İklim değişikliği sigortacılıkta risk parametrelerini yeniden tanımlıyor
İklim çağında risk, zirve felaketlerden çok tekrar eden hasarların ritmiyle ölçülüyor. Bu yeni hasar rejimi, sektörü daha seçici reasürans yapıları, daha rafine modelleme ve riski kaynağında azaltan çözümler geliştirmeye zorluyor.
İklim değişikliği artık sigorta sektöründe geleceğe dair bir senaryo olmaktan çıktı. Teknik kârlılık tabloları ve reasürans yenilemeleri, risk değerlendirme komitelerinin gündelik başlığı haline geldi. Asıl kırılma ise riskin niteliğinde yaşanıyor. Uzun yıllar boyunca sektörü şekillendiren ‘zirve riskler’ hâlâ sistemin ana stres testi olmaya devam ediyor. Ancak 2024 2026 dönemine baktığımızda kayıpları sürükleyen dinamiğin değiştiğini görüyoruz. Küresel reasürans literatüründe giderek daha sık kullanılan bir kavram var: ‘ikincil tehlikeler’ (zirve dışı riskler). Büyük deprem ya da mega kasırga gibi nadir ama yıkıcı olayların dışında kalan; dolu, ani sel, şiddetli konvektif fırtına ve orman yangını gibi daha sık görülen bu tehlikeler, artık toplam kayıpların ana sürükleyicisi haline geliyor. İkincil diye adlandırılan bu tehlikeler, toplam kayıplar içinde birikimli bir ağırlık oluşturuyor. Münih Re’nin 2025 doğal afet değerlendirmesine göre toplam ekonomik kayıp yaklaşık 224 milyar dolar olurken, sigortalı kayıp ise yaklaşık 108 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Toplam kayıpların %92’si, sigortalı kayıpların ise %97’si hava kaynaklı afetlerden geldi. Bu oran, iklimin artık finansal risk denkleminin merkezinde olduğunu gösteriyor. Swiss Re Enstitüsü 2025 için sigortalı doğal afet kaybını yaklaşık 107 milyar dolar olarak tahmin ederken; özellikle Los Angeles yangınları ve şiddetli konvektif fırtınaların kayıpları belirlediğini vurguluyor. Aon’un 2026 İklim ve Afet Görünümü değerlendirmesi ise toplam ekonomik kaybı 260 milyar dolar, sigortalı kaybı ise 127 milyar dolar olarak veriyor. Sigorta penetrasyonu yüksek bölgelerde ödemelerin de yüksek seyrettiğine dikkat çekiliyor. Bu 3 ayrı küresel veri seti, kayıp kompozisyonunun yönünü aynı noktaya sabitliyor: Frekans artıyor ve orta ölçekli olaylar birikimli etki yaratıyor.
İKİNCİL RİSKLERİN YÜKSELİŞİ
Münih Re, 2000’lerin başından bu yana zirve dışı tehlikeler kaynaklı ekonomik kayıpların 3 kattan fazla arttığını; sigortalı kayıpların ise neredeyse 6 katına yaklaştığını belirtiyor. Son 5 yılda bu gruptaki afetlerin yıllık enflasyon düzeltilmiş ekonomik kayıp yaklaşık 160 milyar dolar, sigortalı kayıp ise 73 milyar dolar seviyesinde özetleniyor. 2025 özelinde sel, SCS ve orman yangınlarının toplam kayıp 166 milyar dolar; sigortalı kayıp 98 milyar dolar olarak raporlanıyor. Bu, 10 ve 30 yıllık ortalamaların üzerinde bir seyir olarak dikkat çekiyor. Bu tablo tek bir mega olaydan değil, yıl içine yayılan çok sayıda orta ölçekli olaydan kaynaklanıyor. ABD’de 2025 yılında şiddetli fırtına kaynaklı toplam kaybın 56 milyar dolar, sigortalı kısmın ise 42 milyar dolar olduğu belirtiliyor. Yani reasürans ve portföy yönetimi açısından risk artık yalnızca üst katman stres testi değil; alt katman frekans yönetimi. Türkiye için çıkarım net: İkincil riskler artık operasyonel risk demek. Frekans arttıkça hasar organizasyonu, tedarik zinciri, agregat limit tasarımı ve muafiyet mimarisi daha kritik hale geliyor
