Filtreler
GEÇENLERDE severek izlediğim bir yazarın şöyle bir ifadesine rastladım: ‘Filtre denilince hepimizin aklına Instagram filtresi geliyor ama insanların kendilerine uyguladığı filtreler çok eskidir ve bunlar gerçek hayatın içindeki gündelik filtrelerdir.”
Oldum olası dobra bir insan olamadım ben (zira bana göre patavatsızlık ile eşdeğer kullanılan bir tanım bu), hep kelimeler beynimde hizalanır, sıraya geçer, elenir, karşı tarafı çok kırmayacak bir RTÜK’e tabi olur, yürekten geçer ve sonra dile dökülür ve aynen davranışlarım da böyledir. Yani buna bir filtreleme denilirse ben buna çok karşı değilim. Yani söylemek istediğim şeyi ifade ederim ama öyle damdan düşercesine değil, paldır küldür hiç değil, dobra dobra değil ve karşımdaki kişiyi kötü hissettirecek asla değil, ama hatalı ise hatasını anlatacak kadar net, ama kalbini kırmayacak kadar hassas ve duyarlı. Her zaman aynı dengeyi tutturabiliyor muyum onu bilemem ama iletişimdeki dikkatim ağırlıklı bu yöndedir. Şimdi buna bazı kişiler ne gerek var bu kadar filtreye diyebilir, ama işte bunu Instagram filtresi ile karıştıran ruhlar FAKE olarak algılayabiliyor, oysaki bu bir zarafettir, nezakettir, usuldür. Nasıl ki güzel bir şarkının melodisinde tüm notalar olması gerektiği yerdedir ve her müzik aleti olması gerektiği yerde ses çıkartırken melodi güzelleşir ve öylesine çıkartılan ses bir kakofoni oluşturur, işte kelimeler de insanların melodisidir bana göre. Ve sözler asla uçup gitmez, büyüdür, büyülüdür.
Günümüzde dış güzelliğin tanımı Instagram filtreleriyle şekilleniyor maalesef. Öyle ki, kadınların %48’i ciltlerini daha pürüzsüz göstermek için, %42’si daha canlı bir cilt için ve %36’sı daha güzel görünmek için Instagram’ın filtrelerine sığınıyormuş.
Şimdilerde İngiltere’de bir parlamento üyesi gerçek dışı düzenlenmiş fotoğraflar hakkında bir yasa teklifi hazırlamış. Yasa teklifinin sebebi olarak da “Instagram’daki üstünde oynanmış fotoğrafların ruh sağlığı konusunda büyük problemlere sebebiyet verdiği, sebebinin de yarattıkları çarpık güzellik anlayışı olduğu” açıklanmış.
Mesela pürüzsüz bir cilt, kemiksiz küçük burun, kemikli keskin hatlı yüz, dolgun dudak, ince bir beden gibi istekler fütursuzca filtreler ile mümkün olabiliyor. Yani normal olana değil gerçek olmayana karşı beklentiler artıyor ve insanlara ‘mükemmeliyetçi’ bakış açısını diretiyor. Sosyal medyanın güzellik standartlarının oluşturduğu bu baskı, kişileri dış görünümlerini değiştirmeye iterken bir yandan da ruh sağlığını bozuyor. Bireyler, yüzlerini ve bedenlerini bu filtreler ile kusursuz gördükten sonra aynada gördüğü kişiyi beğenmiyor ve ortaya beden algısı bozukluğu çıkıyor. Beden algı bozukluğu, kişilerin vücutlarında kusur olmamasına veya ufak bir kusur olmasına rağmen, bu kusurları zihinlerinde büyüterek çok çirkin veya kötü göründüklerini düşünmelerine ve devamlı olarak bunu düşünmelerine uğraşmalarına neden olan psikolojik bir rahatsızlıktır.
Oysa yüz yüze iletişimde uyguladığımız masum ve etkili iletişim filtreleri hepimizin hayatını güzelleştiriyor, Ruh güzelliği sanal olarak değil, gayet gerçek ve kalpten yapıldığında DEEP FAKE olmaktan çıkıyor ve tüm dünyayı güzelleştiriyor.
Kelimelerin gücünü somutlaştıran önemli bir deney İkea tarafından sosyal sorumluluk kapsamında bitkilerle yapılıyor. İkea, bitkilerin de insanlarla aynı duygulara sahip olduğu hipotezinden yola çıkarak kendi mağazasındaki aynı iki bitkiyi denek olarak seçiyor. Bitkiler bir okulda, okulun girişine konuyor ve iki bitki yan yana yerleştiriliyor. Öğrencilerden olumlu sözlerin, iltifatların, övgülerin yer aldığı ses kayıtları alınıyor.
Başka bir ses kaydına da yine öğrenciler hakaret dolu, olumsuz, zorbalık içeren sözler kaydediyor. 30 gün boyunca pozitif ses kaydı bir bitkiye negatif ses kaydı diğer bitkiye dinletiliyor. Sulama, güneş alma gibi canlılığı etkileyen belirleyici diğer faktörler de iki bitki için aynı tutuldu. 30 günün sonunda sürekli hakaret işiten bitki solup gelişmezken güzel sözlere maruz kalan bitki yeşerip, gelişiyor.
