Kredi bağlantılı sigortalarda cayma, fesih ve ayrılma -1-
Araç, konut ya da başka bir ihtiyaç nedeniyle alınan kredilerle bağlantılı olarak kasko, yangın ya da hayat sigortası yaptırılması gerekebiliyor. Bazı durumlarda ise kredi kurumları tarafından talep edilen bu sigortalar kredinin kullanılmasından sonra sigortalı tarafından tek taraflı sonlandırılmak isteniyor. Bu isteğin yerine getirilmesi ise sadece bazı durumlarda mümkün.
Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) sigorta sözleşmesini düzenleyen altıncı kitabında “Genel Hükümler” arasında yer alan TTK 1419, sigorta sözleşmesinin herhangi bir sebeple kararlaştırılan sigorta süresinden önce sona ermesi halinde sigorta ettirene geri verilmesi lazım gelen prim tutarının “gün esasına göre” hesaplanacağını öngörmüştür. Geri verilmesi gereken prim tutarı hesaplanırken brüt primin (diğer bir anlatışla sigorta ettiren tarafından ödenmiş olan prim tutarının) esas alınması gerekir. Uygulanması söz konusu olan formül şöyledir: [(Sigorta ettirenin sigortacıya ödediği senelik prim tutarı) çarpı (sona erme tarihi ile sigorta süresinin bitmesine kadarki gün sayısı) bölü 365].
TTK 1419’da benimsenen “gün esası” yakın zamanlara kadar sigorta sözleşmelerinde uygulama alanı bulan “dönem esası”nın yerine geçmiştir. Sigortacılar, sigorta sözleşmelerinde kendi lehlerine olarak kazanılmış primin dönem esasına göre hesaplanacağına ilişkin koşullara yer vermekte idiler ve buna göre -meselâ- dönem bir sene olarak öngörülmüşse, sözleşme üçüncü ayın bitiminde son bulmuş olsa dahi, sigortacı bir senelik prime hak kazanmakta (ve bu olasılıkta hiç prim iadesi yapmamakta); dönemin -mesela- altı ay olarak öngörülmesi halinde ise, üç ay yürürlükte kalan sigorta sözleşmesi için 6 aylık prime hak kazanmakta ve bu olasılıkta da peşin tahsil ettiği senelik primin sadece yarısını geri vermesi söz konusu olmakta idi. Gün esası sigortacılar yararına (sigorta ettirenler zararına) olan dönem esasına bir tepki olmak üzere benimsenmiştir.
Ancak gün esasına göre işlem yapılan hallerde de geri verilecek prim hesaplanırken, toplam prim tutarından, -varsa- sigortacının dışındaki sebeplerle onun elinden çıkması gereken (ve geri alınması da mümkün bulunmayan) tutarların düşülmesi makul bir çözümdür.
Ölüm rizikosuna karşı yapılan bir yıldan uzun süreli sigorta sözleşmelerinde de kanımızca TTK 1419 uygulama alanı bulur. Mesela üç senelik bir hayat sigortasının primi ilk sene için 10, ikinci sene için 12 ve son sene için de 14 (toplam 36) olarak öngörülmüş ve tahsil edilmişse, sigorta sözleşmesinin 18’inci ayın sonunda sona erdiği varsayımında geri verilmesi lazım gelen primin 14+6 (=20) olacağını düşünmekteyiz.
Ayrılma (eski deyimle iştira) değerine ilişkin TTK 1500 hükmünün ise ölüm rizikosuna karşı yapılan ve primin de tümüyle bu riziko için hesaplandığı ve alındığı sigortalarda uygulama alanı bulmaması gerektiği düşüncesindeyiz. Ayrılma değerinin “sigortacının ödeme yükümlülüğünün mutlaka söz konusu olacağı sigortalarda” ortaya çıkması gerekir. Yalnızca risk priminin alındığı ölüme karşı sigortalarda ise sigortacının ödeme yükümlülüğü sadece ölüm rizikosu gerçekleşirse meydana gelecektir. Dolayısıyla bu sigortalarda ayrılma değeri ortaya çıkmaz. Aktüerlerin ölüme karşı sigortalarda ayrılma (iştira) değeri olacağını öngördükleri sigortalarda, bu değer TTK 1419 uyarınca iade edilmesi gereken tutardan daha düşükse, kanımızca sigorta ettirene TTK 1419 uyarınca geri verilmesi lazım gelen tutar ödenmelidir. “TTK 1500 hükmünün özel düzenleme olduğu” gibi bir gerekçe ile TTK 1419’un emredici düzenlemesinin devre dışı bırakılması hukuka uygun olmayacaktır.
