Sigorta artık bir tercih değil zorunluluk olmalı

Sigorta artık bir tercih değil zorunluluk olmalı

Haziran ayından itibaren Türkiye genelinde yaşanan orman yangınları, riskin ne kadar büyük ve yıkıcı olduğunu gösterdi. Bu risk karşısında yangın sigortaları, afet sonrası toparlanma sürecinde maddi kayıpların hızla telafi edilmesini sağlayarak hayati bir güvence sunuyor. Sigorta bilincinin artması, bu yıkıcı döngüyü kırmanın en önemli adımlarından biri olarak görülüyor.

Türkiye bu yaz en zorlu sınavlarından birini veriyor. Haziran ayından itibaren ülkenin dört bir yanında meydana gelen orman yangınları sadece doğayı değil, ekonomik dengeleri ve sosyal hayatı da derinden etkiliyor. İzmir’den Bursa’ya, Antalya’dan Karabük’e, Eskişehir’den Çanakkale’ye kadar geniş bir coğrafyada binlerce hektar ormanlık alan küle dönerken, yüzlerce ev yandı, on binlerce insan tahliye edildi, onlarca kişi yaşamını yitirdi.

Orman Genel Müdürlüğü (OGM) verilerine göre 1–30 Haziran arasında 612’si orman, 951’i zirai alan olmak üzere bin 563 yangın kayda geçti; yalnızca 27–30 Haziran tarihleri arasında 147 orman, 195 zirai alan yangını yaşandı. Bu yangınların 499’unun tarım arazilerinden başlayarak ormana sıçradığı bildirildi.

YANGINLAR ÜLKE GENELİNDE ETKİSİNİ GÖSTERİYOR

İlk büyük ölçekli yangın 25 Haziran tarihinde İzmir’in Aliağa ilçesinde meydana geldi. 25–30 Haziran tarihleri arasında ise İzmir’in Menderes–Seferihisar–Kuyucak/Doğanbey hattında kuvvetli rüzgârla yangınlar büyüdü. 4 köy ve 2 mahalle tahliye edildi.

Yangınlar sonrasında İzmir Adnan Menderes Havalimanı 29 Haziran’da kapatıldı ve 30 Haziran’da yeniden uçuşlar başladı. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, 27 Haziran’da çıkan 67 orman yangınının bir haftada 9 kat artarak 624’e yükseldiğini açıkladı. 2 Temmuz’da ise İzmir’in Çeşme ilçesinde tarım arazisinde çıkan yangın ormanlık alana yayıldı. 3 Temmuz gününde kontrol altına alınan yangında birçok ev zarar gördü. İzmir’in Ödemiş ilçesinde meydana gelen yangın ise 5 Temmuz günü kontrol altına alınabildi. 3 kişi öldü ve birçok köy ve ev tahrip oldu.

Çıkan yangınlardan en çok etkilenen il olan İzmir’de 1 Haziran-7 Temmuz arasında ölçülen verilere göre 26 bin 260 hektarlık alan kül oldu. 25 Haziran’dan beri 53 farklı şehirde orman yangını çıkmasına rağmen yanan 80 bin hektarın dörtte biri İzmir’e ait.

Temmuz’un 3’üncü haftasında ise meydana gelen eş zamanlı yangınlar Sakarya–Bilecik hattı, Manisa, Osmaniye, Mersin ve Antalya dâhil pek çok ile yayıldı. 20 Temmuz’da Sakarya/Geyve Hacılar’da başlayan yangın 21 Temmuz’da Bilecik/Osmaneli sınırını aştı; 3’üncü gününde de müdahaleler sürdü.

23 Temmuz tarihinde meydana gelen Sakarya, Karabük, Eskişehir ve Bilecik’teki yangınlara akşam üstü saatlerinde Manisa da eklenirken Eskişehir’deki yangına müdahale eden 5’i orman işçisi, 5’i AKUT çalışanı 10 kişi alevlerin arasında kalarak hayatını kaybetti; yaralılar hastanelerde tedaviye alındı.

25 Temmuz günü ise Antalya’da 73 orman ve ziraat yangını çıktı. Aksu’da 3, Manavgat ve Alanya’da 2 olmak üzere Muratpaşa ile Gazipaşa ilçelerinde çıkan toplam 9 farklı orman yangınına müdahale edildi. Yangınlardan Kepez ilçesine bağlı mahalleler de etkilendi.

26 Temmuz tarihinde Ankara’nın Eymir Gölü yakınlarındaki ODTÜ ormanında yangın çıktı. Yangın, bölgedeki rüzgâr ile birlikte hızlıca etrafa yayıldı. Yangın öncesinde bölgeye gelen kişilerin tahliye edildiği açıklandı.

27 Temmuz tarihinde Bursa/Kestel–Gürsu hattında büyüyen yangınlarda ise bin 765 kişi tahliye edildi; sahada yaklaşık 2 bin personel, 6 uçak ve 4 helikopter görev yaptı. Bursa’da meydana gelen yangınlarda çok sayıda yerleşim yeri tehdit altında kaldı.

Aynı gün Karabük’te 5’inci gününe giren büyük yangında 19 köyde bin 839 kişi tahliye edildi; 3 uçak ve 6 helikopterle müdahale sürdü.

11–12 Ağustos tarihlerinde ise Çanakkale merkez ve İntepe çevresindeki yangınlar nedeniyle Çanakkale Havalimanı ile Çanakkale Boğazı deniz trafiği geçici olarak durduruldu; yüzlerce kişi tahliye edildi. 12 Ağustos akşam saatlerinde bakanlık, Çanakkale ve İzmir dâhil birçok noktadaki yangınların büyük ölçüde kontrol altına alındığını duyurdu.

Mersin’de Silifke ve Anamur’da 13 Ağustos tarihinde başlayan orman yangınları ise, rüzgârın etkisiyle kısa sürede yayıldı, çevredeki mahalleler ve yerleşim birimleri tedbiren tahliye edildi.