BİLİMSEL ARKA PLAN: İKLİM VARSAYIMLARI DEĞİŞİYOR
bakıldığında bu veri, tek başına kuraklık başlığı değildir. Yağış rejimindeki dalgalanma; bir tarafta uzun süreli kuraklık ve ısı artışıyla orman yangını riskini, diğer tarafta ise kısa süreli ve yüksek şiddetli yağış pencereleriyle ani sel ve su baskını riskini aynı anda büyüten bir zemin oluşturuyor. İklim riskinin çoklu ve eşzamanlı karakteri, portföy yönetiminde korelasyon analizlerini zorunlu hale getiriyor. Olay frekansı tarafında da 2025, ikincil tehlikeler olarak adlandırılan başlığın sahaya indiği bir yıl görünümü veriyor. AFAD’ın 2026 bütçe sunumuna yansıyan veriler çerçevesinde, 2025’in ilk 10 ayında Türkiye genelinde 3.035 orman yangını, 404 sel ve su baskını ile 382 heyelan olayı kaydedildi. Bu rakamlar doğrudan ekonomik kayıp anlamına gelmese de sigorta sektörü açısından çok net bir mesaj içeriyor: hasar frekansı yüksek. Frekans yükseldikçe hasar yönetim kapasitesi, eksper organizasyonu, servis ve tedarik zinciri planlaması ile bölgesel limit tasarımı yeniden kurgulanmak zorunda kalıyor. Artık mesele yıl içine yayılan çok sayıda orta ölçekli olayın portföy üzerindeki birikimli etkisini yönetebilmekten geçiyor. 2025 verileri, Türkiye’de iklim riskinin iki uçlu yapısını da netleştiriyor. Bir yanda yağış azalması ve sıcaklık artışıyla beslenen kuraklık-ısı-yangın ekseni, diğer yanda kısa süreli yoğun yağışlara bağlı ani sel-su baskını ekseni. Bu iki risk kümesinin aynı yıl içinde art arda devreye girebilmesi, sigortacılıkta ‘çoklu olay senaryosu’ kavramını teknik bir zorunluluğa dönüştürüyor.
SONUÇ: SİGORTANIN YENİ ANA DİLİ
2024–2026 döneminin mesajı şu: İklim riski, portföy yönetiminin yeni ana dili. Küresel kayıp verileri, SCS, yangın ve sel gibi tehlikelerin sigortalı kayıpları sürüklediğini gösteriyor. Türkiye’nin resmi iklim ve afet istatistikleri, sıcaklık rekorları ve yüksek olay frekansıyla riskin yerel zeminini netleştiriyor. Sigorta şirketleri için yol haritası 3 başlıkta özetlenebilir: Veri ve modelleme disiplinini ürün standardına taşımak. Frekans riskini agregat senaryolarla fiyatlamaya gömmek. Önleyici sigortacılık ve parametrik çözümlerle hız ve dayanıklılığı artırmak. Sigorta sektörü bu yeni dili teknik disiplinle kurmak zorunda.
SON 11 YIL TARİHİN EN SICAK DÖNEMİ OLDU
Uzun vadeli küresel ısınma eğiliminin sürdüğünü ve hedeflerle aradaki farkın çok daraldığını gösteriyor. IPCC’nin AR6 değerlendirmeleri, insan etkisiyle ısınan dünyada sıcak aşırılıklarının daha sık ve daha şiddetli hale geldiğini ifade ediyor. Pek çok bölgede şiddetli yağışların arttığına dair kanıtın güçlendiği vurgulanıyor. Isınan atmosferin daha fazla su buharı taşıması, dolu ve konvektif fırtına mekanizmalarını besleyebiliyor; kısa süreli yoğun yağışları tetikleyebiliyor. Bu bilimsel çerçeve, sigorta modellemesinin temel varsayımlarını zorluyor. Çünkü klasik aktüeryal yaklaşım, geçmiş hasar dağılımını geleceğin göstergesi olarak kabul eder. Oysa iklim değişikliği altında istatistiksel dağılımın kendisi kayıyor. ‘Referans dönem’ seçimi bile teknik bir karar haline geliyor.
