Musibet & nasihat

BİR musibet bin nasihatten daha iyidir, maalesef! Şu korona konusu bu kadar öncelikli hale gelene kadar önemsemediğimiz, göz ardı ettiğimiz ne kadar doğru şeyi birdenbire ve çoğunluk olarak yapmaya başladığımızı gözlemlemem üzerine söylüyorum bunu.
Gerek buradaki yazılarımda gerekse de günlük yaşamın her anında birlikte olduğum kişilerle paylaştığım o kadar çok kötü alışkanlığımız var ki hijyen konusunda. Açıkta satılan yiyecekler, nasıl temizlendiği belli olmayan bardak, tabak vs’leri ortaklaşa kullanma, özensiz aksırık, öksürükler, ortak tuvalet ve diğer alanların kullanımı, temizliği ve en az bunlar kadar vahim birçok diğer kötü alışkanlık.
Evet bu korona işi kötü gidiyor ve yakın zamanda bitecek gibi değil. Fakat öte yandan insanımızı esas harekete geçiren bu salgının medyada bulduğu yer ve yer alma sıklığı, bunun yanında da sosyal medyanın ve türlü iletişim kanallarının neden olduğu çevre ve toplum baskısı. Yani aslında bir yerde uzunca yıllardır ilk kez hem musibet hem de nasihat el ele çıkmakta karşımıza.
Demek ki korku çok önemli bir itici güç toplumları harekete geçirmek için. Ve ne yazık ki bazen hızlı sonuca ulaşmak için korkmak/korkutulmak gerekiyormuş.
Oysa bu virüs de aslında diğerleri gibi. Doğuyor, gelişiyor, yayılıyor ve yok oluyor. Biz aklı başında insanlar, duyarlı ve sorumlu bireyler olarak kendi hijyenimize dikkat ederken çevremizin hijyenini de önemsersek salgının belirli bir aşamada zapt edilmesini sağlıyor olacağız.
İçişleri Bakanlığı her yıl yayınladığı istatistiklerde ölümlü trafik kazalarında emniyet kemeri takmamanın sonuçlarını, ya da Çalışma Bakanlığı iş kazalarında işyeri güvenliği konusundaki ihmalleri kamuyla paylaşmıyorlar mı? Tabii ki paylaşıyorlar. Ama neden hala emniyet kemeri takmayanlar var araçlarda? Neden hala işyerlerinde gaz kaçakları çakmakla kontrol ediliyor?
Aracımdaki ufak bir sorun için oto sanayideki ustaya gittim dün. Araçtaki sıkıntıyı ustaya anlattım, usta araç ile bir tur attı, döndüğünde teşhisini paylaştı ve onarımın 5-6 saat süreceğini söyledi. O kadar saat bekleyemeyeceğim için önce metro ile Hacıosman’a, oradan da otobüsle evime döndüm. Metro zaten boş gibi idi. Otobüse de ilk duraktan bindiğim için inene kadar tüm inen binenleri gözlemledim. Toplamda 100 kişi bindi & indi. Bunlardan sadece 2 kişi maskeli idi ve ikisi de genç kadınlardı. Ama en önemlisi bu yarım saatlik yolculuk boyunca bu 100 kişiden kimse aksırmadı, öksürmedi, hapşırmadı. Bu mevsimde bu kadar sağlıklı olmak istatistik olarak mümkün olamayacağı için geriye düşüncelilik, sorumluluk, öz denetim veya toplum baskısı kalıyor. Yine bu insanların çoğunluğu otobüs içinde olabildiğince başkalarına ve bir yerlere değmeden yolculuk yaptı. Tüm bunlar farkındalık, sorumluluk ve korkunun ne kadar baskın olduğunun bariz göstergeleri.
Akşam üstü bir arkadaşım bıraktı beni oto sanayiye. Tamirhaneye girer girmez çalışanlardan biri dezenfektan iletti bana ellerimi temizlemem için. Ödemeyi yaptım, faturamı aldım, cüzdanımı cebime koyduğum anda bir diğer çalışan yine dezenfektan verdi. Aracıma bindim, yan koltukta unutulan bezi oradaki birisine verince “Abi, dur elini temizle” diye bir kez daha bir uzattı bana.
Soru şu: Korona’ya gösterilen bu duyarlılık ve neredeyse her ortamda bu konuda gösterilen özen ve yaşanan panik neden en az o kadar tehlikeli diğer konularda yok? Bence bu virüsün gündelik yaşamları doğrudan etkilemesi (eğitimdeki aksama, ulaşımdaki sorunlar, bazı sektörlerdeki ani iş kayıpları vs.) ve tabii medyanın inanılmaz etkisi. Ha bu panikten kâr edenler yok mu, maskeciler, kolonyacılar, makarnacılar gibi? Ama toplumun büyük çoğunluğunun şu anki duyarlılığını insan yaşamlarına yönelik diğer risklerle karşılaştıklarında da göstermeleri en önemli dileğim.
Sağduyulu bireylerin çoğunlukta, insanca yaşamın öncelikli olduğu güneşli ve sağlıklı günlerde görüşmek üzere…