Küresel ekonomideki belirsizlikler sigorta sektörünü yeniden şekillendiriyor
Swiss Re’nin yayınladığı son Sigma raporu, küresel ekonominin yapısal değişimlerle birlikte yeni bir döneme girdiğini ve sigorta sektörünün bu koşullara uyum sağlaması gerektiğini vurguluyor. Yaşlanma, yapay zekâ ve canlanan endüstriyel politika, ekonomik dengeleri değiştirirken sigorta piyasalarını da yeniden şekillendiriyor.
Swiss Re’nin son Sigma raporu, küresel ekonominin belirsizliklerin arttığı ve dengelerin hızla değiştiği bir döneme girdiğini ortaya koyuyor. Rapora göre dünya ekonomisi 2026–2027 yıllarında ılımlı bir büyüme gösterecek, ancak sigorta sektöründeki reel prim artışı önceki dönemlere kıyasla daha düşük seyredecek. Hayat dışı ve hayat sigortasında büyüme beklentileri pozitif olsa da enflasyon, doğal afet kaynaklı kayıplar, artan sorumluluk maliyetleri ve jeoekonomik gerilimler sektörün maliyetlerini yukarı çekiyor. Buna karşın uzun vadeli tahvil getirilerindeki iyileşme özellikle hayat sigortası tarafında kârlılığı destekleyen bir unsur olarak öne çıkıyor. Rapor genel olarak, sigorta şirketlerinin değişen ekonomik koşullara ve kalıcı hale gelen risk ortamına uyum sağlayacak şekilde stratejilerini yeniden şekillendirmesi gerektiğini vurguluyor.
KÜRESEL PRİM BÜYÜMESİ %2,3 SEVİYESİNDE DENGELENECEK
Swiss Re Enstitüsü, 2026 yılı için küresel reel Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) büyümesini %2,5, 2027 yılı için ise %2,6 olarak tahmin ediyor. İşgücü piyasasının soğuması ve politika belirsizliklerinin devam etmesiyle birlikte, ABD’nin diğer gelişmiş ekonomilere kıyasla gösterdiği üstün performansın ise daralmasını bekliyor. Bu büyüme ortamında, küresel sigorta prim (hayat dışı + hayat) büyümesinin 2026 ve 2027 yıllarında reel olarak ortalama %2,3’e yavaşlayacağı tahmin edilen rapora göre, bu oran son 5 yıldaki %2,5’lik bileşik yıllık büyüme oranının biraz altında kalıyor. Raporda, 2027 sonrasında ise doğal afet kaynaklı risklerin artması ve hayat dışı branşlarda yükselen sorumluluk maliyetleri gibi yapısal faktörlerin etkisiyle küresel prim büyümesinin %2,3 seviyesinde istikrar kazanacağı tahmin ediliyor.
Küresel hayat dışı sigorta primlerinin gelecek yıl reel olarak %1,7 oranında, 2027’de ise yaklaşık %2,5 oranında artması öngörülen rapora göre, güçlü yatırım getirileri, kârlılıktaki yumuşamayı dengelemeye yardımcı olacak. Öte yandan, küresel hayat sigortası primi büyümesinin, talebin pandemi öncesi seviyelerin üzerinde normalleşmesiyle birlikte, önümüzdeki 2 yıl boyunca ortalama %2,3 seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor. Yapısal olarak daha yüksek uzun vadeli tahvil getirileri ise sektörün kârlılığı açısından destekleyici bir rüzgâr oluşturacak.
Rapora göre uzun vadede ekonomik yapıda yaşanan yapısal rejim değişikliklerinden biri, endüstriyel politikaya artan bağımlılık. Benzer şekilde gevşek maliye ve para politikaları, ticaret tarifelerinin etkilerini dengeleyerek küresel büyümeyi destekleyebilir; ancak aynı zamanda enflasyon baskılarını da beraberinde getirebilir.
DEĞİŞEN KOŞULLARDAN SEKTÖR DOĞRUDAN ETKİLENİYOR
Swiss Re Enstitüsü’ne göre bu değişen ekonomik ve jeopolitik koşullar, sigorta sektörünü de doğrudan etkiliyor. Örneğin yüksek enflasyon, reel gelirleri ve birikimleri eritirken, sigorta şirketlerini prim ve rezerv kayıpları ile artan tazminat maliyetleri üzerinden zorlayabilir. Diğer bir yapısal değişim ise finansal ve jeoekonomik sistemlerde artan parçalanma; bu durum sigortacıların faaliyet ortamını yeniden şekillendiriyor. Sistemlerin parçalanması, sigorta maliyetlerini yükseltebilir ve risk havuzları ile çeşitlendirme imkânlarını sınırlayabilir.
YAPISAL REJİM DEĞİŞİKLİKLERİ SEKTÖRÜ ETKİLİYOR
Rapora göre sanayi politikası, ulusal ekonomik stratejilerin merkezine yeniden yerleşmiş durumda. 2012’den bu yana endüstriyel sektörlere yönelik devlet müdahalelerinin 3 kat artması, küresel ölçekte teknoloji ve üretim liderliği yarışını hızlandırıyor.