2025 VERİLERİ NE SÖYLÜYOR?
Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün 1 Ekim 2024 – 30 Eylül 2025 dönemini kapsayan 2025 su yılı değerlendirmesine göre Türkiye genelinde toplam yağış 422,5 mm olarak gerçekleşti. Bu seviye, uzun yıllar ortalamasının yaklaşık %26, bir önceki su yılının ise yaklaşık %29 altında. Aynı raporda 2025 su yılı yağışlarının son 52 yılın en düşük seviyesine indiği vurgulanıyor. Sigortacılık perspektifinden Küresel iklim sistemi, üst üste kırılan sıcaklık rekorları ve derinleşen aşırı hava olaylarıyla yeni bir eşiğe doğru ilerliyor. Avrupa Birliği’nin uydu izleme programı kapsamında faaliyet gösteren Copernicus İklim Değişikliği Servisi’nin (C3S) yayımladığı ‘Global Climate Highlights 2025” raporu, ısınma eğiliminin hız kesmediğini ve Paris Anlaşması’nın 1,5°C hedefinin giderek daha kırılgan hale geldiğini ortaya koyuyor. Raporda öne çıkan başlıklar ise şöyle:
• Copernicus İklim Değişikliği Servisi’nin Küresel İklim Özeti 2025 raporuna göre 2025’teki küresel ortalama sıcaklık 14.97 °C olarak ölçüldü ve bu, kayıtlardaki 3’üncü en yüksek sıcaklık oldu.
• 2023 ve 2024 yılları hâlâ daha sıcak olmasına rağmen, 2025 sıcaklık açısından hemen onların arkasında yer aldı.
• Son 11 yıl (2015–2025) dünyanın şimdiye kadar ölçülen en sıcak 11 yılı olarak kaydedildi.
• Avrupa’da 2025 ortalama sıcaklığı 10.41 °C olarak ölçüldü ve bu da Avrupa tarihindeki 3’üncü en yüksek yıllık ortalama sıcaklık oldu.
• Avrupa ısı artışında küresel ortalamanın ötesinde bir eğilim gösterdi.
• Okyanusların tropik dışı bölgelerindeki deniz yüzeyi sıcaklığı (SST) yıllık ortalama olarak 20.73 °C ile kayıtlarda üçüncü en yüksek seviyeye ulaştı.
• Bu yüksek deniz sıcaklıkları, atmosferik ısınmayla paralel şekilde iklim sistemini daha da ısıttı. Raporda dünya genelinde 2025’te gözlemlenen önemli aşırı iklim olayları da şöyle öne çıkıyor: • Yo un ya 1_lar ve sel bask1nlar1 (ABD, Çin, Güney Kore vb.),
• Hızla eriyen buzullardan kaynaklı seller (Güney Asya),
• 2025 yılı tek başına Paris Anlaşması’nın 1,5 °C hedefine göre biraz altındaydı, ancak 2023–2025 üç yıllık ortalama sıcaklık ilk kez 1,5 °C’nin üzerine çıktı. Bu durum,
• Çok sayıda tropikal fırtına ve siklon. Bu tür olaylar insan sağlığı, doğal sistemler ve altyapı üzerinde geniş etkiler yarattı.
