COVID-19’un çalışan davranışlarına etkisi

KURUM performansı, her bir çalışanın kontrolünde olan amaç odaklı davranışlara bağlıdır. Bu davranışların içinde yer alan görev performansı, bireyin başarısını etkileyen durumların içinde en belirgin olanıdır. Bununla birlikte, koşulların uygunluğu da kişi performansını yakından ilgilendirmektedir. Çalışanın doğrudan kontrolünün dışında olan ve kendisinin davranışı ve performansını kısıtlayan veya kolaylaştıran koşullar üzerinde odaklanması da başarısı için gerekli bir yaklaşım olarak kabul edilmektedir. Çalışan her ne kadar görevine motive olmuş, yeteneği ve becerisiyle üstün rol gerekliliğini yerine getirmiş bir kişi olarak görünse de, durumsal faktörler bu başarıyı yakından etkiler.
Çalışan için en önemli motivasyon faktörü olarak kabul edilen güvenlik boyutu ve yaşadığımız pandemi sürecindeki sağlık koşulları, çalışanların başarısına ve iş-yaşam dengesine doğrudan etki etmektedir. Böylesine bir durumsal etkinin yaşanması, çalışanda hem psikolojik hem de sosyal değişimlere neden olabilmektedir. Bu konuyla ilgili yapılan çalışmalardan birisini de, Deloitte hazırlamış ve “COVID-19: Çalışanlara ve Çalışma Hayatına Olası Etkileri” adı altında, Mart 2020 (https://www2.deloitte.com/content/dam/Deloitte/tr/Documents/human-capital/covid-19-calisanlara-ve-calisma-hayatina-olasi-etkileri.pdf) raporu olarak yayınlamış.
Bu çalışmayla bahsedilen konuların yanı sıra çalışan davranışını yakından etkileyen iki güncel örgütsel davranış kavramını da yakından yorumluyor olmamız gerektiğine inanıyorum. Özellikle COVID-19‘un zihnimiz dahil, her türlü düşünce gelişimimizi de yakından esir aldığı bu günlerde, birbirleriyle ilişkili olduğu görülen “İş stresi algısı ve Tükenmişlik” kavramlarını değerlendiriyor olmalıyız. Çalışma hayatında etkisi fazlasıyla hissedilen iş stresini; gerek psikolojik, gerekse fiziksel açıdan kişide rahatsızlık ve gerilim yaratan durumlar olarak tanımlamak mümkündür. Stresin ortaya çıkmasından önce, strese neden olan kaynakların doğru tanımlanması daha büyük önem taşımaktadır. Çalışma çevresinin değişiminin, birçoğumuzda farklı stres belirtileri ortay çıkardığı görülmektedir. İş stresi modeli olarak bilinen kişi-çevre uyumu modelinde, French, Caplan & Harrison (1982) kişi ve çevresi arasında uyumun bireyin yaşayacağı stres miktarını belirleyeceğini öne sürmektedir. Bu modelde kişi-çevre uyumu; kişi-iş ve kişi-örgüt olarak iki boyutta incelenmiş ve kişinin beceri ve yeteneklerinin, işin ve iş ortamının uyumuna bağlı olarak geliştiğini, bunların arasındaki uyumsuzluğun kişide iş stresine neden olduğu algısına karşılık geldiği söylenmektedir. Deloitte’un raporundan da anlaşıldığı üzere, bugün çoğu şirketin uzaktan çalışma koşullarında konumlandırdığı anlaşılmaktadır. Yapılan çoğu araştırmalarda, bunun faydalarının çokluğunun yanı sıra, bazı dezavantajlarından da bahsedilmektedir. Burada en öne çıkan olumsuz yanının bireylerin takım etkileşiminden uzak kalmaları ve bu nedenle kişiler arası uyum eksikliğini yaşamalarıdır. Bu durumun birey için farklı bir iş stresi yarattığı söylenebilir. Zorunlu da olsa, kişinin özel yaşam alanına taşıdığı iş ortamı, kişi-aile iş uyumunda strese neden olmakta ve bunun da, kısa vadede olmasa da, ilerleyen dönemlerde bireyin kişilik özellikleri üzerinde değişikliklere neden olacağı söylenmektedir. Bununla birlikte, uzun vadede kişileri bekleyen en büyük olumsuz davranış biçiminin işten ayrılmayla sonuçlanabilecek bir tükenmişlik sıkıntısına girecek olmalarıdır. Tükenmişlik, örgüt yaşamında strese neden olan ve ortadan kaldırılmayan etmenlere karşı birey tarafından geliştirilen tepkidir. Tükenmişlik, duygusal, zihinsel ve fiziksel açıdan enerjinin tükenmesi, insan ruhunun çökmesi ve bireyin güçsüzlüğe teslim olması anlamına gelmektedir. Tükenmişliğin ortaya çıkması, bireyin işteki rolü ve kariyeriyle ilgili kaygıları, görevin aşırı iş yükü ve iş stresi içermesi, monotonluk, yeteneklerini gösterememe, kararlara katılamama, başarı-statü uyumsuzluğu gibi etmenlerle ilişkilendirilmektedir. Tükenmişlik, iş stresinin bir belirtisi değildir, kontrol edilemeyen iş stresinin sonucudur.
Sonuç olarak, pandemi süreci hepimizin hem çalışma, hem de yaşam koşullarımızın değişikliğine neden oldu. Bu durum, aslında çalışan güvenliğine ve sağlığına önem veren kurumların olumlu olarak değerlendirilecek kararlarına bağlı olarak gerçekleşti. Ancak değişikliklerin birey davranışlarında nasıl bir etki ve bu etkinin kişi üzerindeki stres algısını ne şekilde yarattığı araştırmaya değer konular olarak güncelliğini korumaktadır.