Hazan ve hüzün üzerine
Güftesi ve bestesi Şekip Ayhan Özışık’a ait nihavend şarkı şöyle başlıyor;
Yine hazan mevsimi geldi,
Yine yapraklar rüzgarların peşi sıra gidecek.
Evet, yine geldi sonbahar.
Paldır küldür, hiç izin falan almadan.
Ne diyordu Murathan Mungan?
Bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan,
Oysa yapacak ne çok şey vardı ve ne kadar az zaman.
İnsan en çok Eylül’de anlıyor şairin ne demek istediğini.
Yapılacaklar hep çok büyük, üstelik çok fazla ama zaman hep aceleci.
Sabun köpüğü gibi kayıp gidiyor avuçlarımızın arasından.
Sonra bir bakıyoruz yapamadıklarımız değil, ertelediklerimiz yoruyor bizi.
Belki de mesele hepsini yapmak değil; azalan zaman içine çok anlam sığdırabilmek. Onun içinde sanatçı olmak lazım.
Beni fersah, fersah aşar.
Ben yine sanatçının, Murathan Mungan’ın duygularıyla devam edeyim.
Mungan için Eylül hep geç kalmışlık, biten bir yaz, yetişememe demek.
“Eylül bitiyor sevgilim Uzun Eylül’ü ömrümüzün Bir kitap gibi bitiyor.”
Cemal Süreya’nın, “Sonbahar sanattır, diğerleri mevsim” dediği kadar romantik değil; daha hüzünlü ve biraz da acıtıcı.
Evet, Eylül bir sanattır. Yaz gibi bağırmaz, kış gibi küstürmez. Ne yaprağın tam yeşil, ne de tam sarı olduğu bir arada kalmışlık…
Tam bir renk cümbüşü. İşte sanatın başladığı ve zirve yaptığı ay. Onun için diğerleri sadece mevsim, eylül ise tam bir ruh hali. Hazan ve hüzün mevsimi…
O da gelip geçiyor. Bakalım Turgut Uyar ne demiş bu işe. Eylül toparlandı gitti işte, Ekim falan de gider bu gidişle Yapacak fazla bir şey yok. Şimdi de, güftesi Enis Behiç Koryürek’e, bestesi Erol Sayan’a ait şarkıya kulak verelim.
Geçsin günler, haftalar,
Aylar, mevsimler, yıllar.
Zaman sanki bir rüzgâr
Ve bir su gibi aksın…
Geçsin de, biz geçmeyelim kendimizden.
Herşeyi oluruna bırakalım.
Şimdi Ekim’e bakma zamanı.
Artık ne olursa Ekime…
Hepinize iyi bir kış geçirmenizi temenni ediyorum
