Deprem riski afet yönetiminde stratejik bir anlayışı zorunlu kılıyor

Deprem riski afet yönetiminde stratejik bir anlayışı zorunlu kılıyor

Cumhuriyet tarihinin en büyük doğal afetlerinden biri olan 17 Ağustos depreminin 27’nci yıl dönümü yaklaşırken Türkiye deprem hafızasını bir kez daha tazeliyor. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi, asrın felaketi olarak tarihe geçen Kahramanmaraş depremlerinin ardından yaralarını sarmaya çalışırken İstanbul, olası Marmara depremine hazırlanıyor.

Türkiye’nin en önemli sanayi merkezlerinden biri olan Kocaeli ilinde meydana gelen ve 18 bin kişinin hayatını kaybetmesine yol açan 17 Ağustos 1999 Depremi’nin üzerinden tam 27 yıl geçti. 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş depremleri, 17 Ağustos’tan daha ağır bir bilanço ortaya çıkardı. Art arda meydana gelen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki iki deprem, 50 bin kişiyi hayattan kopardı. Yaşanan felaketler, Türkiye’nin afet dayanıklılığını ve kentsel dönüşüm sürecini bir kez daha tartışmaya açtı.

Yer kürenin içerisinde bulunan devasa kayaçların (levhaların), binlerce yılda biriken enerjinin açığa çıkması sonucunda birbirine sürtünmesiyle meydana gelen depremler, jeolojik bir doğa olayı olmanın ötesinde, gerekli tedbirler alınmadığında yarattığı yıkım nedeniyle ülkeler için bir felakete dönüşmektedir. Türkiye, jeolojik konumu itibarıyla sürekli hareket eden ve bu hareket sonucunda Anadolu coğrafyası üzerinde baskı oluşturan Avrasya, Afrika ve Arap levhalarının sınırında yer alıyor. Aktif fay hatlarını doğuran bu baskı, Kandilli Rasathanesi verilerine göre her yıl ortalama 20 bin ila 25 bin depremin yaşanmasına yol açıyor.

Yarattığı ağır tahribat nedeniyle hem sosyolojik hem de ekonomik etkileri olan ve kentsel planlamadan acil yardım ve afet yönetimine, sağlık hizmetlerinden sosyal yardım kuruluşlarına kadar birden fazla alanda koordineli ve organize bir çalışmayı gerekli kılan deprem riski, sigorta sektörünü de doğrudan etkiliyor. 24 Ocak 2020’de Elâzığ’ın Sivrice ilçesinde 6,8, 30 Ekim 2020 tarihinde İzmir’in Seferihisar ilçesinde 6,6 ve 6 Şubat 2023 yılında Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde sırasıyla 7,7 ve 7,6 büyüklüğünde depremler meydana geldi. Tüm bu felaketlerde 50 bini aşkın kişi hayatını kaybetti. Sadece Kahramanmaraş depremlerinde Birleşmiş Milletler Kalkınma Raporu’na göre 1,5 milyona yakın insan evsiz kaldı. Tabloya daha geniş bir açıdan bakıldığında, can ve mal kayıplarının yanı sıra yaşanabilecek altyapı sorunları ve tüm bu zararların bütçe üzerinde oluşturacağı yük, deprem felaketinin bir başka boyutunu gözler önüne seriyor. Kamu binalarının, içme suyu ve kanalizasyon şebekelerinin, kültür varlıklarının, ulaşım ve haberleşme ağlarının, sanayi ve ticaret tesislerinin zarar görerek işlevsiz hale gelmesi, deprem sonrasında yaşanan krizi daha da derinleştiriyor.

DEPREM SİGORTASI HAYATİ BİR ÖNEM TAŞIYOR

Her doğal afette olduğu gibi deprem felaketinde de sigorta sektörünün yalnızca oluşan zararı tazmin eden bir mekanizma olmanın ötesinde önleyici bir rol üstlenmesi ve toplumdaki koruma açığını en aza indirmesi, mali yükün azaltılması açısından büyük önem arz ediyor. 17 Ağustos Gölcük Depremi’nin ardından devreye alınan Zorunlu Deprem Sigortası (ZDS) ve ZDS’nin yanında tamamlayıcı bir niteliğe sahip olan ve daha geniş bir kapsam sunan konut sigortası, bu alandaki başlıca güvence mekanizmaları olarak yer alıyor. Sigorta güvencesinin yaygınlaşması, afetlerin ekonomik ve sosyal etkilerinin azaltılmasında önemli bir araç olarak öne çıkıyor.