Orman Genel Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamaya göre ise 1 Ocak-17 Ağustos 2025 tarihleri arasında ülkemizde 2 bin 239 orman, 2 bin 992 orman dışı alan olmak üzere toplam 5 bin 231 yangın meydana geldi. Müdürlük tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Bu rakamlar gösteriyor ki yangınların %57’si orman dışı alanlarda başladı. Tarım arazileri, makilikler, yol kenarları, boş araziler ve kırsal yerleşimlerde çıkan bu yangınların pek çoğu, rüzgar ve yüksek sıcaklıkla birlikte kısa sürede ormanlara sıçradı. Sonuç olarak toplam 64 bin 500 hektar alanımız büyük zarar gördü.” 

Son günlerde artan araç yangınları ve yol kenarlarına atılan sigara izmaritlerinin orman yangınlarının nedenleri arasında yer aldığını belirtilen açıklamada, “Orman dışı alanlarda yapılan anız yakma, tarla temizliği sırasında kullanılan ateş, dikkatsizce bırakılan şişe ve cam parçaları büyük bir tehlike. Bir kıvılcım hem ekili alanları hem ormanlarımızı yok edebilir. Sıcak hava ve kuru otlar, küçücük bir kıvılcımı bile büyük bir felakete dönüştürebiliyor. Özellikle otoyol ve tali yolların kenarlarında çıkan yangınların önemli bir kısmı, sürücülerin camdan attığı izmaritlerden kaynaklanıyor. Son haftalarda araçlarda meydana gelen motor aksamı kaynaklı yangınlar da rüzgârın etkisiyle hızla yayılıp ormanlık alanlara sıçrayabiliyor. Hem izmarit atmanın hem de araç bakımını ihmal etmenin cezası var. Vatandaşlarımızdan bu konuda en yüksek hassasiyeti bekliyoruz” ifadeleri kullanıldı.

SİGORTA GERÇEĞİ YİNE GÜNDEMDE

Yaz aylarında sıcaklık ve rüzgârın etkisiyle sayısı ve etki alanı hızla artan orman yangınları, riskin ne kadar yakında olduğunu gösteriyor. Bu tablo, bir kez daha şu gerçeği ortaya koydu: Yangın riski Türkiye için ne kadar gerçek ve yıkıcı bir tehditse, bu tehdide karşı hazırlık ve güvence mekanizmaları da bir o kadar önemli. Bu noktada, yangın sigortaları hem bireyler hem de işletmeler için kritik bir güvence aracı olarak öne çıkıyor. Yangınlar sonrası yaşanan maddi kayıpların telafisi, yalnızca yeniden inşa süreçlerini hızlandırmakla kalmıyor, aynı zamanda afetin yarattığı ekonomik ve sosyal tahribatın hafifletilmesine de katkı sağlıyor. Ancak Türkiye’de yangın sigortası penetrasyonu hâlâ düşük seviyelerde seyrediyor.

Sigorta poliçeleri çoğunlukla konut ve iş yerlerindeki maddi varlıkların korunmasına odaklansa da, yangınların etkileri bunun çok ötesine uzanıyor. Can kayıpları, yaralanmalar, solunum yolu rahatsızlıkları ve uzun vadede ortaya çıkabilecek sağlık sorunları, bu felaketlerin en ağır sonuçlarını oluşturuyor. Bu nedenle özel sağlık sigortaları, tamamlayıcı sağlık sigortaları ve hayat sigortaları, yangın kaynaklı sağlık risklerine karşı önemli bir güvence mekanizması sunuyor. Konut sigortalarının yangın teminatı, yalnızca yapısal hasarları değil, duman ve is gibi ikincil etkilerin yol açtığı zararları da kapsayabiliyor; ek olarak geçici konaklama, ambulans hizmeti, temizlik ve onarım organizasyonu gibi asistans hizmetleri de sağlanabiliyor. Araçlar açısından ise kasko sigortası, yangın sonucu oluşabilecek hasarların telafisinde kritik bir rol üstleniyor. Artan orman yangını vakaları, sağlık, hayat ve mal sigortalarının yalnızca bireysel koruma değil, aynı zamanda afet yönetimi ve toplumsal dayanıklılığın da temel unsurlarından biri olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Sigorta bilincinin ve risk farkındalığının artması, bu tabloyu değiştirebilecek en önemli adımlardan biri. Yangınların yalnızca yaz aylarında değil, yılın her döneminde yaşanabileceği gerçeği göz önünde bulundurularak, yangın sigortalarının yaygınlaştırılması; sektör, kamu ve sivil toplumun ortak sorumluluğu olarak ele alınması gereken önemli bir gündem maddesi olarak yer alıyor.

SİGORTACILIK VE ÖZEL EMEKLİLİK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU (SEDDK):

Yangın sigortasına ilişkin farkındalığın artırılması büyük önem taşıyor

Ülkemizde son yangın risklerinde artışın gözlemlendiğini, bu durumun da sigorta ürünlerinin önemini bir kez daha ortaya koyduğunu ifade eden Sigortacılık Ve Özel Emeklilik Düzenleme Ve Denetleme Kurumu (SEDDK), “Yangın sigortasına ilişkin farkındalığın artırılması ve risk gerçekleşmeden önce sigorta yaptırmanın önemi konusunda kamuoyunun bilgilendirilmesi büyük önem taşımaktadır” dedi.

Ülkemizde son yıllarda iklim değişikliği ve çevresel faktörlerin etkisiyle yangın risklerinde artışın gözlemlendiğini, bu durumun da sigorta ürünlerinin önemini bir kez daha ortaya koyduğunu ifade eden Sigortacılık Ve Özel Emeklilik Düzenleme Ve Denetleme Kurumu (SEDDK),şu değerlendirmelerde bulundu:“Bu çerçevede, yangın sigortaları ülkemizde sigorta dünyasının temel ürünlerinden biri olmayı sürdürmekte ve hem konut hem de ticari/sınai tesislerin korunmasında aktif olarak kullanılmaktadır. Yangın sigortaları, “Yangın Sigortası Genel Şartları” çerçevesinde düzenlenmekte olup, sigortalının taşınır ve taşınmaz mallarını yangın, yıldırım ve infilak gibi temel rizikolara karşı güvence altına almaktadır. Bu ana teminatların yanı sıra, sigorta poliçesine ek sözleşmeyle dâhil edilebilen çok sayıda ilave teminat sayesinde ürün yapısı genişleyebilmekte ve daha kapsayıcı hale gelmektedir. Yaygın olarak sunulan ek teminatlar arasında;

  • Doğal afetler (deprem ve yanardağ püskürmesi, sel ve su baskını, fırtına, kar ağırlığı, yer kayması),
  • Kötü niyetli hareketler (grev, lokavt, halk hareketleri, sabotaj),
  • Terör, dahili su, taşıt çarpması, duman hasarı,
  • Enkaz kaldırma masrafları, kira kaybı, kullanım mahrumiyeti gibi mali zararlar,
  • Üçüncü şahıslara karşı mali sorumluluklar gibi riskler yer almaktadır.

