Depremde seferberlik sigortayla başlar

 Depremde seferberlik sigortayla başlar

Ülkemizde gerçekleşen depremlerden sonra hasar alan bölgelerde vatandaşlarımız, sivil toplum ve kamu kuruluşları büyük bir azim ve özveri göstererek ülke çapında bir seferberlik örneği gösteriyor. Hasar anından sonraki dönemde hayatın normale dönmesini sağlamak ve depremin toplumda doğurduğu ekonomik sorunların önüne geçmek için ise ülkemizde sigorta bilinirliğini artıracak bir seferberliğe ihtiyaç olduğu görülüyor.

Türkiye’de meydana gelen sarsıntılar, depremlerin bu toprakların bir gerçeği olduğunu sıklıkla bize hatırlatıyor. 30 Ekim’de İzmir açıklarında meydana gelen depremin etkileri deprem farkındalığının, doğru yapılaşmanın ve sigortanın önemini bir kez daha gösterdi. Seferihisar merkezli olarak tespit edilen deprem, (bu yazının kaleme alındığı sırada) 116 kişinin hayatını kaybetmesine ve binin üzerinde kişinin yaralanmasına neden oldu. Deprem hakkında yapılan açıklamalar ise depremin büyüklüğünün 6.6 ve 7.0 seviyeleri arasında tespit edildiğini gösteriyor.

DEPREMLE YATIP DEPREMLE KALKIYORUZ

1992 Erzincan Depremi, 1999 Marmara Depremi, birkaç ay sonra meydana gelen Düzce Depremi, 2011 Van Depremi, 2020 İzmir Depremi… Ülkemiz, anlaşılacağı üzere bir deprem kuşağında yer alıyor. Bir anlamda deprem Türkiye’nin kaderi. Ancak, depremlerde yaşanan yüksek can ve mal kaybı ülkemizin kaderi değil. Bu kayıpların önüne geçmek ya da oluşan maddi hasarları yerine koyarak hayatın akışının devam etmesini sağlamak elimizde.

Burada dikkat edilmesi gereken konu; neredeyse görüşünü aldığımız tüm tarafların defalarca vurguladığı gibi, ilk aşamada kalitesiz yapı stoğunun ya da hareketli zemin üzerine kurulmuş yapıların fark edilmesi, ikinci aşamada tasfiye edilmesi ve üçüncü aşamada kaliteli malzeme kullanılan planlı yapılarla değiştirilmesi. Bunun yanında yapıların yaşlandıkça depreme karşı dirençlerinin de azaldığı görülüyor. Yapı stoğunun depreme dayanıklı yapılarla yenilenmesinde ise sigorta şirketlerinden ziyade kamunun rolünün daha büyük olduğu açık.

EGE’DE TOPLAM HASAR  2.5 MİLYAR LİRAYA ÇIKABİLİR

Her büyük ve yıkıcı depremden sonra olduğu gibi 30 Ekim Ege Depremi sonrasında yapıların depreme dayanıklılığı sorunu geniş şekilde tartışıldı. Bu tartışmalar sırasında depremde zarar gören binalar için zorunlu deprem sigortasının mevcut olup olmadığı sorusu da gündeme geldi. İlgililer tarafından İzmir’de zorunlu deprem sigortasının zorunluluğa rağmen sadece %56 oranında yaptırılmış olduğu, zorunlu olmayan (deprem teminatı içeren) konut sigortası yaptırma oranının ise %25 civarında kaldığı açıklandı. Sigortacılar 2.5 milyar lira civarında bir toplam hasar olabileceği öngörüsünde bulunuyor. DASK’ın son açıklamasına göre bölgede  22 bine yakın ihbar yapıldığı görülüyor. İzmir’de deprem kaynaklı toplam ihbar sayısının 40 bini bulabileceği konuşuluyor. Şu ana kadar yapılan tazminat ödemeleri 125 milyon lirayı buluyor. İhbar sayısının bu derece yüksek olması ise ekspertiz tarafında süreçlerin yoğunlaşmasına neden olabiliyor. İzmir’de gösterilen performans ise eksperlerin organizasyonunun yüksek bir seviyede olduğunu gösteriyor. Eksperlik tarafında daha büyük depremlerde sistemin tıkanmaması için istişareleri ve hasarları tek bir noktadan yönetecek merkezi programın geliştirilmesi için görüşme ve çalışmaların hızla devam ettiği görülüyor. Aynı zamanda deprem sonra uzaktan yapılan hasar tespit çalışmaları ve yeni ekspertiz süreçleri şu ana kadar büyük bir sorunla karşılaşmış değil. İstanbul’da beklenen deprem gibi son derece yıkıcı olabilecek bir depremin sonuçlarıyla mücadele edilmesi için bu süreçlerin hataya ve gecikmeye alan bırakmayacak şekilde geliştirilmesi azami önem taşıyor.

DEPREM İÇİN HER ŞEYİ KARŞILAYAN “MUCİZE SİGORTA” VAR MI?

Depreme karşı kapsamlı bir koruma için zorunlu deprem sigortası ve hatta konut sigortasının verdiği teminatların da ötesini düşünmek gerekiyor. Depremin birinci plandaki ve en göz önündeki etkisi yıkılan binalar ve bu binalarda meydana gelen can ve mal kayıpları olsa da, bu afetlerin verdiği hasar çok daha geniş bir alana yayılıyor. Bu noktada depremde evini kaybetmiş ya da evi hasar almış bir bireyin gözünden bakmak gerekiyor. Zor durumdaki bir depremzedenin sigorta ile karşılanabilecek ihtiyaçlarını bulmak için şu sorular sorulabilir:

1- Depremden sonra nereye gideceğim, nerede kalacağım?

2- Konaklama masraflarını nasıl karşılayacağım?

3- Önümüzdeki dönemde işime devam edemezsem ne yapacağım?

4- İşim/şirketim üretimi durdurmak zorunda kalırsa nasıl dayanacağım?

5- Kiraya verdiğim konutlar hasar gördüyse/yıkıldıysa ne yapacağım?

EN YÜKSEK SİGORTALILIK ORANI MARMARA’DA

Türkiye genelinde DASK tarafından açıklanan rakamlara göre 17.7 milyon konut, bu konutlara yaptırılmış  9.9 milyon sigorta poliçesi bulunuyor. Oranladığımız zaman Türkiye genelinde zorunlu deprem sigortası yaptıran konutların %56.4 seviyesinde olduğu görülüyor. Bölgelere bakacak olursak %68 ile Marmara bölgesi sigortalılık konusunda başı çekiyor. Marmara’da 6 milyon konutun  4.1 milyonu sigortalı. İkinci sırada Ege Bölgesi bulunuyor. 2.6 milyon konutun 1.5 milyonunun sigortalı olduğu bölgede penetrasyon %56. 3’üncü sırada 3.3 milyon konut ve 1.7 milyon poliçeyle İç Anadolu bölgesi geliyor. Bunu, 777 bin konutun 380 bininin sigorta koruması altında olduğu (%49) Doğu Anadolu izliyor. Ardından Karadeniz ve Güney Doğu Anadolu bölgeleri geliyor. %45 penetrasyon olan Karadeniz’de 1.7 milyon konutun 770 bini sigortalıyken, Güney Doğu Anadolu bölgesinde 990 bin konutun 440 bini sigortalı. Toplam oran ise bu bölgede %44.5 seviyesinde.