İSTANBUL’DAKİ YAPI STOĞU ALARM VERİYOR

Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde meydana gelen ve tüm Marmara Bölgesi’nde 18 bin kişinin hayatını kaybettiği 1999 depreminin ardından, Marmara Bölgesi ile ilgili olası deprem senaryoları o günden bugüne gündemdeki yerini koruyor. Bu depremin ardından yaklaşık 30 yıl içerisinde bölgede 7 ve üzeri büyüklükte bir depremin yaşanma olasılığını %65 olarak açıklayan uzmanlar, belirtilen tarihin yaklaşmasıyla birlikte uyarılarını yineliyor. İstanbul’daki yapı stokunun yaklaşık %70’inin 2000 yılı öncesinde inşa edilmiş olması, riskli yapı sayısının her geçen gün artması, deprem toplanma alanlarının yetersizliği ve yoğun nüfus gibi faktörler göz önüne alındığında, bu büyüklükteki bir depremin özellikle İstanbul’da çok ağır sonuçlar doğurabileceği öngörülüyor.

Yürürlükteki poliçeleri baz alan DASK verilerine bakıldığında, Marmara Bölgesi’ndeki 6 milyon 840 bin konutun 4 milyon 410 bininin zorunlu deprem sigortası yaptırdığı görülüyor. Bu da sigortalılık oranının %64 seviyesinde olduğunu gösteriyor. İstanbul özelinde bakıldığında ise bu oran %62 seviyesinde. İstanbul’daki 4 milyon 153 bin konutun 2 milyon 576 bini Zorunlu Deprem Sigortası poliçesine sahip. Bununla beraber İstanbul’un 16 milyona yaklaşan nüfusuyla milli gelirin %31’ini tek başına karşılaması, olası bir depremin ekonomik maliyetini ve üretim üzerindeki etkisini katlanarak artırabilecek önemli bir risk unsuru olarak değerlendiriliyor.

Türkiye Sigorta Birliği: Sigorta bilinci afetlere karşı en büyük güvence olacaktır


Toplumdaki sigortalılık oranının yeterli seviyede olmamasına dikkat çeken Türkiye Sigorta Birliği, bu sorunun ancak sigorta bilinci ve farkındalığı ile çözülebileceğini belirtti.

Kahramanmaraş depremlerinin sigortanın yalnızca hasar sonrası tazminat sağlayan bir finansal araç olmadığını, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik dayanıklılığın en önemli unsurlarından biri olduğunu açık şekilde ortaya koyduğunu belirten Türkiye Sigorta Birliği, açıklamasının devamında şu ifadelere yer verdi: “Ülkemizde sigortalılık oranlarının yeterli düzeyde olmadığı değerlendirilmektedir. Bu durum, gerçekleşen hasarlarda sigorta korumasının yetersiz kalmasına ve işletmelerin faaliyetlerine devam edememesi gibi sorunlara yol açabilmektedir. Özellikle olası Marmara depremi dikkate alındığında, bu koruma açığının azaltılması tüm paydaşların ortak sorumluluğudur. Bu doğrultuda öncelikle Zorunlu Deprem Sigortası ve ihtiyari deprem teminatlı konut poliçelerinin yaygınlığının artırılması büyük önem taşımaktadır. Bununla birlikte, ülkemizde işletmelerin sayısı da her geçen gün artmakta olup bu doğrultuda, sınai tesisler ve KOBİ’ler için de deprem teminatının önemi yadsınamaz. Bu kapsamda, işletmelerin sigorta korumasının güçlendirilmesi, afet sonrasında ekonomik toparlanma sürecini önemli ölçüde hızlandıracaktır.

Sigortalılık oranının düşüklüğü ancak toplumda sigortalanma bilincinin yerleşmesiyle çözülebilecek bir sorundur. Toplumdaki sigorta bilincinin artırılması da sürdürülebilir bir yaklaşım gerektirmektedir. Sigorta farkındalığının ilkokul çağından itibaren finansal okuryazarlık eğitimleri içerisine eklenmesi, dijital iletişim kanallarında sade ve anlaşılır bilgilendirme ve farkındalık kampanyaları yürütülmesi bu konuda önemli katkılar sağlayacaktır.”

Sigorta sektörünün meydana gelen doğal afetlerden en yüksek oranda etkilenen sektörlerden biri olduğunu vurgulayan Birlik, 1999 yılında yaşanan depremlerin ülkemiz sigorta sektörü açısından bir dönüm noktası olduğunu ifade ederek Zorunlu Deprem Sigortası sisteminin bu tarihten itibaren kurulduğunu hatırlattı. Birlik açıklamasının devamında şu ifadelere yer verdi: “Bu tarihten sonra Zorunlu Deprem Sigortası sisteminin kurulması, reasürans kapasitesinin güçlendirilmesi, hasar yönetimi süreçlerinin geliştirilmesi ve afet risk modellemelerine daha fazla yatırım yapılması sektörümüz açısından önemli yapısal dönüşümlerin önünü açmıştır. Aradan geçen çeyrek asırlık süreçte meydana gelen diğer depremler, sektörümüzün her geçen yıl kurumsal altyapısını geliştirdiğini göstermiştir. Özellikle 6 Şubat depremlerinde sigorta şirketleri ve DASK tazminat ödemelerini ivedilikle başlatmıştır.

