Körfez’deki çatışma deniz sigortasında sınırları zorluyor: 20 bin denizci mahsur

Körfez’deki çatışma deniz sigortasında sınırları zorluyor: 20 bin denizci mahsur

Ortadoğu’da tırmanan gerilim, deniz sigortası piyasasında doğrudan etkisini gösterirken, Hürmüz Boğazı ve çevresinde artan saldırılar sigortalanabilirlik sınırlarını yeniden gündeme taşıdı. Savaş riski teminatlarının geri çekilmesi, primlerin hızla yükselmesi ve operasyonların aksamasıyla birlikte yaklaşık 20 bin denizcinin bölgede mahsur kaldığı belirtiliyor.

Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) Genel Sekreteri Arsenio Dominguez, 6 Mart 2026’da boğazda gerçekleşen saldırının ardından yaptığı açıklamada, en az dört denizcinin hayatını kaybettiğini, üç denizcinin ise ağır yaralandığını bildirdi. Dominguez, “Denizciler hedef olmamalı” ifadeleriyle durumu “kabul edilemez ve sürdürülemez” olarak nitelendirirken, taraflara denizcilerin korunması ve seyrüsefer serbestisinin sağlanması çağrısında bulundu.

Artan riskler nedeniyle armatörlerin ve kiracıların seferleri durdurması veya alternatif rotalara yönelmesi, Basra Körfezi’nde binlerce denizcinin yüksek risk altında gemilerde beklemesine yol açtı.

SAVAŞ RİSKİ TEMİNATLARI GERİ ÇEKİLİYOR

ABD ve İsrail tarafından 28 Şubat’ta İran hedeflerine yönelik başlatılan operasyonun ardından, deniz sigortası piyasasında savaş riski teminatlarına ilişkin hızlı bir geri çekilme yaşandı. Birçok sigortacı, İran ve İran kıyı suları ile birlikte Pers/Arap Körfezi ve çevresini kapsayan geniş bir alanda savaş riski teminatını iptal etti.

Bu gelişmeyle birlikte bölgeden geçiş yapmak isteyen gemi sahiplerinin ya önemli ölçüde artan primlerle özel teminat sağlaması ya da rotalarını değiştirmesi gerekiyor.

P&I kulüpleri ve tekne savaş sigortası piyasasında, füze saldırıları, insansız hava araçları ve elektronik karıştırma gibi tehditlerin birleşimi risk profilini kısa sürede köklü biçimde değiştirdi. Daha önce yönetilebilir kabul edilen hatlarda faaliyet gösteren tanker ve LNG gemileri, artık yüksek tutarlı hasar veya tam kayıp riski taşıyan varlıklar olarak değerlendiriliyor.

Sigortacılar, özellikle aynı bölgede yoğunlaşan yüksek değerli gemiler nedeniyle oluşabilecek birikimli riskleri yeniden analiz ediyor.

SÖZLEŞME VE TEMİNAT YAPILARI TEST EDİLİYOR

Teminat iptalleri, navlun sözleşmelerinde yer alan savaş, güvenli liman ve rota değişikliği klozlarını da gündeme taşıdı. Bir geminin sefer sırasında teminatını kaybetmesi veya planlanan limanın kapsam dışı bölgede kalması durumunda, rota değişikliğinin nasıl değerlendirileceği ve ek maliyetlerin hangi tarafça karşılanacağı taraflar arasında belirsizlik yaratıyor.

Brokerlar, kapsam dışı alanların sınırlarına ilişkin yorum farklılıkları ve bildirim süreleri nedeniyle artan uyuşmazlıklarla karşı karşıya kalıyor. Özellikle “çevre sular” gibi tanımların net olmaması, olası hasarlarda teminat kapsamına ilişkin ihtilaf riskini artırıyor.

HASAR SÜREÇLERİNDE YENİ TARTIŞMA ALANLARI

Bölgede artan elektronik müdahale riskleri, hasar süreçlerinde de yeni sorular doğuruyor. GPS ve AIS sistemlerine yönelik müdahalelerin bir hasara yol açması durumunda, zararın savaş, siber veya standart tekne-makine poliçesi kapsamında mı değerlendirileceği kritik bir konu olarak öne çıkıyor.

Bu ayrım, muafiyetler ve alt limitlerin uygulanması açısından da belirleyici olacak.

MÜRETTEBAT VE SORUMLULUK BOYUTU ÖNE ÇIKIYOR

Krizin insani boyutu da sigorta yükümlülüklerini genişletiyor. Yaklaşık 20 bin denizcinin bölgede mahsur kalması, gemi sahipleri ve P&I kulüpleri açısından mürettebatın ruh sağlığı, geri gönderilmesi ve ücretlerinin devamı gibi sorumlulukları gündeme getiriyor.

Denizcilerin yüksek riskli bölgelere gitmeyi reddetmesi halinde iş güvenliği temelli taleplerin oluşabileceği, can kaybı ve yaralanma durumlarında ise sorumluluğun P&I teminatı kapsamında değerlendirileceği belirtiliyor. Ancak savaş istisnaları ve yaptırımlar, tazminat süreçlerinde ek zorluklar yaratabilir.

REASÜRANS TARAFINDA SİSTEMİK RİSK ENDİŞESİ

Reasürans piyasası, Körfez’deki gelişmeleri sistemik risk açısından yakından izliyor. Birden fazla tanker veya LNG gemisini kapsayan büyük ölçekli bir olay, savaş, enerji, yük ve sorumluluk branşlarında eş zamanlı hasarlara yol açabilir.

Dar bir coğrafyada yoğunlaşan gemi trafiği, tek bir saldırının birden fazla hasarı tetikleme ihtimalini artırıyor.

Uzmanlara göre mevcut tablo, jeopolitik gerilimlerin sigorta piyasasında yalnızca fiyatlama değil, doğrudan sigortalanabilirlik sınırları üzerinden tartışıldığını ortaya koyuyor. Savaş riski teminatlarının geri çekildiği ve risklerin ya kapsam dışı bırakıldığı ya da yüksek primlerle fiyatlandığı bu ortamda, sektör oyuncuları risk iştahlarını yeniden tanımlamak durumunda kalıyor.

Yorum yazın