Otomatik BES’te makyaj hazırlığı!

2017 yılı başında hayatımıza giren ve 45 yaş altındaki 14 milyona yakın çalışanın 2019 yılma kadar temas edeceği Otomatik Katılım’da cayma oranının yüzde 50’nin üstüne olması hükümet ve sektörü ciddi ciddi düşündürüyor. Sistemdeki cayma oranının beklentilerinin “çok üzerinde” kaldığını söyleyen Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, “Bu konuda oturup tekrar dünya uygulamalarına bakıp bir iyileştirmeye gidebiliriz. Belki bir miktar ince ayar gerekebilir” açıklamasında bulundu. Ardında da geçen hafta cayma süresinin uzatılması ve 18 yaşın altına BES ile ilgili düzenleme geleceği yönlü açıklamaları sektörde heyecan yarattı. Bilindiği gibi Otomatik BES’e 1 Temmuz itibariyle 3. kademeye dahil çalışanlar girmeye başladı. Emeklilik Gözetim Merkezi (EGM) verilerine göre, bugüne kadar 6,3 milyon çalışanın dahil olduğu otomatik BES’te sadece 2,5 milyon kişi yoluna devam ediyor. Sisteme girdikten sonra 2 ay içinde cayma hakkını kullananların oranı ise ortalamada yüzde 60’a yaklaşırken, özel sektörde sistemden çıkış oranı yüzde 62, kamuda da yüzde 49 oranında. Sistemde biriken fon ise 760 milyon lira seviyelerine ulaşmış durumda. Evet, sistem yüzde 25 devlet katkısı, 1000 TL’lik giriş bonusu ve emeklilik hak edildiğinde birikimin aylık maaş şeklinde alınması durumundaki ekstra yüzde 5’lik bonusu ile çok cazip. Fakat bu cazibe çalışanları etkilemeye yetmedi diyebiliriz. Daha önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi, sisteme çok hızlı başlanması ve çalışanlara tam anlamıyla anlatılamaması gibi gerekçeler çok önemli. Fakat en önemli gerekçe, sistemi sadece çalışanlar üzerinden büyütmeye çalışmak diye düşünüyorum. Çünkü çalışanlar sistemi bir birikimden öte, maaşlarından kesinti yapılıyor diye algılıyor. Bu düşünceyi silmenin en önemli bacağı ise çalışanların çalıştıkları kurumlardan da birikimlerine destek alması olacaktır. Sektör temsilcileri de dünyada başarılı olan ülkelerdeki en önemli etkeni işveren desteğinin olmasına bağlarken, bu desteğin ülkemizde şirketlere ek ekonomik yük getirmesi nedeniyle zor bir olasılık olduğunun altını çiziyorlar. Bunun dışında en çok üstünde durulan konu ise sistemden çıkmanın zorlaştırılması gerektiği. Sektör temsilcileri sistemdeki cayma süresinin kısalığına dikkat çekerken, bu sürenin 6 ya da 8 ay gibi bir süre olması durumunda ise oluşan birikimin çalışanlarda bir bağlılık yaratabileceğini belirtiyorlar.

EKSİK YA DA FAZLALIKLARI HER ZAMAN TARTIŞILMALI

Allianz Hayat ve Emeklilik Genel Müdürü Taylan Türkölmez yapılacak çalışmaların ana ekseninin sistemde kalmayı teşvik edici olması gerektiğini belirterek, “Partilerin, sendikaların, hükümet yetkililerinin, emeklilik şirketlerinin, işveren temsilcilerinin “Neyi iyi yaparsak, bu sistem olması gerektiği gibi ilerler?” sorusundan hareketle bir araya gelip tartışması ve uzlaşması gerekiyor. Bizim toplumumuza uygun olan sistemi bulmamız gerekiyor” diye konuştu. Otomatik katılım gibi önemli bir uygulamada, kişilerin istediği zaman çıkabileceği bir yapı yerine, çıkışın belli dönemlerde olduğu, onun dışında sistemde kalmanın gerektiği bir kurguya geçilebileceğine dikkat çeken Türkölmez, “Dünyada emeklilik sisteminin başarılı olarak yürütüldüğü ülkelere baktığımızda da çıkışın zorlaştırılması ile sistemde kalma oranının arttığı örnekler bulunmaktadır” dedi. Otomatik Katılım, ekonomimiz açısından çok önemli bir kazanım. Bu yapıyı geliştirmek ise zaman zaman eksik ya da fazla görülen yerlerini tartışarak sistemi daha işlevsel bir hale getirmekten geçiyor. Bu da tabii ki çalışan, işveren, BES şirketi ve düzenleyici kurum arasındaki sıkı iletişimden geçiyor. Çünkü ortaya çıkabilecek her fayda sonuçta çalışanlara ve ülke ekonomisinin güçlenmesine destek olacak…

Yorum yazın