Deprem riskinin yalnızca afet sonrası müdahale anlamında değil, finansal dayanıklılık perspektifiyle birlikte ele alınması gerektiği bilinen bir gerçektir. Olası Marmara depremindeki yükümlülüklerin karşılanabilmesi ve sektörün finansal açıdan daha da güçlü hale gelmesi; sektör için olduğu gibi, ülke ekonomisi için de oldukça önemlidir. Bu doğrultuda, önümüzdeki dönemde sektörümüzün önceliği, reasürans kapasitesinin güçlü yapısını korumaya devam etmek, risk modellemelerini daha da geliştirmek ve en önemlisi sigortalılık oranlarını artırarak koruma açığını azaltmaktır. Çünkü afetlere karşı en güçlü finansal güvence, yaygın ve sürdürülebilir bir sigorta sistemidir.

Bununla birlikte, deprem riskinin büyüklüğü dikkate alındığında hazırlığın hiçbir zaman tamamlanmış kabul edilmemesi gerekir. Sürekli gelişim ve toplumun sigorta bilincinin artırılması, gelecekte karşılaşılabilecek büyük afetlere karşı en önemli güvence olacaktır.”

Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkan Yardımcısı Ali Burak Kurtulan: SEDDK sektörün güçlü bir yapıya kavuşmasını hedefliyor

SEDDK Başkan Yardımcısı Ali Burak Kurtulan, deprem riskine yönelik kurum olarak yaptıkları çalışmaları ve yasal düzenlemeleri paylaşarak afet ortamında operasyonel sürdürülebilirliğin finansal dayanıklılık kadar önemli olduğunu vurguladı.

Doğal Afet Sigortaları Kurumu’nun (DASK) en temel amaçlarının, Zorunlu Deprem Sigortası (ZDS) kapsamındaki konutların ödenebilir primlerle güvence altına alınması, yurt içinde risk paylaşımının sağlanması, depremin mali yükünün sigorta, uluslararası reasürans ve sermaye piyasalarına dağıtılması, uzun vadeli kaynak birikiminin sağlanması ve toplumda sigorta dayanışması bilincinin geliştirilmesi olduğunu belirten Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkan Yardımcısı Ali Burak Kurtulan, DASK’ın ülkemiz için taşıdığı önemin 6 Şubat 2023 tarihinde yaşanan büyük depremler sonrasında bir kez daha açık şekilde görüldüğünü söyledi. Bu konuyla ilgili rakamları ve son gelişmeleri paylaşan Ali Burak Kurtulan, yaklaşık 500 bin hasarlı konut için DASK’ın sigortalılarına yaklaşık 40 milyar lira hasar ödemesi gerçekleştirdiğini kaydetti. Kurtulan, “Bu felaketin ardından Kurumumuz 2024 yılı başından itibaren geçerli olmak üzere, ZDS kapsamında vatandaşlarımızın lehine önemli iyileştirmeler yapmıştır. Bu çerçevede, teminat tutarları ÜFE’ye endekslenerek her ay otomatik olarak güncellenmektedir. Bu sayede, depremde konutlarının hasar görmesi halinde vatandaşlarımız poliçelerinin yapıldığı dönemler farklı olsa dahi aynı metrekareye sahip evleri için eşit miktarda tazminat alabilecektir. İhtiyari deprem sigortası kapsamında da sivil konutlar için teminat tutarları benzer şekilde güncellenmiş ve teminatların enflasyona karşı korunması zorunlu hale getirilmiştir” dedi.

Doğal Afet Sigortaları Kurumu’nun (DASK) en temel amaçlarının, Zorunlu Deprem Sigortası (ZDS) kapsamındaki konutların ödenebilir primlerle güvence altına alınması, yurt içinde risk paylaşımının sağlanması, depremin mali yükünün sigorta, uluslararası reasürans ve sermaye piyasalarına dağıtılması, uzun vadeli kaynak birikiminin sağlanması ve toplumda sigorta dayanışması bilincinin geliştirilmesi olduğunu belirten Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkan Yardımcısı Ali Burak Kurtulan, DASK’ın ülkemiz için taşıdığı önemin 6 Şubat 2023 tarihinde yaşanan büyük depremler sonrasında bir kez daha açık şekilde görüldüğünü söyledi. Bu konuyla ilgili rakamları ve son gelişmeleri paylaşan Ali Burak Kurtulan, yaklaşık 500 bin hasarlı konut için DASK’ın sigortalılarına yaklaşık 40 milyar lira hasar ödemesi gerçekleştirdiğini kaydetti. Kurtulan, “Bu felaketin ardından Kurumumuz 2024 yılı başından itibaren geçerli olmak üzere, ZDS kapsamında vatandaşlarımızın lehine önemli iyileştirmeler yapmıştır. Bu çerçevede, teminat tutarları ÜFE’ye endekslenerek her ay otomatik olarak güncellenmektedir. Bu sayede, depremde konutlarının hasar görmesi halinde vatandaşlarımız poliçelerinin yapıldığı dönemler farklı olsa dahi aynı metrekareye sahip evleri için teminatların enflasyona karşı korunması zorunlu hale getirilmiştir” dedi.