DEPREMİ GÖREN POLİÇEYİ ALIYOR

Zamanında büyük depremlerden etkilenmiş olan Adapazarı %86, İzmit %70, Düzce %77, Bolu %95, Yalova %90, İstanbul %67, Erzincan %67.5, Van %60 ve Bingöl %80’e varan penetrasyon oranına ulaşmış durumda. Aynı zamanda yüksek deprem riski bulunan Aydın ve Muğla gibi şehirlerde de bu oranın yüksek olduğu görülebiliyor. İzmir depreminde ve bundan önce defalarca şahit olduğumuz gibi, depremin vurduğu bölgelerde özellikle deprem sonrasında zorunlu deprem sigortasına olan talep hızlı bir şekilde yükseliyor. Doğal Afet Sigortaları Kurumu’nun geçtiğimiz haftalarda yaptığı açıklama da benzer bir artışa işaret ediyor, 30 Ekim İzmir Seferihisar merkezli depreminin ardından zorunlu deprem sigortası yaptıranların sayısı arttı. Depremin hemen ardından günlük poliçe üretimi Ege Bölgesi’nde %118 ve İzmir’de %169 artış gösterdi. Türkiye genelindeki günlük poliçe üretimi artışı ise %37 olarak gerçekleşti.

TEMİNAT AÇIĞI GÜNEY DOĞU ANADOLU’DA ÇOK YÜKSEK

Diğer tarafta, çok yüksek risk bölgelerinde bulunmalarına karşın sigorta penetrasyonunun düşük olduğu, olası bir deprem durumunda ekonomik olarak büyük bir kayıpla karşı karşıya kalması beklenen bölgeler de harita üzerinden bakınca kolayca tespit edilebiliyor. İlk bakışta Kırıkkale, Manisa, Denizli, Bilecik, Manisa, Burdur, Isparta, Osmaniye, Antakya riskin yüksek olduğu ancak penetrasyonun zayıf kaldığı bölgeler. Muş, Bitlis, Batman, Siirt ve Hakkari’de ise zorunlu deprem sigortası farkındalığının oluşturulamadığını görüyoruz. Bunun için sigorta şirketlerinin ve kamunun gelir seviyesi ülke geneline göre düşük olan bu bölgelerde deprem sigortasının önemini anlatacak faaliyetlerde bulunması büyük önem taşıyor.

NEDEN TÜRKİYE’DE BU KADAR ÇOK DEPREM OLUYOR?

Türkiye yeryüzündeki konumu nedeniyle Arabistan ve Afrika plakalarından baskı görüyor. Bu baskı Anadolu’nun kırılarak iki parçaya ayrılmasına neden olmuştu. Oluşan devasa kırığı bugün Kuzey Anadolu Fay Hattı olarak biliyoruz. Bu fay hattı boyunca oluşan çıkıntılar yüzünden Anadolu’nun hareket edememesi ise kırılmalar oluşmasına ve deprem olmasına neden oluyor.

En son İzmir açıklarında üzülerek gördüğümüz üzere depremler ülkemizi sarsmaya devam ediyor. Önümüzdeki 50 yıl içerisinde büyük bir depremin İstanbul’u da vurması bekleniyor. Bu beklentinin ise bir sebebi var. Afrika ve Arabistan plakaları Türkiye’yi sıkıştırarak gerilim yaratıyor. 1939 Erzincan depremiyle boşalmaya başlayan gerilim Batı’ya ilerliyor. 1942 Tokat ve 1999 Gölcük depremleri aynı hattı seyrediyor. Hattın bir sonraki durağı ise Marmara Denizi. Depremin nerede olacağını kestirebilsek de zamanını tahmin etmek henüz mümkün değil. Her riske karşı önlemlerin alınması ve deprem sonrası önlenemeyen hasarların kolayca karşılanması için sigorta yaptırılması gerekiyor.

İTÜ Maden, Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuncay Taymaz: Artçı depremler bir yıl boyunca devam ediyor

30 Ekim’de gerçekleşen Seferihisar depremiyle beraber tüm Türkiye bir kez daha deprem gerçeğiyle karşılaşmış oldu. Türkiye’nin nasıl bir risk bölgesinin üzerinde olduğunu ve bu riskin boyutlarını Sigortacı Gazetesi’nin YouTube kanalında yayına başlayan 5N1S programında moderatör Sema Tüfekçiler’e anlatan İTÜ Maden, Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuncay Taymaz, çarpıcı açıklamalarda bulundu.

30 Ekim tarihli depremin 6.9’dan büyük bir deprem olduğunu belirterek sözlerine başlayan Taymaz, “Aslında bu deprem İzmir depremi değil, Samos Adası depremidir. Beklenen büyük İzmir depremi kesinlikle değil” bilgisini verdi. Efes Antik Kenti’nin yıkılmasının sebebinin de depremler olduğunu belirten Taymaz, Türkiye’de ilk kez görülen tsunami ile ilgili şunları söyledi; “Tsunami; su derinliği, deniz tabanının morfolojisi, dalga büyüklüğü gibi unsurlar ile alakalı. Seferihisar açıklarında Gülbahçe fayı o bölgeyi etkiledi fakat karadaki diri faylarımız, aktif kırıklarımız hareketlenmedi, bu bölgelere stres transferi oldu. Bundan sonraki oluşabilecek depremlerin parçalarına enerji naklettik.”

‘VERİLERE ULAŞAMIYORUZ’

Her depremde yerkürenin hareket halinde olduğunu söyleyen Taymaz, “Yer bilimleri ve sismolojide yerkürenin dinamik hareketlerini inceliyoruz. Artçı depremi bekliyoruz fakat henüz oluşmadı, belki bu artçı depremler bir yıl boyunca devam edecek. 24 Ocak 2020 Sivrice depremi bile hala artçı depremler üretiyor” diye konuştu.

Mevzuatta değil uygulamada açıklıklar olduğuna değinen Taymaz, “Ülkemizde yapılan herhangi bir erken uyarı sistemine ait bir sismogram kaydı görmedim. Bunlar neden açıklanmıyor, neden gösterilmiyor? Bir sismolog olarak en büyük merakım bu. Dünyadaki bütün verilere ulaşabiliyoruz fakat ülkemizdeki verilere ulaşamıyoruz” dedi.

KONUT PROBLEMİ

Ülkemizdeki resmi rakamlara göre zorunlu deprem sigortasında yurt genelinde sigortalılık oranı %56,50 seviyesinde. Buradan toplanan toplam primin ise 1 milyar 600 milyon lirayı geçtiği görülüyor. Sigortalı konut sayısı 10 milyona yaklaşırken, toplam konut sayısı DASK’ın resmi sitesine göre 17 milyon 680 bin civarında. Diğer taraftan, Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2018 verilerine göre ülkemizde 31,2 milyon su abonesi bulunuyor. Enerji Piyasaları Düzenleme Kurumu’nun raporuna göre elektrik abonesi olan tüketici sayısı 44,5 milyon. Burada, zorunlu deprem sigortasının tüm yapıları kapsamına almadığını belirtmekte fayda var.

