Değişim rüzgârı

ARTIK iyi korunmayı başardığımızdan mı, yoksa şanslı olduğumuzdan mı bilinmez, yıla sağlıkla başlayan grup içinde kaldık. İllaki sağlık olsun diye başladık yeni yıla; inşallah bu yıl da, yine şansımız yaver gider, iyi korunmayı başarır ve pandeminin sonunu görürüz.
Hayat sıfırla bir aralığında geçip gidiyor. Sıfır ölümü, bir ise hayatı temsil ediyor. Arada geçen süre ise zamanı anlatıyor. Hepimiz yokluk ve varlık, varlık ve yokluk arasında bir zaman yolculuğu yapıyoruz. Fizikte her şeyin bir ölçü birimi ve ölçme aleti var. Ağırlık tartıyla, uzunluk metreyle, sıcaklık termometreyle ölçülüyor. Zamanı da saatle ölçüyoruz. Kimimiz kolumuza taktığımız altın, kimimiz plastik, kimimiz tel maşa, kimimiz elektronik saatlerle zamanı ölçüyoruz. Eskiden sünnet çocuğuna verilen en kıymetli hediyeydi kol saati… İkinci sırada ağız mızıkası gelirdi. Benim yaş grubunda olup da sünnetinde bu iki hediyeden en az birini almayan akranım yok gibidir. Dedeler ceplerinde Serkisof marka, üzerinde Devlet Demiryolları amblemi olan köstekli cep saatlerini taşırken; değişim rüzgârına uyup, torunlarına 18 taşlı kol saati takabilmenin derin huzurunu ve gururunu taşırlardı.
Neyse, amacım nostalji yapmak değil, biz konumuza dönelim. Kol saatlerinin dışında, duvar saatleri var, meydan saatleri var, kule saatleri var. İstasyonlarda, iskelelerde, duraklarda, hastanelerde daha birçok yerde saatler var. İşlevleri çok önemli. Hepsinin temel amacı zamanı göstermek ve ölçmek. Peki, zamanı bu saatlerle ölçerken, ölçtüğümüz şey aslında ne? Saatle neyi ölçüyoruz? Ölçtüğümüz şey her neyse hepimiz için aynı şeyi mi ifade ediyor? Bu da bizi ‘zaman nedir?’ sorusuyla karşı karşıya bırakıyor. Zaman var mıdır? Zamanın anlaşılması çok zor ve soyut bir kavram olması, sorunun cevaplanmasını da bir o kadar zorlaştırıyor. Zamanın ölçmeye çalıştığımıza göre, var olduğu şüphesiz. O halde akla ikinci soru geliyor; zaman, ne zaman ve nasıl başladı, ne zaman bitecek? Konu, yüzyıllardır felsefecilerin ilgi alnına girmiş; günümüzde ise astrofizikçiler cevap bulmaya çalışıyorlar. Ben zamanı, kalktığı ve varış noktası belli olmayan bir ve sabit bir hızla hareket etmeyen bir trene benzetiyorum. Değişik ivmeyle hareket eden bu trene biz kendi istasyonumuzdan biniyor; değişik yollardan geçirdikten sonra yolculuğumuzu tamamlayıp trenden iniyoruz (Ondan sonra da bir sonsuzluğa varacak bir yolculuk daha var). Yaptığımız bu yolculuk hayatı temsil ediyor. Trenin kapasitesi çok yüksek, yolculuğa başladığı tarihten itibaren kimisi makinist sıfatıyla, kimisi yolcu sıfatıyla milyarlarca kişi bu trene binip inmiş; kimisi lüks mevkide, kimisi üçüncü mevkide yolculuğunu tamamlamış. Hangi mevkide seyahat ettiğinizi siz kendiniz değerlendirin. Trenin sahibini gören yok, ama bir sahibi olduğu kesin.
Konu derin, zaman yoklukla varlık arasında geçen süre. Eski dünyanın klasik düşünürleri, zaman diye adlandırdığımız şeyin aslında hayat boyunca yaşanan değişimin bir ölçüsü olduğunu belirterek, gerçek olan şeyin, değişen bir evren olduğunu; zamanın ise değişim ve hareketlerden türetildiğini savunmuşlar. Buna göre zamanı ölçme birimi herkes için aynı olsa bile, aslında zaman her birimiz için çok farklı ve göreceli bir kavram. Onun için bindiğimiz trenin hızının sabit olmadığını, bazen çok hızlandığı, bazen de çok yavaşladığını söyleyebiliriz. Buradan Einstein’in izafiyet (görecilik) teorisine ulaşmak mümkün. Einstein “Bir adamın güzel bir kadının yanında geçirdiği bir saat ona bir dakika gibi gelir ama aynı adamı çok sıcak bir sobanın yanına bir dakika oturttuğunuzda ona bir saat gibi gelir” diyor. Halbuki zamanı ölçmek için kullandığımız saatler hep aynı süreyi göstermektedir, ama zaman algısı kişiye göre değişir.
O halde zaman sabit, değişen ise evrendir. Yapmış olduğumuz tren yolculuğu ise bu değişimin yaşandığı süreyi temsil eder.
Her şey hızla değişiyor. Biz de bu değişim rüzgârına ayak uydurmaya çalışıyoruz. Kimse, kaptana yolculuk sırasında hangi rüzgârlarla boğuşup boğuşmadığını sormaz; gemiyi limana salimen getirip getirmediğini sorgular.
2020 yılı hayatımızda en büyük değişikliklerin yaşandığı bir yıl oldu. Evimiz, işimiz, ekonomimiz, sosyal ve medeni halimiz en önemlisi moralimiz ön göremeyeceğimiz boyutta etkilendi.
Umarım bu yıl 2020’de yaşadığımız olumsuz değişim sürecini, olumlu bir değişim sürecine çevirebiliriz ve 2021 yılında da gemiyi limana bağlarız.