Ruh sağlığının güvence altına alınmasında sigortanın rolü artıyor
Modern yaşamın getirdiği stres ve belirsizlikler, ruh sağlığı sorunlarını artırırken sigorta sektörü, bireylerin zihinsel huzurunu korumak için yenilikçi çözümlerle ön plana çıkıyor. Cenevre Derneği’nin yayınladığı rapora göre, artan ruh sağlığı sorunları karşısında sigorta sektörü, bireylerin yaşam kalitesini yükseltmek ve zihinsel huzuru desteklemek için kapsamlı poliçeler ve yenilikçi stratejiler geliştirmeli.
Günümüzde ruh sağlığı, fiziksel sağlık kadar önemli bir yere sahip. Modern yaşamın giderek karmaşıklaşan yapısı, bireylerin ruh sağlığı üzerinde derin etkiler yaratıyor. Pandemiler, ekonomik belirsizlikler, iklim değişikliği ve teknolojik dönüşümler gibi küresel olaylar; toplumları derinden etkiliyor ve ruh sağlığı sorunlarını artırıyor. Dünya genelinde yaklaşık 1 milyar insanın ruh sağlığı sorunlarıyla mücadele ettiği tahmin ediliyor. Bu durum, bireyler ve aileler kadar ekonomik sistemler ve sigorta sektörünü de etkiliyor. Ruh sağlığı hizmetlerine duyulan ihtiyaç artarken, sigorta sektörünün de bu alandaki rolünü yeniden tanımlaması gerekiyor.
Küresel sigorta sektörüne dair raporlarıyla önde gelen düşünce kuruluşlarından biri olan Cenevre Derneği’nin (The Geneva Association), “Zihinsel Huzurun Teşviki: Ruh Sağlığı ve Sigorta” başlıklı raporu, “dünya genelinde yaklaşık 1 milyar insanın ruh sağlığı sorunları yaşadığını ve bu durumun pandemi, jeopolitik ve ekonomik koşullar ile iklim krizinin etkisiyle daha da arttığını vurguluyor.”
Bireysel düzeyde, zayıf ruh sağlığı; gelir kaybı, işsizlik ve artan ölüm riski gibi sonuçlara yol açıyor. Sağlık ve hayat sigortası şirketleri ise bu durumun etkilerini, özellikle maluliyet ve gelir koruma sigortası veya işçi tazminatı talepleri aracılığıyla hissediyor.
Raporda, ruh sağlığı krizinin boyutu incelenirken; hayat ve sağlık sigortacıları tarafından ruh sağlığına yönelik mevcut yaklaşımlar da değerlendiriliyor. Ayrıca, sigortacıların sigortalanabilirliği artırmak ve ruh sağlığını teşvik etmek amacıyla yenilikleri nasıl geliştirebilecekleri ve ölçeklendirebilecekleri üzerinde duruluyor. Bu bağlamda, sigorta sektörünün ruh sağlığı hizmetlerine erişimi kolaylaştırarak ve yenilikçi çözümler sunarak bireylerin ruh sağlığını desteklemede önemli bir rol oynayabileceği belirtiliyor. Ayrıca, ruh sağlığı sorunlarının ekonomik ve sosyal maliyetlerini azaltmak için sigorta şirketlerinin proaktif yaklaşımlar benimsemeleri gerektiğine de dikkat çekiliyor.
HER YIL 15 MİLYAR DOLAR ÖDEME YAPILIYOR
COVID-19 pandemisinin zirve yaptığı dönemde, Sağlık Ölçümleri ve Değerlendirme Enstitüsü (IHME) tarafından yapılan bir araştırmada, depresif bozukluklarda 53 milyon ve anksiyete bozukluklarında ise 76 milyon ek vaka olduğunu vurgulayan rapor, bu durumdan özellikle gençler ve kadınların orantısız bir şekilde etkilediğine dikkat çekiyor. Pandemiden çıkış sürecinde, sağlık sistemlerinin eşi benzeri görülmemiş kesintilerden kaynaklanan sorunlarla boğuşurken, ruh sağlığı hizmetlerine olan talepteki büyük artışla da başa çıkmaya çalıştığını ifade ediyor.
Sigorta perspektifinden kötü ruh sağlığının riskleri üzerine yapılan araştırmalar nispeten sınırlı olduğu vurgulanan raporda; bununla birlikte, sağlık ve hayat sigortacılarının, bu durumun yarattığı şokları en yoğun şekilde hisseden sektörlerin başında geldiği ve her yıl ruh sağlığıyla ilgili maluliyet sigortası talepleri için yaklaşık 15 milyar dolar ödeme yaptıkları belirtiliyor.