Kamu hizmet binası olarak kullanılan binalar ve bağımsız bölümler, köy nüfusuna kayıtlı ve köyde ikamet edenlerin köy yerleşik alanlarında yaptığı binalar, tamamı ticari ve sınai amaçlar için kullanılan binalar (iş hanı, iş merkezi, idari hizmet binaları, eğitim merkezi binaları), inşaatı tamamlanmamış binalar zorunlu sigorta kapsamında değil. Ancak, yine kapsama girmeyen mühendislik hizmeti görmeden tamamlanmış ve projesiz binalar, binanın taşıyıcı sistemini olumsuz etkileyecek şekilde yapılmış düzenlemeler (kolon kesmek, kirişleri zayıflatmak gibi), projeye uygun olmayarak inşa edilmiş binalar, malzemeden çalmak olarak bilinen taşıyıcı sistemi olumsuz etkileyen inşaat tipi, yıkılmasına karar verilmiş, metruk ve bakımsız binalar, 27 Aralık 1999 tarihinden sonra mesken olarak inşa edilmiş ancak inşaat ruhsatı bulunmayan binalar, tapuya kaydı bulunmayan, özel mülkiyet kullanım alanı olmayan binaların tespiti her durumda mümkün olmayabilir.


Türkiye Sigorta Birliği: Hedefimiz deprem sigortalarında %100 sigortalılık

Türkiye’de deprem gerçeği ve ülkemizin özellikle sigortacılıktaki deprem karnesini değerlendiren Türkiye Sigorta Birliği (TSB) tarafından yapılan açıklamalarda şu ifadelere yer verildi: “Ülkemizde, çok büyük can kayıplarının yaşandığı 1999 depremi ve sonrasında oluşturulan zorunlu deprem sigortası ile deprem ve sigorta terimleri ilk defa birlikte kullanılmaya başlandı ve sektörümüz en önemli sınavını 2011 yılında Van’da meydana gelen 7.1 büyüklüğündeki depremde verdi. Van depreminde, 644 kişi hayatını kaybetti, bin 966 kişi yaralandı, binaların yüzde 25’i yıkıldı veya ağır hasar aldı. Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) ve sigorta şirketleri, Van depremi sonrasında, bölgedeki sigortalıların mağduriyetlerini en aza indirmek için özel ihbar hattı veya mobil hizmet birimleri kurdu. Depremin hemen arkasından eksper ve hasar servisi çalışanları başta olmak üzere yönetim kadrosu ile köy köy gezerek, telefonla arayarak veya mesaj göndererek, yaraların sarılması için üzerlerine düşen görevi yerine getirdi.  24 Ocak 2020 tarihinde Elazığ’da meydana gelen ve başta Elazığ ve Malatya olmak üzere tüm Doğu Anadolu Bölgesi’ni etkileyen 6.8 büyüklüğündeki deprem sonrasında da sektörümüz hemen sahaya inerek ve gecikmeksizin tazminat ödemelerini tamamlayarak başarılı bir sınav verdi.”

ÖDEME GÜCÜNÜ ARTIRIYOR

TSB’nin açıklaması şöyle devam etti: “DASK’ın kuruluşundan bu yana zorunlu deprem sigortalı konut sayısı 10 milyona yaklaşırken, Türkiye genelinde sigortalılık oranı yüzde 56 oldu. Elazığ depreminde 230 milyon lira ve Van depreminde 137 milyon lira olmak üzere kuruluşundan bu yana 450 milyon lira hasar ödemesi yapan DASK, ödeme gücünü artırmayı da sürdürüyor. Birikmiş deprem rezervi ve reasürans ömrü sayesinde 25 milyar lira olan hasar ödeme kapasitesi kasım ayında 40 milyar liraya yükseltildi.”

Deprem bölgesinde gerçekleştirilen çalışmalardan ve bölgedeki gözlemlerinden bahseden TSB, konuyla ilgili şu ifadeleri kullandı: “Depremin ardından sigorta sektörü seferber oldu ve tüm sigorta şirketlerimiz sigortalılarının ihtiyaçlarına yanıt vermek için hızla harekete geçti. Çok kısa sürede hasar tespit çalışmaları başladı ve sonuçlanan dosyalarda tazminat ödemeleri yapıldı. Depremin gerçekleşmesinden kısa bir süre sonra sektör liderleri; SEDDK Başkanı Türker Gürsoy, TSB Başkanı Atilla Benli, DASK Yönetim Kurulu Başkanı Mete Güler ve TSB Genel Sekreteri Özgür Obalı, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum ile İzmir Afet Koordinasyon Merkezi’nde gerçekleştirilen toplantıya katıldılar ve hasar tespit çalışmalarını yerinde görmek amacıyla başta Bayraklı ilçesi olmak üzere kentte bir dizi temasta bulundular. SEİK Başkanı Ahmet Nedim Erdem’in de temaslarda yer aldığı bu çalışmalar sigortalılarımızın da sigorta şirketlerini yanlarında hissetmeleri açısından büyük önem taşımakta.

‘İYİ Kİ SİGORTAMI YAPTIRMIŞIM’

Gerçekleştirdiğimiz ziyaretin manevi tarafında ise; sektörümüzü temsilen bizlerin, özveri ve sorumluluk bilinci ile görevlerini ifa eden sigorta eksperlerimizin depremzedelerin yanında olmalarının verdiği güveni gözlerden okumanın memnuniyetini yaşadık. Sahadaki temaslarımızda, sarsıntıdan zarar gören ve deprem sigortası poliçesi olan mal sahiplerinin ‘İyi ki sigortamı yaptırmışım’ dediklerini duyduğumuzdaki hislerimize kelimeler yetmez. Hedefimiz %100 sigortalılık oranına ulaşmış bir Türkiye için daha çok çalışmak olmakla beraber temennimiz bu acılara bir daha şahit olmamak yönündedir.”

ACENTELER AKTİF OLMALI

Türkiye’de sigorta bilincinin maalesef yeterli seviyede olmadığının ve genellikle yaşanan felaketler sonrasında sigortaya talep artarken, belirli bir süre sonra yaptırılan poliçeler yenilenmediğinin belirtildiği açıklamada, “Süresi sona eren poliçelerin yenilenmesinin sağlanması hususunda acentelerin daha aktif olması en azından var olan sigortalı portföyünün devamlılığının sağlanması açısından büyük önem taşıyor” denildi. TSB’nin açıklaması şu şekilde son buldu: “Türkiye Sigorta Birliği, zorunlu deprem sigortası kapsamındaki tüm yapıların sigortalanması, ayrıca kapsamda olmayan iş yerlerinin, deprem ve doğal afetlere karşı işyeri sigortası ile güvence altına alınmasının sağlanması konusunda çalışmalarına devam ediyor. KOBİ ağırlıklı ekonomiye sahip ülkemizde, çalışamaz durumdaki bir iş yeri hem çalışanların gelirinde hem bölgenin ekonomisinde hem de ülke ekonomisinde ciddi kayba yol açıyor. Bu noktada, toplumumuzun deprem karşısındaki ekonomik dayanıklılığı için KOBİ’lerin sigortalanmasına önem veriyoruz.”