Maher Holding Sigorta Grubu Başkanı Ahmet Yaşar: Risk yönetiminde disiplin ve veri kalitesi belirleyici hale geldi

İklim değişikliğinin etkisiyle aşırı hava olaylarının hem sıklığı hem de maliyeti artarken, sigorta sektörü risk yaklaşımını yeniden gözden geçiriyor. Değerlendirmelerde bulunan Maher Holding Sigorta Grubu Başkanı Ahmet Yaşar, artık yalnızca büyük afetlerin değil, daha sık yaşanan ve toplam maliyeti artan ikincil risklerin de sektör gündeminin merkezine yerleştiğini söyledi. Yaşar, “Artık yalnızca büyük afetleri konuşmuyoruz. Sel, dolu, orman yangını ve ani hava olayları hem daha sık hem daha maliyetli hale geliyor. Sektör bu tabloyu dikkatle izliyor. Reasürörler artık sadece prim seviyesine değil, riskin nasıl ölçüldüğüne ve nasıl yönetildiğine bakıyor. Ölçüm yöntemi ve veri kalitesi belirleyici hale gelmiş durumda” dedi. Türkiye’de deprem tarafında önemli bir bilgi birikimi oluştuğunu belirten Yaşar, sel ve altyapı kaynaklı risklerde ise daha bütüncül bir yaklaşıma ihtiyaç olduğuna dikkat çekti. “Sigorta yalnızca hasar ödeyen bir mekanizma değil; dayanıklılığı güçlendiren bir yapı olmalı” diyen Yaşar, KASKONOMIQ modeliyle risk paylaşımını daha dengeli hale getirdiklerini, Tamamlayıcı Deprem Sigortası ile mevcut koruma yapısındaki boşlukları kapattıklarını ve Bina Tamamlama Sigortası ile özellikle kentsel dönüşüm sürecinde finansal kırılganlığı azalttıklarını ifade etti. Bu ürünlerin yalnızca ticari değil, yapısal çözümler sunduğunu vurgulayan Yaşar, amaçlarının yalnızca tazminat ödemek değil, sistemin ayakta kalmasını sağlamak olduğunu söyledi.
‘DİSİPLİN KORUNMALI’
2026 yılına ilişkin genel değerlendirmede bulunan Yaşar, “2026 yılı ne sert bir daralma ne de kontrolsüz bir gevşeme yılı. Kapasite mevcut. Erişim sorunu yok. Fiyatlar dengeleniyor. Disiplin korunuyor. Rekabet devam edecek. Türkiye açısından bu dönem doğru veri, doğru teminat yapısı ve ölçülü büyüme ile avantaj yaratılabilecek bir dönem” dedi.
AXA Türkiye Teknik Başkanı Barış Altın: Doğal afetlerdeki artışla sektör risk yapısını yeniden değerlendiriyor

İklim değişikliğinin etkisiyle sel, taşkın, dolu ve fırtına gibi aşırı hava olaylarının sıklığında ve şiddetinde bir artış yaşanırken, sigorta sektörünün bu gelişmeleri risk yapısını yeniden değerlendirmeyi gerektiren önemli bir eğilim olarak ele aldığını belirten AXA Türkiye Teknik Başkanı Barış Altın, “Özellikle doğal afetlerdeki artış; şehirleşme, altyapı yetersizlikleri ve varlık yoğunlaşmasıyla birleştiğinde hasar frekansı ve maliyetlerinde dalgalanmalara yol açıyor. Bu nedenle risk haritaları güncelleniyor, daha önce düşük riskli kabul edilen bölgeler yeniden analiz ediliyor ve portföy dağılımı iklim etkileri dikkate alınarak daha dengeli bir yapıda yönetiliyor. Önümüzdeki dönemde konut, tarım ve KOBİ segmentlerinde iklim kaynaklı hasarların artış eğilimini sürdürmesi; buna paralel olarak sigorta koruma açığının AXA Türkiye’nin ve sektörün öncelikli gündem başlıklarından biri olmaya devam etmesini bekliyoruz” ifadelerine yer verdi.
