Çalışan kadın olmayı anlamak

Mart ayı Kadınlar Günü diye adlandırığımız bir günü içinde barındırır. Neden Kadınlar Günü olduğunu senelerce anlayamadım. Bir genç kız olarak çok şanslı şartlarda büyüdüm. Kadınlar Gününü de dolayısıyla anlamam zaman aldı. Hayat getirdikleriyle her şeyi yaşımız ilerledikçe anlamamıza yardımcı oluyor.

Yurt içinde ve yurt dışında en iyi okullarda okudum. İyi okullarda okumamın tek bir kötü tarafı oluyor: Fanustaki gibi bir yaşamı, hatta ütopyayı öğrenip yaşıyorsunuz. Hele benim gibi bir aileden geliyorsanız, hayat daha da sanallaşıyor. Kadınlar erkek aynı şartlara sahip olmalı düşüncesi bütün bedeninizi sarıyor. Halbuki gerçek hayat “hiçbir zaman” kadına aynı şartları sağlamıyor.

İş dünyasına adım attığımda bir bankanın dış ilişkiler bölümünde çalışmaya başladım. Yurtdışından sağlanan finansmanlar için Türkiye’nin gelişmekte olan ve gelecek sağlayan bir ülke olduğunu anlatmanın en kolay yolu, Türkiye’deki ortalama yaşın 30’un altında olduğunu söylemek, istenilen uzun vadeli finansmanı almaya yetiyordu. Genç nüfus, ekonominin gelişmesi, orta direğin güçlenmesi ve gelişmiş ülkelerdeki gibi zengin kesimden daha güçlü hale gelmesi anlamına geliyor. Bu da uzun vadede dengeli ve güvenilir bir ekonomi ve yaşam demek. Eğer son bir değişimle Huxley’in romanındaki gibi bebekler laboratuvarda yapılmaya başlanmadıysa, kadınlar geleceği hem doğuracak hem yetiştirecekler. Ekonomik kavramlar arasındaki en basit gösterge bile bunu işaret ediyor. Kadının genç nesiller yetiştirmedeki önemini düşününce ve uluslararası piyasalardaki en önemli gösterge olduğu düşünülürse, Türkiye’de halen kadının önemi küçümseniyor.

İş hayatında ilerledikçe, sigorta dünyasına adım attım. Sigorta yurtdışında erkeklerin egemen olduğu bir sektör. Uluslararası şirketlerde çalıştığımdan 20’li yaşlarımın sonunda yurtdışına toplantılara gittiğimde tek kadın ben olurdum. Ben rahatsız olmazdım ama çevremdeki bütün erkekler rahatsız olurdu. Esprilerini yapmaz, hikayelerini anlatamazdı. Birçoğu benim neden olarada olduğuma anlam veremezdi. Çocuk sahibi olduğumda ise beni çok iyi tanıyanlar bile, beni ilk gördüklerinde hep şu soruyu sorarlardı: Sen buradasın, kızın kiminle? Tabii, benim boşanmış olduğumu da biliyorlardı. Bunu sordukları dönemde şirketin 53 ülkedeki operasyonlarının tek kadın Ülke CEO’suydum. Kadın olarak bu pozisyonda olduğunuzda, diğerlerinin bir kere söylediğini benim 5 defa tekrarlamam gerekiyordu. Kadın olmak zaten zor, başarılı kadın olmak daha zor.

Sadece Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde kadın hakları hep sorun. Bütün kültürler, bütün dinler; hepsi erkeklerin egemenliğinde bir düzen üzerine kurulu. Bütün değerlerimiz ve bakış açılarımız da bunu takip ediyor. Bütün kültürlerin hatta annelerin erkek çocuklara yaklaşımını düşününce, bence bulunduğumuz durumu çok da şaşırtıcı bulmuyorum.

Kadına aynı şartları vermeye çalışan sigorta sektörü, bir vitrin edasıyla kadına yer açmaya çalışıyor. Türkiye bu konuda diğer gelişmiş ülkelerden çok daha iyi bir yerdeydi. Günümüzde bu konuda da bir gerileme gözlemliyorum. Avrupa ve Amerika yeni atamalar yapıyor. Hem yönetim kurullarında hem önemli görevlerde, ancak bunlar da yeterli değil. Kabullenme ve eşitlik konusunda halen kaplumbağa hızıyla ilerleniyor.

Türkiye’de Kadınlar Günü olarak geçen gün, birçok ülkede ve Avrupa ülkelerinde Kadınlar Ayı olarak yerini alıyor. Kadınların eşit haklara sahip olduğu bir dünyaya yaklaşabilmemiz için bence bir ay bile yeterli değil.