Türkiye Sigorta Eksperleri Derneği Başkanı Ahmet Nedim Erdem: Depremde ekspertiz sürecinin en zorlu noktası yoğun tespit taleplerinin yönetimi

Türkiye Sigorta Eksperleri Derneği Başkanı Ahmet Nedim Erdem

Depremin ardından, en kısa süre içerisinde yaklaşık 100 kişiden oluşan bir eksper kadrosu, sahada aktif tespit çalışmalarına başladı. “Depremzedelerin maddi hasarlarına dair yaraların sarılması amacıyla sahada yerini alan eksperlerimizi SEİK ve TÜSED nezdinde mesleki temaslarla desteklemiş bulunuyoruz” diyen Türkiye Sigorta Eksperleri Derneği Başkanı Ahmet Nedim Erdem açılan çok sayıdaki hasar dosyasına aynı kalite ve hızla yetişebilmek amacıyla kurumlar arasında dirsek temasının artırıldığını ifade etti. Hem ekspertiz süreçlerini hızlandırmak ve kolaylaştırmak hem de depremzedelerin yaralarının daha hızlı sarılabilmesi amacıyla; DASK, T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, TSB yetkilileri ile sahadaki ihtiyaçlar ve beklentiler noktasında istişare halinde olunduğunu belirten Erdem, “SEİK olarak DASK ve TSB yetkilileri ile sahadaki aktif ekspertizlere de nezaret edilerek, meslektaşlarımızın manevi olarak zor günler geçiren depremzedelerin karşısında ve yanında, sahada yaşadığı süreçler ve zorlukların görülmesi sağlanmıştır” açıklamalarında bulundu.

EV İÇİNDEKİ TESPİTLER GÖRÜNTÜLÜ İLETİŞİMLE YAPILDI

Felaketin COVID-19 döneminde gerçekleşmiş olmasının ekspertiz süreçlerine etkisini değerlendiren Erdem, “Tüm dünya ülkelerini etkileyen COVID-19’un ekspertiz süreçlerini etkilemediğini söylemek mümkün değil. Ancak hijyen ve temas şartlarına azami özen göstererek sahadaki tespitlerin normal ekspertiz süreçlerindeki gibi tamamlanabilmesi için çalışılmıştır. Maske, eldiven, dezenfektan, siperlik, sosyal mesafe aralığına uyulması, ekspertiz öncesi kapalı sigortalı alanların havalandırılması gibi önlemlerin hem eksperler hem de sigortalılar tarafından alınması ve önlemlere uyulması konusunda tedbirler alınarak saha tespitleri tamamlanmaktadır” dedi. Depremin yıkıcı psikolojik etkisinin daha yoğun gözlendiği özellikle orta ve ağır hasara uğramış depremzedelerde, yetkili olarak ilk temas ettiği ekspere daha yakın olma heyecanının hakim olabildiğini, sosyal mesafelere uyulmadan yakın temasta bulunulabildiğini hatırlatan Erdem, “Bu gibi durumlarda gerek eksperlerimizin gerek ise daha sonra temas edecekleri kişilerin sağlığının korunması için nazik ancak kesin dille uyarılarda bulunulması yöntemi izlenmiştir. Vatandaşın evlerine pandemi sebebiyle kabul etmemesi gibi durumlara pek rastlanmamış olup hâlihazırda karantinada olan ya da COVID-19 hastası depremzedelerin evindeki tespitler görüntülü iletişim yolları ile yürütülmektedir” şeklinde konuştu. Erdem, aynı zamanda hasar büyük ya da küçük olsun; sürecin yönetiminde, eksperlerin, hem verilen eğitimler hem de geçmiş tecrübeleri dolayısıyla konuya hakim olduklarından, bariz bir zorlukla karşılaşılmadıklarını ekledi.

TEK BİR MERKEZİ YAZILIM

Zorunlu deprem sigortaları kapsamında DASK tarafından geliştirilen yazılımın, ÇSB standartları ile geliştirilmiş olup tespitte standardizasyon ve kolaylık sağladığını belirten Erdem, özellikle beklenen büyük İstanbul depremindeki olası çok daha yüksek hasar dosya sayısına hızla yetişebilmek amacıyla; yazılımın ekspertiz sürecini kısaltacak ve daha da hızlandıracak yanlarını DASK ile istişare etmekte olduklarını söyledi. Erdem, “Bu konuda önemli ve yapıcı yönde önerilerimiz mevcut olup kısa sürede geliştirmelerin tamamlanacağını ümit ediyoruz” dedi.

Ekspertiz tarafında en önemli hususun aynı anda çok sayıda dosyanın açılması ve aynı anda tüm dosyalara aynı özenle yetişilmesi gerekliliği olduğunu dile getiren Erdem, “Dosya oluşturulması ve eksper atanmasını müteakip mağdurların tamamının aynı anda eksperle iletişime geçme ve öncelikle tespit isteme talepleri süreç yönetiminin en zorlu noktasıdır. Bu durum, başta; sahadaki tespit ve atama kriterlerinin tekrar ele alınmasını ve en hızlı harekete göre operasyon yönetimini gerektirmektedir. Bu noktada organizasyon süreçlerinin koordinasyonunun ve iletişiminin tek kaynaktan merkezi bir yazılım sisteminden yönetilmelidir. Günümüz uygulamasında bu ihtiyaçlar hızlı şekilde tüm sigortalılara en başta ulaşılarak ve programlama hakkında bilgilendirme yapılarak sağlıklı şekilde yönetilmektedir” dedi.


TOBB-SAİK Başkanı Levent Korkut: ZDS’de acente payının artması diğer varlıkları da korur

TOBB-SAİK Başkanı Levent Korkut

Bir sigorta ürününün yaygınlaştırılması ya da tanıtılmasında acentelerin payı yadsınamaz. Bu durumu hatırlatarak, ülkemizde sigorta üretiminin %65’lik kısmının acenteler tarafından üretildiğini belirten TOBB-Türkiye Sigorta Acenteleri İcra Komitesi (SAİK) Başkanı Levent Korkut, “Ülkemizdeki konut stoklarına baktığımızda her 4 konuttan bir tanesinin sigortalı olduğunu, bu sigortaların %50’den fazlasının da biz acenteler tarafından üretildiğini görüyoruz” dedi. Zorunlu deprem sigortasında her 2 konuttan birinin sigortalı olduğunu belirten Korkut, ZDS’de acentelerin üretiminin konut sigortası üretimi kadar olduğunu belirtti ve bu tarafta bankalar ve finans kurumlarının, vermiş oldukları krediler ile baskın olduğu ekledi. Burada unutulmaması gereken önemli bir husus olduğunu da sözlerine ekleyen Korkut, “Bankaların bu baskıcı tutumlarıyla yapılan DASK ve konut sigortası satışları acenteler kanalıyla yapılmış olsaydı, bu ürünlerin yanında tüketicinin diğer varlıklarının da sigortası yapılır ve sigorta sektörü daha da büyürdü” şeklinde konuştu. “DASK poliçesinin satışında nedense hep acente dışında başka satış kanalları aranmakta” diyen Korkut, satışın acente üzerinden yapılması durumunda acentelerin depremden sonra sigortalıya gereken faydanın sağlanması ve depremin zararının ödenmesi için takipçi olacağını söyledi.

