“Hemşehrim”
Günlük yaşamda ne sık yaşanıyor değil mi, yeni birisi ile tanışıldığında “Nerelisin hemşerim?” sorusu.
Annem, babam, onların anneleri babaları hep İstanbul doğumlu; daha geriye gidildiğinde tabii İstanbul dışında doğmuş olanlar var ama bu soru bana sorulduğunda yanıtım hep “İstanbulluyum”. Sonra gelen ikinci soru olan “Peki ama aslen nerelisin?” sorusuna da “İstanbulluyum” diyorum hep. İstanbullu olmanın bir ayrıcalık olmasından ya da böyle hissettiğim/hissettirmek istediğim için değil konuşmaya bu açıdan girmemek için kapatıyorum bütün ortak nokta arayışlarını hemşehrilik üzerinden. Bu arada ben de zaman zaman ortak nokta arayan biriyim, özellikle de iş yaşamında faydası olduğunu da düşünüyorum bunun ama herhangi bir ilişkinin kütüğe kayıtlı olunan il, sahip olunan varlıklar, tutulan takım, unvanlar ve hatta burçlar vs üzerinden başlamaması gerektiğine inanıyorum.
Bu yüzden bir zamanlar üst yöneticisi olduğum şirkette bir fantezi peşinde koşup tüm çalışanların unvanlarını kaldırmıştım, “Sizi kartvizitte yazanla değil duruş ve sözlerinizle tartsınlar, yetkiniz ve birikiminiz yapabildiklerinizden anlaşılsın” diye. Etiketlerin gereğinden fazla önemsendiği bir coğrafyadayız. Bu etiketleri kartvizitlere, araba camlarına, bina cephelerine, kapı & pencerelere, hatta giydiğimiz giysilere ekliyoruz. Tabii etiket algısının alıcısı olduğu için oluyor bu. Aynı restorana iki farklı araç ile gittiğinde kapıda gördüğün karşılama farklı oluyor, bu yüzden telefon dolandırıcılığı girişimleri hep ‘önemli yerlerden arıyoruz’ giriş cümleleri ile yapılıyor, bu sayede herhangi bir yerden daha kolay randevu alınabiliyor. Yıllar içinde olumlu denebilecek gelişmeler de olmuyor değil.
Özellikle tasarım, trend odaklı ürünleri bugün herkes kullanabiliyor. Bu yüzden de sahibinin kim olduğunu ilk anda anlamak zorlaşıyor. Benzer şekilde uzaktan çalışma, serbest kıyafet vs gibi değişimler ile bireyler görece homojenleşiyor. Ama “sen benim kim olduğumu biliyor musun?” sorusu hala ortalıkta, “ye kürküm ye” her daim iş yapıyor. Tabii bu son örnekler “nerelisin hemşehrim”e göre çok daha sorunlu durumlar çünkü “nerelisin?”de çoğu zaman masumca bir bağ kurma, bir ortak konu veya tanışlık arayışı olabilse de diğerlerinde doğrudan güç gösterisi ve hızlı sonuç alma arayışı var. Peki, güç gösterisi veya hızlı sonuç alma arayışı nereden çıkıyor?
Kanımca bu da ya normal yollardan gidilse sonuç almanın çok zaman alacağı, ya da bu konuyu ancak güç/fors çözer düşünceleri. Bence insanları değerlendirmek, sonrasında da yakınlaşma olur mu kararı vermek için konuşmak ve izlemek yeterli. Söyledikleri doğru ve tutarlı mı? İfadelerinde yanıltıcı ve yönlendirici söylemler var mı? Doğal olarak gelişmesi gereken bir güzergah yerine önceden saptanmış bir kavşağa mı gidiyor konuşma gibi noktalara dikkat etmek lazım.
Tabii tüm bunlar yaşanırken karşınızdaki kişinin bakışları, ses tonu, mimikleri, el kol hareketleri de önemli ip uçları. İnsanların yakınlaşmak için ortak noktalar aramaya çalışması, bu ortak noktalardan kısa veya uzun süreli dostluk veya iş birliği çıkarma çabaları anlaşılabilir şeyler. Ama öte yandan hiç ortak noktası olmayan insanların çok sağlıklı ilişkiler kurması da sıkça yaşanan durumlar. Tıpkı üzerinde hiçbir etiket, hiçbir tanımlayıcı gösterge olmayan insanların karşısındaki için yaşam döngüsünü değiştiren kişiler haline gelmesi gibi.
Görüşmek üzere..