2030’DA 6 TRİLYON DOLARA ULAŞACAK
Kötü ruh sağlığının ekonomi, bireyler, sağlık sistemleri ve sigorta sektörü üzerinde önemli bir yük oluşturduğu ifade edilen raporda, Hakemli Tıp Dergisi The Lancet tarafından yayımlanan bir araştırmaya göre, 2010 yılında 2,5 trilyon dolar olan ruh sağlığı sorunlarının yol açtığı kötü sağlık ve üretkenlik kaybının, 2030 yılında 6 trilyon dolara ulaşacağı belirtiliyor. Bu rakam, 2021 yılında küresel GSYİH’nin %6’sına denk geliyor.
Rapora göre kötü ruh sağlığı ile yaşayan bireyler için bu durum, gelir ve istihdamda eşitsizliklere, sınırlı yaşam fırsatlarına ve artan fiziksel hastalıklarla ilişkili yüksek ölüm oranlarına neden oluyor. Tüm bu etkenler, sigorta sektöründe ciddi tazminat taleplerine yol açıyor. Örneğin, Birleşik Krallık’ta 2020 yılında gelir koruma sigortası taleplerinin %27’si ruh sağlığı sorunlarından kaynaklandı. Kanada’da ise hayat ve sağlık sigortaları dâhil olmak üzere, kötü ruh sağlığıyla ilgili talepler 2019’a kıyasla 2021’de %75 artış gösterdi.
Bu veriler, kötü ruh sağlığının bireysel ve toplumsal düzeydeki maliyetlerini net bir şekilde ortaya koyarken, sigorta sektörünün bu alandaki yükünün ne denli büyük olduğunu gösteriyor.
RUH SAĞLIĞI VE SİGORTA
Sigorta sektörünün, hem dış çevre koşulları hem de sigortaya özgü zorluklar nedeniyle ruh sağlığı alanında çeşitli güçlüklerle karşı karşıya olduğuna dikkat çekilen rapora göre, dış çevreye bağlı zorluklar arasında, damgalama ve bunun talep, finansman, iş gücü ve klinik uygulamalara etkisi bulunuyor. Bu durum, ruh sağlığının kamu politikalarında önceliklendirilmesini zorlaştırarak hizmetlere erişimde ek engeller oluşturabiliyor. Örneğin, 2020 yılında Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ülkelerinde ruh sağlığı hizmeti arayan bireylerin üçte ikisi erişimde zorluk yaşadıklarını bildirdi.
Sigortaya özgü zorluklar ise farklı şekillerde kendini gösterebiliyor. Bunlar arasında ruh sağlığı sorunlarının beyan edilmemesi (bilinçli ya da farkında olmadan), bütüncül tekliflerin tasarlanmasında yaşanan sorunlar ve genellikle teşhislerin öznel doğasından kaynaklanan poliçe oluşturma teknikleri ile tazminat değerlendirme süreçlerindeki karmaşıklık yer alıyor.
Bu zorluklar, ruh sağlığı sigortasının geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması için yenilikçi yaklaşımlar ve özel stratejiler gerektiren bir ortam yaratıyor. Hem bireyler hem de toplumlar için ruh sağlığı hizmetlerine daha kolay erişim sağlanması, sigorta sektörünün bu alandaki etkisini artırabilir. Sigorta şirketlerinin karşılaştıkları operasyonel zorlukları aşmak için sürekli olarak yenilikçi çözümler geliştirse de, ölçeklenebilirliğin hâlâ önemli bir engel oluşturduğu ifade edilen raporda, Mercer Marsh Benefits tarafından yapılan bir ankete de yer veriliyor.
26 ülkede 226 sigorta şirketinin katılımıyla gerçekleştirilen anket sonuçlarına göre, 2021 yılında iş avantajları kapsamında herhangi bir ruh sağlığı teminatı sunmayan sigorta şirketlerinin oranı %26 iken, 2022 yılında bu oran %16’ya düşerek önemli bir iyileşme gösterdi. Ancak, dünya genelindeki sigorta şirketlerinin yaklaşık %20’si hâlâ bu alanda geride kalıyor. Bu boşluk, aynı zamanda işverenlerden düşük bir ruh sağlığı teminat talebinin de bir göstergesi olabilir.