Ali Burak Kurtulan, önümüzdeki dönemde hayata geçirilmesi planlanan Zorunlu Afet Sigortası (ZAS) ile sivil konutlarda deprem teminatına ek olarak sel, heyelan, fırtına, dolu, çığ ve orman yangınının da teminat kapsamına alınacağını hatırlattı. Kurtulan ayrıca, deprem dışındaki afetler nedeniyle konut sakinlerinin acil ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik ek teminat sağlanması ve köy alanlarının da ZAS’a tabi olmasının planlandığını belirtti. Sektörün bu konudaki finansal dayanıklılığını da değerlendiren Ali Burak Kurtulan, şu ifadeleri kullandı: “6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler sonrası şirketlerin Marmara Bölgesi’nde beklenen depreme karşı yeterli korumalarının olup olmadığının değerlendirilmesi önem arz etmiştir. Bu doğrultuda, 2024/22 sayılı Genelgenin yürürlüğe girmesiyle hayat dışı sigorta şirketlerinin Cresta 1-2-3 ve 4 bölgelerindeki risk kümüllerinden kaynaklı olası İstanbul depremine karşı karşıya kalacakları hasar yükünü ve aldıkları reasürans korumalarının yeterliliğini değerlendirmek üzere her yıl stres testi yapmaları zorunlu hale getirilmiştir. Biz Kurum olarak bu stres testlerini geliştirmeye ve sektörün beklenmedik duruma mali olarak hazır olmasını sağlamaya yönelik çalışmalarımıza devam etmekteyiz.”

‘GENELGE ÇALIŞMAMIZ DEVAM ETMEKTEDİR’

Bu anlayışla, sigorta şirketlerinin beklenen Marmara depremine yönelik hazırlık düzeyleri; deprem stratejileri, bina stoklarının durumu, kritik personelin coğrafi yedeklenmesi, alternatif çalışma alanlarının oluşturulması, bilgi işlem altyapılarının yedeklenmesi, olağanüstü durum merkezlerinin İstanbul dışında konumlandırılması, iş etki analizlerinin hazırlanması ve afet anında iletişim planları gibi birçok başlık altında değerlendirilmiştir. Yapılan değerlendirmelerde sektörün özellikle veri yedekleme ve bilgi işlem altyapısı bakımından önemli bir hazırlık seviyesine ulaştığı görülmekle birlikte, kritik personelin coğrafi yedeklenmesi başta olmak üzere operasyonel sürekliliğin güçlendirilmesi gereken alanların da bulunduğu tespit edilmiştir.

Bizim bu kapsamda asgari düzeyde alınması gereken önlemleri içeren Genelge çalışmamız devam etmektedir. Şirketlerimizin de İç Sistemler Yönetmeliği’nin 18’inci maddesine göre iş sürekliliği planlarını bu kapsamda geliştirmesi gerekmektedir. Kurumumuz, bu çalışmalarla sigorta sektörünün güçlü bir yapıya kavuşmasını hedeflemektedir.”

Doğa Sigorta Genel Müdürü Coşkun Gölpınar: Bütünsel ve yenilikçi önlemler almak zorundayız

Sigortanın doğal afetlerdeki önleyici rolüne dikkat çeken DoğaSigorta Genel Müdürü Coşkun Gölpınar, “Sel ve diğer doğal afetleride içeren Zorunlu Afet Sigortası’na (ZAS) tam geçişin sağlanması, koruma açığını azaltmada en kritik sektörel adım olacaktır” dedi.

Kahramanmaraş depremlerinin sigorta koruma açığının kapatılmasında ülkemiz için ne kadar hayati olduğunu bizlere en acı şekilde hatırlattığını belirten Doğa Sigorta Genel Müdürü Coşkun Gölpınar, “Sektör ve tüm paydaşlar olarak gelecekteki afetlerde mali yaraları daha hızlı sarabilmek için bütünsel ve yenilikçi önlemler almak zorundayız” dedi.

Gölpınar, sigortanın sadece hasar sonrası zarar karşılayan bir mekanizma olarak değil, afet öncesi risk azaltıcı ve önleyici bir güç olarak konumlanması gerektiğini söyledi. Bu doğrultuda; deprem yönetmeliğine tam uyum sağlayan, yapı denetimi güçlü ve kentsel dönüşümle güçlendirilmiş binalara kademeli prim indirimleri (teşvikler) sunulmasının, yapı kalitesinin artırılmasında önleyici bir rol oynayacağını da ifade eden Coşkun Gölpınar, “DASK’ın kapsamının genişletilerek sel ve diğer doğal afetleri de içeren Zorunlu Afet Sigortası’na (ZAS) tam geçişin sağlanması, koruma açığını azaltmada en kritik sektörel adım olacaktır” diye konuştu.

