Ruh sağlığı sorunları sigortacılıkta proaktif bir yaklaşımı zorunlu kılıyor
Almanya Hannover merkezli reasürans şirketi Hannover Re, ‘Ruh sağlığı sorunları sigortacılıkta proaktif bir yaklaşımı zorunlu kılıyor’ adlı raporunda ruhsal bozuklukların dünya nüfusunun önemli bir kısmını etkileyen yaygın ve küresel bir sağlık sorunu olduğunu belirterek bu durumun bireyler ve toplumlar üzerinde derin etkiler yarattığının altını çiziyor.
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünya genelinde her 8 kişiden 1’i ruhsal bir bozuklukla yaşamını sürdürmektedir. Anksiyete ve depresif bozukluklar, en yaygın ruhsal bozukluklar olarak öne çıkarken sırasıyla yaklaşık 360 milyon ve 330 milyon kişiyi etkiliyor. Almanya merkezli reasürans şirketi Hannover Re, ruh sağlığı sorunlarının sigorta sektörüne etkilerini, artan hasar risklerini ve sigortacıların bu alanda proaktif önlemler almasının gerekliliğini ele alan “Ruh sağlığı sorunları sigortacılıkta proaktif bir yaklaşımı zorunlu kılıyor” başlıklı bir rapor yayımladı. Raporda, COVID-19 pandemisinin ruh sağlığı sorunu daha da derinleştirdiğini ele alan Hannover Re, bu konuda şu tespitte bulunuyor: “COVID-19 pandemisi, ruh sağlığı sorunlarını önemli ölçüde artıran başlıca etkenlerden birisi oldu. Uzun süreli izolasyon dönemleri, pandeminin ne zaman sona ereceğine ilişkin belirsizlik, normal yaşama ne zaman dönülebileceğine dair kaygılar ile pandemi kısıtlamalarının yol açtığı ekonomik kriz nedeniyle artan finansal ve sosyal sorunlar kişilerin ruh sağlığını olumsuz etkileyen nedenler arasında yer aldı. Ayrıca bu etkiler, ruh sağlığı sorunlarının küresel ölçekte zaten yükseliş eğiliminde olduğu bir dönemde ortaya çıkarak mevcut tabloyu daha da ağırlaştırdı.”
Ruhsal hastalıklarla ilgili güncel istatistikleri de paylaşan rapor depresyon ve anksiyete bozukluklarının diğer psikolojik rahatsızlıklar arasında öne çıktığını ifade ediyor.
Hannover Re’ye göre ruh sağlığı sorunları her yaş grubunu etkileyebilse de bazı ruhsal bozukluklar belirli yaş dönemlerinde daha sık görülüyor. Örneğin, birçok anksiyete bozukluğu çocukluk veya ergenlik döneminde ortaya çıkıyor. Dünya genelinde 5-9 yaş grubundaki çocukların yaklaşık %8’i, 10-19 yaş arasındaki ergenlerin ise yaklaşık %14’ü bir ruhsal bozuklukla yaşıyor.
Buna ek olarak, depresif bozuklukların çoğunlukla ergenlik veya genç yetişkinlik döneminde görülmeye başladığını ekleyen rapor; en yüksek görülme sıklığının ise 20-29 yaş arasındaki bireylerde kaydedildiğini paylaştı.
Öte yandan 60 yaş ve üzerindeki yetişkinlerin de yaklaşık %14’ün bir ruhsal bozuklukla yaşadığı bilgisini veren rapor, bu yaş grubunda en yaygın ruh sağlığı sorunlarının depresyon ve anksiyete olduğunu, dünya genelinde intihar nedeniyle gerçekleşen ölümlerin de yaklaşık dörtte birinin 60 yaş üzerindeki kişilerde görüldüğünü belirtiyor.
Raporun yaptığı bir tespite göre yaşlı bireylerde ruh sağlığı sorunları çoğu zaman fark edilmemekte veya yeterli şekilde tedavi edilmiyor. Ayrıca, bu rahatsızlıklara yönelik toplumsal damgalama birçok kişinin profesyonel destek almaktan kaçınmasına yol açıyor.
