Otonom araçlar oto sigortalarını kökten değiştirmeye geliyor
Morningstar Finansal Servisleri’nin yayınladığı “Otonominin Sigortalanması: Sürücüsüz Araçların Oto Sigorta Sektörü Üzerindeki Etkilerinin Analizi” isimli rapor, otonom araçların sigorta sektöründe yaratabileceği önemli değişikliklerin ayak seslerini ortaya koyuyor. Kazaları azaltan ve sürüş güvenliğini artıran otonom araçların 2044 yılına kadar yollardaki araçların %60’ını oluşturabileceğini belirten rapordaki en agresif senaryoda, yoldaki çoğu otomobilin 20 yıl içinde sigortanın büyük ölçüde gerekmediği bir seviyeye evrilebileceği düşünülüyor.
Morningstar Finansal Servisleri’nin yayınladığı “Otonominin Sigortalanması: Sürücüsüz Araçların Oto Sigorta Sektörü Üzerindeki Etkilerinin Analizi” isimli raporda otonom araçların oto sigortalar üzerindeki olumlu ve olumsuz etkileri ele alınıyor. Otonom araçların oto sigorta sektörü üzerinde pozitif ya da negatif yönlü etkileri olabileceğini belirten raporda otonom araçların sorumluluk ve benimseme açısından birtakım köklü değişimlere yol açabileceğine dikkat çekiliyor. Örneğin insan hatalarını ortadan kaldırarak kazaları büyük ölçüde azaltabilecek otonom araçlar herhangi bir kaza durumunda oluşacak sorumluluğun üreticiye kaymasına neden olarak kaskoyu ortadan kaldırabilir. Morningstar’ın en agresif benimseme senaryosunda, yoldaki çoğu otomobilin 20 yıl içinde sigortanın büyük ölçüde gerekmediği bir seviyeye evrilebileceği öngörülüyor. Otonomun gelecekte oto sigortaları getireceği noktalara geçmeden önce şu an ne noktada olduğunu inceleyelim.
OTONOM NE NOKTADA?
Bilim kurgu filmlerinde görmeye bir hayli alışık olduğumuz ve aslında yepyeni bir mobilite çağını aralayan otonom araçlara yönelik heyecan ve yatırımlar yüksek. Ancak bu alandaki ilerlemeler maalesef yatırımcılarını ve teknoloji meraklılarını pek de memnun eden seviyede değil. Rapor, otonom araçlardaki ilerlemenin yavaş olmasının sebeplerinin otonom sürüş yeteneklerinin geliştirilmesindeki teknolojik engeller ve teknolojik hazırlığın abartılı ve erken beklentisi olduğuna dikkat çekiyor.

Yollardaki öngörülemeyen senaryoları güvenli bir şekilde yönetmek için yetenekler geliştirmek otonom araç sektöründe faaliyet gösteren şirketler için bir zorluk. Ancak sektör, sürücüsüz araçların karanlıkta, şiddetli yağmurda, karda, beklenmedik yol tıkanıklıkları vb. durumlarda seyredebilme yeteneğini daha iyi hale getirmekte. Bilgisayar görüşü, yapay zekâ, makine öğrenimi, sensörler, radar, LIDAR ve gelişmiş işlem gücü alanlarındaki hızlı teknolojik ilerlemelerin gerçek dünya ortamlarında otonom sürüş yeteneklerini geliştirmesiyle tamamen kendi kendine giden bir otomobile hiç olmadığımız kadar yakınlaşıyoruz diyebiliriz.

Peki, yatırımlar ne durumda? Sürücüsüz araçlara yönelik heyecan medyada ve kamuoyunda inişli çıkışlı bir seyir izlese de yatırımcılar sürekli olarak bu gelişmekte olan sektöre sermaye yönlendiriyor. Rapor, otonom sürüş girişimleri için yatırım öncesi değerlemelerinin 2019 seviyelerine kıyasla 6 kat arttığını belirtiyor. Otonom sistemler için mevcut pazar büyüklüğü sınırlı kalsa da teknoloji geliştikçe önümüzdeki yıllarda bu teknoloji için pazarın hızla büyümesi bekleniyor. Örneğin PitchBook, otonom sürüş için küresel pazar büyüklüğünün 2030 yılına kadar yaklaşık 300 milyar dolar olacağını tahmin ediyor.