Sanayi politikasına artan bağımlılıkla şekillenen yeni politik-ekonomik ortam, özellikle yarı iletkenler, yapay zekâ altyapısı ve savunma alanlarında yatırımları destekleyerek yurt içi sermaye oluşumunu güçlendiriyor. Ancak aynı zamanda ekonomik yapıda parçalanmayı ve yoğunlaşma risklerini artırıyor. Tedarik zincirlerinin, üretim süreçlerinin ve kaynak kullanımının bölgesel olarak yeniden düzenlenmesi, etkinlik kayıplarını da beraberinde getiriyor.
Sigorta sektörü açısından bu ortam; mühendislik, mülk ve kaza ve sorumluluk sigortalarında yeni iş alanları yaratırken, şoklar meydana geldiğinde daha yüksek birbirine bağlı risklere maruz kalındığı anlamına geliyor.
Nüfusun yaşlanması ise işgücü piyasalarını, tüketim alışkanlıklarını ve koruma ihtiyaçlarını köklü biçimde değiştiriyor. Talep, aile korumasından uzun ömür, emeklilik geliri ve sağlık çözümlerine kayarken; sigorta şirketlerinin daha uzun yaşam sürelerini kapsayacak şekilde ürünlerini yenilemeleri ve genişletmeleri gerekiyor. Yaşlanma, aynı zamanda varlık-yükümlülük yönetimi üzerinde de etkili olarak, daha uzun vadeli yükümlülükleri gündeme getiriyor ve sigorta şirketleri için sağlam sermaye yapısı ile uzun vadeli mali dayanıklılığın önemini artırıyor.
YAPAY ZEKÂ: FIRSATLAR VE ZORLUKLAR
Yapay zekânın hem hayat hem de hayat dışı sigorta değer zincirlerinde operasyonları doğrudan dönüştürdüğünü ifade eden Swiss Re Enstitüsü’nün verilerine göre, sigorta şirketleri 2025 itibarıyla bilgi teknoloji bütçelerinin küresel ölçekte %3–8’ini yapay zekâ kabiliyetlerinin geliştirilmesine ayırıyor. Bu yatırımlar; verimlilik artışı, zaman tasarrufu ve süreç optimizasyonu gibi operasyonel kazanımlar hedefliyor.
Kısa vadede, araştırma yazarları yapay zekâ kaynaklı bir iş gücü kayması beklemiyor; çünkü çoğu sigorta şirketi tam otomasyondan ziyade insan kaynağını güçlendirme odaklı bir yaklaşım benimsiyor. Sigorta sektörü için en kritik zorluklardan biri ise, geçmişte benzeri bulunmayan riskleri modelleyip fiyatlayabilmek. Buna karşın yapay zekâ, risk değerlendirme, hasar süreçleri ve genel verimlilikte önemli iyileşme potansiyeli sunuyor.
ABD’DE YAVAŞLAYAN BÜYÜME, EURO BÖLGESİ TEŞVİKLERLE CANLANIYOR, GELİŞEN ASYA DİRENÇLİ
Swiss Re Enstitüsü’ne göre ABD’de reel GSYH büyümesinin 2026’da %2’ye, 2027’de ise %1,9’a yavaşlaması bekleniyor. Euro Bölgesi, özellikle Almanya’nın 1 trilyon euro’luk yatırım programı sayesinde mali teşviklerden faydalanacak; büyüme 2026’da %1,3, 2027’de %1,5 olarak öngörülüyor. Çin’de büyüme, hâlâ zayıf seyreden iç tüketim ve gayrimenkule bağlı yatırım engelleri nedeniyle 2026’da %4,5, 2027’de %4,2’ye gerileyecek; buna karşın daha esnek bir politika duruşu izleniyor. Gelişen Asya ise esnek para politikaları çerçevesinde dirençli kalacak ve parçalanmış bir dünyada ticaret yönlendirmelerinden fayda sağlayacak.
‘BÜYÜME GÖRÜNÜMÜ GÜÇLÜ GÖRÜNÜYOR’
Swiss Re Grup Baş Ekonomisti ve Swiss Re Enstitüsü Başkanı Jérôme Jean Haegeli, “Sanayi politikası ekonomik stratejileri yeniden şekillendiriyor, yapay zekâ uygulamaları hız kazanıyor ve büyüme görünümü güçlü görünüyor; ancak kredi döngüsü, ekonominin gerçek sağlamlığını gösterecek. Yeniden sanayileşme ve teknolojik dönüşüm ekonomik faaliyetleri canlandırıyor ve sigortacılığın temelini destekliyor, fakat ana büyüme rakamları, kredi döngüsü değiştiğinde ortaya çıkacak daha derin yapısal kırılganlıkları gizliyor. Kısa vadede, tarifelerin ABD’deki fiyatlara ve küresel ihracata etkisiyle ekonominin ılımlı bir dönemden geçmesi bekleniyor” ifadelerine yer verdi.