Ruh sağlığı sorunun sosyolojik boyutuna da yer veren ve bu konuda önemli tespitler yapan Hannover Re, bu konuda da şu önemli tespitlerde bulunuyor. Yoksulluk içinde yaşayanlar, işsiz bireyler ve eğitim düzeyi düşük kişiler, ruhsal bozukluk geliştirme açısından daha yüksek risk altındadır. Ayrıca, toplumsal olarak dezavantajlı veya dışlanmış gruplar da damgalanma, ayrımcılık ve sosyal dışlanma nedeniyle ruh sağlığı sorunlarıyla daha sık karşılaşmaktadır. Ruhsal bozuklukların görülme sıklığı; kültürel, ekonomik ve toplumsal farklılıklar nedeniyle bölgeden bölgeye değişmekle birlikte Sayısal olarak bakıldığında, ruhsal bozukluğu bulunan kişilerin %82’si düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşamaktadır. Ancak nüfusa oranla değerlendirildiğinde, ruhsal bozukluklar yüksek gelirli ülkelerde bir miktar daha yaygındır ve görülme oranı %15,1 düzeyindedir.
Bunun yanı sıra, bölgeler arasında ruhsal bozuklukların türleri açısından da farklılıklar görüldüğünü kaydeden araştırma bu konuda şu çarpıcı örneği veriyor.
“Örneğin, depresyon yüksek gelirli ülkelerde daha yaygınken, anksiyete bozuklukları çatışma, savaş ve zorunlu göçün yaşandığı bölgelerde daha sık görülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, depresyonun en yüksek oranlarda görüldüğü bölgeler Kuzey Amerika, Batı Avrupa ve Avustralya olurken; anksiyete bozuklukları Doğu Akdeniz Bölgesi ile Güneydoğu Asya bölgelerinde daha yaygın görülmektedir.
Ruhsal bozuklukların ekonomik etkisine de değinen Hannover Re tahminlere ruh sağlığı sorunlarının iş gücü verimliliğindeki kayıplar nedeniyle küresel ekonomiye yılda yaklaşık 1 trilyon ABD doları maliyet yüklediğini söylüyor. Araştırmalara göre bu ekonomik yük; işe devamsızlık, iş yerindeki verimlilik kaybı ve artan sağlık harcamalarından kaynaklanıyor. Özellikle depresyon, dünya genelinde iş göremezliğin başlıca nedenlerinden biri olarak bu ekonomik kaybın önemli bir bölümünü oluşturuyor.
BİRÇOK SİGORTA BRANŞI ETKİLENİYOR
Ruh sağlığının, hayat ve sağlık sigortası ile birlikte mal ve kaza sigortası üzerinde de önemli etkilere sahip olduğunu vurgulayan çalışma, ruhsal bozuklukların iş gücü kaybı, devamsızlık ve maluliyetin başlıca nedenleri arasında yer aldığını ifade ederek bu durumun özellikle bir kaza veya hastalık nedeniyle kişilerin çalışamaz hale gelmesi durumunda finansal destek sağlayan mesleki maluliyet sigortasını ciddi şekilde etkilediğine dikkat çekiyor
“Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre depresyon, gelişmiş ülkelerde iş göremezliğin ikinci en önemli nedeni olarak kabul ediliyor. Depresyon veya tükenmişlik gibi yaygın ruhsal bozukluklar, uzun süreli işten uzak kalmanın en sık nedenleri arasında”
Ruh sağlığı sorunlarının daha yaygın hale gelmesiyle birlikte çalışanların, işverenlerine karşı yasal süreç başlatma olasılığın da arttığına da dikkat çeken rapor, bu davaların genellikle tükenmişlik, stres ve diğer ruh sağlığı sorunlarına karşı yeterli önleyici tedbirlerin alınmadığı iddiasına dayandığını aktarıyor.