İNSAN KAYNAKLI KAZALARIN ORANI %90
Bilindiği üzere otonom seviyeler 0-5 arasında değişiyor. Seviye 0 araç sürücünün tam katılımlı kullanımını içerirken seviye 5 bir araç sürücü müdahalesine gerek duymayan tam otonom bir aracı anlatmakta. Şu an kullanımda olan en yaygın 2’nci ve 4’üncü (Waymo gibi robot taksiler) seviyeler. İnsan sürücünün yeteneklerinin sınırlı olduğunu ancak son derece hızlı bir şekilde gelişen otonom sürüş teknolojisinin yeteneklerinin kesin bir sınırı olmadığını belirten rapor, kazaların yaklaşık %90’ını oluşturan insan faktörünün sürüş alışkanlıklarını değiştirmenin oldukça zor olduğunu vurguluyor.

Katedilen kilometre başına düşen araba kazası ve ölüm sayısı 1980’den 2010’a kadar sürekli olarak düşmüş, bu dönemde kaza ve ölüm oranı neredeyse %70 azalma göstermiş. Ancak bu ilerleme 2010 sonrası bir artış gösterdi. Rapora göre otonom sürüş sistemlerinin en son versiyonları insanlardan daha güvenli. Waymo ve Swiss Re tarafından yapılan bir çalışmada Waymo’nun sürücüsüz araçlarının insan sürüşü kriterleri için milyon mil başına 1,11 tazminat talebine kıyasla hiçbir bedeni tazmnat talebine maruz kalmadığı sonucuna ulaşılmış. Maddi hasar açısından da insan sürüşü kriterleri için milyon mil başına 3,26 ile tazminat talebine karşılık, milyon mil başına 0,78 tazminat talebine maruz kalmış. Yani otonom araçlar insanlara kıyasla çok daha az kazaya neden oluyor diyebiliriz.

SORUMLULUK KİMDE?
Otonom araçların belki de en kritik noktalarından biri sorumluluk kısmı. Otonom araçta amaç, sürücünün artık kontrolde olmaması. Bu nedenle, sürücüsüz bir aracın sahibinin hasardan yasal olarak nasıl sorumlu tutulabileceğini belirlemek zorlaşıyor. Morningstar’a göre, kasko büyük olasılıkla ürün sorumluluk sigortasına dönüşecek. Seviye 4 veya 5 otonomiye ulaşıldığında oluşacak hasar da otomobil üreticileri tarafından karşılanacak. Ancak işin çetrefilli kısmı 3’üncü ve 4’üncü seviye otonomide ortaya çıkıyor. Seviye 3 ve 4 otonomiye sahip araçların karıştığı kazalarda sorumluluk; dış koşullar, coğrafi konum ve yasal yapılar, insan, sistem ya da bunların kombinasyonuna ait olabiliyor. Rapor, daha yüksek otonomiye sahip sistemlerin sorumluluğunun insanlardan üreticilere doğru kayması gerektiğine işaret ediyor.

Morningstar, önemli ölçüde sürücü katılımı olduğu sürece kaskonun gerekli olmaya devam edeceğini belirtiyor. Ayrıca, oto sigortalarına ilişkin düzenleyici ortamın teknolojik ilerlemelerin gerisinde kalacağına da dikkat çekiyor. Sürücülerin belirli bir düzeyde sigorta yaptırmak zorunda kalmaması için birden fazla engelin aşılması gerekeceğini ifade eden rapor, ilk olarak yüksek derecede otonom ve uygun fiyatlı araçların geniş bir ölçekte kullanıma sunulması gerektiğini; ikinci adımda ise kasko ile ilgili mevcut düzenlemelerin eyalet bazında (ABD özelinde) değiştirilmesi gerekeceğini vurguluyor. Rapor son adımda tamamen otonom araçların (Seviye 4 veya 5) yollardaki otonom olmayan ve hatta kısmen otonom araçların yerini alması gerektiğini de ekliyor.