‘PARAMETRİK SİGORTALAR ÖNE ÇIKIYOR’
Sigorta şirketlerinin iklim değişikliği kaynaklı hasar artışına karşı çok boyutlu bir dönüşüm yürüttüğünü vurgulayan Altın, “Ürün tarafında parametrik sigortalar ve erken uyarı, risk izleme gibi önleyici hizmetlerle desteklenen teminat yapıları öne çıkarken; fiyatlama süreçlerinde geleneksel hasar verisine ek olarak uydu görüntüleri, meteorolojik veri setleri ve yapay zeka destekli iklim modellemeleri kullanılıyor. Risk seçimi tarafında ise yüksek riskli bölgelerde teminat limitleri ve muafiyetler yeniden düzenleniyor, risk kabul kriterleri güncelleniyor; iklim dayanıklılığı yatırımı yapan sigortalılar daha avantajlı koşullarla destekleniyor. Tüm bu adımlar riski öngören ve azaltan bir sigortacılık modeline doğru evrildiğini gösteriyor” dedi.,
Corpus Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Serdar Karayel: İklim riski sigortacılıkta artık ‘yeni normal’

İklim değişikliğinin etkisiyle sel, taşkın, dolu ve fırtına gibi aşırı hava olaylarının hem sıklığının hem de şiddetinin arttığı bir dönemde, sigorta sektörü risk algısını yeniden tanımlıyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Corpus Sigorta Teknik Genel Müdür Yardımcısı Serdar Karayel, iklim kaynaklı hasarların artık geleceğe dair bir öngörü değil, mali tabloları doğrudan etkileyen bir gerçeklik old uğunu vurguladı. Serdar Karayel, “İklim değişikliği sigorta sektörü için artık gelecekteki bir projeksiyon olmaktan çıkıp, her yıl mali tablolarda kendini hissettiren yeni normal haline geldi. Bu durum, geleneksel aktüeryal hesaplamaların etkisinin sınırlı kaldığı bir kırılma noktası olarak okunmalı. Geçmiş hasar verilerine bakarak geleceği tahmin etme yaklaşımı iklim değişikliğiyle birlikte zayıfladı. Çünkü artık ne zaman, nerede ve ne ölçekte bir doğal afet yaşanacağını öngörmek çok daha zor” dedi.
‘PARAMETRİK SİGORTALAR ÖNE ÇIKABİLİR’
Önümüzdeki dönemde iklim kaynaklı risklere karşı parametrik sigortaların daha fazla gündeme gelebileceğini kaydeden Corpus Sigorta Teknik Genel Müdür Yardımcısı Serdar Karayel, “Belirli bir tetikleyiciye bağlı olarak ödeme yapan, bölge bazlı tasarlanan parametrik çözümler sistemin sürdürülebilirliğini destekleyebilir. Ancak riskli bölgelerde prim artışları kaçınılmaz görünüyor. Ayrıca poliçelerde teminat dışı kalan durumların artması ya da yüksek muafiyet uygulamalarının yaygınlaşması söz konusu olabilir. Dere yatağına yapılan binalar için sel teminatı verilmemesi gibi uygulamalar daha sık karşımıza çıkabilir” ifadelerini kullandı.
‘ÖNLEYİCİ SİGORTACILIK MODELİ GÜÇLENİYOR’
İklim değişikliğine bağlı hasar artışına karşı ürün, fiyatlama, reasürans ve risk seçimi tarafında da yeni bir döneme girildiğini belirten Karayel, sigorta şirketlerinin yalnızca hasar ödeyen değil, hasarı önleyen bir yapıya evrildiğini söyledi. Karayel, “Corpus Sigorta olarak uzun süredir uyguladığımız önleyici sigortacılık yaklaşımı önümüzdeki dönemde daha da önem kazanacak” dedi.
Doğa Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Tümer: İklim riski sektörün önceliklerini kökten değiştiriyor

İklim değişikliğinin etkisiyle sel, taşkın, dolu ve fırtına gibi aşırı hava olaylarının hem sıklığı hem de şiddeti artarken, sigorta sektörü risk önceliklerini yeniden belirliyor. Konu hakkında değerlendirmelerde bulunan Doğa Sigorta Teknikten Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Tümer, küresel verilerin iklim kaynaklı risk artışını net biçimde ortaya koyduğunu ifade etti. Tümer, “2025 Küresel Doğal Afetler Raporu’na göre, şiddetli fırtınalar 21. yüzyılın en maliyetli sigorta riskleri haline gelmiştir. Küresel ekonomik kayıplar 260 milyar dolar olurken, sigortalı kayıplar 127 milyar dolar ile yüksek seyrini sürdürmüş ve sigortalılık oranı %49 ile tarihi zirveye ulaşmıştır. Jeopolitik dalgalanmalar küresel sıralamada ilk 10’a girerken, Türkiye’de 8. sırada yer almıştır. İklim değişikliği ve doğal afetler ise şimdiye kadarki en yüksek risk seviyelerine ulaşmıştır; bu tablo, sigorta sektörünün risk önceliklerinde yaşanan dramatik değişimi açıkça göstermektedir” dedi. İklim değişikliğinin geçici bir risk artışı değil, iş yapış biçimini kalıcı olarak dönüştüren yapısal bir unsur olduğunu vurgulayan Tümer, “Sel, taşkın, dolu ve fırtına gibi aşırı hava olayları artık daha sık ve şiddetli yaşanıyor; hasarlar daha kısa sürede, daha geniş alanlarda ve yüksek tutarlarda gerçekleşiyor dile getirdi. Dijitalleşme ve veri analitiği yatırımlarıyla risk ölçümünün ve hasar yönetiminin güçlendirildiğini belirtti.
