Yenilenebilir enerji büyüse de küresel emisyonlar hedefin gerisinde

Yenilenebilir enerji büyüse de küresel emisyonlar hedefin gerisinde

Paris Anlaşması’nın üzerinden on yıl geçerken küresel yeşil dönüşüm yeniden kritik bir dönüm noktasında bulunuyor. Allianz’ın raporuna göre, iklim değişikliği hızlanıyor; 2024 şimdiye kadarki en sıcak yıl olarak kayda geçerken, doğrudan iklime bağlı hasarlar 300 milyar ABD dolarına ulaştı, dolaylı makroekonomik kayıplar ise trilyonlarla ifade ediliyor. Buna karşılık, jeopolitik belirsizlik, siyasi parçalanma ve ekonomik baskılar gibi çeşitli faktörler nedeniyle büyük ekonomilerde iklim eylemi ivme kaybediyor ve bu durum kolektif ilerlemeyi baltalıyor.

Bu koşullar altında, Paris hedeflerinin hâlâ yakalanıp yakalanamayacağını gelecek on yıl belirleyecek. Isınmayı 1,5°C ile sınırlama hedefinin giderek olanaksız hale geldiği kabul edilirken, küresel sıcaklık artışını 2°C’nin “oldukça altında” tutma hedefi daha da kritik hâle geliyor. Bunun sağlanması; düşük karbonlu altyapı, yenilenebilir enerji sistemleri ve iklim dirençli tedarik zincirleri için her yıl trilyonlarca doların seferber edilmesini, aynı zamanda güvenilir karbon fiyatlama mekanizmaları ve şeffaf geçiş taksonomileri ile kamu ve özel finansmanın yönlendirilmesini gerektiriyor. Bu çerçevede, Belém’de düzenlenecek COP30’un hem ilerlemeyi izleyen hem de 2035 ve sonrasındaki küresel geçişi yönlendirecek iddialı ancak uygulanabilir hedefler ortaya koyan net ve ölçülebilir yol haritaları üretmesi gerekiyor.

Geriye kalan zorluk büyük olsa da, son on yıl anlamlı ilerlemenin mümkün olduğunu gösteriyor. Küresel düşük karbonlu elektrik kapasitesi 2015’ten bu yana %53 arttı ve 2025’in ilk yarısında yenilenebilir enerji, küresel elektrik üretiminde ilk kez kömürü geride bıraktı. Bu gelişme enerji sektöründe yapısal bir değişimi ortaya koyuyor. Ormansızlaşma oranları da azaldı; yıllık küresel ormansızlaşma 2000–2015 dönemine kıyasla %19, 1990–2000 dönemine kıyasla ise %38 düşmüş durumda. Karbon fiyatlama mekanizmaları bugün küresel emisyonların %28’ini kapsıyor; bu oran 2015’te yaklaşık %12 seviyesindeydi. Büyüme ve emisyonlar artık aynı hızla artmıyor; ancak küresel iklim hedeflerinin karşılanabilmesi için bağın tamamen kopması gerekiyor. 2015–2024 arasında küresel GSYH %31’den fazla büyürken, sera gazı emisyonları ve toplam enerji arzı sırasıyla yalnızca %8 ve %12 arttı. Bu olumlu eğilim, dünya ülkelerinin %75’inden fazlasında gözlemleniyor ve büyümenin daha verimli, daha sürdürülebilir hale geldiğini ortaya koyuyor. Ancak büyüme ile emisyonların tam ayrışması için çok daha güçlü ilerleme gerekiyor. 2035’e kadar küresel ortalama karbon yoğunluğunun %70 düşerek 91,9 tCO₂/milyon USD seviyesine, enerji yoğunluğunun ise %40 azalarak 2,2 PJ/milyar USD seviyesine inmesi gerekiyor. Mevcut hızda, küresel ilerleme karbon yoğunluğunda yaklaşık %155, enerji yoğunluğunda ise %41 oranında hedefin gerisinde kalacak.

Düşük karbonlu enerji yatırımları son on yılda %78 arttı ve 2025 itibarıyla yaklaşık 2,1 trilyon ABD dolarına ulaşarak fosil yakıt yatırımlarının iki katından fazlasına çıktı. Bu büyümeyi %109 artışla yenilenebilir enerji yatırımları sürükledi; nükleer enerjide %62, şebeke altyapısında ise %25 artış kaydedildi. Buna karşılık kömür ve petrol & gaz üretimine yapılan yatırımlar sırasıyla %12 ve %28 geriledi. Uluslararası iklim finansmanı da hız kazandı; 2022’de 100 milyar ABD dolarını aşarak 2023’te 151 milyar ABD dolarına ulaştı. Ancak gelişmiş ülkelerden yıllık 300 milyar ABD doları iklim finansmanı hedefine ve küresel ölçekte 1,3 trilyon ABD doları finansman hedefine ulaşmak için önemli açıklar devam ediyor. 2030 itibarıyla 2,6 trilyon ABD dolarlık azaltım açığı ve 323 milyar ABD dolarlık uyum açığı bulunuyor; bu da adil ve etkili bir enerji dönüşümü için yatırımların hızla artırılması ve uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.