3 SENARYO
Rapor, otonom araç penetrasyon oranlarını etkileyecek en önemli faktörlerin teknolojik gelişimin zaman çizelgesi, otonom araç teknolojisinin benimsenme hızı ve mevcut araçların hurdaya ayrılma oranı olduğunu belirtiyor. Bu faktörlerin her biri için çok agresif, agresif ve ılımlı olmak üzere 3 senaryo geliştirilmiş. ABD özelinde hazırlanan rapor, yine bu 3 senaryoyu ABD’deki koşullara göre oluşturmuş. Ek olarak bu 3 senaryoda seviye 3 ve altındaki otomasyon seviyeleri dikkate alınmıyor. Yollara çıkacak seviye 4 ve 5 araçlar üzerinden bir analiz gerçekleştiriliyor. Şimdi öne çıkan 3 önemli penetrasyon faktörüne geri dönecek olursak, teknolojik gelişimin zaman çizelgesi raporda Seviye 4 otonom teknolojisinin tüketicilerin özel araçlarında kullanılabilecek kadar olgunlaştığı nokta olarak tanımlanıyor. Morningstar analistleri bu noktayı Seviye 4 teknolojisinin ABD’de satılan tüm yeni araçların en az %0,25’ine ulaştığı yıl olarak belirlemiş. Raporda bu kırılma noktası çok agresif senaryoda 2026 başı, agresif senaryoda 2027 ortası ve ılımlı senaryoda 2029 yılı olarak tahmin ediliyor.

İkinci faktör olan otonom araç teknolojisinin benimsenme hızını rapor, otonom araç teknolojisinin sıradan tüketici kullanımı için piyasadaki araçlarda kullanılmaya başlandıktan sonra yeni araçların çoğunda hangi hızda bulunacağı şeklinde tanımlıyor. Bir teknolojinin benimsenme hızı teknolojik, ekonomik, sosyal, regülasyonlar ve piyasa koşullarına göre değişkenlik gösteriyor. Bu faktörlere ek olarak altyapı gereklilikleri, adaptasyon maliyetleri ve regülasyon engelleri otonom araçların yaygınlaşmasının daha yavaş bir şekilde gelişim göstermesine neden olmakta. Raporda otonom araç teknolojisi ekonomisinin muhtemelen teknolojinin benimsenmesi açısından en büyük katalizör olacağı ancak maliyetin bu noktada belirleyici olacağının altı çiziliyor. İnternet aboneliği ya da telefon satın almak gibi küçük finansal kararlar ABD hanehalkının gelirini çok etkilemese de yeni bir araç almanın maliyetinin hanehalkı gelirlerinin %60’ına denk düşmesi, maliyetin neden önemli olduğunu açıklar nitelikte. Aracın otonom olması ise gelir pastasından daha fazla pay almasına sebep olacak ve maliyet daha da artmış olacak. Morningstar’ın analizlerine göre otonom araç benimsenme oranı en agresif, agresif ve ılımlı senaryoda sırasıyla 2030, 2033, 2038 yılında %10 seviyelerine ulaşacak. Otonom araç benimsenme oranının %10’luk seviyeden %80’lik seviyeye erişmesi ise en agresif, agresif ve ılımlı senaryoda sırasıyla 7, 14 ve 18 yılı bulacak.

ABD’deki araçların ortalama yaşı kalite artışı, sahiplik trendi, düşük satın alınabilirlik, regülasyonlar ve ikinci el araç piyasasının gelişimi nedeniyle yukarı yönlü bir gelişim gösteriyor. Hurdaya ayırma oranı ortalama yaş ile ters orantılı ilerlediğinden biri yükselirken diğeri aşağı yönlü hareket ediyor. Rapor, hurda oranının %5 ila %6 arasında olduğunu, uzun dönem hurda araç oranının ortalamasının da %5.4 olduğunu aktarıyor. Rapor, hurdaya ayırma oranının çok agresif ve agresif senaryolarda zaman içinde önemli ölçüde artacağını varsayıyor. Çünkü otonom araçlar geleneksel arabalardan çok daha iyi olacak ve tüketiciler eski arabalarını çok daha hızlı bir şekilde bırakmaya istekli olacaklar.

PENETRASYON ÖNGÖRÜLERİ
Tüm bu öngörülerden hareketle raporun penetrasyon oranı öngörülerini sıralarsak;
- Seviye 4 araç penetrasyonu çok agresif, agresif ve ılımlı senaryolara göre sırasıyla 2035, 2039 ve 2044 yıllarında yollardaki araçların %10’a ulaşacak.
- Çok agresif, agresif ve ılımlı senaryolara göre sırasıyla 2044, 2053 ve 2060 yıllarında yollardaki araçların %60’ı Seviye 4 veya daha yüksek otonom seviyesinde olacak.
- Otonom araçların oto sigortalara etkisi, belirli bir büyüklüğe ulaşana kadar limitli olacak.