PENETRASYONU ARTIRMAK İÇİN 3 ÖNERİ

Korkut, deprem sigortalarında penetrasyonun yükseltilmesi için acenteler adına TOBB-SAİK, DASK ve kamunun birlikte hareket ederek belli düzenlemeleri yapması gerektiğini ifade etti. Korkut, düzenlemeleri şu şekilde sıraladı:

1- “Metrekare üzerinden poliçelerin düzenlenebilmesini teminen gerekli yasal değişikliklerin bir an önce yapılmasını sağlamalıyız. Bu üç türlü fayda sağlayacaktır;

– DASK penatrasyonu artacak,

– DASK havuzu ciddi şekilde büyüyecek,

– Risk gerçekleşmesi halinde eksik sigorta uygulanmayacak, bu surette DASK’a güven artacaktır.

2- Bina vergileri, çöp vergisi beyannameleri DASK poliçesi olmadan kabul edilmediği takdirde penetrasyon kendiliğinden beklenen seviyelere çakacaktır.

3- DASK havuzunda biriken para TOBB Nefes kredisi benzeri bir proje ile bankalara faizsiz verildiği takdirde yatırılan meblağın 10-15 katı ucuz ve uzun vadeli kredi temini ile başarılı olmamış kentsel dönüşüm hız kazanır ve kat malikleri ucuz ve uzun kredi temini ile binalarını ihale ederek yenileme fırsatı bulurlar.”

İSTİŞARELERDE BULUNDU

İzmir’deki depremden sonra bölgede gerçekleştirdikleri toplantıdan bahseden Levent Korkut, bu ziyarette edindikleri bilgileri de paylaştı. “TOBB, SAİK, SEİK, DASK yetkilileri, İzmir Ticaret Odası Sigortacılık Meslek Komitesi Üyeleri, sahada görev yapan eksperler, Ege Sigorta Acente Derneği yetkilileri, PASAD Derneği yetkilileri ile birlikte 6 Kasım 2020 Cuma günü İzmir Sanayi Odası’nda bir istişare toplantısı yaptık” diyen Korkut, toplantıyla ilgili “Deprem gününden itibaren iletişimde olduğumuz arkadaşlarımız sahadaki son durum, hasar çalışmaları, zararın yaklaşık boyutu, yaşanan ve karşılaşılan sorunlar, talepler ve beklentiler hususlarında istişarede bulunduk” ifadelerini kullandı.  Korkut, hasar tespit çalışmalarının hızlı ve verimli geçtiğini; çok koordineli ve uyumlu bir şekilde hareket edildiğini belirtti.


DASK Koordinatörü Erdal Turgut: DASK 22 bin ihbar aldı,  125 milyon lira ödedi

DASK Koordinatörü Erdal Turgut

Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK), 30 Ekim İzmir Seferihisar merkezli depremden sonraki 1 ay içinde incelemesi tamamlanan hasar dosya adetlerini açıkladı. Depremden sonraki 3. günde ilk tazminat ödemesini gerçekleştiren DASK, 3 Aralık itibarıyla toplam 15 bin 600 hasar dosyasının incelemesini tamamlayarak sigortalılara 125 milyon lira ödeme gerçekleştirdi.

Depremden sonra sahada sigortalıların yanında olarak depremin yaralarını en kısa sürede sarmayı hedeflediklerini belirten DASK Koordinatörü Erdal Turgut şunları söyledi: “DASK olarak depremin hemen ardından bölgeye geldik ve çalışmalarımıza başladık. Depremden sonraki ilk günde eksperlerimiz sahaya çıktı ve 3. günde ilk ödemeleri gerçekleştirdik. O günden bu yana da hasar ihbarlarını en kısa sürede sonuçlandırmak için aralıksız çalışıyoruz. Bugüne kadar toplam 22 bin hasar ihbarı aldık ve depremden sonraki 1 ay içinde bunların 15 bin 600’ünü sonuçlandırdık. Sonuçlanan dosyalar için de 125 milyon lira ödeme yaptık. Kalan dosyaları da en hızlı şekilde sonuçlandırmak ve ödemeleri tamamlamak için zorlu pandemi şartlarına rağmen aralıksız çalışmaya devam ediyoruz. Bu bağlamda, ilk günden beri büyük bir özveri ile çalışan DASK çalışanlarımız ve eksperlerimiz başta olmak üzere, tarafımızdan desteklerini hiç esirgemeyen AFAD ve Çevre Şehircilik Bakanlığımız yetkililerine en içten teşekkürlerimizi sunarız.” İzmir depreminden sonra yapılan ödemelerle birlikte DASK’ın kuruluşundan bu yana gerçekleştirdiği toplam ödeme tutarı 550 milyon liraya ulaştı.

‘TÜM KONUTLARIN ZORUNLU DEPREM SİGORTASI  GÜVENCESİNDE OLMASI ÖNEMLİ’

Depremin ardından Zorunlu Deprem Sigortası’na ilgide artış olduğunu hatırlatan Turgut, “Depremden sonraki ilk hafta Ege Bölgesi’nde günlük poliçe üretimi %100’lerin üzerine çıkmıştı, şu anda da deprem öncesine göre günlük %40 daha fazla olarak devam ediyor. İzmir’deki Zorunlu Deprem Sigortalı konut sayısı 635 binden 680 binlere yükseldi. Türkiye genelindeki günlük poliçe üretimi artışı ise %5 düzeyinde devam ediyor. Afetlerin üzerinden zaman geçince bu riskleri unutabiliyoruz. Bu nedenle tüm konut sahiplerine deprem riskini unutmamalarını ve evlerini Zorunlu Deprem Sigortası ile finansal güvence altına almalarının önemini hatırlatmak istiyorum” dedi.


