Mesajlarınıza cevap verin lütfen

OLDUM olası havada kalan ve karşı tarafa geçmeyen sohbet ve konuşmalardan nefret etmişimdir ve iletişememeye başladığımda direkt olarak ortamı nazik bir biçimde ve çaktırmadan terk etmişliğim çoktur.

Eski şirketimde çalışan Yunanlı bir arkadaşım var (şu anda 76 yaşında kendisi ama gerçek bir dost), kendisine Haziran ayında attığım mesaja dün cevap verdi, oysa o anın üstünden günler, aylar ve hatta mevsimler geçti, bir sürü durum güncellendi, verdiği cevap artık o sorunun cevabı olmaktan çoktan çıktı yani. Ama serzenişim bu dostuma değil, iş yaparken gerçekleşen mesajlara verilmeyen cevaplara ait isyanım daha çok.

Günümüzde hızlı akan iş yaşantısında WhatsApp’ın en hızlı ve güvenli iletişim aracı olduğuna hepimiz hemfikiriz sanırım. Artık tamamen ücretsiz bir yapıya bürünen WhatsApp mevcut durumda aylık 1 milyar aktif kullanıcıya ulaşmış durumda.

Facebook F8 2016 Geliştirici Konferansı’nda konuşan Facebook CEO’su Mark Zuckerberg, WhatsApp ve Messenger aracılığıyla gönderilen günlük mesajların 60 milyar adete ulaştığı bilgisini verdi. Ama nedense bu mesajlaşma yöntemini çok iyi kullanan Türk halkı, kendilerine iş için gelen mesajlara dönüş hızında biraz yavaş, hatta bazen duyarsız ve hatta bu duyarsızlıklarının belgelenmemesi adına okundu mesajının karşı tarafa gitmesini engelleyip, çevrimiçi olduğunu gizleyecek kadar da hassas.

Ne kadar yoğun olursak olalım, bize özel iletilmiş olan bir sorunun muhatabı biz iken sessiz kalmak, geç kalmak, hiç cevap vermemek büyük ayıp, hatta 2-3 hatırlatma mesajına dahi duyarsız kalmak çağın hızına adapte olamamanın en temel göstergesi bana göre, zira buna karşılık sunulan savunma hep “çok yoğunum” oluyor. Yankelovich Research tarafından yapılan ve New York Times’da yer verilen bir araştırmaya göre bir tüketici günde ortalama 5 bin ila 20 bin mesaja maruz kalıyor. Günlük ortalama 8 saat uyuduğumuzu düşündüğünüzde geriye 16 saatlik bir zaman kalıyor. Gün içerisinde ortalama 6 bin mesajla karşılaştığımızı düşündüğümüzde neredeyse her 9,6 saniyede, bir pazarlama mesajı ile karşılaşıyoruz. Sonuç ilginç olmasına karşın işin daha da ilginci dijital iletişim araçlarının henüz bu araştırmaya dahil edilmemiş olması. Dijital iletişim araçlarının da sürece dahil edilmesiyle 9,6 saniyelik bu sürenin çok daha aşağılara düşeceğini öngörmek çok zor değil.

İletişim noktalarının internete doğru kayması, maruz kalınan reklam sayısında da çok ciddi bir artış ortaya çıkardı. Bugün bir haber sitesine girildiğinde nerede hangi reklamın olduğunu, nereden bir reklam çıkabileceği artık bilinmiyor. Hatta otomatik açılan pop-up’lara dahi dikkat etmeden kapatma durumu söz konusu. Bu davranış şekli öylesine önemli bir seviyeye gelmiş olacak ki bu konu literatüre ‘Banner Körlüğü’ olarak geçmiş durumda.

Başka bir araştırmanın sonuçlarına göreyse bir tüketicinin günlük 5 binin üzerinde reklama maruz kaldığı, tüketicilerin bu reklamlardan sadece 86’sının farkına vardığı, bu 86 reklamdan ise sadece 12 tanesinin tüketiciler ile etkileşime girdiği sonucu ortaya çıkmış. Yani bir tüketicinin günde bir reklama tepki verme olasılığı binde 2 düzeylerinde.

Tüketicilerde ortaya çıkan ‘Geride Kalma’ ve ‘Yokluk’ hissiyatları, mecra tüketimlerindeki artışı tetikleyen diğer önemli etkenlerden.

şte bu bilgi çöplüğünü ben büyük otellerdeki açık büfe yemek çılgınlığına benzetiyorum, tatsız, tuzsuz, zevksiz, sağlıksız, doyurmayan ama şişiren, haz vermeyen ama açgözlülüğe hitap eden bir stil. Bu kadar mesaja maruz kalmak elbette bizleri yıldırıyor, ama asıl işimize yarayacak olan da bu çöplükte heba oluyor, iletişimi baltalıyor.

Dijital detoks şart, öncelendirmek zaruri, mesajlara cevap vermek ise başlı başına asli görevimiz…

Yorum yazın