- %10’luk bir penetrasyon oranı oto sigortaları önemli ölçüde etkilemeye başlayacak olan oran olarak görülüyor.
ÖZETLE;
- Otonom araçlar, kazaları azaltarak sigorta endüstrisini dönüştürebilir. Uzun vadede, sorumluluk sürücülerden üreticilere kayabilir. Kasko tarihe karışabilir.
- Tam otonom araçlarda (Seviye 4 ve 5), sorumluluk sürücülerden araç üreticilerine kayabilir. Bu durumda, otomobil sigortaları ürün sorumluluk sigortasına dönüşebilir.
- Rapor, otonom araçların benimsenme hızına ilişkin 3 senaryo sunuyor: Çok agresif, agresif ve ılımlı. Çok agresif senaryoda, 2044 yılına kadar yollardaki araçların %60’ı tam otonom (Seviye 4 veya 5) olabilir.
- Otonom araçlar, insan hatalarını ortadan kaldırarak kaza oranlarını önemli ölçüde azaltabilir. Waymo’nun sürücüsüz araçları, insan sürücülere kıyasla çok daha az kaza ve yaralanma iddiasıyla karşılaşıyor.
- Otonom araç teknolojisindeki gelişmeler, regülasyonların gerisinde kalabilir. Bu, sigorta endüstrisinin dönüşümünü yavaşlatabilir.

ADASTEC CEO’su Dr. Ali U. Peker:
Otonom toplu taşıma dönüşümü aynı zamanda bir kültürel adaptasyon süreci
“Türkiye’de otonom toplu taşımayı hayata geçirmek mümkün, ancak bunun başarılı bir şekilde uygulanabilmesi için belirli aşamaların planlı bir şekilde ilerlemesi gerekiyor. Bu dönüşümün yalnızca teknolojik bir gelişme değil, aynı zamanda bir kültürel adaptasyon süreci olduğu göz önünde bulundurulmalı.”
Toplu taşımanın şehirlerin trafik yoğunluğunu yönetmek için kritik bir araç olduğunu vurgulayan ADASTEC CEO’su Dr. Ali U. Peker, “ADASTEC’in SAE Level-4 otomatik sürüş yazılım platformu flowride.ai, tam da bu noktada devreye girerek toplu taşıma sistemlerindeki zorlukların pek çoğuna cevap veriyor. Geleneksel otonom sürüş çözümleri çoğunlukla bireysel araç kullanımını teşvik eden robotaksi modellerine odaklanırken, flowride.ai öncelikli olarak toplu taşıma için geliştirildi. Bu çok önemli bir fark, çünkü bireysel çözümler günün sonunda trafik sıkışıklığını azaltmak yerine artırma riski taşırken, toplu taşımanın yaygınlaştırılması trafikteki araç sayısını azaltarak daha sürdürülebilir bir çözüm sunuyor. Bir diğer önemli konu ise trafik yönetimi. Otonom teknolojilerimiz, toplu taşımanın genel faydalarına ek olarak ulaşım planlamasını daha verimli hale getiriyor, araçların kullanım oranlarını optimize ediyor ve şehir içi trafiği önemli ölçüde hafifletiyor. flowride.ai küresel ölçekte geliştirilen bir yazılım platformu olmasına rağmen, yerel adaptasyon yeteneği sayesinde farklı şehirlerin ve bölgelerin ihtiyaçlarına uyarlanabilir bir çözüm sunuyor. Her bölgenin trafik altyapısı, yasal gereklilikleri ve iklim koşulları dikkate alınarak özelleştirilebilen bu sistem, şehirlere özel ulaşım çözümleri sağlama konusunda benzersiz bir esneklik sunuyor. Kısacası, flowride.ai, toplu taşıma için özel olarak geliştirilmiş, gerçek dünya koşullarında kendini kanıtlamış, verimli ve güvenilir bir otonom sürüş platformu olarak sektörde fark yaratıyor” şeklinde konuştu.