‘SİGORTA BİLİNCİ BİR YAŞAM KÜLTÜRÜ OLMALI’

Bu noktada toplum bilincinin önemine de değinen Gölpınar, bu konu hakkında, “Toplum bilincini geliştirmek ise kısa vadeli kampanyaların ötesinde, sürdürülebilir bir strateji gerektiriyor. Yaşanan bunca felaket ve acıya rağmen, bugün zorunlu bir sigorta olan DASK’ta bile sigortalılık oranı ne yazık ki %58’dir. Ancak bu oranın büyük bir bölümü kamu hizmet süreçlerinin zorunluluğundan kaynaklanmakta, sigorta bilinciyle yapılan poliçelerin oranı çok daha düşük kalmaktadır. Afetlerin ardından kısa vadeli bir poliçe artışı yaşansa da bu ivme sürdürülebilir olmamaktadır. Sigorta bilinci olmaksızın sadece yasal zorunlulukla yapılan poliçelerin yenilenmediği görülmektedir. Bu durum, uzun vadede penetrasyon artışını engellemektedir. Doğa Sigorta olarak her fırsatta vurguladığımız gibi, sigorta bilinci yasal bir zorunluluktan ziyade bir yaşam kültürü ve finansal okuryazarlık unsuru olmalıdır. Bu farkındalığı kalıcı kılmak adına, sigorta ve risk bilincinin erken yaşlarda eğitim müfredatına dahil edilmesini gerekli görüyoruz. Biz de kurum olarak acentelerimiz aracılığıyla sahada aktif bilgilendirme yapmaya, dijital kanallarımızla sigortanın koruyucu gücünü sade ama açıklayıcı bir dille anlatmaya ve yenileme dönemlerindeki düzenli hatırlatmalarımızla bu farkındalığı canlı tutmaya kesintisiz devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Doğal Afet Sigortaları Kurumu Genel Sekreteri Balkır Demirkan: DASK stratejik bir finansman mekanizmasıdır

Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK), nüfusun ve ekonomik faaliyetlerin yoğunlaştığı Marmara Bölgesi’nde yaşanabilecek olası bir depremin, bütüncül ve çok boyutlu bir hazırlık sürecini gerekli kıldığını vurguladı.

Kahramanmaraş depremlerinin bugüne kadar yürütülen en büyük hasar operasyonu olmasının yanı sıra, kurumun geleceğe yönelik hazırlık anlayışını yeniden şekillendiren önemli bir dönüm noktası olduğunu belirten DASK Genel Sekreteri Balkır Demirkan, yüzyılın afeti olarak nitelendirilen bu süreçte, ipotekli konutlara yönelik Bankalar Birliği ile yürütülen iş birliği ve avans ödemesi uygulaması başta olmak üzere, kurumun tarihinde ilk kez hayata geçirilen birçok uygulamanın proaktif bir yaklaşımla ele alındığını açıkladı. Demirkan, konuyla ilgili değerlendirmesinde şu ifadelere yer verdi:

“Yaklaşık 629 bin hasar ihbarını yönettiğimiz bu süreçte ilk hasar ödememizi ihbarın ardından 24 saat geçmeden gerçekleştirdik ve bugüne kadar 1,6 milyar doların üzerinde tazminat ödedik. Yaşadığımız bu deneyim bize önemli bir gerçeği bir kez daha gösterdi. Büyük bir depremde başarı, sadece güçlü bir finansal yapıya sahip olmakla sağlanmıyor. Aynı zamanda hasar yönetiminden dijital altyapıya, veri paylaşımından operasyonel koordinasyona kadar tüm süreçlerin eş zamanlı ve kesintisiz şekilde çalışması gerekiyor.

Özellikle nüfusun ve ekonomik faaliyetlerin yoğunlaştığı Marmara Bölgesi’nde yaşanabilecek olası bir depremin etkileri düşünüldüğünde, hazırlığın bütüncül bir yaklaşımla ele alınması büyük önem taşıyor. DASK olarak hazırlık anlayışımızı bu doğrultuda şekillendiriyoruz. Finansal tarafta rezerv yapımızı ve reasürans korumamızı güçlendirirken, operasyonel tarafta hasar yönetimi süreçlerimizi, dijital altyapımızı ve iş sürekliliği planlarımızı farklı senaryolara göre sürekli geliştiriyoruz.”

Demirkan, açıklamasında DASK’ın temel görevinin olası bir deprem sonrasında sigortalıların ihtiyaç duydukları finansal güvenceyi hızlı, etkin ve kesintisiz şekilde sunabilmek olduğunun altını çizerek kurumun, bu anlayışla finansal gücünü, teknolojik altyapısını ve operasyonel hazırlığını sürekli geliştirerek Türkiye’nin deprem riskine karşı finansal dayanıklılığına katkı sağlamaya devam edeceğini belirtti.