Dolayısıyla, sadece mal varlıkları değil; kullanım sürekliliği, gelir kaybı, çevresel zararlar ve üçüncü kişilere karşı sorumluluklar da poliçeye ek teminatlarla dâhil edilebilmektedir.

Bununla birlikte, sigorta yaygınlık oranı bakımından özellikle konut, ticari ve sınai tesisler düzeyinde hâlen geliştirilmesi gereken alanlar bulunmaktadır. Toplumun sigorta bilincinin artırılması, poliçe kapsamlarının daha iyi anlaşılması ve yangın sigortasının yalnızca fiziksel zararları değil, finansal sürdürülebilirliği de güvence altına aldığı yönünde farkındalık oluşturulması önem arz etmektedir.”

‘YANGIN SİGORTASINA FARKINDALIK İSTENİLEN DÜZEYDE DEĞİL’

Yangının, iklim değişikliğinin de etkisiyle ülkemizde giderek daha sık ve yıkıcı şekilde karşımıza çıkan bir risk haline geldiğine vurgu yapan SEDDK, şu ifadelere yer verdi: “Ancak bu somut tehdide rağmen, bireyler ve özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler düzeyinde yangın sigortasına ilişkin farkındalığın ülkemizde henüz arzu edilen seviyede olduğunu söylemek güçtür. Yangın sigortasının sunduğu teminat yapısı oldukça kapsamlı ve gelişmiş olmasına rağmen, yangın sigortasının yalnızca büyük işletmeler için ya da zorunlu hâllerde gerekli olduğu yönündeki kamuoyu algısı, sigortalılık oranlarının düşük seyretmesine neden olmaktadır. Toplum genelinde riskin büyüklüğü çoğunlukla bir hasar yaşandığında anlaşılmakta, bu durum da sigortanın özüne aykırı bir durum yaratmaktadır. Bu nedenle, yangın sigortasına ilişkin farkındalığın artırılması ve risk gerçekleşmeden önce sigorta yaptırmanın önemi konusunda kamuoyunun bilgilendirilmesi büyük önem taşımaktadır.”

‘SEKTÖR BİLGİLENDİRME ÇALIŞMALARINI ARTIRMALI’

Sigorta sektörünün, yangın ve diğer tüm sigorta ürünlerinin yaygınlaşması için öncelikle farkındalık ve bilgilendirme çalışmalarını artırması gerekliliğine dikkat çeken SEDDK, “Eğitimler, kampanyalar ve dijital iletişimle sigorta bilinci yükseltilmelidir. Sigorta şirketleri sosyal sorumluluk kapsamında risk azaltma ve bilinçlendirme projeleri yapmalıdır. Böylece toplum güvenliği ve finansal sürdürülebilirlik artırılabilir” ifadelerini kullandı.

“Zorunlu deprem sigortasının yalnızca depremin doğrudan neden olduğu maddi zararlar ile deprem sonucu meydana gelen yangın, infilak, dev dalga (tsunami) veya yer kaymasının sigortalı binalarda neden olacağı hasarları, sigorta bedeline kadar kapsamakta olup, yangın riskleri için hâlihazırda “Yangın Sigortası Genel Şartları” çerçevesinde isteğe bağlı olarak düzenlenen yangın sigortası bulunmaktadır” diyen SEDDK, şu açıklamalarda bulundu: “Önümüzdeki dönemlerde hayata geçirilmesi planlanan zorunlu afet sigortası (ZAS) ile sivil konutlarda deprem teminatına ek olarak yanardağ püskürmesi, sel veya taşkın niteliğindeki su baskını, heyelan, fırtına, dolu, çığ ve orman yangını da teminat kapsamına alınacaktır. Ayrıca, deprem dışındaki afetler nedeniyle konut sakinlerinin acil ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik ek teminat sağlanması ve köy alanlarının da ZAS’a tabi olması planlanmaktadır.”

DOĞA SİGORTA TEKNİK GENEL MÜDÜR YARDIMCISI MEHMET TÜMER:

Yangın sigortaları toplumsal dayanıklılığı artıran stratejik bir unsur olarak görülmeli

Yangın sigortasının yaygınlaştırılmasının, yalnızca ürün satışı değil; toplumsal risk yönetimi yaklaşımının bir parçası olarak ele alınması gerektiğini belirten Doğa Sigorta Teknik Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Tümer, “Yangın sigortaları, artık sadece bir finansal koruma aracı değil; iklim krizine karşı toplumsal dayanıklılığı artıran stratejik bir unsur olarak görülmelidir” dedi.

