Acı ekşi ama tecrübe
Bugün sizlere bizzat yaşamış olduğum ve kariyerimin ilk yıllarında iken, içerisinden çok büyük dersler çıkartmış olduğum bir anımı anlatmak istiyorum.
Bir sigorta şirketinde hasar müdürü olarak görev yapıyordum. Departmanımız o kadar yoğundu ki, altı kişi sabah saat 07:30’da gelir gece saat 00:00’da ofisten çıkardık ve ertesi güne yine de bir dolu işimiz kalırdı. Şirketin her ay yüzlerce acentenin katılımı ile portföyün hızlı ve özellikle oto branşında katlanarak büyüdüğü ortamında, hasarın da bundan nasibini alabileceğini hepiniz tahmin edersiniz. İnanın bana o kadar organize bir insanımdır ki, her şeyi not alırım hiçbir detayı atlamam, planlı, programlı ve düzenli çalışırım. Ekip çok çalışkandı hatta o kadar komik geliyor ki şu an bana, kız kardeşim Boğaziçi Üniversitesi’nde okuyor o sırada, okuldan çıkıp bize yardıma gelirdi halimize çok acıdığı için. PC’de lotus dışında hiç bir şeyin olmadığı ve hatta PC’nin de her serviste sadece bir tane olduğu, kalem kağıt ile hasar dosyası açıldığı, her bir detayın dosya kapağına yazıldığı bir dönemdi. O zamanlarda 6 kişinin bu işi yapamayacağına dair çeşitli istatistikler çıkartır, bunu üst yönetime sunardım. Genç bir ekiple yüksek bir enerjiyle elimizden gelenin çok daha fazlasını yapar ve hafta sonu dahil çalıştığımız halde, mutlu mesut evlerimize dönerdik. Acentelerimiz bizden çok memnundu ve müşteri tatmini hep en tavandan hissedilirdi. Ama ben ekibin yöneticisi olarak bu işin sürdürülebilir olmadığını ve mutlaka bir yerde patlak vereceğimizi ön gördüğümden sürekli olarak yönetime kişi sayısının artırılması konusunda taleplerde bulunurdum. Fakat beni her zaman dinlemelerine rağmen hiçbir zaman ekibi büyütmek taraftarı olamadılar. Çünkü beni gerçekten iyi dinlemiyorlar ve anlamıyorlardı veya anlamak istemiyorlardı. Ama sanırım feryadım artık çok olmaya başlamıştı ki, çare olarak yurtdışından gelen bilmem hangi okullarda master yapmış bir abimizi getirip bizim departmanın ortasına koydular ve analizler yapıp işlerimizin neden bitmediğinin sebebini bulma görevini verdiler kendisine. Bu abimiz birinci gün bana “Semacım abartıyorsunuz! 7 gün çalışılır mı hiç, bakın ben size öyle bir planlama getireceğim ki akşam beş dedin mi işten çıkacaksınız” demişti. Bu abimiz yaklaşık iki ay bizimle birlikte kaldı, ama her gün ofisten çıkarken “Olmaz böyle şey olmaz böyle şey“ diyerek söyleniyor ve kesinlikle sorunumuza bir çözüm de getiremiyordu. İkinci ayın sonunda yerinden kalktı ve “Bu iş böyle olmaz, siz burada nasıl dayanıyorsunuz, çıkıp anlatsanıza, ben çıkıp anlatacağım durumunuzu“ demişti ve dediği gibi yapıp patrona çıktı ve artık neler anlattıysa patron bir hışımla yanımıza geldi ve ilk defa bizi dinlemeye başladı. Derdimizi rakamlarla destekli olarak detaylıca anlattık, tam olarak istediğimiz sayı olmasa da üç yeni ekip arkadaşı alınmasına karar verildi ve derhal alındı. Biraz daha iyi şartlarda bu arkadaşlarla beraber uzunca bir süre yine yoğun mesai ile çalışmaya devam ettik, nereye kadar? Benim canıma tak edip bir başka şirkete geçmeye karar vermeme kadar. Bu durumdan çıkarttığım o dönemde bir sürü ders vardı: Bir şeyi çözmek için her şeyi denedin ve elinde başka bir alternatif kalmadıysa, artık bırakmak lazım veya yolu değiştirmek lazım.
Aynı şeyleri yaparak, farklı sonuçlar beklemek bence hüsranımız idi. Problemlere bazen farklı bakış açıları ile bakarak meslek körlüğünden kurtulmamız şart. Ekibe liderlik etmek ve motivasyonu yükseltmek tabii ki yöneticinin olmazsa olmazı, ama her insanın bir azami kapasitesi olduğunu da unutmamak gerek.
İçinde bulunmadığımız ortamlar ile ilgili bize aktarılan şeyleri can kulağıyla dinleyerek gerçekten onu anlatan kişinin yerine kendimizi koyarak dinleyip, anlamamız çok önemlidir, keşke böyle yaparak türlü uzlaşmazlıklarımızı bir çırpıda halledebilsek. Çok uzun süre beklentilerin üzerinde ve çok fazla çalışıyorsan ki bu sadece iş yeri için değil hayatımızın her alanı için böyle, bu iş rutinin haline geliyor ve bu olağanüstü durum herkesin gözünde olağan bir hal alabiliyor ve işin ilginci buna müsaade eden de yine maalesef bizler oluyoruz. Bazen cesaretle bir şeyleri değiştirmek ve hatta yıkmak lazım ki, bir türlü gelmeyen yeni düzen bu yıkıntının sonrasında herkese daha iyi gelebilsin. Bazen sabır diye nitelediğimiz durum aslında cesaretsizliğimiz olabilir, bu ayrımı iyi yapmak lazım. Sıkıntılar elbette her daim var olacaklar hayatlarımızda, ama hepimize bunları çabuk çözüme kavuşturacak rasyonellikte yetenekler lazım.