Demirkan, risk yönetiminde kritik bir rol oynayan DASK’ın finansal yapısını ise şu sözlerle anlattı:

“Çeyrek asır boyunca edindiğimiz deneyim, afetlere karşı mali dayanıklılığın sadece kaynak oluşturmakla değil; bu kaynakları doğru bir finansman modeliyle yönetmek, riski ulusal ve uluslararası ölçekte paylaşmak ve sistemi her koşulda sürdürülebilir kılmakla mümkün olduğunu gösterdi. Bu yönüyle DASK, yalnızca deprem sonrasında tazminat ödeyen bir kurum değil; ülkemizin ekonomik dayanıklılığına katkı sağlayan stratejik bir risk finansmanı mekanizmasıdır. Bu modelin temelinde çok katmanlı bir finansman yapısı bulunuyor. Ülke genelinde toplanan primlerle oluşturulan fon rezervi, toplam portföy üzerinden alınan reasürans koruması ve devlet tarafından sağlanan finansal garanti birbirini tamamlayan üç güvence katmanını oluşturuyor. Böylece büyük bir deprem sonrasında ortaya çıkabilecek mali yük tek bir kurumun ya da kamu bütçesinin üzerinde kalmıyor; reasürörler üzerinden paylaşılarak sistemin sürdürülebilirliği güvence altına alınıyor.

Yaklaşık 25 milyar lira seviyesindeki fon büyüklüğümüz, 3 milyar avro seviyesindeki reasürans korumamız ve etkin risk yönetimi yaklaşımımız sayesinde olası büyük bir deprem karşısında yükümlülüklerimizi karşılayabilecek güçlü bir finansal kapasiteye sahibiz. Kuruluşumuzdan bu yana yaşanan bin 397 hasar yapıcı depremde 867 bini aşkın hasar ihbarını yöneterek 2 milyar doların üzerinde tazminat ödedik. Bu sonuç, DASK’ın farklı büyüklükteki afetler karşısında etkin ve sürdürülebilir şekilde işleyen bir risk finansmanı modeline sahip olduğunu da ortaya koyuyor.”

YENİLEME ORANLARI STRATEJİK ÖNCELİK

Poliçe adetleri ve sigortalılık oranları hakkında da bilgi veren Demirkan, yenileme oranlarının da en az sigortalılık oranı kadar önemli olduğuna dikkat çekti. Demirkan, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:

“Bugün 11,6 milyon yürürlükte poliçeye ve %58 sigortalılık oranına ulaşmış olmamız önemli bir mesafe kat ettiğimizi gösteriyor. Ancak deprem riski taşıyan bir ülkede bu oran daha yüksek olmalı. Bunun için yalnızca yeni sigortalıları sisteme dahil etmeye odaklanmak yeterli değil. Mevcut poliçelerin yenilenmesini sağlamak da en az yeni sigortalı kazanmak kadar önemli. Çünkü deprem riski poliçe süresi dolduğunda ortadan kalkmıyor. Bugün %61 seviyesindeki yenileme oranını artırmayı bu nedenle stratejik önceliklerimiz arasında görüyoruz. Bunun için sigortanın sadece yasal bir zorunluluk olarak değil, deprem gerçekleşmeden önce aile bütçesini ve yaşam düzenini koruyan temel bir finansal güvence olarak görülmesi gerektiğine inanıyoruz. Diğer taraftan, sigortalılık oranının artması sadece daha fazla konutun sigorta güvencesine kavuşması anlamına gelmiyor. Aynı zamanda DASK’ın afet risk finansmanı modelini de güçlendiriyor. Daha geniş bir sigortalı tabanı, deprem riskinin daha geniş bir alana yayılmasını sağlarken, alınan reasürans korumamızın da daha güçlü bir yapı üzerine kurulmasına katkı sunuyor. Böylece büyük depremlerde oluşabilecek ekonomik kayıplar daha geniş bir finansal kapasiteyle karşılanabiliyor.”

TOBB SAİK Başkan Yardımcısı Özgür Yılmaz: Afet yönetimi güçlü bir finansal risk yönetimidir

1999 Marmara Depremi sonrasında Türk sigorta sektörünün büyük bir dönüşüm yaşadığını söyleyen TOBB SAİK Başkan Yardımcısı Özgür Yılmaz, bugün gelinen noktada sektörün sermaye yapısının daha güçlü, reasürans kapasitesinin daha yüksek olduğunu ifade etti.

Marmara Depremi’nin yalnızca yakın tarihimizin en büyük acılarından biri değil, aynı zamanda Türkiye’nin afet yönetimi, risk finansmanı ve sigortacılık anlayışında yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu söyleyen Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Sigorta Acenteleri İcra Komitesi Başkan Yardımcısı Özgür Yılmaz, o günden bugüne kadar önemli reformların hayata geçirildiğini, sigorta sisteminin güçlendiğini ve afetlere karşı finansal dayanıklılığı artıracak önemli mekanizmaların oluşturulduğunu belirtti.