Orman yangınlarının, yalnızca Türkiye’nin değil, dünya genelinde birçok ülkenin karşı karşıya kaldığı, giderek şiddetlenen ve yaygınlaşan bir doğa felaketi olduğuna dikkat çeken Doğa Sigorta Teknik Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Tümer, “Özellikle Akdeniz kuşağında yer alan ülkelerde ve Amerika Birleşik Devletleri’nin batı eyaletlerinde sıcaklıkların artması, nem oranlarının düşmesi ve iklim değişikliği nedeniyle yangın sezonları uzamış, yangınların yayılma hızı ve etkisi artmıştır. Bu küresel eğilim, yalnızca çevresel değil; ekonomik ve sosyal boyutlarıyla da ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Türkiye de bu tehditten ciddi şekilde etkilenmektedir. Ancak buna rağmen yangın sigortalarına yönelik penetrasyon, özellikle kırsal ve ormanlık alanlara yakın yerleşimlerde hala düşük seviyededir. Yangın riskinin artmasına rağmen, sigorta bilincinin yeterince gelişmemiş olması, ciddi maddi ve manevi kayıplara yol açmaktadır. Türkiye’de yaygın olarak kullanılan konut ve işyeri paket poliçeleri, tarım sigortaları, araç kasko sigortaları ile yangın ve kâr kaybı sigortaları, yangın riskine karşı önemli koruma sağlamaktadır. Bu poliçeler; sadece fiziksel zararları değil, yangının neden olduğu duman, kurum, kül gibi ikincil hasarları, iş durması nedeniyle oluşan gelir kayıplarını da teminat altına alabilir. Özellikle son yıllarda artan hasar frekansları ve büyüklükleri, sigortalıların artık yalnızca fiyat odaklı değil, teminat kapsamı odaklı ürün tercih etmeye başladığını göstermektedir. Geniş teminatlı poliçeler, sadece bina ve eşya için değil; faaliyetlerin sürdürülebilirliği ve ekonomik toparlanma açısından da sigortalılara ciddi fayda sağlamaktadır. Küresel ölçekte olduğu gibi Türkiye’de de sigorta sektörü, iklim krizinin yol açtığı risklere karşı ürünlerini yeniden şekillendirmekte; yangın teminatlarının kapsamı, şartları ve limitleri güncellenmektedir. Bu süreçte hem bireylerin hem de kurumların risk yönetiminde sigortayı merkezî bir araç olarak görmesi kritik önem taşımaktadır” ifadelerine yer verdi.

‘SAĞLIK VE HAYAT SİGORTALARI DA BİR AFET YÖNETİM ARACI’

Yangınların etkisinin yalnızca fiziksel yıkımla sınırlı kalmadığına; can kayıpları, yaralanmalar, solunum problemleri ve uzun vadeli sağlık sorunlarının da ciddi sonuçlar arasında yer aldığına vurgu yapan Tümer, “Bu noktada, özel sağlık sigortaları, tamamlayıcı sağlık sigortaları ve hayat sigortaları, bireylerin yangın kaynaklı sağlık risklerine karşı finansal koruma sağlayan temel araçlar olarak öne çıkıyor. Konut poliçeleri kapsamında yangın teminatı bulunan sigortalılar, yangın nedeniyle oluşan yapısal hasarın yanı sıra duman, is ve kül gibi maddelerin sebep olduğu zararlar için de tazminat alabiliyor. Pek çok poliçe aynı zamanda asistans hizmetleriyle geçici konaklama, ambulans desteği, temizlik ve onarım organizasyonu gibi olanaklar da sunuyor. Araçlar açısından ise kasko sigortası, yangın kaynaklı hasarları karşılayabilen en önemli üründür. Ancak burada da poliçenin kapsamına dikkat edilmesi gerekir; sadece dar kasko değil, genişletilmiş veya tam kasko teminatları, yangın hasarlarını güvence altına alır. Toplumsal farkındalık henüz istenilen düzeyde olmasa da yaşanan son yangın felaketleri, sağlık ve hayat sigortalarının sadece bireysel güvence değil, bir afet yönetim aracı olduğunu da açıkça ortaya koymuştur” dedi.

‘SEKTÖR BİLGİLENDİREN VE YÖNLENDİREN KONUMDA OLMALI’

Yangın riskinin, iklim değişikliğinin de etkisiyle Türkiye’de artık mevsimsel değil, kalıcı ve yapısal bir tehdit haline geldiğini ifade eden Tümer, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ancak ne yazık ki bireyler ve işletmeler, bu riskin ciddiyetini tam anlamıyla kavrayabilmiş değildir. Özellikle ormanlık alanlara yakın bölgelerde yer alan yapıların büyük bölümü hâlâ sigortasız durumdadır. Sigorta sektörü burada yalnızca tazminat sağlayan değil, bilgilendiren, yönlendiren ve hazırlayan bir konumda olmalıdır. Farkındalığı artırmak için eğitim kampanyaları, yangın tatbikatları yapılmalı, acil durum rehberleri ve medya desteği gibi araçların daha yaygın şekilde kullanılması gereklidir. Aynı zamanda, poliçelerde sunulan yangın teminatlarının kapsamının da doğru anlatılması şart. Birçok kişi yalnızca doğrudan yangın hasarını teminat altına aldığını sanırken, poliçeler çoğu zaman duman, is, yangın sıçraması, kül etkisi, taşınma masrafları, kira kaybı gibi çok daha geniş bir yelpazede güvence sunmaktadır. Yangınlara karşı sigorta bilinci, bireysel güvenliğin ötesinde ulusal afet yönetiminin bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Bu bilinç yerleşmedikçe, her yangın felaketi maddi ve manevi daha büyük kayıplarla sonuçlanacaktır.”

‘POLİÇELERDE ESNEKLİK VE ERİŞİLEBİLİRLİK ARTIRILMALI’

Yangın sigortasının yaygınlaştırılmasının, yalnızca ürün satışı değil; toplumsal risk yönetimi yaklaşımının bir parçası olarak ele alınması gerektiğini belirten Tümer, “Bu bağlamda sigorta şirketlerinin atması gereken adımlar 3 ana başlık altında toplanabilir: Bilinçlendirme, inovasyon ve destekleyici hizmetler. Öncelikle, yangın riski taşıyan bölgelerde sigorta şirketleri bölgesel farkındalık kampanyaları düzenlemeli; yangın güvenliği eğitimi, tatbikatlar ve kamu spotları ile toplumun bilinç düzeyi artırılmalıdır. Bu, sosyal sorumluluk anlayışının da temel bir parçasıdır. İkinci olarak, teknolojiden faydalanılarak risk değerlendirme ve hasar önleme konusunda daha proaktif olunabilir. Drone ve uydu sistemleri, yangın erken uyarı sensörleri, yangın yolu planlaması gibi yöntemlerle müşterilere sadece tazminat değil, risk azaltıcı danışmanlık hizmeti sunulmalıdır. Ayrıca poliçelerde esneklik ve erişilebilirlik artırılmalıdır. Mikro sigorta ürünleri, kısa vadeli teminatlar veya dijital platformlar üzerinden kolay erişilebilir yangın poliçeleri ile daha geniş bir kesime ulaşmak mümkün olacaktır. Yangın sigortaları, artık sadece bir finansal koruma aracı değil; iklim krizine karşı toplumsal dayanıklılığı artıran stratejik bir unsur olarak görülmelidir” diye konuştu.

