Rutinler

YAŞAM paylaşımlı bir süreç. Gerek manevi, gerek de maddi konularda; gerek özel yaşamda, gerekse de iş hayatında hep bireyler arası ilişkiler ve yardımlaşmalar, iş birlikleri söz konusu. Ama öte yandan birilerinin yaptığım her şeyin içinde olması, her şeyin içinde olmalarını da geçtim, bunu bir rutin şeklinde yapmaları beni oldum olası rahatsız eden bir şey.

Ben kendi rutinlerimden bile sıkılırken bir de başkalarının planlı ve otomatik eylemleri daha da sıkıntılı.

Her gün yapmak zorunda olduğum küçük iş serileri var, ofiste veya evde. Bunların çoğu da zamana karşı ve hızlıca yaptığım şeyler. Kendimce bu süreçlerdeki küçük işlerin sırasını değiştiriyorum rutinden kaçınmak için. Evden çıkarken son iş evin kapısını kapatmak, bu değiş(e)mez; ama ondan bir önceki iş bazen ayakkabımı giymek, bazen montumu, bazen de kısa bir havalandırma için açılan camı kapatmak gibi.

Rutinden mi kaçıyorum, çoğu birbirinin aynı olan günleri mi tatlandırıyorum biraz, ya da bana özel ruhsal bir durum mu bilmiyorum ama açıkçası çok da önemli değil. Her gün aynı güne başlamak çok yıpratıcı. Benzer şekilde her günün birbirinden çok farklı uçlarda olması da bir o kadar zorlayıcı.

nsanlara yakın olmayı seviyorum, dışa dönük bir insanım kesinlikle. Aile büyüklerim, yetiştiriliş tarzım, okuduğum okullar, çalıştığım kurumlar, yapmayı sevdiğim işler, sıkça içinde olduğum arkadaş grupları…Hepsi sosyal bir bütünlüğü oluşturuyor aslında. Ama dışa dönük olmak demek demirlemeye müsait binlerce koyu olan bir Ege sahil şeridi olmam demek değil.

Bu prensibim de masada hararetli konuşmaya dalıp gereksiz yere tabak değiştiren garsondan en ciddi iş toplantısında anlatmaya çalıştığım bir şeyi lüzumsuzca, zamansızca sulandırmaya çalışan o şirket yetkilisine uzanan bir spektrum. Belki de bu yüzden siyasi tercihlerim, eğitim geçmişim, dine bakışım, taraftarı olduğum takım vs. hiçbir zaman ilk planda yansıttığım, gösterdiğim yönlerim değil.

Çünkü her zaman olmasa da sıkça bu alt kimlikler ön plandaki konuyu, sorunu ya da bulunması gereken çözümü ertelemeye çalışan, sulandıran rutinler.

Ben de yazıyı sulandırmayayım. Rutin kelimesini düzenli yapılan işler kadar bilerek ya da farkında olmadan düzeni/ritmi bozmaya yönelik eylemler için de kullanıyorum.

Sabahları evde iki fincan kahve içmeden güne başlayamama huyumdan sıkılıp evden çıkış işlerimin sırasını değiştirmem gibi. Yani bir birey, bir kurum hem davranış ve tepkileri ile öngörülebilir olacak, hem de aynı şeyleri yaparken kendini yapay, tekrarlıyor ya da gündemi değiştirme çabasında göstermeyecek.

Bir de bu davranış ve tepkiler ne kadar tekrarlanırsa o kadar da değersizleşiyor benim gözümde. Her gün öğlen civarı al bunu diye promosyon iletisi gönderen o yemek sipariş sitesi mesela. Veri madenciliği, yapay zeka derken gitgide can sıkıyor bu robotik hareketler.

Diyeceksiniz ki başka derdin yok da bunlara mı takıyorsun. Evet öyle, çünkü her birimizin yaşamları çok değerli ve gündelik uğraşımız içinde kendimizi değerli ve önemli hissetmemiz için hem kendimize özel, hem de düşünüldüğümüzü belli eden durumsal ve farklı bir şeyler görmeliyiz.

Sürekli aynı taktik ve varyasyonlarla oynayan bir spor takımı düşünün. Rakiplerinin bunu kısa sürede çözüp gerekli önlemleri alması bir yana hem oynayanlar hem de izleyenler için ne kadar sıkıcı bir düşünün.

Oysa bu örnekteki rutin kazanma arzusu olmalı mesela, ya da en kısa sürede, en az pas alışverişi ile skoru elde etmek.

“Burada ödediğimiz hesabın her zaman karşılığı var” düşüncesi de rutin, “bakalım bugün bize hangi yemeği önerecek” alışkanlığı da. İnsanlar düşünsünler, problem çözsünler, yaratıcı olsunlar, rutinleri de bu olsun mesela. Salt nefes aldıkları için bir düzen içinde olduklarını kabullenmek zorunda kalmasınlar.

Görüşmek üzere,

İlginizi Çekebilir