I. BİREYSEL KREDİNİN GÜVENCESİNİ OLUŞTURAN SİGORTANIN SİGORTA ETTİREN KREDİ BORÇLUSU TARAFINDAN TEK TARAFLI İŞLEMLE SONA ERDİRİLMESİ
Uygulamada bankalardan kredi alan bazı tüketiciler, bu kredinin güvencelerinden biri (bazı hallerde de yegâne güvencesi) olarak bankanın talep ettiği ve kendileri tarafından yaptırılan kredi bağlantılı sigortayı (duruma göre krediyle alınan araca ilişkin kasko, konuta ilişkin yangın veya hayat sigortasını) kredinin kullanılması sonrasında (sigortanın primini ödeme yükümlülüğünden kurtulmak veya peşin ödeme yapılmışsa ödenen tutarı geri alabilmek için) tek taraflı bir işlemle derhal sonlandırma yoluna gitmektedirler. Aşağıda bunun hukuken mümkün olup olmadığı sorununu ele alacağız. Bu noktada sorunun iki yönlü olduğunu anımsatalım: Sigorta sözleşmesinin sonlandırılması hem sigortacının hem de kredi alacaklısının haklarını (olumsuz) etkilemektedir. O nedenle sigortacı ile var olan sigorta sözleşmesi ilişkisi ve kredi kuruluşu (banka) ile olan kredi ve rehin ilişkileri bakımından ayrı ayrı değerlendirme yapmak uygun olacaktır.
A) SİGORTACI İLE VAR OLAN SİGORTA SÖZLEŞMESİ İLİŞKİSİ BAKIMINDAN
Kredi bağlantılı sigorta (diğer bir anlatışla “kredi borcunun güvencesi niteliğindeki sigorta”) fazla ayrıntı içermeyen bazı yasa hükümlerinin yanı sıra, esas olarak “Bireysel Kredilerle Bağlantılı Sigortalar Uygulama Esasları Yönetmeliği” (BKBSUEY) ile düzenlenmiştir
BKBSUEY m.11 fk.1 ve fk.2, kredi bağlantılı sigortanın sigorta ettiren kredi müşterisi tarafından tek taraflı işlemle sona erdirilmesi konusunda şu düzenlemeyi öngörmüştür:
Yeni poliçe ibrazı, prim hesabı ve iadesi
MADDE 11 – (1) Kredi kuruluşunun aracı olduğu kredi bağlantılı sigortalarda; kredi kullanan, kredi kuruluşu tarafından talep edilen teminat ile süre şartlarını sağlayan ve dain-i mürtehini kredi kuruluşu olan yeni bir sigorta poliçesini, mevcut poliçenin veya katılım sertifikasının başlangıç tarihinden itibaren bir ay içinde kredi kuruluşuna ibraz edebilir. Bu durumda, ilk poliçe başlangıç tarihinden itibaren iptal edilerek, ödenen primler ibraz tarihinden itibaren beş iş günü içinde kesintisiz olarak iade edilir. Aynı koşulların sağlanması kaydıyla sonraki tarihlerde yapılacak iptal taleplerinde gün esası üzerinden prim iadesi yapılarak veya ayrılma değeri ödenerek poliçe sonlandırılır ve ödemeler aynı süre içinde yapılır. 13/1/2011 tarih ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun ilgili maddeleri ve zorunlu sigortaların sonlandırılmasına ilişkin hükümler saklıdır.
(2) Birinci fıkrada belirtilen esaslar, kredi vadesi boyunca yapılacak yenilemeler için de geçerlidir.
Bu düzenlemeye göre kredi kuruluşunun (çoğunlukla bankanın) yapılmasına bizzat aracılık ettiği kredi bağlantılı sigortanın sigorta ettirenin tek taraflı işlemiyle sonlandırılması mümkündür. Ancak bunun için “eşdeğer” bir başka (kredi bağlantılı) sigorta yaptırılmış ve kredi kuruluşuna sunulmuş olması zorunludur. BKBSUEY m.11 fk.1 ve 2, aşağıda belirteceğimiz yönlerden hukuka uygun görünmemektedir. Bununla birlikte hemen vurgulayalım ki kredi alacaklısının haklarını koruması açısından (yetersiz olmakla birlikte) olumlu bazı yönleri mevcuttur. BKBSUEY m.11 fk.1 ve fk.2 hakkında şunların altını çizmemiz gerekir:
– Sigorta sözleşmesi sigortacı ile sigorta ettiren arasındadır. Kredi kuruluşu banka bu sözleşmeyi “sigorta aracısı” şapkası altında “temsilen” kurmaktadır. Sigortacının bilgi ve rızası olmaksızın tarafı bulunduğu sigorta sözleşmesinin “iptal edilmesi” keyfi bir dayatmadır. Sigortacıya en azından, ibraz edilen yeni sözleşmedeki şartları kabul edip etmediği sorulmalı ve eğer kabul etmezse sözleşmenin iptali doğrultusunda bir çözüm düşünülmeli idi.