Türkiye’de uzun yıllardır uygulanan Zorunlu Deprem Sigortası (DASK) modelinin, afet sonrası hızlı tazminat ödemesi sağlayarak sigorta sistemine güveni artırmış önemli bir uygulama olduğunu vurgulayan Tümer, “Bu modelin kapsamı genişletilerek yangın, sel, fırtına gibi diğer afetleri de içerecek şekilde yeniden yapılandırılması yönünde çalışmalar sürmektedir. Geliştirilmekte olan Zorunlu Afet Sigortası (ZAS) ile yalnızca deprem değil; orman yangını gibi diğer doğal afetlerden kaynaklanan zararlar da daha geniş bir güvence altına alınacaktır. ZAS sayesinde sigortalılık oranı artacak, afet sonrası ekonomik toparlanma süreci hızlanacak ve devlet üzerindeki mali yük azalacaktır. Yangın gibi felaketlerin sıklığı ve etkisi dikkate alındığında, bu modelin hayata geçirilmesi hem bireyleri hem de işletmeleri proaktif olarak sigorta sistemine entegre etme konusunda kritik bir adımdır. ZAS ile sigorta, sadece felaket sonrası bir çözüm değil, felaket öncesi bir koruma mekanizması haline gelecektir” dedi.

Neova Sigorta Teknik ve Reasürans Genel Müdür Yardımcısı Cem Salih Çelen:

Yangın sigortaları bireyin ve toplumun dayanıklılığını da artıran bir araç rolü üstleniyor

Toplumumuzda yangın riskine yönelik farkındalığın, istenilen seviyede olmadığını kaydeden Neova Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Cem Salih Çelen, “Yangın sigortaları yalnızca maddi güvence değil, aynı zamanda bireyin ve toplumun dayanıklılığını da artıran bir araç rolü üstleniyor” dedi.

Türkiye’de yangın sigortası penetrasyonunun segmentler arasında belirgin farklılık gösterdiğini belirten Neova Sigorta Teknik ve Reasürans Genel Müdür Yardımcısı Cem Salih Çelen, “Gelişmiş kurumsal risk yönetimi uygulamalarına sahip büyük ölçekli işletmelerde sigortalılık oranı oldukça yüksek. Bu kurumlar, yangın dahil pek çok risk unsurunu sigorta ile güvence altına almayı bir standart olarak benimsemiş durumda. Buna karşın bireysel sigortalılar ve küçük işletmelerde yangın sigortası penetrasyonu oldukça düşük seyrediyor. Bu segmentlerde büyük bir afet veya olay sonrası poliçe taleplerinde artış yaşansa da, ne yazık ki önemli bir kısmı sonraki yıllarda yenilenmiyor. Oysa sektör olarak, bireysel ve küçük işletmelere yönelik hem erişilebilir hem de kapsamlı ürünler sunuyoruz. Bu poliçeler sadece bina değil; içindeki eşya, demirbaş, dekorasyon, emtia, makine, tesisat gibi unsurları da güvence altına alabiliyor. Ayrıca alternatif konaklama giderleri, kira kaybı ve iş durması gibi tamamlayıcı teminatlar da sağlanıyor. Büyük işletmelerde ise yangın poliçeleri daha çok ‘terzi usulü’ bir yaklaşımla, işletmenin özel ihtiyaçlarına uygun olarak yapılandırılıyor. Bu süreçte risk mühendisliği, sigorta programı tasarımı ve kapsam yönetimi çok daha detaylı ve profesyonel biçimde yürütülüyor” ifadelerine yer verdi.

“Yangınların yol açtığı yanıklar, dumandan etkilenme ve solunum rahatsızlıkları gibi sağlık yalnızca olay anında değil, uzun vadede de ciddi etkiler yaratabilir” diyen Çelen, “Bu tür risklere karşı hem bireysel hem de kurumsal sigorta ürünleri önemli güvenceler sunuyor. Konut ve işyeri poliçelerinde yer alan ferdi kaza teminatları, yangına bağlı yaralanmalarda devreye girerken; bireylerin yaptırabileceği ferdi kaza sigortaları, hayat sigortaları ve özel sağlık sigortaları da tedavi giderleri, kalıcı sakatlık, vefat ve gündelik tazminat gibi durumları kapsayabiliyor. Neova Sigorta olarak, sağlık sigortası ürünlerimizde yangına bağlı tedavi giderlerini karşılıyor; ferdi kaza ürünümüz ile hem bireyleri hem de ailelerini güvence altına alıyoruz. İşveren sorumluluk sigortalarımız ise çalışanların uğradığı zararlar karşısında işverenin yasal sorumluluğunu teminat altına alıyor” şeklinde konuştu.

‘YANGIN RİSKİNE KARŞI FARKINDALIK DÜŞÜK’

Toplumumuzda yangın riskine yönelik farkındalığın, istenilen seviyede olmadığını vurgulayan Çelen, “Büyük felaketlerin ardından farkındalık kısa süreli olarak artış gösterse de bu eğilimin uzun vadede devamlılığı sağlanamayabiliyor. Özellikle bireysel kullanıcılar ve küçük işletmelerde proaktif risk yönetimi yaklaşımı henüz yaygınlaşmış değil. Oysa günümüz ekonomik koşullarında, bir mülkü yeniden inşa etmek ya da kaybedilen düzeni kurmak hem mali hem de psikolojik açıdan son derece zor. Yangın sigortaları yalnızca maddi güvence değil, aynı zamanda bireyin ve toplumun dayanıklılığını da artıran bir araç rolü üstleniyor     . Neova Sigorta olarak, yalnızca satış odaklı değil, risk bilincini geliştirmeyi amaçlayan bir anlayışla hareket ediyoruz” dedi.

