Sel ve taşkınlar sonrası sigorta koruması yeniden gündemde
Türkiye’de son sekiz ayda farklı bölgelerde art arda yaşanan sel, taşkın ve su baskınları; afet riskinin yalnız belirli illerle sınırlı olmadığını bir kez daha gösterdi. Doğu Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e, Samsun-Çankırı-Tokat hattından Hatay’a uzanan tablo; konut, işyeri, araç, tarım ve altyapı hasarlarını aynı anda gündeme taşıdı. Sigorta sektörü açısından ise en kritik başlık, düşük sigortalılık oranı ve sel teminatına ilişkin farkındalık eksikliği oldu.
21 Mayıs 2026 itibarıyla Türkiye’de sel ve taşkın riskinin son sekiz ayda özellikle Doğu Karadeniz, Doğu Akdeniz ve Orta Karadeniz-Orta Anadolu geçiş kuşağında yoğunlaştığı görülüyor. Eylül 2025’te Rize, Giresun, Trabzon ve Artvin hattında yaşanan taşkın ve heyelanlar; Ekim 2025’te Hatay Payas’taki su baskınları; Nisan 2026’da Osmaniye Kadirli ve Adana Kozan’daki ölümcül seller; Mayıs ayında ise Samsun Havza, Çankırı, Tokat Turhal-Erbaa ve Hatay Antakya/Samandağ çevresindeki olaylar bu riskin süreklilik kazandığını ortaya koydu.
AFAD’ın 14 Mayıs 2026 tarihli bilgilendirmesine göre yalnız 12 Mayıs yağış dalgasında 16 il için sarı uyarı verildi. Samsun ve Çankırı’da 1.513 personel, 196 AFAD gönüllüsü ve 142 iş makinesi sahada görev yaptı. Tokat’ta ise 21 Mayıs sabahı itibarıyla 464 hanede tahliye yürütüldü, 842 kişi kamu misafirhanelerine yerleştirildi. Bu veriler, sel ve taşkınların artık yalnız anlık müdahale gerektiren olaylar değil, geniş ölçekli tahliye, barınma, temizlik ve hasar tespit süreçleri doğuran afetler hâline geldiğini gösteriyor.
Son seçilmiş olaylarda doğrulanmış can kaybı en az 4 kişi olarak kayıtlara geçti. Osmaniye Kadirli’de 2, Adana Kozan’da 1, Hatay’da ise 1 kişi yaşamını yitirdi. Samsun Havza’da 12 kişi hafif yaralı olarak hastaneye kaldırılırken, Tokat’taki son taşkın riskinde AFAD Başkanı’nın açıklamasına göre can kaybı ve yaralanma yaşanmadı.
KAMU DESTEKLERİ AÇIKLANDI SİGORTALI HASAR VERİSİ HENÜZ NETLEŞMEDİ
Sel ve taşkınların parasal etkisine ilişkin en net veriler, şu aşamada toplam ekonomik hasardan çok kamu destekleri ve doğrulanmış ödeme kalemleri üzerinden izlenebiliyor. Samsun Havza için 50 milyon TL acil yardım ödeneği, Tokat için 20 milyon TL sosyal yardım kaynağı, Osmaniye Kadirli için 2 milyon TL destek ve Hatay Payas’ta 80 aileye toplam 3 milyon 894 bin 580 TL eşya zararı ödemesi açıklandı.
Buna karşılık Mayıs 2026’daki güncel olaylar için toplam ekonomik zarar, toplam sigortalı zarar ve sektör geneli hasar dosyası sayısı henüz kamuya açık kaynaklarda yayımlanmadı. AFAD’ın açıklamalarında hasar ve zarar tespit çalışmalarının sürdüğü belirtiliyor. Bu durum, afet sonrası tabloyu değerlendirirken kamu yardımı, ekonomik kayıp ve sigortalı hasar kavramlarının birbirinden ayrılması gerektiğini de gösteriyor.
Altyapı ve tarım tarafındaki etkiler ise parasal rakamlar tam netleşmemiş olsa da görünür durumda. Tokat’ta Turhal hattında set çalışmaları yürütüldü, Erbaa Tepekışla’da 70 ev boşaltıldı, ilk tespitlere göre 400 dönüm ekili alan etkilendi. Hatay’da Samandağ’da köprü çöktü, bazı mahallelerde dere taşması nedeniyle araçlar sürüklendi ve yolların alt kotları su aldı. Havza’da bazı okullarda hasar ve temizlik ihtiyacı nedeniyle eğitime ara verildi.
EK TEMİNAT İHTİYACI ÖNE ÇIKIYOR
Sigorta perspektifinde en kritik ayrım, sel ve su baskını riskinin hangi poliçelerle güvence altına alındığı noktasında ortaya çıkıyor. DASK’ın resmi bilgilendirmesine göre zorunlu deprem sigortası sel ve su baskınını kapsamıyor. Bu nedenle yalnızca DASK poliçesi bulunan bir konut ile sel teminatı içeren konut sigortasına sahip bir hane arasında önemli bir koruma farkı oluşuyor.
Konut ve işyeri poliçelerinde sel ve su baskını teminatının ayrıca bulunması gerekiyor. Motorlu kara taşıtları kasko poliçelerinde ise sel ve su baskını teminatı poliçe kapsamına göre devreye girebiliyor. Tarım tarafında TARSİM, bitkisel ürün ve sera üretiminde sel ve su baskını risklerine karşı güvence sağlıyor. Ancak baraj taşması veya kamu otoritesi tarafından kapak açılması nedeniyle oluşan zararlar teminat dışında kalabiliyor.