– Kaldı ki sözleşmenin iptal edilmesi hakkı yönetmelikle düzenlenemez. Bunun doğrudan kanunda hükme bağlanması lazımdır. Sözleşme özgürlüğü Anayasa’nın güvencesi altındadır ve bu özgürlüğü sınırlamak ancak yasa ile olabilir.
– Mal sigortalarında TTK m.1467 çifte sigortayı yasaklamıştır. Kredi bağlantılı sigortanın bir mal sigortası (mesela kasko veya konut (yangın) sigortası) olması olasılığında, yaptırılan ikinci sigorta ibraz edilerek ilk sigorta iptal ettirilmeden önce riziko gerçekleşirse, ikinci sigorta (TTK 1467’de sayılan koşulları gerçekleştirmiyorsa- ki bu çok uzak bir ihtimaldir) zaten “çifte sigorta yasağı dolayısıyla geçersiz sayılacağından” ödeme yapmayacaktır.
– Kredi bağlantılı sigortalarda, poliçe üzerinde “dain-i mürtehin” kaydının bulunması gerektiğini şart koşmak da kanımızca hukuken yerinde değildir. Çünkü “dain-i mürtehin” (rehin alacaklısı) kaydı “kurucu” değil “açıklayıcı” işlev görür. Diğer bir anlatışla poliçeye kredi kuruluşunun “dain-i mürtehin” olduğu yazılmakla bu kuruluş rehin hakkını kazanmış olmaz. Rehin hakkı Medeni Hukuk kuralları uyarınca kurulur. Sigorta alacağı üzerinde kredi kuruluşu lehine rehin kurulması TMK m. 955 fk.1 hükmüne tabidir. Bu hüküm uyarınca lehine rehin kurulan kredi kuruluşu (rehin alacaklısı) ile rehin veren (kredi borçlusu sigorta ettiren) arasında yazılı bir rehin sözleşmesi yapılmalıdır. Sigorta poliçesi ise sigortacı (rehin konusu alacağın borçlusu) tarafından düzenlenen bir ispat aracıdır. Bunda yalnızca sigortacının (borçlunun) imzası bulunur. Bu da banka lehine rehin hakkı oluşturmaya yetmez.
– Bununla birlikte, üzerinde araç rehni kurulmuş olan araçlar için yaptırılan kasko sigortasında ve ipotek kurulmuş taşınmazlar için yaptırılan konut (yangın) sigortasında rehin alacaklısı kredi kuruluşu TTK 1456(1) uyarınca sigorta alacağı üzerinde de rehin hakkı kazanmış olur. Öte yandan kredi kuruluşu banka ile kredi müşterisi tüketici arasında imzalanan kredi sözleşmesinde bankanın kredi müşterisi tarafından yaptırılacak hayat sigortası üzerinde rehin hakkına sahip olacağı kararlaştırılmış olabilir (uygulamada sıklıkla görülmektedir). Bu hallerde poliçedeki (banka lehine konulmuş) dain-i mürtehin kaydı gerçek hukuksal duruma uygun “açıklayıcı” nitelikte bir kayıt olarak değerlendirilecektir.
BKBSUEY m.11 fk.1 ve 2 sigortanın, kredi borçlusu sigorta ettirenin tek taraflı işlemiyle herhangi bir zamanda sonlandırılabileceğini kabul etmektedir. (Ancak bunun için “eşdeğer” (kredi kuruluşunun talep ettiği teminat ile süre şartlarını sağlayan ve dain-i mürtehini kredi kuruluşu olan) bir poliçenin sunulması lazım geldiğini öngörmüştür). Kanımızca sigorta ettirenin yasada hükme bağlanmış olan haller dışında tek taraflı kararı ve işlemiyle (keyfi olarak) sigorta ilişkisini bitirme hakkı yoktur. (Bu gibi bir hakkın eşdeğer poliçe sunulması olasılığında da kural olarak mevcut bulunmadığı kabul edilmelidir).
Mevzuat sigorta sözleşmesinin sigorta ettiren tarafından feshedilmesine veya bu sözleşmeden cayılmasına aşağıdaki hallerde izin vermektedir:
– Fesih hakkı
Sigorta sözleşmelerinde sigorta ettirene istediği zaman tek taraflı olarak kullanabileceği bir fesih hakkı tanınmamıştır. TTK 1428(2) kısmi zarar hallerinde sigorta ettirenin (ve aynı zamanda sigortacının) fesih hakkı bulunacağını hükme bağlamaktadır. TTK 1417 (sigortacının acze düşmesi) TTK 1414 (sigortacının teminat kapsamında değişiklik yapmadan ayarlama şartına dayanarak sigorta primini artırması) TTK 1413 (ruhsat iptali, sigortacının konkordato ilân etmesi) sigorta ettiren lehine fesih olanağı öngörmektedir. Saydığımız bu hükümler emredici niteliktedir. TTK 1413, TTK 1414 ve TTK 1417 uyarınca fesih hem mal sigortalarında hem de hayat sigortalarında söz konusu olabilir. Buna karşılık TTK 1428(2) uyarınca fesih yalnızca mal sigortalarında mümkündür. Hayat sigortasının içerdiği ölüm rizikosu bakımından “kısmi zarar” olasılığı söz konusu değildir. (Hayat sigortalarında “ayrılma” (iştira) hakkı konusunda aşağıda ayrıca değerlendirme yapacağız).