‘UZUN VADELİ PLANLAMA VE İŞ BİRLİĞİ GEREKİYOR’

Yangın sigortasının yaygınlaştırılmasının, uzun vadeli planlama ve farklı paydaşların iş birliğini gerektiren bir süreç olduğunu belirten Çelen, “Eğitim, bilgilendirme ve erişilebilir ürün tasarımı gibi unsurların bir arada ele alınması, sigortalılık oranlarının artmasına katkı sağlayabilir. Erken yaşlarda sigorta bilincini destekleyecek uygulamalar, uzun vadede risk farkındalığını güçlendirebilir. Bilgilendirme çalışmalarıyla, yangın sigortasının yalnızca bina değil; eşyalar, makine ve teçhizat gibi unsurları da kapsayabildiği anlatılabilir. Dijital ortamda kolay başvuru imkânı, esnek teminat yapıları ve anlaşılır ürün içerikleri, sigortanın daha geniş kitleler tarafından tercih edilmesini kolaylaştırabilir. Bu tür adımların, toplumsal faydayı da gözeten bir yaklaşımla planlanması önemlidir” açıklamalarında bulundu.

Depremin, içinde bulunduğumuz coğrafyanın kaçınılmaz bir gerçeği olduğunu ve bu kapsamdaki zorunlu deprem sigortalarının yalnızca deprem kaynaklı hasarları teminat altına aldığını ve bina ile ilgili sınırlı bir güvence sağladığını kaydeden Çelen, sözlerini şöyle sürdürdü: “Deprem nedeniyle meydana gelen yangınlar da sigorta      kapsamına dahil olsa da teminat düzeyi tek başına bir konutun yeniden inşası için yeterli olmuyor. 6 Şubat 2023 tarihinde gerçekleşen Kahramanmaraş depremleri, mevcut teminat kapsam ve tutarının afet sonrası oluşan ihtiyaçları karşılamada sınırlı kalabildiğini bize gösterdi.      Yakın zamanda DASK’ın yerini alması planlanan Zorunlu Afet Sigortası (ZAS) ile deprem teminatına sel, fırtına, çığ ve orman yangını gibi diğer doğal afetler de eklenecektir. Ancak ZAS, yalnızca bina yapısına güvence sunarken; eşya, dekorasyon ve benzeri unsurları kapsamamaktadır. Ayrıca ZAS kapsamındaki yangın teminatı, yalnızca orman yangınından kaynaklanan dışsal zararları içerirken, bina içinde meydana gelebilecek yangınlar bu teminat kapsamında yer almıyor.      Bu nedenle konut ve iş yerleri için ihtiyaca uygun, beyan esaslı yangın sigortalarının tercih edilmesi, sigorta kapsamının genişletilmesine katkı sağlayabilir. Böyle bir yaklaşım, risk yönetimi süreçlerinin güçlendirilmesi ve afet sonrası toparlanmanın desteklenmesi açısından da önemli bir rol üstlenebilir.”

Allianz Türkiye Elementer Ticari Sigortalar Genel Müdür Yardımcısı Öktem Örkün:

Sigorta iş sürekliliği açısından stratejik bir zorunluluk

Türkiye gibi aktif deprem kuşağında yer alan bir ülkede, yangın ve doğal afet sigortalarının artık sadece bir seçenek değil, iş sürekliliği açısından stratejik bir zorunluluk haline geldiğini ifade eden Allianz Türkiye Elementer Ticari Sigortalar Genel Müdür Yardımcısı Öktem Örkün, “Tam bu noktada sigortalılık oranlarını artırmak için yalnızca poliçe sunmak yetmiyor; aynı zamanda eğitmek, bilinçlendirmek ve koruyucu çözümler geliştirmek gerekiyor” dedi.

Dünyada ve ülkemizde yaşanan orman yangınlarının hepimizi derinden etkilediğini belirten Allianz Türkiye Elementer Ticari Sigortalar Genel Müdür Yardımcısı Öktem Örkün, “Allianz Commercial tarafından yayımlanan ‘Yükselen Risk Trendleri 2025’ raporu, orman yangınlarını iklim krizi nedeniyle yükselen yeni küresel bir risk faktörü olarak tanımlıyor. Artık yangın mevsimi daha erken başlıyor ve daha uzun sürüyor; bu da yangınla mücadeleyi zorlaştırıyor. Rapora göre 2000’lerde yıllık ortalama 8,7 milyar dolar olan küresel yangın kaynaklı sigorta kaybı, 2010’larda 56,3 milyar dolara yükselerek 6 kat arttı. Orman Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre, 2023-2024 yılları arasında yangın sayısı ve verdiği hasar da yaklaşık %50 oranında artış gösterdi. Yangın, işletmelerin ve yapıların da karşı karşıya kaldığı en yıkıcı risklerden biridir. Ancak burada önemli olan nokta, doğal afetlerin aksine büyük ölçüde önlenebilir olmasıdır. Bu yüzden de risk yönetimi sadece sigortalanabilirlik açısından değil, insan hayatı ve işletmelerin sürekliliği açısından da kritik bir rol üstlenir” dedi.

‘YANGIN KONUSUNDA SİGORTA BİLİNCİ DÜŞÜK SEVİYELERDE’

Yerleşim yerlerini de büyük ölçüde etkileyen orman yangınlarından sonra yaşanan maddi hasarların tazmin edilerek yangın öncesindeki işleyişe dönülebilmesi için sigortanın kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Örkün, “Ülkemizin karşı karşıya olduğu ilk 3 risk arasında yer alan deprem ve yangın konusunda maalesef sigorta bilinci hala oldukça düşük seviyelerde, özellikle küçük ve orta büyüklükteki işletmelerde genel sigortalılık oranının hâlâ %35 seviyelerinde seyretmesi, sigorta bilinci açısından ciddi bir boşluğa işaret ediyor. Pek çok işletme maalesef artan afet frekansı, yükselen hasar maliyetleri ve uzun süreli iş kesintilerinin yaratabileceği sonuçlar konusunda yeterince hazırlıklı değil.

