Garanti

Dün dördüncü aşımızı da olduk.

İkisi Sinovac, ikisi Biontech olmak üzere aşılarımız tamamlandı. Geçen yazıda bahsettiğim aşılama duta benzemesek bile, arazi vitesli 4X4 Jeep’e döndük. Artık araziye çıkabiliriz. Bilim adamlarının söylediğine göre artık koruma altındayız. Bir nevi garanti yani…

Hiç birimiz yarınımızın ne olacağını bilmiyoruz. Doğduğumuzda bize garanti edilen tek bir şey var; o da ölüm. Öleceğimiz garanti… Günü gelince, bize garanti edilen ölüm tecelli ediyor ve tedavülden kalkıyoruz. Bazen teker teker; bazen yaşadığımız şu pandemi döneminde olduğu gibi hep beraber.

Ne demişti şair;

Büyükbabam, babam, ben,

küçük oğlan, kız damat,

Gelişimiz teker tekerdi,

gidişimiz cümbür cemaat.

İster teker teker, ister cümbür cemaat; ölüm hepimiz için garanti…

Yazı giderek karamsar bir boyut kazanıyor, Karadenizli dostlarımızın izniyle bir fıkrayı hatırlatıp havayı biraz yumuşatalım. Temel saat çalarken yakalanmış, mahkemeye çıkarmışlar; hakim dosyayı inceledikten sonra kararını vermiş: iki yıl hapis. Temel “Hakim Bey, ben zaten iki yıl olduğunu biliyurdum” demiş. Hakim “Oğlum iki yıl olduğunu nereden biliyordun?” diye sorunca, Temel basmış cevabı; “Saatin arkasına yazaydi hakim bey, iki yıl karanti diye.”

Dönelim konumuza, neticede ölüm hepimiz için garanti ve garanti süremiz yaklaşıyor.

Bu yıl ailelerimizden, yakın çevremizden, meslektaşlarımızdan garanti süresini dolduranların sayısı maalesef çok oldu. Aileden kayıplar, yakın çevreden kayıplar elbette bu acıyı yaşayanları etkiledi. Yıllardır aynı sektörde iyi günleri, kötü günleri paylaştığımız meslektaşlarımızın kaybı ise bizleri derin üzüntülere boğdu.

Bu dönemde kaybettiklerimizi isim isim saymak istemiyorum, pandemi nedeniyle bir çoğunun uğurlama merasimine katılım maalesef çok azdı. Bir çoğunu çok az bir cemaatla uğurladık. Bizden önceki nesli temsil eden büyüklerimizi maaalesef kaybediyoruz. Sıra bizim nesile geliyor, miad doluyor, tedavüldenden kalkıyoruz.

Son kaybımız maalesef Ergin Gediz Ağabeyim oldu. 40 yılı aşan dostluğumuzun belli bir süresini Türk Sigorta Enstitüsü Vakfında aynı çatı altında geçirdik. Çok özelliği olan nevi şahsına münhasır ağabeyimin kaybından dolayı çok müteessirim. Mesleki bilgisi, sosyal yapısı, hayata hep olumlu bakış açısı, espritüel anlayışı ile hepimize örnek oldu.

Hayat bir sınav, hepimiz bir sınavdan geçiyoruz ve bu günlerde sınav iyice zorlaştı. Ne diyor Cahit Sıtkı Tarancı 35 Yaş şiirinde;

Su insanı boğar, ateş yakarmış!

Her doğan günün bir dert olduğunu,

İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

Neylersin ölüm herkesin başında.

Uyudun uyanamadın olacak.

Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?

Bir namazlık saltanatın olacak,

Taht misali o musalla taşında.

Su ve ateşin sınavını son günlerde ağır bir şekilde vermeye çalıştık ama daha önce meçhule giden büyüklerimizin birçoğuna yapamadığımız gibi Ergin Ağabey’e karşı son görevin yapılmasında da maalesef meslektaşları olarak sınıfta kaldık.

Son saltanatında yüzlerce seveninin dışında sektörden sadece dört kişi vardı…

Ne diyeyim, ölüm hak ve mutlak, bizim de garanti süremiz bir gün sona erecek.

Allah Ergin Ağabeyimize rahmet eylesin, nurlar içinde yatsın. Unutmayalım ki hiçbir şey ölmez, her şey yaşar.

İstanbul, 23 Ağustos 2021