Hannover Re’nin bir diğer tespitine göre ise bu gelişmelerin işveren sorumluluk sigortası, işçi tazminat sigortası ve kaza ve sağlık sigortası gibi çeşitli poliçelerde hasar taleplerinde artışa yol açması nedeniyle hem işverenler hem de sigorta şirketleri üzerinde ciddi bir baskı oluşturması bekleniyor.
Rapor son olarak sağlık sektörü çalışanları üzerindeki yansımalarına da odaklanarak şu uyarılarda bulunuyor:
Ruh sağlığı sorunlarındaki artış, özellikle sağlık sektöründe faaliyet gösteren profesyoneller açısından mesleki sorumluluk sigortası ve hata ve ihmaller sigortası üzerinde de doğrudan etkiler yaratmaktadır. Hekimler ve hemşireler gibi profesyonel hizmet sunan kişiler bu kapsamda sigortalanmaktadır. Ruh sağlığı alanındaki değişen eğilimler, bu sigorta türlerinde riski artırmakta; zihinsel yorgunluk, tükenmişlik veya benzeri faktörler nedeniyle yapılan hata ve ihmallerden kaynaklanan sorumluluk riskini de yükseltmektedir.

AXA Türkiye İnsan Kaynakları Başkanı ve İcra Kurulu Üyesi Zeynep Ergenç:
Ruh sağlığında en etkili yaklaşım, sorun derinleşmeden harekete geçebilmektir
Ruh sağlığı alanında asıl değerin, sorun ortaya çıktıktan sonra değil, ortaya çıkmasını önleyebildiğimiz noktada yaratıldığına inanıyorum diyen Zeynep Ergenç, tıpkı fiziksel sağlıkta olduğu gibi ruhsal sağlıkta da erken farkındalık ve önleyici yaklaşımların büyük bir önem taşıdığının altını çizdi.
Sigorta şirketlerinin tedavi süreçlerinde finansal güvence sunan kurumlar olmanın ötesinde aynı zamanda bireylerin ve çalışanların iyi olma halini destekleyen paydaşlar olarak da önemli bir rol üstlenmesi gerektiğini belirten Zeynep Ergenç; farkındalık çalışmalarının, psikolojik dayanıklılık programlarının, çalışan destek uygulamalarının, uzman danışmanlık hizmetleri ve dijital sağlık çözümleri gibi hizmetlerin bu alanda önemli katkılar sağlayabileceğini belirtti. Özellikle iş hayatında stres, tükenmişlik ve kaygı gibi konuların daha görünür hale geldiği günümüzde, çalışanların ihtiyaç duydukları desteğe kolay erişebilmelerinin hem bireysel hem de kurumsal açıdan önemli kazanımlar yarattığını vurgulayan Ergenç bu bağlamda AXA’nın uzun yıllardır gerçekleştirdiği Zihin Sağlığı araştırmasının 2026 sonuçlarını paylaştı: AXA Zihin Sağlığı 2026 raporuna göre çalışanların %84’ü işverenlerinden ruh sağlığı desteği beklediğini ifade ederken, önemli bir kısmı hala profesyonel destek arayışına girmiyor. Bu tablo, işverenlerin ve sigorta şirketlerinin yalnızca tedavi süreçlerinde değil; farkındalık yaratma, erken yönlendirme ve koruyucu uygulamalar geliştirme konusunda da sorumluluk üstlenmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Çünkü ruh sağlığında en etkili yaklaşım, sorun derinleşmeden harekete geçebilmektir.