‘MESELE SADECE BİNALARIN DAYANIKLILIĞI DEĞİLDİR’

“6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri bir kez daha aynı gerçeği göstermiştir. Deprem sürpriz değildir. Sürpriz olan, hazırlıksız yakalanmaktır” diyen Özgür Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün bilim insanlarının uzun yıllardır dikkat çektiği olası Marmara depremi; yalnızca milyonlarca insanımızı değil, Türkiye ekonomisinin kalbini oluşturan üretim gücünü, sanayiyi, finans sistemini, ticareti ve ihracatı da doğrudan etkileme potansiyeline sahiptir. Artık mesele sadece binaların dayanıklılığı değildir. Asıl mesele; toplumun, ekonominin ve finansal sistemin ne kadar dirençli olduğudur.

İşte tam bu noktada üzerinde durmamız gereken en kritik kavram koruma açığıdır. Koruma açığı; afet sonrasında ortaya çıkan ekonomik kayıplarla sigorta sistemi tarafından karşılanan zararlar arasındaki farktır. Bu fark ne kadar büyürse, vatandaşın yükü artar; kamu kaynakları daha fazla zorlanır ve ekonomik toparlanma süreci o kadar uzar.

Bugün gelişmiş ülkeler afetlerin ardından çok daha hızlı ayağa kalkabiliyorsa bunun en önemli sebeplerinden biri güçlü sigorta sistemleri ve yüksek sigortalılık oranlarıdır. Türkiye’nin de artık yalnızca afetlere müdahale eden değil, afet olmadan önce ekonomik dayanıklılığını inşa eden bir anlayışı benimsemesi gerekmektedir. Çünkü afet yönetimi, yalnızca arama-kurtarma faaliyetlerinden ibaret değildir. Afet yönetimi aynı zamanda güçlü bir finansal risk yönetimidir.”

Bu nedenle koruma açığının azaltılmasının; ekonomik kalkınma politikalarının, şehirleşme stratejilerinin ve sürdürülebilir büyüme hedeflerinin ayrılmaz bir parçası hâline gelmesi gerektiğini vurgulayan Özgür Yılmaz, zorunlu afet sigortasının önemine değinerek, “Zorunlu Afet Sigortası’nın yaygınlaştırılması, konut ve iş yeri sigortalarının teşvik edilmesi, KOBİ’lerin sigorta bilincinin artırılması, bina envanterlerinin güncel dijital verilerle desteklenmesi ve risk odaklı fiyatlama modellerinin geliştirilmesi bu vizyonun temel yapı taşlarıdır” dedi.

Sigortayı yalnızca hasar sonrası hatırlanan bir ürün olmaktan çıkarıp; bireyin, işletmenin ve ülkemizin geleceğini güvence altına alan stratejik bir risk yönetimi sistemi hâline getirmenin önemine de değinen Özgür Yılmaz, bu anlayış doğrultusunda mevzuat çalışmalarından eğitim faaliyetlerine, dijital dönüşüm projelerinden kamu kurumlarıyla yürütülen ortak çalışmalara kadar her alanda sektörü geleceğe hazırlayacak adımlar atmaya devam ettiklerini kaydederek, “İnanıyoruz ki güçlü ekonomi ancak güçlü risk yönetimiyle mümkündür” dedi.

Özgür Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı:

“1999 Marmara Depremi sonrasında Türk sigorta sektörü büyük bir dönüşüm yaşamıştır. Bugün sermaye yapısı daha güçlüdür. Reasürans kapasitesi daha yüksektir. Teknolojik altyapısı daha gelişmiştir. Hasar yönetim süreçleri çok daha profesyonel bir seviyeye ulaşmıştır. Bunun en somut örneğini Kahramanmaraş depremlerinde gördük. Sektörümüz, tarihimizin en büyük afetlerinden birinde milyarlarca liralık tazminatı güçlü mali yapısıyla karşılarken; sigorta şirketleri, eksperler ve özellikle sahada gece gündüz çalışan sigorta acenteleri vatandaşlarımızın yanında olmuş, sigortacılığın yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal bir güven sistemi olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Ancak hiçbir başarı bizi rehavete sürüklememelidir.”

EY Türkiye Şirket Ortağı ve Finansal Hizmetler Sektör Lideri Levent Atakan: Teknik karşılık yapısı kritik önem taşıyor


Afet anında finansal dayanıklılığın büyük ölçüde teknik karşılıklara dayandığını vurgulayan EY Türkiye Şirket Ortağı ve Finansal Hizmetler Sektör Lideri Levent Atakan, özellikle dengeleme karşılığının ihtiyati bir tampon görevi gördüğünün altını çizdi.

