk tipinden de çok memnunum. Uzun süre Alman şirketlerde çalışmış biri olarak, Türk yaratıcılığının ve Türk heyecanının bu işlerde daha uygun olduğunu düşünüyorum.” 

Yorum yazın