‘ULAŞIM ALTYAPISINI DÖNÜŞTÜRÜYOR’
Dr. Peker, yurt dışında yürüttükleri toplu taşıma operasyonları hakkında şunları söyledi: “ADASTEC olarak, Seviye-4 toplu taşıma otonom sürüşünü gerçeğe dönüştüren ve aktif olarak işleten ilk şirketiz. Avrupa ve Amerika’daki ilk tam otonom otobüs projelerini hayata geçirerek sektörde önemli bir kilometre taşına imza attık. Norveç’in Stavanger kentinde 3,5 yılı aşkın süredir halka açık yollarda biletli yolcu taşıyan Autonomous e-Atak, bu alanda en uzun soluklu operasyonlardan biri olarak öne çıkıyor. Aynı şekilde, New York’un Buffalo şehrinde faaliyet gösteren otobüsümüz, ABD’de yolcu taşıyan otonom otobüslerden biri olarak toplu taşımada dönüşümün önünü açıyor. ADASTEC olarak bu teknolojiyi toplu taşımaya taşıyan ilk şirket olduk ve şehir içi ulaşımı daha sürdürülebilir, verimli ve erişilebilir hale getirmeyi hedefliyoruz.Bugün, şu ana kadar 12’den fazla lokasyonda yer almış otonom otobüslerimiz, halka açık yollarda ticari yolcu taşımacılığına devam ediyor ve her geçen gün daha fazla şehirde toplu taşıma ekosistemine entegre ediliyor. Küresel operasyonlarımızı İstanbul’daki Ar-Ge merkezimiz, ABD-Michigan’daki genel merkezimiz ve Hollanda’nın Helmond şehrindeki Avrupa ofisimiz aracılığıyla yönetiyoruz. ADASTEC olarak, otonom toplu taşımanın yalnızca bir teknoloji değil, şehirlerin ulaşım altyapısını dönüştüren bir çözüm olduğuna inanıyoruz ve toplu taşımanın geleceğini bugünden inşa etmeye devam ediyoruz” dedi.
‘TÜRKİYE’DE OTONOM TOPLU TAŞIMA MÜMKÜN’
“Türkiye’de otonom toplu taşımayı hayata geçirmek mümkün, ancak bunun başarılı bir şekilde uygulanabilmesi için belirli aşamaların planlı bir şekilde ilerlemesi gerekiyor” diyen Dr. Peker, sözlerini şöyle noktaladı: “2024 yılında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının inisiyatifiyle, otonom araçların trafiğe açık yollarda sürüşüne izin veren düzenleme Resmî Gazete’de yayımlandı ve bu süreçle birlikte yeni bir dönem başladı. Yetkili düzenleyici kurumlarla birlikte Türkiye için otonom otobüs onay sürecini önümüzdeki dönemde tamamlamayı hedefliyoruz. Bu sürecin tamamlanmasının ardından, Türkiye’de de otonom otobüslerin trafiğe açık yollarda kullanılmasını sağlayarak bu teknolojinin şehir içi ulaşıma entegrasyonunu mümkün kılacağız. Tabii ki burada altyapının güçlendirilmesi, trafik yönetim sistemlerinin entegrasyonu ve mevzuatın uyumlu hale getirilmesi büyük önem taşıyor. Otonom bir otobüsün sürücü koltuğunun boş olması, insanların alışık olmadığı bir deneyim olduğundan toplumun bilinçlenmesi ve bu teknolojinin güvenilirliğine olan inancın artırılması kritik bir nokta. Bu dönüşümün yalnızca teknolojik bir gelişme değil, aynı zamanda bir kültürel adaptasyon süreci olduğu göz önünde bulundurulmalı.”
ADASTEC ve Quick Sigorta’dan otonom otobüs iş birliği
Quick Sigorta, toplu taşıma operasyonlarını daha verimli, daha konforlu ve daha güvenli hale getirmek hedefiyle yola çıkan ADASTEC’in seviye 4 otonom toplu taşıma aracı projesine yatırımda bulunmuştu. 2023 yılında da ADASTEC’in geliştirdiği otonom sürüş teknolojisini kullanan otobüsle Bilişim Vadisi’nde test sürüşü gerçekleştirilmişti. ADASTEC CEO’su Dr. Ali U. Peker, iş birliği hakkında şunları söyledi: “Quick Sigorta, otonom teknolojilerinin gelecekteki trafik alışkanlıklarını ve risklerini değiştireceğini çok erken tespit ederek bu konuda ADASTEC ile her konuda iş birliği yapıyor. ADASTEC’e yatırımcı olmasının yanı sıra, dünyadaki tüm projelerimizin sigortalanma süreçlerinde yanımızda yer alarak bize destek oluyor ve yurtdışı mevzuatlarının şekillenmesini birinci elden takip ediyor. Türk sigorta sektöründe yüksek teknoloji alanında söz sahibi ürünler çıkarılması konusunda öncülüğün Quick Sigorta tarafından yapılacağına inancımız tamdır.”

