Gıda sektöründe riskler artarken risk yönetimine güven azalıyor
Willis Towers Watson’ın (WTW) 2026 Küresel Gıda, İçecek ve Tarım Risk Raporu, gıda güvenliği, tedarik zinciri kesintileri ve iklim kaynaklı risklerin sektör üzerindeki baskısını artırdığını ortaya koyuyor. Araştırmaya göre şirketlerin risk yönetimine duyduğu güven son 3 yılda belirgin şekilde gerilerken, operasyonel dayanıklılık ve iş sürekliliği yatırımları ön plana çıkıyor.
Willis Towers Watson. (WTW) bünyesinde faaliyet gösteren Willis Araştırma Ağı’nın yayımladığı Küresel Gıda, İçecek ve Tarım Risk Raporu 2026, sektörün giderek daha karmaşık ve öngörülemez bir risk ortamıyla karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmaya göre gıda güvenliği, tedarik zinciri kesintileri, siber tehditler, jeopolitik gerilimler ve iklim kaynaklı riskler ön plana çıkarken, şirketlerin risklerini yönetme konusundaki güveni de önemli ölçüde geriliyor.
Rapora göre şirketlerin %45’i gıda güvenliği ve sağlık konularını en önemli riskler arasında gösteriyor. Bu oran 2024 yılında %29 seviyesindeydi. Araştırma, özellikle ultra işlenmiş gıdalara yönelik artan incelemeler ve sağlık temelli dava süreçlerinin sektör üzerindeki baskıyı artırdığına işaret ediyor.
Tedarik zinciri riskleri de yükselişini sürdürüyor. Katılımcıların %44’ü tedarik zinciri kaynaklı risklerden endişe duyduğunu belirtirken, bu oran 2024 yılında yüzde 40 olarak ölçülmüştü. Jeopolitik belirsizlikler, ticaret gerilimleri ve küresel operasyonlarda yaşanan aksaklıklar, şirketlerin tedarik ağlarındaki kırılganlıkları daha görünür hale getiriyor.
Araştırmanın dikkat çeken bulgularından biri de risk yönetimine duyulan güvenin düşmesi oldu. Şirketlerin yalnızca %62’si risklerini kontrol altında tuttuğunu düşünürken, bu oran 2024’te %75, 2023’te ise %89 seviyesindeydi. Araştırmaya katılan yöneticiler, mevcut risk ortamının daha karmaşık hale geldiğini, yeterli araçlara ve yönetim kurulu desteğine her zaman sahip olmadıklarını ifade etti.
Buna karşılık olarak gıda, içecek ve tarım sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin dayanıklılık kapasitesini artırmaya yönelik adımlar attığı görülüyor. Şirketlerin %83’ü resmi iş sürekliliği planlarına sahip olduğunu belirtirken, bu oran önceki araştırmada %78 olarak kaydedilmişti. Kuruluşlar, olası kesintilere karşı hazırlıklarını güçlendirmeye ve operasyonel dayanıklılıklarını artırmaya odaklanıyor.
Rapor, çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) risklerinin önemini koruduğunu da ortaya koyuyor. Katılımcıların %84’ü önümüzdeki iki yıl içinde ESG risklerinin yönetimini öncelikli alanlardan biri olarak görüyor. Artan kuraklıklar, seller, su stresi ve arazi bozulması gibi iklim kaynaklı etkiler, özellikle tarım ve gıda üreticileri açısından kritik risk unsurları olarak öne çıkıyor.
Öte yandan şirketler, artan yaşam maliyetleri ve yükselen girdi fiyatları karşısında tüketicilerin beklentilerine yanıt verebilmek için daha uygun fiyatlı ve yüksek değer sunan ürünlere yöneliyor. Araştırmaya katılan şirketlerin yüzde 52’si, “fiyat-performans” odaklı ürünleri önemli bir büyüme fırsatı olarak değerlendiriyor.
Willis Küresel Gıda, İçecek ve Tarım Lideri Simon Lusher, sektörün her geçen yıl daha karmaşık ve daha az öngörülebilir hale gelen bir risk ortamında faaliyet gösterdiğini belirterek, şirketlerin bu süreçte dayanıklılıklarını güçlendirmeye ve değer yaratmaya odaklandığını ifade etti. Rapora göre önümüzdeki dönemde başarılı olacak kuruluşlar; risk yönetimi, iş sürekliliği ve operasyonel dayanıklılık alanlarında yatırımlarını artıran, aynı zamanda tüketicilerin güvenlik, şeffaflık ve uygun fiyat beklentilerine hızlı yanıt verebilen şirketler olacak.
