Sigorta koruması riziko sonrasında ödenen prim ödemesiyle sağlanamaz

Sigorta koruması riziko sonrasında ödenen prim ödemesiyle sağlanamaz

“Sigorta ettirenin rizikodan önce ödemesi gereken primi, riziko gerçekleştikten sonra yatırması ve sigortacının bunu geri vermemesi üzerine sigorta bedeline hak kazanıldığını öne sürmesi dürüstlükle bağdaşmaz. Riziko anında sigorta korumasının bulunmadığı hallerde bu koruma sonradan sağlanamaz. Kanun böyle bir iradeyi geçersiz saymaktadır.”

Uygulamada sigorta ettirenlerin prim ödeme borcunu zamanında yerine getirmediği haller oldukça fazladır. Türk Ticaret Kanunu (TTK) sigorta ettirenin prim borcunu ödemekte temerrüde düşmesi üzerine meydana gelecek hukuksal sonuçları özel olarak düzenlemiştir. Aslında bir borcun zamanında ifa edilmemesi hakkındaki ana düzenleme Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) bulunmaktadır (TBK m.117 vd). Ancak TTK, bu genel nitelikli hükümlerin sigorta ettirenler ve sigortalılar bakımından uygun olmadığı düşüncesiyle, bu kişileri TBK’na kıyasla daha geniş bir koruma altına almış, diğer bir anlatışla TBK’ndaki temerrüde ilişkin kuralları sigorta ettirenler yararına yumuşatmıştır. Buna ek olarak, sigorta ettirenin prim ödeme borcundan temerrüdüne ilişkin TTK 1434 emredici kılınmıştır. TTK 1452(3), TTK 1434 hükmünün sigorta ettiren ve sigortalılar aleyhine değiştirilemeyeceğini öngörmektedir. Bir sigorta sözleşmesinde sigorta ettirenin ödemesi gereken prim borcu takside bağlanabilir. Bu imkân TTK’nun çeşitli maddelerinde açıkça belirtilmiştir. Mesela TTK 1421(1), TTK 1430(2), TTK 1431(1), TTK 1434(1) prim borcunun takside bağlanmış bulunması olasılığına ilişkin hükümler içermektedir. Ayrıca TTK 1430(1) cümle 2 de, sigorta priminin “aksine sözleşme yoksa” peşin ödeneceğini belirterek taksitlendirme imkânını vurgulamış, tarafların taksitlendirme hususunda anlaşma yapmalarının mümkün ve geçerli olduğunu öngörmüştür. TTK 1421(1) uyarınca sigortacının sorumluluğu primin veya ilk taksitinin ödenmesiyle başlamaktadır.

Tamamı bir seferde ödenmesi gereken prime “tek prim” denilmektedir. Taksitlendirme söz konusu olduğunda ödenmesi gereken primin ilk kısmı “ilk prim”, daha sonra ödenmesi gereken kısımlar (taksitler) ise “sonraki prim” veya “izleyen prim” deyimleriyle ifade edilmektedir. Sigorta ettirenin ilk veya tek prim borcunu TTK 1431(1) uyarınca “poliçenin teslimi karşılığında” ödemesi lazımdır. Poliçe sigorta ettirene TTK 1424(1) uyarınca sigorta sözleşmesinin yapılmasını izleyen 24 saatlik süre içinde verilmelidir. TTK 1421(1) 24 saatlik sürenin sigorta sözleşmesi sigortacı veya acentesiyle yapılmış olduğu zaman söz konusu olacağını “diğer hallerde” ise bu sürenin 15 güne çıkacağını öngörmüşse de sigorta sözleşmesi sigortacıdan başka bir tarafla yapılamayacağından (onu temsil eden acente ile veya Internet üzerinden sözleşme kurulduğunda da yine sigortacıyla işlem yapılmış sayılacağından) kanımızca poliçe her durumda sözleşmenin tamamlanmasından itibaren 24 saat içinde verilmek zorundadır.

