Değişim Rüzgârı 3

Bilindiği gibi, hemen hemen aynı yıllarda doğmuş, aynı çağın şartları altında yaşamış ve dolayısıyla birbirine benzer özellikleri taşıyan ve yaşamış oldukları çağın kendilerine yüklediği aynı sorumluluklarla yetişmiş kişiler topluluğuna ‘Kuşak’ deniliyor.

Bundan önceki iki yazımda bu kuşakları ele almış; ‘Sessiz Kuşak’ olarak bilinen 1927-1945 yılları arasında doğanlardan başlamış ve konuyu benim de aralarında bulunduğum 1946- 1964 yılları arasında doğan ve ‘Baby Boomer’ olarak adlandırılan ‘Bebek Patlaması Kuşağı’na kadar getirmiştik. Istatistiksel olarak bu kuşağın ortalama doğum yaşını 1955 olarak kabul edersek, kuşağın hayattaki temsilcileri şimdi ortalama 66 yaşında. Sigortacı gözüyle mortalite ‘(ölüm) tablolarına baktığımızda, bu kuşağın son temsilcileri olan bizler de yavaş yavaş oyunun sonuna gelmiş gibi görünüyoruz. Ben demiyorum, istatistik söylüyor; ülkemizde kullanılan mortalite tablolarına göre, ortalama ölüm yaşı erkekler için 69, kadınlar için 72 olarak belirlenmiş. Yani kadınların, kocalarının helvalarını yeme ihtimali biraz daha yüksek.

Maalesef sayımız azalıyor. COVID-19 da sayımızın azalması için elinden geleni ardına koymuyor. COVID’den korunmamız için alınan tedbirler ise hürriyetimizi kısıtlamaktan öteye geçmiyor; COVID, istatistikleri haklı çıkartmak için bildiğini okuyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün açıkladığı yeni yaş dilimi listesine bakarsak bizler artık orta yaşlı sayılıyoruz. Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre bir kişinin en üretken yaşının 60 ile 70 yaş arasında olduğu söyleniyor. Bunların hepsi, bana göre züğürt tesellisi… Gerçek olan şu ki yavaş yavaş sona yaklaşıyoruz.

Rahmetli Tuncel Kurtiz’in dediği gibi bizler dünyayı değiştireceğimizi zannetmiştik, değiştiremedik ama şükürler olsun ki dünya da bizi değiştiremedi. Ne mutlu ki bizden önce gidenler de değişmeden gittiler.

Son gidenlerden biri de, sevgili dostum, değerli meslektaşım Timuçin Alpay. Maalesef, bizim kuşağın bütün iyi vasıflarını taşıyan sevgili kardeşim Timuçin’i Mart başında kaybettik. Timuçin’in mesleki niteliklerini anlatmamın gereği yok. Hepimiz kendisinin ne kadar usta bir meslek adamı ve eğitimci olduğunu biliyoruz. O mesleğinin en iyilerindendi, ama bunun ötesinde, iyi bir aile babası, değerli bir dost ve benim için bir kardeşti. Hiç bir şeyin ölmediği, her şeyin yaşadığı inancıyla Timuçin Kardeşime Allah’tan rahmet, kederli ailesine sabır ve metanet, sigorta camiasına başsağlığı diliyorum. Nurlar içinde yat kardeşim.

Bu dünyadan kimler geldi, kimler geçti, kimler gelecek?

Biz gelelim bizden sonraki kuşaklara. Kim bunlar? X, Y, ve Z kuşakları. Sanki üç bilinmeyenli denklem gibi…

X Kuşağı, 1965-1979 yılları arasında doğan geçiş dönemi çocuklarından oluşuyor. İlk kez Douglas Coupland’ın 1950’lerin sonlarında ve 1960’larda doğan nesil hakkında yazmış olduğu ‘Hızlandırılmış Kültür İçin Hikayeler’ adlı romanında ele alınmış. Kendilerinden bir önce gelen kuşak ile sonrasında gelen kuşağa göre nüfusları biraz daha az. Birbirinden çok farklı bu iki kuşak arasında kaldıkları için kendilerine “ortanca kuşak” da deniyor. Duygulu ve anlayışlı insanlardan oluşan bu kuşağın özellikleri şöyle; şüpheci, rekabetçi, kurallara uyumlu otoriteye karşı kısmen saygılı bir kuşak. İş sadakatleri yüksek olan bu kuşak temsilcileri daha iyi yaşamak için çalışma anlayışına sahipler. Bu nedenle daha az çocuk sahibi olmayı tercih etmişler. Bu kuşağın kadınları erkeklerden daha eğitimli. Aile bireyleriyle büyümekten ziyade, arkadaşlarıyla birlikte büyüdükleri için ailelerine olan bağlılıkları, önceki kuşaklara oranla daha az.

1980-1999 yılları arasında doğanlar Y Kuşağının temsilcileri. Diğer kuşaklarla aralarındaki farklılığın en çok hissedildiği kuşak bu kuşak. Y kuşağı iş hayatında hemen yönetici olmayı, para harcamak için çalışmayı tercih ediyor, kendi görüşlerinden asla vazgeçmiyor.

2000 yılından sonra doğanlar ise Z Kuşağı. İnternet üzerinden sosyalleşmeyi tercih eden bu kuşağı ne biz anlayabiliyoruz ne de onlar bizi anlayabiliyor. Giderek birbirimizden kopuyoruz.

2024’den sonra doğacaklara ise Generation Alpha denecekmiş. Bakalım onları tanıma fırsatımız olacak mı?