COVID-19… Kurumsal İtibar(sızlığa) etkisi!….

ÖNCE, kurumsal itibar kavramını sonra da COVID-19’un etkisini değerlendirelim.
İşletmeler, bazı alışkanlıklardan uzaklaşmak durumundadırlar. Nedir bunlar? Tamamını anlatmak yerine konumuz ile ilgili olanı üzerinden gidelim. İşletmelerin içinde bulunduğu çevre şartlarına uygun olarak faaliyet göstermeleri kabul gören en basit yöntemlerden birisidir. Ancak, koşulların kendi ekosistemlerine uygun olarak yarattığı etkileri tersine çevirmek ve onlarla ilgili beklenmedik kararlar almak, çoğu kez işletmeler için negatif etki yaratmıştır. Şu anda içinde bulunduğumuz pandemi ortamında COVID-19 etkisi de işletmeler için bir sınav niteliği taşımaktadır. En önemlisi de işletmelerin koşullara bağlı olarak oluşan bu ortamı nasıl kullandığıdır. Buna bağlı olarak da, kurumun itibarını nasıl etkileyebileceğidir.

Kurumsal itibar, bir işletmenin taşıdığı kendisine has unsurların, paydaşlar tarafından, yani kararlardan etkilenen faaliyet gruplarınca değerlendirilmesi sonucunda ortaya çıkan ve işletmeler için değer yaratan bir kavramdır. Özenle çalışılarak elde edilen bir itibar, işletmenin sürdürülebilir bir performans göstermesine, finansal bağımsızlığına, uzun süreli yaşam evresine ve sürdürülebilir kârlılığına yakından etki etmektedir. Aynı zamanda firmanın çekiciliği ile beraber kalıcı saygınlığının da bir göstergesidir.
İtibarın bir işletmeye ne gibi avantajlar getirdiğini değerlendirdiğimizde, şunları söylemek mümkündür.
Elde edilen itibarın çekiciliğinin ve devamının pekiştirilmesindeki en önemli rol, paydaşlarıyla oluşturulan iletişimin ne kadar iyi yönetilip yönetilemediğidir. Etkin bir iletişim yöntemi, işletmenin bulunduğu koşullarda faaliyetlerini daha da büyüterek yürütmesi ve rekabet avantajına dayalı farkındalık yaratmasını çok daha kolaylaştırmaktadır.
Bir diğer avantajda ortaya konan gerçeklikle, algı arasındaki farkın minimize edilmesidir. İşletme ile özdeşleşen güven, saygınlık ve statü kavramlarının gerçeğe ne kadar yakın olduğu algısının tüm paydaşlar tarafından olumlu olarak paylaşılması, işletmenin hem çekiciliğine, hem de sürdürülebilirliğine değer katacaktır. Bu gerçekçiliğin oluşması sonucunda, işletmeye olan inancın pekişmesi ve kimlik kazandırılması sonucu ortaya çıkacaktır.
Böylesine güçlü değerlere sahip olan işletmeler, kaynaklarını geliştirme potansiyeline sahip olacaktır. Bunların içinde en önemlisi, iyi ve uygun yeteneklerin şirket bünyesinde havuza eklenmesi, yetiştirilmesi, geliştirilmesi ve bağlılıklarının artırılmasıyla şirket bünyesinde tutulmasıdır.
Şirketlerin itibar ölçümlerinde dikkate alınan boyutları değerlendirdiğimizde önemsenecek konu başlıklarını aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz.
• Değişime hızla uyum sağlayan, müşteri ihtiyacına uygun yenilikçi yaklaşım,
• Çalışan gelişimine özen gösteren ve fırsat eşitliğine önem veren yönetim iklimi,
• Liderlik yapma biçimleri ve lider-üye ilişkilerinin organizasyonu,
• Etik davranan, şeffaf ve adil yönetime sahip şirketler,
• Toplum için fayda yaratan ve pozitif etkiye sahip şirketler,
• Üretim ve hizmet etme modelleri ve sürdürülebilir pazar hakimiyeti,
• Güçlü finansal beklentilerle gelişim gösteren şirketler, itibarın kazanılmasında öne çıkan bu konular, maalesef pandemi etkisiyle ihmal edilmektedir. Hatta, bugünlerde ortamın yarattığı belirsizlikle, elde edilen kurumsal itibarın gittikçe kaybolmaya başladığı bir dönemi yaşamaktayız. Sezgisel yaklaşımın kaybolduğu, planlamanın sadece günü yaşamak üzere yapıldığına şahit olmaktayız. Finansal dengeler adına, kurtulmak istenilen şirket içi faaliyetler için pandemi ortamının bir fırsat olduğu düşüncesiyle kaybolan yetenekli insan gücü kaynağının en çok de kurum itibar (sızlığı)na etkisini görmekteyiz bugünlerde…
Etimolojik kökeni Yunanca ‘krisis’ kelimesine dayandırılan kriz, özellikle yoğun olarak tıpta kullanılmaktadır. Genellikle de, aniden ortaya çıkan bir hastalık belirtisi ya da çok ilerlemesi anlamlarında kullanılmaktadır. Sosyal bilimler alanında ise “aniden meydana gelen kötüye gidiş yönündeki gelişme”, “büyük bir sıkıntı” anlamında kullanılmaktadır. Şimdi sormamız gereken soru şu!…
İtibarımızın kaybolmasına neden olacak hangi “kriz” evresindeyiz?