Kahramanmaraş ve çevre illeri etkileyen depremlerin, sigorta sektörünün yalnızca hasar sonrası tazminat ödeyen bir finansal mekanizma olmadığını, aynı zamanda ülkenin ekonomik dayanıklılığını destekleyen stratejik bir yapı olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu vurgulayan EY Türkiye Şirket Ortağı ve Finansal Hizmetler Sektör Lideri Levent Atakan, olası Marmara depremi başta olmak üzere gelecekte yaşanabilecek büyük ölçekli doğal afetler dikkate alındığında, sektörün hazırlık düzeyini değerlendirirken yalnızca reasürans kapasitesi ve sermaye yeterliliğinin değil, teknik karşılık yapısının sağlamlığının da kritik önem taşıdığını ifade etti.

“Sigorta şirketlerinin deprem riskine karşı finansal dayanıklılıkları büyük ölçüde ayırdıkları teknik karşılıklara dayanıyor” diyen Levent Atakan, “Kazanılmamış primler karşılığı”, “muallak tazminat karşılığı”, “devam eden riskler karşılığı” ve “dengeleme karşılığı” birlikte değerlendirildiğinde, bu karşılıkların şirketlerin gelecekte ortaya çıkabilecek yükümlülüklerini karşılayabilmelerinin temel güvencesini oluşturduğunu belirtti.

Özellikle deprem gibi yüksek etkili afetlerde, muallak tazminat karşılığı ile buna ilişkin aktüeryal tahminlerin doğruluğunun kritik önem taşıdığını belirten Atakan, hasar ihbarlarının uzun bir zaman dilimine yayılması ve ilk aşamada belirsizliğin yüksek olması nedeniyle, gerçekleşmiş ancak rapor edilmemiş hasarlar için yapılan karşılık (IBNR) hesaplamalarının gerçekçi yapılmasının şirketlerin mali tablolarının güvenilirliği açısından önemli bir unsur haline geldiğini söyledi. Bu doğrultuda gelişmiş veri analitiği, yapay zekâ destekli hasar modellemeleri ve düzenli stres testlerinin, teknik karşılıkların doğruluğunu artıran önemli araçlar olarak öne çıktığını ifade etti.

‘DENGELEME KARŞILIĞI TAMPON GÖREVİ GÖRÜYOR’

Katastrofik riskler açısından ayrı bir öneme sahip olan dengeleme karşılığının ise sektörün uzun yıllardır kullandığı en önemli ihtiyati mekanizmalardan biri olduğunu söyleyen Levent Atakan, bu karşılığın temel amacının deprem gibi düşük frekanslı ancak etkisi son derece yüksek risklerde, hasarın gerçekleşmediği dönemlerde kaynak biriktirerek büyük afetlerin yaşandığı yıllarda teknik sonuçlar üzerindeki ani ve olumsuz etkileri dengelemek olduğunu belirtti.

Levent Atakan, dengeleme karşılığının bu açıdan bakıldığında yalnızca muhasebesel bir kalem değil, sektörün finansal istikrarını destekleyen makro ihtiyati bir tampon görevi gördüğünün altını çizdi. Ancak IFRS 17 (TFRS 17) uygulamasına geçişle birlikte dengeleme karşılığının muhasebeleştirilmesine ilişkin yaklaşımda önemli değişiklikler yaşandığını kaydeden Atakan, şu değerlendirmelerde bulundu:

“IFRS 17’nin temel yaklaşımı, finansal tablolarda yalnızca mevcut sigorta sözleşmelerinden kaynaklanan yükümlülüklerin gösterilmesini esas almaktır. Bu nedenle, gelecekte oluşabilecek katastrofik riskler için ihtiyat amacıyla ayrılan klasik dengeleme karşılığının IFRS 17 kapsamında birebir karşılığı bulunmuyor. Bunun yerine, söz konusu belirsizlikler, risk düzeltmesi (risk adjustment) ve geleceğe ilişkin nakit akış tahminleri içerisinde dolaylı olarak dikkate alınıyor. Buna karşılık, SEDDK tarafından düzenlenen yasal finansal raporlamada dengeleme karşılığının ihtiyati fonksiyonunu sürdürmesi bekleniyor. Bu durum, IFRS 17 standardına göre hazırlanan finansal tablolar ile düzenleyici finansal tablolar arasında teknik karşılıklar bakımından farklılıkların ortaya çıkmasına neden olabilecektir.

Bu nedenle IFRS 17 sonrasında düzenleyici otoritelerin, dengeleme karşılığının ekonomik işlevini sermaye yeterliliği çerçevesinde koruyacak tamamlayıcı düzenlemeler geliştirmesi sektörün uzun vadeli finansal dayanıklılığı açısından önem taşıyor. Ancak finansal dayanıklılığın güçlendirilmesi kadar toplumdaki sigorta bilincinin artırılması deprem risk yönetimi açısından önemlidir. Bu konuda ortak farkındalık kampanyalarının yürütülmesi de faydalı olacaktır.”

Yorum yazın