‘PROAKTİF ROL ÜSTLENMELİ’
Önümüzdeki dönemde çoklu büyük hasar senaryoları ve poliçe yılı içinde birden fazla büyük afet olasılığı artıyor. Bu durum, risk modellemelerimizi, prim hesaplamalarımızı ve reasürans stratejilerimizi yeniden şekillendirmemizi gerektiriyor ve sigortalıların ödeyeceği primler üzerinde doğrudan etki yapıyor” dedi.
RİSK YÖNETİMİNDE ÇOK BOYUTLU YAKLAŞIM
İklim değişikliğine bağlı artan hasar frekansı ve şiddetine karşı ürün, fiyatlama, reasürans ve risk seçimi tarafında kapsamlı bir dönüşüm yaşandığını dile getiren Tümer, şu değerlendirmelerde bulundu: “Doğa Sigorta olarak, iklim Sigortalı bilinçlendirmesinin de öncelikler arasında yer aldığını vurgulayan Tümer, eğitim ve bilgilendirme kampanyaları, düzenli risk analizleri ve teşvik mekanizmalarıyla farkındalığın artırıldığını ifade etti. Sürdürülebilirlik alanında net sıfır hedefi, karbon salınımını azaltma ve yeşil yatırımların yol haritasının merkezinde yer aldığını kaydeden değişikliğine bağlı artan hasar frekansı ve şiddetine karşı çok boyutlu bir risk yönetimi anlayışı benimsiyoruz. Bu yaklaşım; ürün tasarımından fiyatlamaya, reasürans stratejilerinden risk seçimine, sigortalı bilinçlendirme ve sürdürülebilirlik aksiyonlarına kadar tüm süreçleri kapsıyor.” Ürün tarafında sel, dolu ve fırtına teminatlarının yeniden değerlendirildiğini aktaran Tümer, alt limitler, muafiyetler ve risk bazlı teminat ayrıştırmalarının uygulandığını söyledi. Yeşil sigorta ürünleri ve çevre dostu poliçelerle sürdürülebilirliğin desteklendiğini belirten Tümer, fiyatlama sürecinde ise geçmiş hasar verileri ve bölgesel risk analizlerinin yanı sıra iklim projeksiyonlarının kullanıldığını ifade etti. Reasürans tarafında artan maliyet ve kapasite kısıtları dikkate alınarak katmanlı ve sermaye koruyucu programların hayata geçirildiğini kaydeden Tümer, risk seçimi ve portföy yönetiminde yüksek riskli bölgelerde seçici underwriting ve coğrafi konsantrasyon yönetimi uygulandığını, risk azaltıcı önlemler alan sigortalılara avantaj sağlandığını Tümer, yenilenebilir enerji yatırımları, sürdürülebilir ürünler ve inovasyonlarla çevresel etkinin minimize edildiğini söyledi. Tümer, “Küreselleşen riskler ve hızla değişen iklim koşulları karşısında sigortacılığın yalnızca hasar sonrası çözüm üreten değil, riskleri önden yöneten bir rol üstlenmesi gerektiğine inanıyoruz. İklim risklerini stratejik karar alma süreçlerimizin merkezine koyuyor, ürün yapılarımızı bu yeni risk iklimine uyarlıyor ve sigortalılarımızı proaktif olarak destekliyoruz” dedi.
Artvin Çoruh Üniversitesi Doğal Afetler Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Halil Akıncı: Türkiye iklim değişikliğinin etkilerine karşı en açık coğrafyalardan biri

İklim değişikliğiyle birlikte sel, taşkın ve orman yangınları gibi afetlerin hem sıklığı hem de ekonomik etkisi artarken, bilim dünyası bu tabloyu ‘yeni normal’ olarak tanımlıyor. Artvin Çoruh Üniversitesi Doğal Afetler Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Halil Akıncı, küresel verilerin iklim risklerindeki yapısal artışı net biçimde ortaya koyduğunu belirterek, risk yönetimi ve sigorta süreçlerinde modelleme temelli bir dönüşümün kaçınılmaz olduğunu söyledi.
