Fosil out, şarj in!

BU yılın başından beri aracımı değiştirmek istiyordum. Bütçe kıstasları en önemli konu ama en az o kadar önemli ve kritik bir karar da vardı beni bekleyen: Fosil yakıtlı mı elektrikli mi?
Elektrikli araç kullananlar var çok yakınımda. Son aylarda hepsinin başını ağrıttım sıkça: “Ne sıklıkla uzun yol yapıyorsun, hangi güzergahlar bunlar ve o güzergahlarda herhangi bir sıkıntı yaşadın mı?” türünden konularda bilgilenmek ve aslında ikna olmak için.
Olumsuz bir geri dönüş almadım neredeyse. Ama bununla da yetinmeyip Youtube’da belki 50-60 tane elektrikli araç videosu izledim.
Tatiller ve yolculuklar dışında günlük azami kullanımım 150 km, o da senede 10-15 gün azami. Bunun dışında günlük kullanımım 15-20 km’yi geçmiyor. Üstelik bunun büyük kısmı da hız yapılmayacak kısa mesafeler.
Evdeki diğer aracımız da elektrikli ve kendimize ait bir şarj cihazımız da olunca en sonunda geçen ay başı bir gecede karar verip benzini bırakıp elektriğe geçtim.
Aracı Temmuz başında teslim aldım. 3 hafta kadar şehir içi kullandıktan sonra benim için asıl test olan Bodrum yolculuğuna geldi sıra. Elektrikli araçlar için düzinelerce şarj şirketi var, hepsinin farklı şarj fiyatlamaları ve hemen hepsinin akıllı telefonlar için uygulamaları var. Bu firmaların yanında bir de yol programı yapan, güzergahtaki şarj cihazlarının yerini haritada gösteren üçüncü taraf uygulamaları da bulunmakta. Üstelik hemen hepsinde şarj cihazlarının anlık kullanımlarını, şarjdaki araçların dolum bilgileri filan da bulunmakta.
Ben önceki gece aracımın bataryasını doldurdum evde. Kullanımıma göre bir şarj planlaması yaptım. Evden Balıkesir’e kadar durmadan gideceğim, orada bir şarj yapıp ikinci ve son şarjımı da Söke’de yapıp Bodrum’a gireceğim.
Aynen öyle de oldu. Hatta Söke’deki şarjım ile 1 haftalık Bodrum kullanımı da çıktı aradan.
Dönüş ise daha zor oldu. O güzergahı kullanan hemen herkes gidişin daha kolay olduğunu ama dönüşte kuyruklar, beklemeler olacağını söylüyordu. Tam da bu oldu.
Bodrum’dan tam şarj ile çıkıp yine Söke’de durduk ama bu sefer tüm cihazlar doluydu. 10-15 dk’lık bir beklemeden sonra şarjı yapıp yola koyulduk. Gelişte yaptığımız gibi yine Balıkesir’e kadar gidebilirdik ama hem ısınan hava (klima), hem de dönüşte daha hızlı gitmemiz nedeniyle bu kez Manisa’yı hedefledik. Manisa’daki Oksijen’de bulunan tek tük cihazlarda uzun kuyruklar vardı. Akhisar’a devam etme kararı aldık. Orada Manisa’nin birkaç misli cihaz olsa da bekleyen kuyruk en az 3-4 katıydı ve otobandan çıkıp Akhisar’ın içinde başka bir yerde şarjımızı yaptık.
Gidişte 2 olan şarj molası dönüşte 3 oldu, son şarjı Gölcük’te yaptık ve %50’nin üstünde bir doluluk ile İstanbul’a döndük.
Son olarak da birkaç gözlemim:

  • Şarj cihazlarında kalabalık var ama akaryakıt pompalarında da en az o kadar kalabalık var, üstelik akaryakıt pompalarında sıraya girme, hak yememe, sıradakileri bekletmeme anlamında çok daha büyük bir kaos var,
  • Kullanım şeklinize göre, hele de ev ya da işyerinizde şarj cihanız varsa elektrikli araç mükemmel bir çözüm,
  • Üstelik de akaryakıta göre bayağı ucuz, son yolculukta yaptığım elektrik harcaması akaryakıtın %40’ı, eğer sadece evde şarj ile kullanırsam bu oran %15-%20’lere düşüyor,
  • Elektrikli araç sahiplerinin kolektif yaşama uyumu, birbirleri ile yardımlaşmaları ve iş birliği refleksleri toplum ortalamasının epey üstünde.
    Evet o bataryalar üretilirken tüketilen enerji, batarya ömrü bitince ne olacağı, sürekli menzil gözlemek ve şarj planı yapmak gibi konular var ama günün sonunda yılda en az 35-40 kez benzin istasyonuna uğramak zorunluluğundan kurtarması bile büyük bir fayda benim için. Sağladığı tüketim avantajı ve minimize olan bakım masrafları da cabası…
    Görüşmek üzere,

Yorum yazın