Türk Nippon Sigorta Genel Müdürü Dr. E. Baturalp Pamukçu: Cezai yaptırım olmaması daha az poliçe yaptırılmasına neden oluyor

Türk Nippon Sigorta Genel Müdürü Baturalp Pamukçu

Ülkemizde her deprem sonrası sigortaya verilen önem ve farkındalık artıyor. Bu farkındalığın sonucunda ülke genelinde deprem görmüş bölgelerde sigorta oranının daha yüksek olduğunu ifade eden Türk Nippon Sigorta Genel Müdürü Dr. E. Baturalp Pamukçu, “Ege Denizi’nde meydana gelen deprem sonucu, 16 Kasım tarihi itibarıyla DASK’a toplamda 18 bin 581 hasar ihbarı yapılmıştır. İnceleme süreci tamamlanan dosya adedi 2 bin 707’ye ulaşmış, ödenen hasar tutarı ise 36.2 milyon lira olmuştur. İzmir’de zorunlu deprem sigortası penetrasyonu ise %60 olup, ortalamanın üzerindedir. Deprem sonrası sigorta talebinde ise %100’ün üzerinde artış olmuştur” dedi. 2000 yılından önce deprem sigortalarının zorunlu olmadığını ve 1999 yılında Marmara Bölgesi’nde art arda gerçekleşen depremler sonrası çıkarılan Afet Sigortaları Kanunu’nun ardından, konutlar için deprem sigortasının zorunlu hale geldiğini hatırlatan Pamukçu, “DASK, kurum olarak 2000 yılından bugüne zorunlu deprem sigortasının yaygınlığını ülke genelinde artırmak adına sigorta şirketleri ile birlikte, herkesin bu güvenceye sahip olmasını kolaylaştırmayı hedeflemektedir. 2000 yılından bugüne çok yol kat edilmiş olsa da ülke olarak sigorta bilincinin daha da artırılması gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

ZORUNLU SİGORTA BELİRLİ İŞLEMLER İÇİN YAPTIRILIYOR

Hayatta karşılaşabileceğimiz riskler gerçekleşmeden önce sigortalı olmanın ne kadar önemli olduğu bilincinin yaygınlaştırılması gereğine vurgu yapan Pamukçu, “Herhangi bir taşınmazın tapu devri, ipotek ve kiralama işlemlerinde gerekli olan belgeler arasında yer almasından dolayı, halkımız zorunlu deprem sigortası yaptırmaktadır. Ancak, bu işlemlerin dışında farklı bir cezai yaptırımın olmaması nedeniyle, sigorta bilinci yüksek kişiler dışında zorunlu deprem sigorta poliçesi ve ihtiyari olan konut poliçesi yaptırılmamaktadır” şeklinde konuştu. Pamukçu, sözlerine şöyle devam etti: “Sigorta şirketleri, zorunlu deprem sigortasına tabi konut poliçelerinde, zorunlu deprem sigorta poliçesi yoksa konut poliçe tanzimine müsaade etmemektedirler. Yıl içerisinde sosyal platformlarda sigortanın önemine ilişkin birçok bilgilendirme yapılmaktadır. Ayrıca, sigorta şirketleri, konut poliçelerinin ekinde yer alan birçok hizmetle satışları artırmayı hedeflemektedirler.”

DASK’ın, deprem sonrası hasar ihbarlarını en kısa sürede sonuçlandırmak için çalıştığını da vurgulayan Pamukçu, açıklamalarını şu şekilde tamamladı:  “Kısa sürede İzmir depreminde konutları hasar gören zorunlu deprem sigortası poliçesi sahiplerine hasar ödemeleri yapılmıştır. Ege depremi sonrası da sigortalı olmanın önemi anlaşılmıştır. Ülkemiz genelinde yaşanan depremler sonrası deprem gören bölgelerde sigortalılık oranı daha yüksek seviyeye çıkmaktadır. Zorunlu deprem sigortası ile beraber konut sigortalarını da yaptıran sigortalılar maddi olarak depremden daha az zarar görmüşlerdir. Zorunlu deprem sigortası üzerinde kalan kısım konut sigortasının içerisinde yer alan teminatlarla karşılanmaktadır.”


Koru Sigorta Oto Dışı Ürün Müdürü Güray Kırak: Sigortalı sayısının eşit dağılması için bilimsel çalışma gerekli

Koru Sigorta Oto Dışı Ürün Müdürü Güray Kırak

Ülkemizin deprem kuşağında yer almasının yanı sıra 1999 yılında meydana gelen Gölcük merkezli depremden sonra, sigorta sektörü de dahil olmak üzere tüm sektörlerin, deprem sonrasında nelerin yapılması gerektiği konusunda sürekli artan tecrübeler edindiğini ifade eden Koru Sigorta Oto Dışı Ürün Müdürü Güray Kırak, “Zira, yakın dönemde yaşanan Bingöl, Van, Elazığ, Malatya depremlerinde olduğu gibi Ekim ayı sonunda İzmir’in Seferihisar açıklarında meydana gelen depremde de sigorta sektörü, sorumluluklarını azami düzeyde yerine getirmeye çalışmıştır” şeklinde konuştu.

Sigorta şirketlerinin yöneticileri, yetkilileri ve acentelerinin ivedilikle deprem bölgesine giderek sigortalıların ve bölge halkının her zaman yanında olduklarını gösterdiklerini de hatırlatan Kırak, sigorta şirketlerinin sosyal sorumlulukları gereği depremden zarar görmüş bölgelerde vatandaşların ihtiyaçlarına yönelik lojistik destek hizmeti de sağladıklarını dile getirdi. Kırak, “Sektör, teknoloji ve iletişim ağının gelişimine bağlı olarak hasar tespiti ve hızlı hasar ödeme kabiliyeti yanında, hasar envanteri ve istatistiklerinde de hayli yol almıştır. Hasarların hızlı bir şekilde neticelenmesi, depremden etkilenen vatandaşlarımızın mağduriyetlerini önleme anlamında olumlu bir etkendir” ifadelerini kullandı.

GELİRLE BERABER POLİÇE DE AZALIYOR

Sigorta penetrasyonunun düşük olmasının nedenleriyle ilgili de görüşlerini aktaran Kırak, şu değerlendirmelerde bulundu: “Orta ve uzun dönemde sigortalı sayısının istenilen seviyelere gelmemesi, ilk etapta ekonomik şartlar ile ilişkilidir. Bireylerin ve firmaların gelirlerinin daraldığı dönemlerde, sigorta poliçelerinden veya primi en fazla tutan deprem teminatından kolaylıkla vazgeçebildiklerini gözlemlemekteyiz. Hasar gerçekleşmeyen bölgelerdeki sigortalı sayısının artırılabilmesi ve bunun deprem bölgeleri arasında eşit dağılımının sağlanabilmesi için hedef bölgelerdeki gelir dağılımı, sosyolojik yapı, istihdam oranları, bireylerin harcama kalemleri ve firmaların önceliklerine dair bir takım bilimsel çalışmalara ihtiyaç olduğu düşüncesindeyim.  Köy yerleşim alanlarındaki yasal kriterleri karşılayan yapıların zorunlu deprem sigortası kapsamına alınması, olası ekonomik kayıpların bir kısmı için önleyici olacaktır. Deprem ülkesi olduğumuz gerçeğinin halkımıza en iyi şekilde anlatılması ve bilinçlendirilmesi ile sigortanın bir ihtiyaç olduğu yönünde çalışmalar yapılması, sektörümüzün önceliği olmalıdır.”