Bu ayrım, özellikle taşkın riskinin baraj doluluğu, dere taşması, yoğun yağış ve kontrollü su tahliyesi gibi farklı nedenlerle iç içe geçtiği bölgelerde önem kazanıyor. Tokat-Erbaa ve Turhal hattında yaşanan gelişmeler, hasarın kaynağının dosya bazında doğru belirlenmesinin hem eksperlik süreçleri hem de tazminat değerlendirmeleri açısından kritik olabileceğini gösteriyor.
AHMET YAŞAR: “SİGORTALILIK ORANININ %5 CİVARINDA OLDUĞUNU GÖRÜYORUZ”
Türkiye Sigorta Birliği Başkanı Ahmet Yaşar da Samsun Havza’daki temaslarında düşük sigortalılık oranına dikkat çekti. Yaşar, TSB olarak hem esnafla görüşmek hem yerinde tespit yapmak hem de yerel yönetimlerle koordinasyon sağlamak amacıyla ziyaretler gerçekleştirdiklerini belirterek şu değerlendirmede bulundu:
“Yerel yönetimler bu konuda çok önemli. TSB olarak hem esnaflarımızla görüşmek hem yerinde tespitler yapmak hem de yerel yönetimlerle koordine olmak maksadıyla ziyaretlerimizi gerçekleştiriyoruz.”
Havza’daki sigortalılık tablosuna ilişkin rakamları da paylaşan Yaşar, bölgede sigorta korumasının oldukça sınırlı kaldığını vurguladı:
“Organize sanayi bölgesinde 38 işyerinin, 1045 sivil konutun, rizikonun sigortalı olduğunu, 708 ticari işletmenin poliçe sahibi olduğunu gördük Havza’da. 2629 tane aracımız da kasko sigortası var. Bunların önemli bir kısmı bu selden zarar gördü. Rakamlara baktığımızda sigortalılık oranının %5 civarında olduğunu görüyoruz. Son derece düşük rakamlar.”
Yaşar’ın açıklamaları, sel riskinde yalnızca hasarın büyüklüğünün değil, bu hasarın ne kadarının sigorta sistemi içinde karşılanabildiğinin de önemli olduğunu ortaya koyuyor. Düşük sigortalılık oranı, afet sonrası yükün büyük bölümünün vatandaş, esnaf ve kamu destek mekanizmaları üzerinde kalmasına neden oluyor.
“ESNAFIN KAPALI OLMASI SOSYAL HAYATIN VE TİCARİ HAYATIN DURMASINA NEDEN OLUYOR”
Ahmet Yaşar, selin etkisinin yalnız fiziki hasarla sınırlı olmadığını da vurguladı. İşyerlerinin kapanmasının bölgedeki ticari akış ve sosyal yaşam üzerinde doğrudan sonuç yarattığını belirten Yaşar, “Esnafın kapalı olması sosyal hayatın ve ticari hayatın durmasına neden oluyor” dedi.
Bu değerlendirme, özellikle küçük işletmeler ve yerel ekonomi açısından sel riskinin daha geniş bir çerçevede ele alınması gerektiğini gösteriyor. Çünkü su baskını yalnız işyerindeki demirbaşlara ya da stoklara zarar vermiyor; işletmenin kapalı kaldığı süre boyunca gelir kaybı, tedarik aksaması, müşteri kaybı ve günlük ekonomik döngünün bozulması gibi sonuçlar da doğuruyor.
Yaşar, hasar süreçlerine ilişkin olarak da “Şu ana kadar sadece iki aracımızın 2 kasko ihbarı. İşyerlerimizin ekspertizi yapıldı. Hızla yaraları sarılıyor” ifadelerini kullandı. Bu sözler, sigortalı dosyalarda ekspertiz ve hasar süreçlerinin devreye alındığını gösterirken, düşük sigortalılık oranı nedeniyle koruma alanının sınırlı kaldığını da ortaya koyuyor.
YENİ NORMAL YENİ SİGORTA BİLİNCİ GEREKTİRİYOR
Türkiye Sigorta Birliği Başkanı Ahmet Yaşar’ın daha önce yaptığı “Bunun adı yeni normal” değerlendirmesi, son sel ve taşkın dalgasıyla birlikte daha somut bir karşılık buluyor. Sel, taşkın, fırtına, yer kayması ve orman yangını gibi riskler artık yalnız afet yönetimi başlığı altında değil, sigorta bilinci ve finansal dayanıklılık ekseninde de ele alınıyor.
Sigorta sektörü açısından önümüzdeki dönemin temel gündemi, yalnız afet sonrası hasar ödemeleri değil; afet öncesi farkındalık, doğru teminat seçimi, risk azaltımı ve yerel yönetimlerle koordinasyon olacak. Özellikle sel teminatının konut ve işyeri poliçelerinde daha görünür anlatılması, DASK ile konut sigortası arasındaki kapsam farkının daha net aktarılması ve esnafın ticari faaliyetini kesintiye uğratan risklere karşı daha erişilebilir ürünlerin geliştirilmesi önem kazanıyor.
Son olaylar, sel riskinin Türkiye’de tek bir bölgeyle sınırlı olmadığını; konut, araç, işyeri, tarım ve altyapı üzerinde aynı anda etkili olabildiğini gösterdi. Bu nedenle sigorta sektörünün rolü de yalnız hasar anında devreye giren bir mekanizma olmaktan çıkıp, afet öncesi korunma kültürünü güçlendiren bir yapıya dönüşmek zorunda.