YIL İÇİNDE ÇEŞİTLİ PROGRAMLAR HAYATA GEÇİRİYORUZ
Çalışma arkadaşlarının zihin sağlığını desteklemek amacıyla sağlık poliçelerinde psikolojik danışmanlık teminatı da sunduklarını söyleyen Zeynep Ergenç “Bununla birlikte iyi olma halinin yalnızca psikolojik değil, fiziksel sağlıkla da bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle sağlık sigortası kapsamının dışında çalışma arkadaşlarımıza ve ailelerine koruyucu sağlık önlemleri paketleri, check-up uygulamaları, 7/24 danışmanlık alma imkanı sunan hizmet hatları, tedavi yöntemleri konusunda kolaylaştırıcı hizmetler gibi pek çok farklı hizmet sunuyoruz. Bununla birlikte, kişinin zihin sağlığına dikkat etmesinin bireysel sorumluluğu olduğunu da düşünüyoruz. Hangi kısımların iyileştirilmesi gerektiğini belirlemenin ise aksiyon almanın temel adımı olduğuna inanıyoruz. Bu bilinci kazanabilmek adına da tek seferlik aktiviteler yerine yıl içinde düzenli olarak çeşitli programlar hayata geçiriyoruz. Örneğin: “Kendine İyi Bak” haftası adını verdiğimiz esenlik haftası ile çalışma arkadaşlarımızın farkındalığını artırıyoruz. Önemsiyor ve cesaretlendiriyoruz olarak tanımladığımız İK stratejimiz kapsamında tüm yıla yayılmış pek çok farklı süreç, sistem ve uygulamayı hayata geçiriyoruz” dedi.
Günümüzde sağlık anlayışı giderek daha bütünsel bir yapıya dönüştüğüne dikkat çeken Zeynep Ergenç bu dönüşümün sigorta sektörünün yalnızca tedavi maliyetlerini karşılayan bir yapıdan çıkarak koruyan, önleyen ve rehberlik eden bir role evrilmesini beraberinde getirdiğini ifade etti. Ergenç sözlerini şöyle sürdürdü: AXA Grubu tarafından 2026 yılında yayımlanan Zihin Sağlığı Raporu’na göre dünya genelinde insanların yaklaşık yarısı ruh sağlığı açısından zorlanma veya tükenmişlik belirtileri gösteriyor. Özellikle genç yetişkinler arasında stres, kaygı ve yalnızlık hissinin daha yaygın olduğu görülüyor. Bu tablo, önleyici yaklaşımların ve erken müdahalenin ne kadar kritik olduğunu ortaya koyuyor. İş hayatına baktığımızda da benzer bir tablo görüyoruz. Araştırma sonuçları, çalışanların yarısından fazlasının son bir yıl içinde orta veya yüksek seviyede iş stresi yaşadığını, dört çalışandan birinin ise ruh sağlığıyla ilişkili nedenlerle hastalık izni kullandığını ortaya koyuyor. Bu durum yalnızca bireylerin iyi olma halini değil, kurumların verimliliğini ve sürdürülebilir başarısını da doğrudan etkiliyor.
ÇEŞİTLENDİRİLMİŞ İZİN UYGULAMALARI SUNUYORUZ
Ruh sağlığı konusunda işverenlere de çok ciddi bir sorumluluk düştüğünün altını çizen Zeynep Ergenç “Birçok işveren çalışanlarına zihin sağlığı desteği sunmuyor. Bunu iş dünyasında aktif rol aldığını beyan eden katılımcıların paylaşımından ve bu alanda paylaşılan verilerden görebiliyoruz. Fakat diğer taraftan çalışanlar yine de işverenlerine çözümün bir parçası olarak bakmaya devam ediyor. Bu konumlamayı bir fırsata dönüştürmek mümkün. AXA Türkiye olarak biz de AXAlıların iyi olma halini destekleyen uygulamaları önceliklendiriyoruz. Yaşamın farklı dönemlerinde ortaya çıkan ihtiyaçları dikkate alarak çeşitlendirilmiş izin uygulamaları sunuyor, bu hakların etkin kullanımını teşvik ediyoruz. Çünkü izin kullanmanın, dinlenmenin ve gerektiğinde bir adım geri çekilip nefes almanın çalışan esenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğuna inanıyoruz. Özellikle izin, şirketlerde çok önemli bir konu. Biz çeşitlendirilmiş izinlerle AXAlıların ihtiyaçlarına yönelik çalışmalar gerçekleştirdik” dedi.