Doğa Sigorta Hasar Denetim Ve Lojistik, Ar&Ge ve İş Geliştirme Direktörü Duran Çakı:
Otonom araçlarla sigorta kişiselleştirilmiş bir yapıya evriliyor
“Günümüzde halen yaygın olarak kullanılan satış kanalları da dijitalleşmeye yönelmekte olup sigorta, otonom aracın içinden anında ve ihtiyaca yönelik kapsamlarda alınabilen, kişiselleştirilmiş bir yapıya evrilmektedir.”
Araçların gittikçe otonom hale gelmesinin poliçeleşmeden hasar yönetim süreçlerine kadar iş yapış şekillerini ve sigorta şirketlerinin sorumluluklarını değiştirmeye başladığını söyleyen Doğa Sigorta Hasar Denetim Ve Lojistik, Ar&Ge ve İş Geliştirme Direktörü Duran Çakı, “Teknolojinin nimetleriyle şekillenen otonom araçlarda, sürücü hatalarının en düşük seviyelere çekilmesi amaçlanmaktadır. İlk etapta bu, kaza ve hasar oranlarının azalacağı şeklinde yorumlansa da beraberinde iş dinamiklerimizin ve sunduğumuz teminat kapsamının değişmeye başladığının bir göstergesidir. Bu alanda yaşanan gelişmeler, araç sigortasına bakış açısının klasik sigortacılık anlayışından farklılaşması, aracın teknolojik özelliklerini de güvence altına alan yeni nesil bir sigortacılık bakış açısına sahip olmayı gerektirmektedir. Bu dönüşüm sadece poliçeleşme süreçlerini değil aynı zamanda hasar süreçlerinin yönetimini de kapsamakta olup hasar sürecinin otonom araçlar konusunda donanımlı ekiplerle yönetilmesi zorunluluğunu beraberinde getirmektedir” dedi.
‘BLOCKCHAIN TEKNOLOJİSİ KULLANIMI ARTABİLİR’
“Otonom teknolojisi sadece kullanım konforunu artırmakla sınırlı kalmamakta, beraberinde araçların kullanım detaylarıyla ve kullanıcılarla ilgili de geri bildirimler sağlamaktadır” diyen Çakı, şöyle devam etti: “Sürekli artan bu geri bildirimler de biz sigortacıların elini sağlamlaştıran, alınan gerçek zamanlı veriler sayesinde risk analizlerimizi ve fiyatlandırmamızı daha doğru yapabilmemize imkân sağlayan bir yapıya dönüşmektedir. Bu yeni dünya, poliçenin müşteri ile buluşma şeklinden itibaren varlığını göstermektedir. Günümüzde halen yaygın olarak kullanılan satış kanalları da dijitalleşmeye yönelmekte olup sigorta, otonom aracın içinden anında ve ihtiyaca yönelik kapsamlarda alınabilen, kişiselleştirilmiş bir yapıya evrilmektedir. Bu dönüşümün aynı zamanda veri güvenliğini ve şeffaflığını sağlamlaştırmak adına beraberinde blockchain teknolojisi kullanımını da daha yaygın bir hale getirecektir düşüncesindeyiz.”
‘HER OTOMASYON DÜZEYİ AYRI DEĞERLENDİRİLMELİ’
Çakı, son olarak, “Araçların otomasyon düzeyi günümüzde 5 ayrı kategoride değerlendirilmektedir. Otomasyonu yok dediğimiz kategoriden, sürücüsü olmaksızın hareket edebilen, gaz pedalı veya direksiyon simidi dahi olmayan araçlara kadar geniş bir yelpazeden bahsedilmektedir. Öncelikle burada her otomasyon düzeyinin ayrı değerlendirilmesi gerektiğini ve sorumluluk seviyelerinin de buna bağlı olarak değişmesi gerektiğini düşünüyoruz. Otomasyon seviyesi arttıkça da sorumluluk dağılımının aracın algoritmalarını üreten ve aracı işleten firmalara doğru bir sorumluluk yüklenmesi şeklinde olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu gelişmelerin hukuksal düzenlemeler ile de desteklenmesi gerekliliği bulunmaktadır” diye konuştu.
