Belirsizliğin belirginliği
3 yıl önce yapılmış olan 5 yıllık hedefler, planlar, hayaller bugün ne durumda acaba? Belirsizlik yaşamımızın her alanını etkiledi. Varılacak yerlere, hedeflere de etki etti elbette. Salgın ve neticesinde gelen ekonomik, sosyolojik ve kültürel değişim en iradeli planlarımızı bile altüst etti .
2. Dünya Savaşı’ndan beri bu denli çaresizlik hissine tüm ülkelerin aynı anda kapıldığı bir dönemi hatırlamıyor tarih. Alışkanlıklar ve davranış örüntüleri elimizde olmaksızın aniden değişiverdi, hem de jet hızı ile. Hatırlayın geçtiğimiz 2 yıl geleceğe dair ne sorulsa, cevabımız kocaman bir BİLEMİYORUM idi. Bakarız, görürüz gibi gayet oryantal olan düşünceler global ve olağan bir motto haline geldi. Hepimiz büyük ve güçlü ülke kavramını kafalarımızda revize ettik. Dünya üzerinde yaşayan herkesin ilk defa ortak bir düşmanı vardı ve ilk defa herkes tek bir amaç etrafında birleşti, Korona virüsü. Oysaki ne kadar zordu dünya üzerindeki bırakın herkesi birkaç ülkenin aynı anda ortak bir amaç uğruna bir şeyler yapabilmesi.
Toplum düşünürleri içinde bulunduğumuz dönemi belirsizlikler dönemi olarak tanımlıyor. Bütün bu belirsizlikler olup biterken geçmişten hortlayıp gelen iki haneli enflasyon ise hepimizin bütçelerini ve planlarını altüst etti. Neredeyse önümüzdeki haftanın kısa vade, iki hafta sonranın orta vade, ay sonunun uzun vade olduğu enflasyonlu ortamımızda bir şeyi öngörmek neredeyse sihirbazlık yapmakla eş değer bir hale geldi. Bugünlerde eminim bilinçli olan herkes, daha başka başıma ne gelebilir diye düşünmeden edemiyor. Evet dünyada dengeler değişiyor, değişmeyen tek şey değişim her zaman geçerli bir söz. Belirsizlikler ve riskler de maalesef bu değişimin bir sonucu.
Diğer yandan teknoloji de hiç olmadığı kadar hızlı bir şekilde hayatımızın her tarafına nüfuz etmeye devam ediyor. Hiçbir şey ve hiç kimse tek başına ve serbest hareket edemiyor, neredeyse her şey birbiriyle etkileşimli, bağımlı ve bağlı olarak hareket ediyor ve maalesef hiç kimse resmin bütününü görme yetkinliğine sahip değil henüz. Hepimiz fotoğrafın belirli kısımlarını görüyoruz ve oradan bir şeyler çıkartmaya çalışıyoruz.
Diğer taraftan uzun zamandır tarihi hafızalarımızdan silinmiş olan sıcak savaş ve bu savaşın getirdiği bir sürü değişiklikler ve yenilikler ve tabi ki savaşın karanlık yüzü olan ölümler, ülkelerin terk edilmesi, göçmenlik, kadınların, çocukların ve yaşlıların çektiği ızdıraplar hepimize hayatı yeniden sorgulatır hale geldi.
Tabi bütün bunlar üst başlıklarda gelişirken şu anda gündemde olmayan ama her zaman bir gerçek olan DEPREM. Aslında sadece deprem de değil bütün doğal afetler.
Dünyada belirsizlikler hakim ve tüm insanlık gelecek endişelerini çok daha derinden hissediyor. Tüm bunlar olurken bu dünyaya çocuk mu getirilir soruları gençlerin zihnini meşgul ediyor. Yapılan araştırmalarda özellikle gençlerin geleceğe oldukça umutsuz baktığı sonucu ortaya çıkıyor. Sokaktaki insan kariyerim nereye evrilecek, maaşımla giderlerimi nasıl denkleştireceğim, sağlığıma daha fazla özen göstermeliyim, sevdiklerime daha fazla vakit ayırmalıyım gibi bireysel sorunlarıyla da boğuşurken ortaya karanlık bir tablo çıkıyor.
Bütün bunları içinizi karartmak için yazmadım. Tüm bu belirsizliklerle çevriliyken belki de bireysel anlamda nelerle yüzleşmemiz gerektiği konusuna daha fazla odaklanabiliriz. Bu kaostan kendimizi sıyırabildiğimiz oranda, hayatımızda belirli olan şeylere sımsıkı sarılabiliriz. Bize güç veren, kendimizi iyi hissettiren hobilere, spora, meditasyona, arkadaşlarımıza, sanata, müziğe, çocuklara, hayvanlara, ailemize ve doğaya daha çok odaklanabiliriz. Ruh ve beden sağlığımızı korumak adına gündemden kopup farklı şeyler yapabiliriz. Neyse ki küresel belirsizlik elimizden her şeyi alabilecek kadar güçlü değil henüz.