Çalışanlarına tanıdıkları izin haklarının tamamını tanıttıkları “Seni Bekler” kampanyasının detaylarını da paylaşan Ergenç “Sevdiklerin, hobilerin, ailen, evindeki koltuğun bile… Hayatın hepimizi bekleyen bir yanı olduğunun altını çizdik. Yakın zamanda evcil hayvanı olup ona vakit ayırmak isteyenler, bakım veren veya refakat etmek durumunda olan çalışma arkadaşlarımız için de çeşitli izinler hayata geçirdik. Bu izinlerin etkin kullanımını ve ekipler içerisindeki sürdürülebilir dağılımını da yakından takip ediyoruz. Çünkü ara vermenin, dinlenmenin ve kendimize zaman ayırmanın hepimizin hakkı olduğuna inanıyoruz” şeklinde konuştu.
Bunun yanında AXAlıların fiziksel, zihinsel ve sosyal iyi oluşlarını destekleyen uygulamalarla, onların kendi sağlıklarına öncelik verebilecekleri bir çalışma ortamı yaratmayı hedeflediklerini belirten Zeynep Ergenç, “Çünkü çalışan esenliğine yapılan yatırımın yalnızca bireyler için değil, kurumlar için de daha yüksek bağlılık, daha düşük devamsızlık oranları ve daha sürdürülebilir performans olarak geri döndüğünü biliyoruz” dedi.
AXA Türkiye İnsan Kaynakları Başkanı ve İcra Kurulu Üyesi Zeynep Ergenç sözlerini şöyle tamamladı:
Bu noktada şirketler, çalışanların kendi zihinsel sağlıkları ile ilgilenmelerini sağlayacak araçları sunarak onların esenliğini destekleyebilir. Bunun karşılığında da daha düşük hastalık izni oranları, daha yüksek çalışan bağlılığı ve daha sürdürülebilir bir performans elde edebilirler. Ruh sağlığı konusunda en önemli başlıklardan biri kullanılan dil. Bu alanda iletişimin yargılayıcı olmayan, kapsayıcı ve insan odaklı bir yaklaşımla yürütülmesi gerektiğine inanıyorum. Ruhsal destek alma ihtiyacını kişinin kendisine yaptığı önemli bir yatırım olarak konumlandırmak gerekiyor. Özellikle iş hayatında psikolojik güvenliğin güçlenmesi ve çalışanların ihtiyaç duyduklarında destek istemekten çekinmemeleri büyük önem taşıyor. Sektör olarak ruh sağlığını iyi olma hâlinin doğal bir parçası olarak anlatabilmemiz gerekiyor. İnsanların anlaşılmaya, desteklenmeye ve ihtiyaç duyduklarında doğru kaynaklara erişmeye gereksinim duyduklarını kabul eden bir iletişim dili, önyargıların kırılmasına da katkı sağlayacaktır. Öncelikle ruhsal sağlığın genel sağlığın ayrılmaz bir parçası olarak ele alınması gerekiyor. Ürün tasarımında psikolojik danışmanlık hizmetlerinin, dijital destek çözümlerinin ve uzman erişiminin daha görünür ve ulaşılabilir hale gelmesi önemli. Bunun yanında hizmetlere erişimin kolaylaştırılması ve bireylerin destek alırken kendilerini rahat hissetmelerini sağlayacak süreçlerin tasarlanması da kritik. Kamuoyu bilgilendirmesi tarafında ise ruh sağlığı konusunda farkındalık yaratacak, önyargıları azaltacak ve destek almanın normalleşmesine katkı sağlayacak iletişim çalışmalarına ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Gelecekte sağlık sigortalarının fiziksel, zihinsel ve duygusal iyilik hâlini birlikte destekleyen bütünsel bir yapıya dönüşeceğini öngörüyorum. Bu dönüşümün merkezinde ise insanı bütün yönleriyle ele alan kapsayıcı bir yaklaşım yer alacaktır.
