Sabahtan akşama…

6.15 Zifiri karanlık ama televizyonu açayım, o ışık yeter kahvemi içerken…

7.45 Öğlen cenazeye gideceğim, hava da ısırıyor, tedbirli giyineyim bari…

8.30 Simitçi sonunda gelmiş, “Hayrola yoktun birkaç gündür?” “Hava çok soğuk abi, iş de yok zaten, evde kaldım birkaç gün”

9.15 Yenileme poliçesi %100 zamlı, nasıl anlatacağız bunu sigortalıya?

11.15 Artık çıkmalıyım, cenaze karşıda, hem biraz erken de gitmek istiyorum.

12.45 Gelişte 50 dk olan yol, dönüşte 1 s 10 dk, öğlenci trafiği demek doğru olur mu?

14.00 Londra’da yaşayan aile birkaç yıllığına buraya yerleşmek istiyor, şaşırdım, “maaşın yarısını doğalgaz, elektriğe vermeye başladık; marketlerde ürün bulamıyoruz, Fransızlar gıcıklık yapıyor bize.” Önce Brexit, sonra Covid ve dahi yeni çalışma düzeni Ada’yı ciddi etkiliyor belli…

15.00 Aynı haberleri tekrar tekrar veren haber kanallarından sıkıldım, bu anlar için hazırladığım iki saatlik çalma listesi hemen.

15.15 Biz ödemelerimizi zamanında yapalım ama bize ödenecekler ertelenebilir, zaten arka odada darphanemiz de var… Sürdürülebilirlik kavramını kim icat etti acaba?

15.45 Kimileri tamamen dijital kopyaya geçtiyse de bizde hala ıslak imza belge bekleyen müşteriler var, kargoya imza yetiştirmece, sonra da kargocu çocuğu kovalamaca…

16.45 Çıkmadan biraz havalandırayım odamı da yarın sabah gelecek misafirime hazır olsun.

17.30 Eve girdiğimden beri telefondayım, Avrupalı ancak dönüş yapıyor aramalara, ofis günü bitse de evde devam ediyor çalışma…

18.30 Neyse günü bitirdim, yemek için de erken. Şimdi kaldığım yerden diziye devam…

İki senedir çalışma günlerinin yarısı buna benzer geçiyor. Haftada 8-10 olan müşteri ziyaretleri 2-3’e indi; önemli konular, karar verme süreçleri çevrimiçi uygulama buluşmalarında gerçekleşiyor artık.

Tercüme bir makale okudum, evden çalışmanın (işyerine) sadakati azaltması üzerine. İş ortamında daha az bulunmak, çalışanlar ile daha az görüşür olmak sonucu aile bağları ve iş dışı sosyal ilişkilerin iş yaşamının önüne geçiyor olması.

Evim işyerime yakın, bu sayede pandemi başından beri her gün işyerinde bulundum. Çalışma arkadaşlarım da düzenli ve dönüşümlü olarak geliyorlar ofise. Bizde sadakatten çok eşgüdüm ve/veya ekip çalışmasının yaratıcı, yararlı sonuçlarından mahrumiyet olabilir belki ama tamamıyla evden çalışan kurumlarda sadakat önemli bir konu olacak bence de.

Sadece bu da değil. Genel olarak “evden mi?”, “ofiste mi?” ya da “melez mi?” konuşmaları da günlük ajandalarda yer alıyor epeydir. Tek bir doğrusu yok, herkes kendi doğrusunu bulmak zorunda.

Öte yandan insan trafiğe girmeyi özler mi, özledim valla. Resepsiyonda kimlik verip geçiş kartı almak, lobide beklemek, sonraki randevuya geç kalır mıyım diye düşünmeler de çok seyrekleşti.

Kıyafet desen tümden gündelik giyime döndü. Son Sigortacı röportajı vesilesi ile 2 yıl sonra ceket giydim. Kravat mı, o neydi, bir tür aksesuar?

Bindiğim taksinin şoförü Muşlu genci anımsadım. Çalıştığı şirket kapanınca şoförlüğe başlamış. Aile Muş’ta, 3 abi de kamuda çalışıyor orada ama o inat etmiş ve tırmalıyor bu şehirde. “Ne zorun var?” dememek için zor tuttum kendimi, her şeye rağmen mücadele edenler umut veriyor bir yandan.

Herkes her şeye uyum sağlıyor bir şekilde. Bulunduğumuz coğrafyanın ve kültürünün sonucu bu. Son 2-2,5 seneye bakıyorum da öyle köklü değişimler, öngörülmeyen zorluklar yaşandı ve yaşanıyor ki. Ve tüm bunlara rağmen hala uğraşan, çabalayan bir sürü insan, işletme.

Önemli olan da bu sanırım. Günü bitirirken çabalama, mücadele anlamında eksiklik hissetmemek. Belirsizlik olsa da, yorgunluk da olsa, iş arkadaşlarından uzaklık da olsa sonraki gün yeniden mücadele edecek gücü bulmak. Yani o Muşlu gencin tüm sıkıntı ve zorluklara rağmen inat edip yaşama tutunma refleksi…

Görüşmek üzere.