‘EKSTREM OLAYLAR YENİ NORMAL’
Türkiye’nin iklim değişikliğinin etkilerine karşı en hassas coğrafyalardan biri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Akıncı, son yıllarda mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıkların, artan orman yangınlarının ve değişen yağış rejimlerinin risk profilini kalıcı biçimde dönüştürdüğünü söyledi. Şubat 2026’da Mersin, Aydın, Muğla ve Antalya’da yaşanan seller ile Nisan 2025’te 2 milyar dolar ekonomik kayıp yaratan zirai don felaketinin bu kırılganlığı ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Akıncı, “Ekstrem olayların sıklığı ve şiddeti artarak devam edecek gibi görünüyor. Bu durum, sigorta sektörü açısından risk modellerinin geçmiş hasar verilerine değil, gelecek senaryolarına dayandırılması gerektiğini gösteriyor” dedi.
‘MODELLEME KARAR DESTEK MEKANİZMASI OLMALI’
İklim modellemelerinin yalnızca akademik bir çalışma alanı değil, doğrudan karar süreçlerini besleyen bir araç olması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Halil Akıncı, kamu otoriteleri, yerel yönetimler, iş dünyası ve sigorta sektörünün bu çıktıları etkin biçimde kullanmasının zorunlu olduğunu dile getirdi. “Yüksek çözünürlüklü ve bilimsel metriklerle doğrulanmış model çıktıları; kentsel planlama, altyapı yatırımları, yatırım kararları ve sigorta süreçlerine entegre edilmeli” diyen Prof. Dr. Akıncı, özellikle riskin doğru İklim değişikliğinin etkilerine karşı en hassas coğrafyalardan biri olan Türkiye, bu küresel tablodan bağımsız değildir. belirtti. Mevcut gidişatın sürmesi halinde Türkiye açısından 3 temel riskin öne çıkacağını ifade eden Prof. Dr. Halil Akıncı, bunları kuraklık, büyük ölçekli sel felaketleri ve orman yangınları olarak sıraladı. Artan sıcaklıkların tarımsal üretimi tehdit ederek gıda güvenliği üzerinde baskı oluşturacağını belirten Prof. fiyatlanması, poliçe kabul kriterleri ve reasürans stratejileri açısından bu entegrasyonun kritik olduğunu söyledi. Ancak mevcut tabloda entegrasyonun istenen düzeyde olmadığını ifade eden Prof. Dr. Halil Akıncı, birçok belediyenin taşkın riski yüksek alanlarda yapılaşmaya izin verdiğini, altyapı güzergâhları belirlenirken afet risklerinin yeterince dikkate alınmadığını kaydetti. İş dünyasında ise iklim modellemelerinin çoğunlukla sürdürülebilirlik raporları çerçevesinde ele alındığını, yatırım kararlarında belirleyici bir unsur haline gelmediğini Dr. Akıncı, değişen yağış rejimlerinin büyük ölçekli sel riskini artırabileceğini söyledi. Akdeniz ve Ege bölgelerinde yangın sezonunun uzamasının ise orman ekosistemleri kadar kırsal yerleşimler ve turizm tesisleri için de daha büyük tehdit anlamına geldiğini dile getirdi. “Orta ve uzun vadede kayıpların azaltılması için toplumsal farkındalığın artırılması gerekiyor” diyen Prof. Dr. Akıncı, stratejik tarım ürünlerinin gelecekteki iklim projeksiyonlarına göre planlanmasının önemine dikkat çekti. Kentlerde betonlaşmanın azaltılması ve geçirgen yüzeylerin artırılmasının ani sellerin etkisini sınırlayabileceğini belirten Prof. Dr. Akıncı, sigorta tarafında ise iklim teminatlarının yaygınlaştırılmasının ve mevcut zorunlu sigorta sistemlerinin kapsamının genişletilmesinin önem taşıdığını ifade etti