Teknolojik gelişmeler ve ölçek ekonomisi, özellikle Çin’deki üretim kapasitesi yatırımlarının desteğiyle, temiz teknolojileri fosil yakıtlara ciddi rakipler haline getirdi. 2010’dan bu yana güneş enerjisinde kurulu güç maliyetleri %87, rüzgârda ise %48–55 düştü; elektrik üretim maliyetleri ise sırasıyla %90 ve %70 geriledi. Bu düşüşler, yenilenebilir enerjiyi ömür boyu maliyet bazında fosil yakıtlardan çok daha ucuz hale getirdi ve net ekonomik faydalar yarattı. 2010–2023 arasında yalnızca OECD dışı ekonomilerde yenilenebilir kapasite artışının, fosil alternatiflere kıyasla 132 milyar ABD doları birikimli tasarruf sağladığı tahmin ediliyor. Batarya maliyetleri de 2013’ten bu yana %80’in üzerinde düştü; bu durum elektrikli araçların benimsenmesini ve şebeke ölçekli depolama yatırımlarını hızlandırdı. Ancak bu eğilimlerin tam etkisi, şebeke ve şarj altyapısına yapılacak tamamlayıcı yatırımlara, depolama kapasitesinin artmasına ve enerji sisteminin esnekliğinin geliştirilmesine bağlı olacak.

Yoğunlaşan karbonsuzlaşma çabalarına rağmen küresel iklim geçişi hâlâ hedeflerin gerisinde ve emisyonlar 2024’te 53 GtCO₂ ile rekor seviyeye ulaştı. Pandemi dönemindeki kısa süreli düşüş tamamen tersine dönerken, Paris Anlaşması’nın 2°C hedefiyle uyumlu olabilmek için önümüzdeki beş yıl içinde emisyonlarda belirgin bir yataylaşma ya da düşüş görülmesi gerekiyor. En büyük neden, fosil yakıt kullanımındaki artışın sürmesi: Kömür (165 EJ, 2015’ten bu yana +%4,9), gaz (149 EJ, +%18,7) ve petrol (199 EJ, +%7,8) 2024’te yeni rekor seviyelere ulaştı. Fosil yakıtların elektrik üretimindeki payı 2015’teki %65,8’den bugün %59,8’e gerilese de, elektrifikasyon yavaş ilerliyor; son enerji tüketiminde elektriğin payı 2015–2023 arasında yalnızca 2,4 puan arttı.

Mevcut durumda dünya, yüzyıl sonunda 3°C ısınma yolunda ilerliyor. İklim hasarlarının ağırlaşması ve azaltım çabalarının artmasına rağmen, küresel enerji sistemleri ve tüketim kalıplarında yapısal bir dönüşüm olmadan Paris hedeflerine uyum giderek zorlaşacak. Elektrifikasyonun hızlanması, fosil yakıtlara bağımlılığın derin biçimde azaltılması ve temiz enerjiye evrensel erişimle desteklenen hızlandırılmış bir geçiş, ısınmanın 2,3°C’nin altında tutulmasını hâlâ mümkün kılabilir; ancak bunun için bu on yıl içinde kararlı adımlar atılması şart.

Etkili iklim değişikliği azaltımı, hedef belirleme ve açıkların tespiti için, ülkelerin ilerlemesinin ve göreli performanslarının değerlendirilmesi kritik öneme sahip. Bu amaçla 69 ülkeyi beş temel gösterge üzerinden karşılaştırmalı olarak değerlendiriyoruz:

  • (1) ekonominin karbon yoğunluğu,
  • (2) enerji yoğunluğu,
  • (3) tüketim bazlı kişi başı emisyonlar,
  • (4) bölgesel kişi başı emisyonlar ve (
  • 5) ulusal elektrik üretiminde düşük karbonlu kaynakların payı.

Geçiş puanlama çerçevemiz, her ülkenin mevcut durumu ile küresel net sıfır yolu ile uyumlu 2050 referans noktası arasındaki göreli farkı ölçüyor. Emsal puanı, bir ülkenin mevcut performansının en iyi ve en kötü performans gösteren ülkelere göre ne kadar saptığını ortaya koyarken, ilerleme puanı bir ülkenin 2015’teki başlangıç noktasına göre açığı ne oranda kapattığını gösteriyor. Bu değerlendirme, yalnızca kaydedilen mutlak ilerlemeyi değil, geçen zamanı da dikkate alarak, bir ülkenin 2050 yılına kadar doğrusal bir geçiş patikasına uyum sağlayıp sağlayamadığını ortaya koyuyor.

Yorum yazın