İklim değişikliği korkutuyor; tek hedef yıkıcı etkilerini azaltmak
Birleşmiş Milletler 26. İklim Değişikliği Konferansın’da iklim değişikliğinin artık durdurulamaz noktaya geldiği vurgulandı. Bundan sonraki amacın, yıkıcı etkileri azaltmak için sıcaklık artışını 1.5 derece ile sınırlandırmak olduğu belirtildi.
Geçtiğimiz ay İskoçya’nın Glasgow kentinde gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler (BM) 26. İklim Değişikliği Konferansı’na (COP26) katılan ülkeler, iklim krizine karşı alınacak önlemleri ve ulaşılması gereken hedefleri içeren anlaşmayı imzaladı. Buna göre, iklim kriziyle ilgili deklarasyon veya anlaşmalarda ilk kez, kömür ve fosil yakıtların aşamalı olarak kaldırılması gerektiğinden açıkça bahsediliyor. Çevrecilere göre, bu madde COP26’nın en önemli kazanımlarından biri oldu.
Anlaşmada, kömürün aşamalı olarak azaltılması, emisyon azaltma planlarının düzenli olarak kontrol edilmesi ve gelişmekte olan ülkelere daha fazla finansal destek sunulması gibi önemli kararlar alındı. 2050’ye kadar net-sıfır karbon emisyonu hedefine ulaşılması ve sıcaklık artışının 1.5 derecede tutulması amaçlanıyor. Konferansı öne çıkan notlarından biri de şuydu: Sıcaklık artışını engellemek artık mümkün değil. Mevcut şartlarda iklimin değişikliğinin başladığını, ancak yıkıcı etkilerini azaltmanın mümkün olduğu vurgulanan konferansta iklim değişikliğinden yoğunlukla etkilenen ülkeleri ve ekosistemleri korumak ve eski haline getirmek için bir dizi önlem paylaşıldı.
● Su taşkınlarının zararını en aza indirmek için duvarlar inşaa etmek.
● Can kayıplarını engellemek için uyarı sistemleri kurmak.
● Evlerin zarar görmesini önlemek için yeni altyapı sistemlerini kurmak.
● Geçim kaynaklarının sürdürülebilir olması için tarımı daha dayanıklı hale getirmek.
● Bütün bunları gerçekleştirebilmek için ülkeler ve sektörler birlikte çalışmalı.
Hedeflere ulaşmak için ilk olarak kömürden çıkış sürecinin hızlandırılması gerektiğinin altı çizildi. Özellikle gelişmiş ülkelerin kömürden elde edilen enerjiyi hızla devreden çıkarması gerektiği vurgulandı. Anlaşmaya göre, BM’ye üye tüm ülkeler kömürle çalışan yeni elektrik santrali inşa etmemeli veya finansal destek sağlamamalı. Deklarasyon’a taraf olan gelişmiş ülkeler, 2030’a kadar, gelişmekte olan ülkeler 2040 yılında kömürden çıkışı taahhüdü veriyor. Türkiye henüz bu maddeye taraf olmadı. Türkiye’de 51 kömür ve linyit yakıtlı termik santrali devrede, aktif olarak çalışıyor. Beş termik santral lisans aşamasında, 15 tane termik santral de yapım ya da planlama aşamasında.
Net-sıfır karbon emisyonu ve sıcaklık artışını 1.5 derecede tutma hedefi için, ormansızlaşmayı durdurmanın önemi vurgulandı. “Ormanlar ve Arazi Kullanımı Üzerine Glasgow Liderler Deklarasyonu” aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 133 ülke tarafından imzalandı. Ülkeler, kapsayıcı bir kırsal dönüşümü desteklemeyi, 2030 yılına kadar orman kaybını durdurmayı ve bu durumu tersine çevirmek için birlikte çalışma taahhüt etti.
Dünya Kaynakları Enstitüsü’ne (WRI) göre, karbondioksit emisyonlarının %30’unu emmesi sebebiyle ormanlar çok önemli bir yer tutuyor. Ormansızlaşma, iki yönlü risk barındırıyor. Ormansızlaşma sebebiyle hem doğal karbon yutağında azalma meydana geliyor hem de ormanlarda depolanan karbon, ağaçların ölmesiyle salındığı için emisyon artışına sebep oluyor. WRI’ın ormansızlaşma izleme girişimi Global Forest Watch’a göre, 2020’de küresel boyutta 258 bin kilometrekare orman kaybedildi.
Birleşik Krallık, son benzinli araç satışları için son tarih olarak 2040’ı önerdi ve otomobil pazar temsilcileri ile ilgili bakanları bir araya getiren bir komisyon kurdu. Ortaya çıkan deklarasyona göre liderlik eden piyasalarda 2035 yılına kadar, tüm dünyada ise 2040 yılına kadar birinci el otomobil ve kamyonet satışlarında, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 100’den fazla ülke elektrikli ya da sıfır emisyonlu araçlara geçmeyi taahhüt etti.
Geçen sene 4 milyonu Avrupa’da olmak üzere 7.5 milyona yakın elektrikli otomobil satışı gerçekleşti. Türkiye’de bu rakam ise 6 bin kadar.
Rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir enerji kapasite ve depolama yatırımlarını artırmayı hedefleyen ‘Ortak Güneş Deklarasyonu’ COP26’da imzalanan önemli maddelerden biri. Ülkeler arası enerji iletim hatları ve teknoloji anlaşmaları ile entegre bir sistemin kurulması hedefleniyor. Milyarlarca çatı üstü güneş enerji sistemini, rüzgar türbinlerini ve enerji depolama sistemlerinin, sınır ötesi düzeyde bir arada çalışması amaçlanıyor. Bu deklarasyonu 80’den fazla ülke destekliyor, gelişmiş ülkeler kırılgan topluluklara destek olacağını, bu konuda eksiği olan bölgelerle enerji paylaşımı yapacağını ve yatırımları artırarak yeşil enerji alanında istihdamı yükselteceğini taahhüt ediyor.
Konferansta, doğa olmadan küresel ısınmayı 1.5 derece ile sınırlandırmanın mümkün olmadığı vurgulandı. Ormanları ve diğer ekosistemleri korumak için uluslararası ticareti yapılan tarımsal ürünlerin en büyük üretici ve tüketicilerini bir araya gelerek iklim değişikliğine karşı çözüm arayışlarına gidildi. Özellikle palm yağı, soya, kakao, sığır eti ve kereste gibi alanlarda üretici ile tüketici arasında yapılacak anlaşmalar iklim krizine karşı büyük bir kazanım olabilir.
Yapılan toplantılarda bağlayıcılığı olmayan bazı anlaşmalar ortaya çıktı; ticaret ve pazarı geliştirme, küçük çiftçi desteği, izlenebilirlik, şeffaflık ve inovasyon gibi tavsiyeler ön planda yer aldı. Geçim kaynaklarını korumak ve yerel toplulukları desteklemek için iklim eylem planlarına doğanın ve ekosistemlerin korunması, muhafazası ve restorasyonu gibi maddeler eklendi.
Ülkelerin gıda ve tarıma desteğini yeniden düzenlemek, adil bir kırsal geçişi mümkün kılmak için küresel bir girişim başlatıldı. 2030 yılına kadar gıda sistemlerdeki dönüşümü gerçekleştirmek için 100 milyon çiftçiye ulaşma hedefi koyuldu. Bu kapsamda 38.5 milyon sterlinlik bir finansmana sahip olan Uluslararası Tarımsal Araştırma Danışma Grubu şunları gerçekleştirmesi bekleniyor:
● Sıcaklığa, kuraklığı ve sele karşı dayanıklı ve daha yüksek seviyede mikro besin içeren mahsul çeşitliliği, ● Daha üretken, sürdürülebilir ve iklime dayanıklı tarımsal uygulamalar,
● Hayvan yetiştiriciliğinin karşılaştığı riskleri azaltan yeni modeller ve yönetim araçları,
● Sürüleriyle birlikte hareket eden göçebe insanları desteklemek ve geniş bitki çeşidine sahip açık arazilerde hayvancılık,
● Kuduz, kuş gribi, domuz gribi, deli dana hastalığı gibi hayvandan insana ya da insandan hayvana geçen hastalıklar için risk yönetimi,
● Antimikrobiyal direnç gibi tehditlere karşı yeni yöntemler,
● Yoksul çiftçilerin pazarlara erişmesi, risklerinin azaltılması ve gelirlerinin artması için teknolojiyi kullanmalarına yardımcı olacak politikalar.
COP26’da öne çıkan önerilerden biri de altyapı, uyarı sistemleri, tarım ile ev ve işyerleri için alınması gereken önlemlerde hükümet, iş dünyası ve sivil toplumun beraber çalışması. Yapılan araştırmalar, altyapının tüm sera gazı emisyonlarının %79’undan sorumlu olduğunu gösteriyor. Çok ciddi bir rakam. Altyapı sistemlerinin değişmesi ile birlikte iklim krizinde hedeflenen 1.5 derecelik sıcaklık artışına ulaşmak mümkün. Ancak hükümetlerin önünde maliyet problemi bulunuyor. Altyapıyı, iklim değişikliğine uygun bir hale getirmek toplam maliyetin %88’i kadarı olacak. Bununla birlikte Birleşmiş Milletler’in 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefine ulaşmak için de altyapı değişikliğinin büyük bir önemi bulunuyor. Konferansın içinde yer alan tüm konuşmalarda iklim değişikliğinin başladığı, bunun etkilerini görmeye başladığımız vurgulandı. Maddi zararı ve hayati kayıpları en aza indirmek için erken uyarı sistemlerinin kurulması gerektiği belirtiliyor. Her bölgenin doğa olaylarına karşı farklı riskleri bulunuyor. Kimi bölgeler ciddi sel riski altındayken, bazı bölgeler yüksek sıcaklık ya da şiddetli rüzgarlardan etkilenebilir. Bu sebeple her bölgenin kendine uygun yerel uyarı sistemlerini geliştirmesi, toplantıda öne çıkan hususlardan birisiydi.