Allianz Türkiye olarak sunduğumuz Yuvam Konut Sigortası ürünümüzle evlerimizi olası yangın riskine karşı güvence altına alırken, işyerleri için tasarladığımız İşyerim Sigortası ile de yangın ve deprem gibi birçok riske karşı müşterilerimizin ihtiyaçlarına özel teminatları seçebilecekleri ve özelleştirebilecekleri sigorta paketleri tasarlıyoruz. Bu esneklik sayesinde, her bir müşterimiz için faaliyet gösterdikleri sektör doğrultusunda farklılaşan, kapsamlı ve etkin bir teminat yapısı sunabiliyoruz. Yangın sigortaları artık yalnızca mal varlıklarını korumakla sınırlı değil; günümüzün karmaşık risk ortamında çok daha kapsamlı ve entegre teminatlar sunuyoruz. Allianz olarak işletmelere sunduğumuz poliçelerde, bina ve muhteviyat teminatlarının ötesinde iş durması, kâr kaybı, tedarik zinciri aksaklıkları, enkaz kaldırma masrafları ve iş yerinin kullanılamaz hale gelmesi durumunda, sigortalının alternatif bir iş yerine taşınmak zorunda kalmasından doğan makul ölçüdeki masraflar gibi kritik unsurlar da güvence altına alınıyor. Aynı zamanda yangın sırasında zarar görebilecek çalışanlara yönelik işveren sorumluluk teminatlarıyla hem maddi hem insani sorumlulukların bilincindeyiz. Yangın sonrası yeniden yapılanma süreci için mühendislik desteği, önleyici danışmanlık hizmetleri ve kapsamlı hasar yönetimiyle sadece zararı karşılamayı değil, işletmeleri daha dayanıklı hale getirmeyi amaçlıyoruz. Sigortacılığı bir tazminat mekanizmasının ötesine taşıyarak, bütünsel bir risk yönetimi anlayışı sunuyoruz” açıklamalarında bulundu.

‘SİGORTALILIK ORANINI ARTIRMAK İÇİN KORUYUCU ÇÖZÜMLER GEREKLİ’

Türkiye gibi aktif deprem kuşağında yer alan bir ülkede, yangın ve doğal afet sigortalarının artık sadece bir seçenek değil, iş sürekliliği açısından stratejik bir zorunluluk haline geldiğini ifade eden Örkün, “Tam bu noktada sigortalılık oranlarını artırmak için yalnızca poliçe sunmak yetmiyor; aynı zamanda eğitmek, bilinçlendirmek ve koruyucu çözümler geliştirmek gerekiyor. Biz de bu anlayışla hareket ediyor, KOBİ’lerin dirençli ve sürdürülebilir yapılar haline gelmesi için proaktif bir rol üstleniyoruz. Allianz Türkiye olarak bu sorumluluğun bilinciyle, uzman risk mühendislerimiz aracılığıyla KOBİ’lere özel online risk yönetimi eğitimleri düzenliyor, proses ve yangın güvenliği konusundaki deneyimimizi paylaşıyoruz. Saha ziyaretlerimiz ve online risk analizlerimiz sayesinde, potansiyel tehlikeleri önceden belirleyerek gerekli önlemlerin hayata geçirilmesine destek oluyoruz. Ayrıca Sanal Risk Analizi hizmetimizle artırılmış gerçeklik teknolojisini kullanarak, olası bir hasar meydana gelmeden önce risklerin tespit edilmesini ve önlenmesini sağlıyoruz. Bu süreci, Türkiye’nin ilk ve tek akredite deprem laboratuvarı ve yangın test ve eğitim merkezi Allianz Teknik’te profesyonel danışmanlık hizmetleriyle tamamlayarak, yalnızca bireysel değil, toplumsal ölçekte de risk ve sigorta bilincinin yaygınlaştırılmasına katkı sunuyoruz. Öncü bir adım atarak Allianz Teknik’te çevre ve iklim değişikliği hizmetleri departmanını da devreye aldık. Merkezimiz yılda 100’ün üzerinde yangına tepki testi gerçekleştirme kapasitesine sahip. Bu kapsamda ağırlıklı olarak yapı malzemelerinin yanıcılık sınıflarını belirlemeye yönelik akredite testler gerçekleştiriyoruz. Gerek sanayi yapıları gerekse konut binalarının özellikle zemin kaplama, dış cephe ve çatı kaplamalarında kullanılan malzemelerin ilgili yönetmeliklere göre belirli bir yanıcılık sınıfının üzerinde olması gerekiyor. Bu sağlanmadığı takdirde maalesef büyük maddi kayıplar ve yaralanmalar ile sonuçlanan yangınlar meydana gelebiliyor. Allianz Teknik’te deprem ve yangına yönelik uygulamalı eğitimler de düzenliyoruz. Allianz Teknik merkezine gelen her yaştan katılımcıya, yangın anında neler yaşanabileceğini ve bu durumda ne yapmaları gerektiğini bizzat deneyimleyerek öğretiyoruz. Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz “Bilinçli Adımlar Güvenli Yarınlar” programı ile özellikle 7-14 yaş grubu çocuklara afet farkındalığı kazandırmaya devam ediyoruz” şeklinde konuştu.

‘YANGINLAR GÜÇLÜ BİR FARKINDALIKLA ÖNLENEBİLİR’

İnsan kaynaklı yangınların önlenmesi için güçlü bir farkındalık oluşturulmasının büyük önem taşıdığına dikkat çeken Örkün, “Doğada vakit geçirirken ateş yakmamak, yakıldıysa tamamen söndüğünden emin olmak, sigara izmariti atmamak, cam şişe veya parçalarını etrafta bırakmamak gibi alınacak basit önlemlerle orman yangınları önlenebilir. Ayrıca orman bölgelerinin yakınlarında savunulabilir alanlar oluşturmak, bitki örtüsünü yönetmek ve çevrede yanmayan yapı malzemeleri kullanmak da alınabilecek önlemler arasında. Yangın söndürme ve koruma stratejileri sürekli gelişiyor ve şirketlerin, kurumların bunlara adapte olması gerekiyor. Etkili bir orman yangını hazırlık ve iş sürekliliği programının geliştirilip uygulanması, ayrıca bunun düzenli olarak gözden geçirilmesi ve güncellenmesi de kritik öneme sahip. Özellikle risk yönetiminin ne zaman başlayacağı en önemli konuların başında geliyor. Allianz Türkiye olarak, bu noktada biz üzerimize düşeni yerine getiriyoruz ve en baştan yangının çıkmasını nasıl önleyebiliriz, onu planlamaya çalışıyoruz. Orman yangınlarının başlangıç safhasında algılanabilmesi, gerekli ihbarın iletilmesi ve erken müdahale sağlanabilmesi üzerine çalışan ve algılama sistemleri geliştiren bazı startup firmalar ile oldukça yakından temas halindeyiz. Orman yangınlarına maruz kalabilecek işletmeleri bu tip inovatif sistemlerin kullanımı konusunda teşvik etmeyi planlıyoruz. Bu yatırımlar için belli oranda teşvik desteği sağlamayı da değerlendiriyoruz” dedi.