Aksigorta Genel Müdür Yardımcısı Soner Akkaya: Deprem her zaman gündemde tutulmalı

Aksigorta Genel Müdür Yardımcısı Soner Akkaya

Büyük Marmara Depremi ve sonrasında yaşanan depremlerin, İstanbul’daki büyük deprem beklentisinin ve ülkemizin de deprem ülkesi olmasının sigortalılık bilincini artırdığını ifade eden Aksigorta Genel Müdür Yardımcısı Soner Akkaya, 24 Ocak’taki Elâzığ Depremi öncesinde deprem sigortalarının oranının %37 civarındayken, deprem sonrasında %51’ler seviyesine çıkmasına dikkat çekti. Akkaya, “Demek ki, deprem yaşandıkça vatandaşlarımız nezdinde bir tecrübe oluşturuyor ve sigorta bilincini tetikliyor” dedi.

Ülkemizde penetrasyonu artırmak için atılabilecek adımları değerlendiren Akkaya, “Türkiye’de yaklaşık 18 milyon konut bulunuyor. Bunun yalnızca 10 milyonu sigortalanmış durumda. İstanbul özelinde ise yaklaşık 3 milyon 700 bin civarında konut var ve bunun da yaklaşık 2,5 milyonunun zorunlu deprem sigortası bulunuyor. Zorunlu bir sigorta olmasına rağmen DASK’ın Türkiye genelinde şu an sigortalılık oranı yaklaşık yüzde 56’larda” dedi. İstanbul’da oluşan farkındalığın diğer şehirlere henüz aktarılamadığını ifade eden Akkaya, “İstanbul’a baktığımızda bu oranın biraz daha yüksek olduğunu görüyoruz.  İstanbul sigortalılık oranı anlamında farkındalığı oluşmuş bir şehir. Ancak, Türkiye’nin pek çok bölgesinde aktif fay hatlarının bulunduğunu unutmamak gerekiyor. Risk ne yazık ki yalnızca İstanbul’da bulunmuyor. Bunu yakın zamanda, acı deneyimler yaşadığımız İzmir ve Elazığ depremleriyle bir kez daha görmüş olduk. Bu bağlamda, Türkiye’nin bir gerçeği olan deprem konusunda toplumun bilinçlenmesini sağlamamız gerekiyor” şeklinde konuştu.

FARKLI TEMİNATLAR DAHİL EDİLEBİLİR

Depreme karşı tam anlamıyla koruma için DASK’tan sonra tercih edilecek deprem sigortalarında risk ve bina türlerine göre farklı teminatlar dahil edilebileceği bilgisini veren Akkaya, sözlerini şöyle noktaladı: “Bunlar isteğe bağlı teminat olduğu için tamamen sigorta şirketiyle sigortalı arasında mutabakatla oluşturuluyor. Betonarme ve onun dışında kalan diğer yapı türündeki sınıflar var. Binanın bu iki sınıftan birinde olması gerekiyor. Yapılacak sigorta öncesinde binaların da hasarlı olmaması gerekiyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından binalar hafif, orta ve ağır riskli diye sınıflandırılıyor.  Ağır riskli bir binanın tekrar yapılması söz konusu olduğu için DASK sigortası yapılamıyor. Orta hasarlı binalarda da ancak hasarın giderilip konuta ilişkin ‘oturulabilir, yaşanılabilir’ şeklinde resmî kurumdan rapor alınmasıyla DASK sigortası yapılabilir.”


Doğa Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Tümer: Basın ve sivil toplum örgütleri birlik olup önce deprem bilinci oluşturmalı

Doğa Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Tümer

Türkiye’de en sık rastlanan afet türü olan deprem, ülkemizin bir gerçeği. Sadece bulunduğu bölgeyi değil, ülkeyi de ekonomik olarak sarsabilecek şiddette bir afet çeşidi olan depremden korunmanın birçok yolu olduğunu söyleyen Doğa Sigorta Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Tümer, risk gerçekleşmeden önce değerlerimizi güvence altına almanın en önemli çözümünün sigorta olduğunun bilinmesi ve anlatılmasının zorunluluk olduğunu bir kez daha anladığımızı aktardı.

“Ekonomik kayıpları gidermede ve ekonomik gelişmelerde sigortanın önemli bir rol oynadığı gerçeğinin toplumun büyük bir kesimi tarafından bilindiğini söyleyemeyiz” diyen Tümer, yakın zamanda yaşanan Elazığ ile Malatya depremleri ve önceki depremlerde üzerine düşen tüm sorumluluğu yerine getiren sigorta sektörünün, yaraların sarılması için elinden gelen gayreti sonuna kadar gösterdiğini dile getirdi. Tümer, İzmir depreminde de arama kurtarma çalışmalarının ardından sahaya inerek hasar tespitlerini yapan hasar uzmanı eksperlerin tazminat tutarlarını belirleyeceğini vatandaşlara en kısa süre içinde tazminat ödemelerini gerçekleştireceklerini söyledi ve “Bu anlamda biz Doğa Sigorta olarak hazırlıklarımızı yapmış, acente ve sigortalılarımızla irtibata geçmiş durumdayız” dedi.

HASAR OLMAYINCA SİGORTA İHTİYACI BİTTİ SANILIYOR

Korku ve panik yaratan her deprem sonrası, DASK poliçeleri ciddi anlamda talep görmeye başlıyor. Zorunlu Deprem Sigortası’nın sadece adının zorunlu olduğunu, yaptırılmadığında veya yenilenmediğinde herhangi bir yaptırımın söz konusu olmadığını belirten Tümer, “Durum böyle olunca sigortalının inisiyatifine kalmış oluyor. Yeni ev alındığında tapuda soruluyor. Bununla birlikte yeni bir eve kiracı olarak çıkıldığında DASK olmadan elektrik, doğalgaz açılmıyor, bu tip uygulamalar tabii ki var ama %100 penetrasyon için yeterli değil. Basın ve sivil toplum örgütleri birlik olup önce deprem bilinci sonra zorunlu deprem sigortası bilinci oluşturmalıdır. DASK’ın zorunlu olduğunun yeterince açıklanmasına hatta reklamlarda da yer almasına rağmen, önemini başımıza gelmeden önce kavramamız zor oluyor” ifadelerini kullandı. Tümer sözlerine şöyle devam etti: “Sigortalılarımız DASK poliçelerini, deprem riskinin bir yıl gerçekleşmemesi durumunda riskin ortadan kalkması olarak yorumluyor ve yenileme ihtiyacının olmayacağını düşünüyor. Hem devlet hem de sigortacılar olarak toplum nezdinde deprem ve doğal afetler gerçeğini sürekli canlı tutmamız, sadece ürün satışına odaklanılmadan toplumun bilinçlendirilmesine katkıda bulunmamız gerekiyor. Diğer yandan teminat kapsamına deprem harici diğer doğal afetlerin de dahil edilmesi penetrasyonu artıracaktır.” Tümer, deprem hasarlarını karşılayan ürünlerle ilgili olarak şu değerlendirmelerde bulundu:

“DASK, sadece binayı sigortalamakta ve olası bir depremde konutun yeniden inşa bedelini ödemektedir, yani konutunuzu yeniden inşa edecek miktarını öder. Fakat konut sigortası; evlerimizi ve ev içindeki eşyalarımızı korur. DASK limitlerin yeterli kalmadığı durumlarda devreye girer.”