– Cayma (iptal) hakkı
TTK cayma hakkını genel olarak sigortacının bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde (14 gün içinde kullanılmak koşuluyla) TTK 1423(2)’de ve sigortacının sorumluluğu başlamadan önce kullanılmak koşuluyla sözleşmede kararlaştırılan primin yarısı ödenerek TTK 1430(3)’te hükme bağlamıştır. Hayat sigortalarında TTK 1489 uyarınca sigorta ettiren, sigortacının kendisine cayma hakkını kullanabileceğini bildirmesinden itibaren on beş gün içinde, bu bilgilendirme yapılmamışsa ilk primin ödenmesini izleyen bir ay içinde sözleşmeden cayabilir. Bu hükümlerin üçü de (sigorta ettiren aleyhine değiştirilemeyen nitelikte) emredicidir.
Bazı tür tüketici sözleşmelerinde Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK) tüketiciye cayma hakkı vermektedir. Bireysel kredilerle bağlantılı sigortalarda, sigorta ettiren olağan koşullarda “tüketici” sıfatını taşıyacağından, TKHK’da cayma hakkının tanınmış bulunduğu sözleşme türleri (mesela mesafeli sigorta sözleşmesi) söz konusu olduğu takdirde bu hakkı kullanabilecektir. TKHK’daki düzenleme de emredicidir.
– Ayrılma (iştira) hakkı
Sigorta ettirenin “sigortadan ayrılma” (iştira ettirme = poliçeyi sigortacıya geri satma) hakkı TTK 1500’de emredici şekilde düzenlenmiştir. Ancak üzerinde rehin kurulmuş olan bir poliçede iştira hakkı kullanıldığı takdirde, ödemenin sigorta ettirene yapılmaması ve kanımızca (gerektiğinde rehin hakkı sahibinin rehin hakkını üzerinde kullanabileceği) bloke bir hesaba alınması lâzımdır. (Bu noktada yalnızca risk priminin alındığı ve sigortacının ödeme yükümlülüğünün kesin olmadığı hayat sigortalarında bir sigortadan ayrılma değerinin ortaya çıkmayacağını ve bu sebeple de ayrılma hakkının da söz konusu olmayacağını tekrarlayalım. Kredi bağlantılı hayat sigortaları çok büyük çoğunlukla sadece ölüm rizikosuna karşı yaptırıldıklarından ve bu nedenle de sigortacının ödeme yapma yükümlülüğü “kesin” olmadığından bunlarda sözleşmenin ayrılma hakkı kullanılarak sonlandırılması fikrimizce konu dışıdır).
Sigortacı ile olan sigorta sözleşmesi ilişkisinde, yasanın sigorta ettirene tek taraflı sonlandırma hakkını tanıdığı durumlarda sigorta ettirenin bu hakkı kullanması üzerine sigorta ilişkisi bitecektir. Sigorta ettirenin sonlandırma hakkının emredici olarak düzenlenmiş olduğu hallerde, sigorta sözleşmesine konulacak bir hükümle bu hakkın etkisiz hale getirilmesi de mümkün olmayacaktır (Ancak, aşağıda ayrıca vurgulayacağımız gibi, kredi borçlusu sigorta ettirenin, rehin hakkı sahibi kredi kuruluşuna karşı sigortayı yürürlükte tutma taahhüdünde bulunması geçerlidir. Kanımızca sigortacı, söz konusu taahhüt sigorta poliçesinde de belirtilmiş olduğu takdirde, sigorta ettirenin sigortanın sonlandırılmasına ilişkin talebini yerine getirmek zorunda olmayacaktır). Yasanın sonlandırma hakkını vermiş olduğu haller dışında ise “ahde vefa” (sözleşmeye bağlılık) ilkesi geçerlidir. Sigorta ettiren sigorta süresi sonuna kadar sözleşme ile bağlı kalacaktır.
*Yazının, sözleşmenin sona erdirilmesinin kredi kuruluşu ile olan kredi sözleşmesi ve rehin hukuk bağlamında inceleneceği ve genel bir değerlendirmesinin yapılacağı ikinci bölümü Mart sayımızda yer alacak.