HDI SİGORTA GENEL MÜDÜR YARDIMCISI HALİL BAY:

Afete yönelik hazırlıklarımız yeterli değil

Son yıllarda yaşadığımız afetlerin bizlere hem afet bilinci hem de afete yönelik hazırlıklarımızın yeterli olmadığını gösterdiğini belirten HDI Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Halil Bay, afet sonrası işlerin yeniden düzene koyulması ve hayatın normale dönmesi için bu riskleri poliçe ile güvence altına almanın önemine vurgu yaptı. 

Türkiye’de son zamanlarda meydana gelen orman yangınları hakkında görüşlerini aldığımız HDI Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Halil Bay, konu hakkında şu değerlendirmelerde bulundu: “Öncelikle, yaşanan yangınlardan etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, hayatını kaybedenlere rahmet; ailelerine ve yakınlarına sabır diliyorum. Bu tür felaketlerin bir daha yaşanmamasını temenni ediyorum. Verilere baktığımızda, sigortanın ülkemizde yeterince yaygın olmadığını görüyoruz. Zorunlu deprem sigortası (DASK) bile tüm konutların sadece  %56’sında mevcut. Orman yangınlarından etkilenme riski yüksek bölgelerdeki konutlarda ise bu oran Türkiye genelinde yalnızca %25. Yangın sigortaları, konut veya iş yerlerinde orman yangını dahil herhangi bir yangın sonucu oluşan maddi zararları karşılar. Bu branşta, yangın, yıldırım ve patlama (infilak) teminatları zorunludur ve bunlar olmadan poliçe düzenlenemez. Ayrıca, doğal afetler ve diğer riskler de sigortalının talebine göre poliçeye eklenerek kapsam genişletilebilir. Bu ürünler genelde paket halinde sunulur ve birtakım ilave teminatlar da sağlayabilir. Örneğin, konut poliçelerinde zarar gören konutta oturan kişilerin belirli süre konaklama masrafları poliçe koşullarınca kapsama alınabilir. Evi zarar görmüş ve kullanılamaz hale gelen bireylerin ev sahibi ya da kiracı olmaları halinde kiradan mahrum kalma halleri de kapsama dahil edilebilir. İşyeri tarafına baktığımızda sadece zarar gören mal varlıkları değil yine zarar sonrası işyerinin uğrayacağı finansal kâr kayıpları da kapsama alınabilir. Avrupa Birliği ve dünya ile kıyasladığımızda da kişi başına düşen poliçe adedinde oldukça gerideyiz. Yaygınlık arttıkça havuzun büyümesinin belli bir vadede sigortalı lehine de maliyet avantajı yaratacağını söyleyebiliriz.”

Yangında yaralanma, dumandan etkilenme veya can kaybı gibi durumların, ferdi kaza ve hayat sigortalarında poliçedeki şartlara bağlı olarak genelde teminat altında olduğuna dikkat çeken Bay, “Sağlık sigortaları da yangından kaynaklanan tedavi masraflarını, poliçe kapsamı ve limitleri dahilinde karşılayabilir. Orman yangınları buna dahildir. Ancak uzun vadede ortaya çıkan sağlık sorunlarında, yangınla bağlantının kanıtlanması zor olabileceği için ödeme, her vaka özelinde değerlendirilir” dedi.

‘AFET BİLİNCİMİZ YETERLİ DÜZEYDE DEĞİL’

Son yıllarda yaşadığımız afetlerin bizlere hem afet bilinci hem de afete yönelik hazırlıklarımızın yeterli olmadığını gösterdiğine vurgu yapan Bay, “Her yaşanan acı depremden sonra sigortanın akla gelmesi ve talebin artmasından sonra zaman geçtikçe tekrar aynı bilince geri dönüp hayatımızı devam ettiriyoruz. Türkiye’de pek çok kişi, DASK poliçesini yaptırsa bile yenilemiyor ya da DASK’a ek deprem teminatı sunan konut sigortasını yeterince bilmiyor veya ihtiyaç duymadığını düşünüyor. Sigortalılara ilk temas noktası olmalarından dolayı dağıtım kanallarımıza da bu konuda iş düşüyor. Özellikle ticari ve sınai işletmeler için, büyük bir afet durumunda faaliyetlerini sürdürebilmek adına risklerini sigortaya devretmek ekonomik bir zorunluluktur. Afet sonrası işlerini yeniden ayağa kaldırabilmek, müşterilerine ve çalışanlarına karşı sorumluluklarını yerine getirebilmek ve ticari itibarlarını koruyabilmek için bu riskleri poliçe ile güvence altına almak büyük önem taşır. Yine son zamanlarda yaşadığımız orman yangınlarında da aynı durumları görüyoruz. Bireyler ve işletmeler kendi risklerinin bilincinde olmadıkları için sigortalılık oranı düşük kalıyor ve olası risklerde büyük maddi zararlarla karşı karşıya kalıyorlar” ifadelerini kullandı.

Sadece yangın değil, deprem ve diğer doğal afetler konusunda da okulların ilk dönemlerinde zorunlu eğitimler verilmesi gerektiğini düşündüğünü belirten Bay, “Bu eğitimlerde, afet öncesinde alınacak tedbirler ile afet sonrası maddi kayıpları karşılamak için kullanılabilecek sigorta ürünleri ve bunların işleyişi anlatılmalıdır. Ayrıca bu bilgilendirmelerin kamu spotları ile de desteklenmesi faydalı olacaktır” diye konuştu.

1999’dan sonra hayatımıza giren DASK’ın doğru ve gelişmiş bir yapıda olduğunu söyleyen Bay, “Özellikle yaşanan Maraş merkezli depremlerde tespitlerin hızlıca yapıldığını ve zarar görenlere poliçeleri doğrultusunda ödemelerin hızlıca yapıldığını gördük. Bu poliçenin orman yangını dahil diğer doğal afetleri de kapsamına alacak şekilde genişletilmesi için çalışmalar hala devam ediyor. Hayata geçmesi halinde ormandan kaynaklanan yangın riskleri de bu poliçe altında temin ediliyor olacak” dedi.

Yorum yazın