Öncelikler
SAĞLAM bir işi olsun. Mutlu bir evliliği, akıllı ve başarılı çocukları. Güzel bir evi, iyi de bir arabası…
Çevremde ve benzer çevrelerde böyle yetişen bir sürü insan oldu bu ülkede. Bilerek ya da bilmeyerek bizler dahil birkaç kuşak bu söyleme uygun yaşamaya ve davranmaya çalıştılar.
Sonra bir deprem geldi 24 yıl önce. Tüm öncelikler geçici de olsa önemlerini yitirdiler. Birincil kıstas içinden sağ çıkılacak bir bina oldu…Takip eden yıllarda bu depremin etkileri geçti, acılar unutulmaya yüz tuttu, sonra bir deprem daha oldu geçtiğimiz Şubat ayında…
Çevremdeki istisnasız herkes oturduğu, çalıştığı binayı sorguluyor bir aydan fazladır. Bana/bize ne olur, nereye sığınırız, nasıl devam ederiz yaşamaya…
Yaşam hakkı, can güvenliği, mal güvenliği, iş güvenliği vs hepsi saygın vatandaşlığın olmazsa olmazları.
Tüm bunlar sağlanıp süreklilikleri de garanti edildikten sonra vatandaşın yapması gereken de yaşamını en güzel, en iyi şekilde geçirmeye çalışmak olması gerek.
Sadece deprem mi? Değil tabii. Çok önemli ve gittikçe kötüleşen bir su sorunu da var. İklim değişikliğinin getirdiği öngörülemeyen bir dizi sıkıntı. Şu veya bu nedenle tedarik zincirindeki kırılmaların ülkelere ve toplumlara olumsuz yansımaları. Tüketim alışkanlıkları, beslenme ve sağlık sorunları vs.
Dolayısı ile belki büyük dedelerinin hayal bile edemeyecekleri bir dinamizm ve değişim var günümüz insanlarının gündelik yaşamlarında. Bu yüzden de ne kadar ahlaki ve sağduyulu olurlarsa olsunlar öncelikleri de değişiyor insanların, değişmeli de zaten.
Yakın zamana kadar günlük işlerimi önümdeki ajandaya yazıyor, sonra bunları önceliklerine göre sıralayıp haftalık planıma dağıtıyordum. Ama 1 yıla yakın bir süredir yaptığım ilk iş önceliklerimi belirleyip bunları yapılacak işler haline dönüştürmek. Mesela o hafta bir dostum ile önemli bir konuyu konuşmak için buluşacaksam ve bu buluşma benim için oldukça öncelikli olsa bile eskiden işlerime göre uygun birkaç seçenek bulup o buluşmayı ayarlamaya çalışırdım. Şimdi öncelikle o buluşmanın gün ve saatini belirleyip diğer işlerimi buna göre serpiştiriyorum haftama.
Şirketler, hatta devletler de önceliklerini bütçelerinde gösterebilirler kolayca. Eğer bir şirket olarak önceliğim pazar liderliği, ya da yenilikçilikte öncülük ise bütçemin de bunu yansıtması lazım, bir devlet olarak önceliğim mesela adalet, eğitim, sosyal güvenlik vs ise kamu harcamalarının ve yatırımlarının bu durumu ortaya koyması lazım. Hatta ailelerin veya bireysel planların da tercih edilen öncelikleri hissettiriyor olması gerekir. Gandi’nin dediği gibi: “Eylemler önceliklerin ifade edilme şeklidir.”
Öncelikler sürekli güncellenmesi gereken tercihlerdir. Doğru ve etkili öncelikler için de akıl, sezgi ve vicdan gerekir. Bir de ahlak tabii.
Toplumsal kalkınmanın temeli de ortak önceliklerin beraberce, azami katılımla belirlenmesi ve uygulama aşamasında da benimsenmesi ve sahiplenilmesidir.
Nasıl ki elimizdeki kaynaklar sınırlı ise yapacağımız işler için kullanacağımız zaman da kısıtlı, hatta istek ve enerjimizin de bir noktada tükenme riski var.
Dolayısı ile önceliklerin iyi belirlenmesi sadece hedefi tutturma anlamında değil, kronolojik olarak en doğru zamanda yapıp bizden sonraki kuşaklara da kendi önceliklerini de benzer şekilde belirlemeleri için yeterli süreyi yaratmak anlamına gelmektedir.
Her şey yolunda giderken ve öngörüldüğü şekilde gerçekleşiyorken öncelikleri çok da dert etmemek gerekir ama ne yazık ki ne burada ne dünyanın hiçbir yerinde böyle bir durum yok.
Hiçbir bireyin ya da kurumun olabilecek her şeyi öngörüp her birine karşı bir önlem ve çıkar yol belirlemesi de mümkün değil tabii.
Ama en azından bana/bize bir şey olmaz, ya da olduğunda düşünürüz anlayışından bir an önce vaz geçip kayıpları ve zararları asgariye indirecek bir öncelik ve eylem planı oluşturmanın zamanı geçmek üzere.
Görüşmek üzere,
