Çok acı, çok!

“TANRI’YI güldürmek istiyorsan ona planlarından bahset”. Acı bir şekilde yaşadım ben de.

Mart yazısına başladığım tarih 5 Şubat Pazar akşamı. Güzel şeyler yazmaya başlamıştım, yarısına kadar da gelmiştim yazının ama uykum geldi, kalan kısmını ertesi sabaha bırakıp yattım.

Sabah saat 05.45’te uyandım, uyanır uyanmaz bir Whatsapp grubumda haberi gördüm ve durumun vahametini anladım ne yazık ki…
Kayıtlara geçeniyle, geçmeyeniyle, henüz bulunamayanıyla küçük bir il nüfusu silindi nüfus kütüğünden. Sabahın köründe, kışın ortasında çaresizce yakalandılar depreme, kurtulabilenler umutsuzca başladılar sonraki güne, tüm ülke artık başka bir gözle bakıyor yaşamlarına.

Ders almıyoruz ne yazık ki. Ne yaşanan onca felaketten, ne uzmanların uyarılarından, ne de bilimin, aklın, mantığın yap ya da yapma dediklerinden.

Geriye dönüp suçlu aramak zamanı da değil artık, en azından benim için değil; gidenler gelmez, maddi kayıpların küçük bir kısmı karşılanır en iyi olasılıkla; ama benim ve herkesin bundan sonrası için her şeyi bir yana bırakıp bu konuya odaklanması, tüm kaynaklarını seferber etmesi gerek.
Önce insan yaşamı, sağlığı ve bunların devamlılıkları!

Devletlerin, yasaların, yönetimlerin, karar alıcı konumundaki herkesin birincil önceliği insanları yaşatmak olmalı. Binalarda, ulaşımda ve trafikte, iş yerlerinde… Nerede olunursa olunsun burada sorulacak ilk soru “Kişinin başına ne gelebilir ve zararı engellemek, minimize etmek için hangi önlemler alınabilir?” olmalı.

Haydi diyelim devletin işi başından aşkın, yönetenlerin de bir sürü farklı önceliği var; böyle olsa bile birey olarak yapabileceklerimiz var.
Bugün sahip olmak için her şeyi yaptığımız ama güvenlik & koruma anlamında çoğunlukla ihmal ettiğimiz bir aracın sağlam lastiklere ve herhangi bir kaza sonrası aracı eski haline getirmek demek olan kasko poliçesine sahip olma maliyet toplamı araç değerinin %4’ü ortalamada.

Aynı bütçe ile oturduğumuz evleri de depreme karşı güvenli hale getirebiliriz inanın. Eğer bu bütçeyi ayıracak kaynağımız yoksa devlet destekli uzun vadeli krediler, teşvikler vs. var. Yeter ki şu konuyu sahiplenelim ve herkese bir çözüm bulunana kadar da ısrarcı olalım.
Kim oturduğu evin deprem güvenliğinden haberdar? Zemin sondaj raporu, statik hesapları, proje vs. kaçımızı kolayca erişebileceği yerlerde? Velev ki ulaştık içinde olduğumuz binada inşaat tamamlandıktan sonra yapılan tadilat, binanın çeşitli yerlerindeki su etkisi, yanımızda ya da karşımızda yapılan diğer inşaat konusunda söz hakkımız var mı ?

Konu sadece bireysel çabalarla çözülecek gibi de değil öte yandan. Çözüm, önce insanı yaşatmak odaklı çok uzun vadeli bir planlama ve bunun paralelinde bir dönüşüm süreci. Bunu yaparken bu sürecin etkileyeceği toplumsal, demografik ve ekonomik gelişmeleri de dikkate alarak ve bunlara da tek tek çözüm bularak.

Bu dönüşüm çok büyük bir kaynak gereksinimi demek biliyorum. Milyonlarca konutun güçlendirilmesi ya da yıkılıp yeniden yapılması ülkenin gayri safi hasılasının birkaç katı belki. Ama yapmak zorundayız. Belki hepsine aynı anda başlamaya gerek yok. Riskin en yüksek olduğu yerlerden başlayıp bölge bölge ve kademe kademe aşağıya doğru ilerlemek, bunu yapabilmek için evlerinden bir süre mahrum kalacak insanlara geçici yerleşim yerleri sağlamak, her aşamada da herkesi insanca yaşatmaya devam etmek.

Kamunun ve özel sektörün böyle bir afet sonrası geçici çözümler bulma gücü var. Sivil toplum örgütleri, bireyler, yurtdışındaki kurumlar, tabii sigorta şirketleri… Hepsi sağ olsunlar ellerinden geleni yapıyorlar böylesi dönemlerde ama ilk ve tek hedefin bir deprem bölgesi olan ülkemizde en şiddetlisi dahil her depremde kimsenin burnu bile kanamadan bulundukları binadan çıkmayı sağlamak olması gerek.

Dünyanın her yerinde bunu başarıyla yapanlar var, neden biz yapamayalım?

Başımız sağ olsun ve umarım bir an önce toparlanalım…

Görüşmek üzere,