DAHA TEMEL RUH SAĞLIĞI HİZMETLERİ SUNULMALI
Sigorta şirketlerinin teminatlarını genişletmeye çalışsa da genellikle karmaşık, süreklilik gerektiren, yatışlı veya uzman tedavilere odaklanma eğiliminde olduklarına dikkat çeken raporda, mevcut verilerin, yaygın, kritik olmayan depresyon ve anksiyetenin en büyük ve hızla artan yük nedenleri olduğunu gösterdiği belirtiliyor. Bu durum, daha temel, sürekli ruh sağlığı hizmetlerinin sunulmasının önemini vurguluyor.
Bu nedenle, sigorta sektörünün daha erişilebilir ve kapsamlı ruh sağlığı çözümleri sunması, bireylerin daha fazla fayda sağlamasına katkı sağlayabilir.
RuH SAĞLIĞI HİZMETLERİ YETERSİZ FİNANSMANLA KARŞI KARŞIYA
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), tüm ülkelerin ruh sağlığı politikalarını ve sistemlerini reform edip güçlendirmelerine yardımcı olmak için yeni bir rehber yayınladı. Dünya genelinde ruh sağlığı hizmetleri yetersiz finansman ile karşı karşıya ve erişim ile hizmet kalitesi açısından ciddi boşluklar bulunuyor. Bazı ülkelerde, ağır ruh sağlığı sorunları olan bireylerin %90’ına kadar olan kısmı hiçbir şekilde bakım alamıyor. Mevcut hizmetlerin çoğu ise, uluslararası insan hakları standartlarını karşılamayan, eski ve kurumsal modellere dayanmaya devam ediyor. Yeni yayımlanan rehber, ruh sağlığı hizmetlerinin en güncel bilimsel kanıtlara ve uluslararası insan hakları standartlarına uygun şekilde dönüştürülmesi için net bir çerçeve sunuyor ve herkesin kaliteli bakıma erişimini sağlamayı hedefliyor. Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus konuya ilişkin şu açıklamada bulundu: “Artan talebe rağmen, kaliteli ruh sağlığı hizmetleri hâlâ birçok insan için ulaşılmaz durumda. Bu yeni rehber, tüm hükümetlere ruh sağlığını geliştirmek ve korumak, herkes için kapsayıcı sistemler inşa etmek üzere ihtiyaç duydukları araçları sunuyor.” Ruh sağlığının korunması ve tedavisi için etkili önleme ve müdahale yöntemleri mevcut olmasına rağmen, ruh sağlığı sorunu yaşayan birçok kişi bu hizmetlere erişemiyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün yayınladığı yeni rehber, ülkelerin bu boşlukları kapatmasına ve ruh sağlığının korunması ve geliştirilmesini sağlamalarına yardımcı olacak somut eylemleri ortaya koyuyor. Rehberin odaklandığı başlıca alanlar ise şunlar:
• İnsan haklarının korunması ve savunulması: Ruh sağlığı politikalarının ve hizmetlerinin, uluslararası insan hakları standartlarıyla uyumlu olmasının sağlanması.
• Bütüncül bir bakım yaklaşımının teşvik edilmesi: Yaşam tarzı ve fiziksel sağlık, psikolojik destek, sosyal ve ekonomik müdahalelere vurgu yapılarak kişinin tüm yönlerini kapsayan bakım modellerinin geliştirilmesi.
• Ruh sağlığını etkileyen sosyal ve ekonomik faktörlerin ele alınması: İstihdam, barınma ve eğitim gibi alanların, bireyin ruh sağlığını şekillendiren önemli etkenler olarak değerlendirilmesi.
• Toplumsal düzeyde koruyucu stratejilerin uygulanması: Ruh sağlığını destekleyici, önleyici yaklaşımların toplum genelinde yaygınlaştırılması.
• Tecrübe sahibi bireylerin karar süreçlerine dâhil edilmesi: Ruh sağlığı sorunları yaşamış bireylerin, politika planlama ve tasarım süreçlerine katılımının teşvik edilmesi, böylece hizmetlerin ve politikaların onların ihtiyaçlarına yanıt verir hâle getirilmesi.
Rehber, ayrıca şu 5 ana politika alanında acil reforma ihtiyaç duyulduğunu vurguluyor:
1. Liderlik ve yönetişim,
2. Hizmet organizasyonu,
3. İşgücü geliştirme,
4. Kişi odaklı müdahaleler,
5. Ruh sağlığının sosyal ve yapısal belirleyicilerine yönelik eylemler.