Allianz Türkiye Oto Dışı Sigortalar Genel Müdür Yardımcısı Öktem Örkün: Allianz Teknik Deprem ve Yangın Merkezi’yle farkındalık artıracak

Allianz Türkiye Oto Dışı Sigortalar Genel Müdür Yardımcısı Öktem Örkün

Doğal afetlerin zarar tazmininde sigortanın son derece önemli olduğunu vurgulayarak sözlerine başlayan Allianz Türkiye Oto Dışı Sigortalar Genel Müdür Yardımcısı Öktem Örkün, “Yaşanabilecek kayıpları en aza indirerek, bireylerin, ailelerin veya işletmelerin ekonomik sürdürülebilirliğini sağlamanın yolu sigortalı olmaktan geçiyor” dedi. DASK’ın, 2000 yılından bu yana yürüttüğü çalışmalarla sigortalılık oranlarında önemli artış elde edildiğini kaydeden ve özellikle  18 Ağustos 2012’de yürürlüğe giren Afet Sigortaları Kanunu ile birlikte konut kredisi ve tapu işlemlerinin yanı sıra su ve elektrik abonelik işlemlerinde de zorunlu deprem sigortası aranmaya başlamasının sigortalılık oranlarına yansıdığını ifade eden Örkün, “1999 yılında depreme karşı güvence altına alınmış konut sayısı 500 bin civarında iken, bugün bu rakam 10 milyona yaklaştı” ifadelerini kullandı.

Örkün, bu yıl 9’uncusu yayımlanan Allianz 2020 Risk Barometresi Raporu’nda çıkan sonuçları da Sigortacı Gazetesi için değerlendirdi. “Doğal afet riski, dünyada 4’üncü sırada; Türkiye’de yüzde 41 ile ikinci sırada. İklim değişikliği ise, yedinci Risk Barometresi’nden bu yana en yüksek seviyeye yükselerek yüzde 17’lik oranla 7’inci sırada yer alıyor” diyen Örkün, “2050 yılına kadar gerçekleşme riski yüzde 50 olarak belirtilen 7 ve üzeri büyüklükteki bir Marmara depreminin yaklaşık olarak 120 milyar lira ekonomik kayba yol açacağı tahmin ediliyor. Öte yandan Türkiye’de; 2 işletmeden birinin yangın sigortası, 4 evden 3’ünün konut sigortası, 2 konuttan birinin ise DASK’ı yok” şeklinde konuştu.

TEST VE EĞİTİM MERKEZİ

Depremin ne zaman olacağına dair “Her an olabilir” düşüncesiyle gerekli önlemleri almak gerektiğini belirten Örkün, bunun tek yolunun toplumu bilinçlendirmekten geçtiğini dile getirdi. Örkün, konuyla ilgili olarak, “Türkiye’nin yüzde 95’i deprem bölgesinde bulunuyor. Bununla birlikte halkın yüzde 98’i de deprem riskinin yüksek olduğu bölgelerde yaşıyor. Topluma, böyle bir felaket karşısında yaşayacakları kayıpların neler olabileceği ile deprem sigortasının iyi anlatılması gerekiyor” dedi. Doğal afetler konusunda toplumda farkındalığın artırılmasının önemine olan inançlarıyla geçtiğimiz yıl Allianz Teknik Deprem ve Yangın Test ve Eğitim Merkezi’ni hayata geçirdiklerini de hatırlatan Örkün, bu merkez ile ilgili “Merkez, uluslararası akreditasyon standartlarına uygun, bu ölçekteki yangın ve deprem testlerini tek bir noktada toplayan Türkiye’nin ilk tesisi. Allianz Teknik ile ülkemizin karşı karşıya olduğu deprem ve yangın tehlikelerine karşı toplumsal risk farkındalığının artırılmasını amaçlıyoruz” açıklamalarında bulundu.

İHTİYARİ SİGORTA YAPILABİLİR

Örkün, zorunlu deprem sigortası ve ihtiyari deprem sigortasının kapsamı hakkında da şunları söyledi: “Deprem sırasında ve sonrasında gerçekleşen hasarların karşılanması konusunda ihtiyari deprem sigortası öne çıkıyor. Sigorta bedeli DASK’ın her yıl belirlediği standart bir m2 maliyeti üzerinden hesaplanırken, sigorta bedelinin yeterli olmadığı durumlarda ihtiyari bir deprem poliçesi daha yapılması gerekiyor.”


Türk P&I Hasar Grup Müdürü Kaptan Kaan Özerk: Toplam tekne hasarı 2.5-3 milyon euro

Türk P&I Hasar Grup Müdürü Kaptan Kaan Özerk

İzmir açıklarında meydana gelen 6.6 şiddetindeki deprem sadece şiddetiyle değil, oluşturduğu tsunamiyle de ülkemizi etkiledi. Denizde meydana gelen yüksek dalgalar 250-300 arasında teknede hasar oluşturdu. İzmir depreminin tekneler üzerinde yarattığı toplam hasarın 2.5-3 milyon euro civarında olduğunu belirten Türk P&I Sigorta Hasar Grup Müdürü Kaptan Kaan Özerk, “Marinaların hepsinin barınmasını kabul ettikleri teknelerde sigortalı olma şartını araması nedeni ile şanslıyız ki hepsi sigortalı ve hasarlarını tazmin edecekler” dedi.

ORTALAMA HASAR  10 BİN EURO

Depremden etkilenen teknelerde meydana gelen hasarlar hakkında değerlendirmelerde bulunan Özerk, İzmir depreminden en çok etkilenen marinanın, Teos Marina olduğunu söyledi. Özerk, “Teos Marina’nın 480 adet denizde, 80 adet karada olmak üzere toplamda 560 tekne barınma kapasitesi bulunuyor. İzmir geneline baktığımızda ise 5 marinadaki toplam barınma kapasitesi 1.750 civarı. Ancak depremde etkilenen tekne sayısı 250-300 tekne arasında olduğu bildirildi. Ortalama hasarın ise 10 bin euro olduğunu düşünüyoruz” diye konuştu.

PARAŞÜT GİBİDİR  2. ŞANSINIZ OLMAZ

Kaptan Kaan Özerk, tekne sahiplerinin sigorta yaptırırken dikkat etmesi gereken noktalara dikkat çekti. Özerk, sigortanın önemiyle ilgili olarak “Her şeyden önce sigorta yapmaya dikkat etmelidir. Birçok tekne sahibinin sigortayı ek bir maliyet olarak düşünerek, yüzbinlerce dolarlık teknelerini sigortalamadıklarına rastlıyoruz. Unutulmamalıdır ki sigorta bir paraşüt gibidir, ilk ihtiyacınız olduğu anda eğer sahip değilseniz, ikinci bir şansınız olmayacaktır. Sigorta yaptırdığımızda dikkat etmemiz gereken önemli hususlar bulunuyor. Matbu bir form üzerinden yaptıracağınız yat sigortasında ileride karşılaşabileceğimiz riskler karşısında, yüz yüze gelebileceğimiz hasarları tanzim etmek mümkün olmayabilir” dedi.

Avatar

Esra Nur Mocu

esra@sigortacigazetesi.com.tr

İlginizi Çekebilir