POLİÇEYİ ULAŞTIRMAK SİGORTACIYA DÜŞER

Poliçeyi sigorta ettirene ulaştırmak sigortacıya düşer. Sigorta ettiren poliçeyi almak üzere sigortacıya gitmek zorunda değildir. Bu noktada buna benzer bir hususa daha değinmemiz yararlı olacaktır. TTK 1432 (emredici olmayan bir şekilde) primin “sigorta ettirenin sözleşmede gösterilen adresinde ödeneceğini” belirtmektedir. Böylece prim borcu (belirli koşullarla) “götürülecek borç” olarak değil “aranacak borç” olarak düzenlenmiş bulunmaktadır. Sigortacı poliçeyi daha önce sigorta ettirene ulaştırmış olsa dahi, primi tahsil etmek üzere sigorta ettirenin adresine giderek ödeme alma girişiminde bulunmamışsa, sigorta ettiren prim borcundan temerrüde düşmüş olmayacak ve prim ödememeye bağlanan sonuçlar meydana gelmeyecektir.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında TTK’nun sistemi şöyle özetlenebilir: Birinci aşama sigorta sözleşmesinin (herhangi bir şekil şartı söz konusu olmaksızın) kurulmasıdır. Bunun üzerine sigortacı 24 saat içinde poliçeyi sigorta ettirene ulaştıracaktır. (ikinci aşama). Sonrasında sigorta ettiren (eğer taraflar başka bir yerde ödeneceğini kararlaştırmamışsa, sözleşmede belirtilmiş olan adresinde) primi ödeyecek (üçüncü aşama) ve bunun üzerine sigortacının sorumluluğu (gerçekleşen rizikolar dolayısıyla ödeme yapma yükümlülüğü) devreye girecektir (dördüncü aşama). Ancak bu aşamaların birbirini izlemesi emredici biçimde hükme bağlanmamıştır. Bazı hallerde sigortacı sigorta poliçesini önceden (yapılmış sigorta sözleşmesinin kanıtı olarak değil, yeni döneme ilişkin sigorta sözleşmesine -uygulamadaki deyimle “yenilemeye”- yönelik bir öneri olarak, içinde bulunulan sigorta dönemi henüz sona ermeden) gönderir. Bazı hallerde de poliçe aynı zamanda sigortacının (sözleşme ile bağlı olacağına ilişkin) kabul açıklaması niteliğini taşır. Mesela sigorta ettirenin daha evvel kendisine ulaştırdığı yazılı sözleşme önerisini değerlendiren ve uygun bularak sözleşme yapma kararına varan sigortacı, daha önce açıkça veya örtülü şekilde “kabul” beyanında bulunmamışken, bu iradesini ilk olarak poliçeyi sigorta ettirene (mesela basılı şekilde posta aracılığıyla) ulaştırarak açıklamış olabilir. Öte yandan, taraflarca sigortacının sorumluluğunun ilk veya tek prim ödenmeden önce başlayacağı da kararlaştırılmış olabilir. Ancak kara ve deniz yoluyla yük taşıma sigortalarında böyle bir anlaşma yapılmış olmasa dahi sigortacı TTK 1421(1) son kısım uyarınca yasa gereği -taşıma rizikosunun başlamış olması koşuluyla- sözleşme anından başlayarak sorumlu olacaktır. Bu son olasılıkta sigortacı poliçe düzenlenip verilmeden ve bunun üzerine prim ödemesi yapılmadan önce rizikoyu üstlenmiş konuma gelecektir.

PRİMİN ZAMANINDA ÖDENMEMESİ

Primin zamanında ödenmemesi şu sonuçlara yol açmaktadır:

Eğer tek veya ilk prim zamanında ödenmemişse, TTK 1434(2) uyarınca sigortacı sözleşmeden cayma hakkına sahiptir. Sigortacı bu hakkını sigorta ettirenin zamanında ödeme yapmaması üzerine hiç gecikmeden (mesela ertesi gün) kullanabilir. TTK 1434(2) ödeme yapılmadığı sürece cayma hakkının (herhangi bir anda) kullanılabileceğini öngörmüştür. Bununla birlikte sigortacı prim alacağının muaccel olduğu tarihten başlayarak (TTK 1434(2) kanımızca yanlış olarak “vade tarihinden” demektedir) üç ay içinde bu alacağı tahsil amacıyla icra takibi yapmaz veya dava açmazsa cayma sonucu TTK gereğince “kendiliğinden” meydana gelecektir. (yasal cayma)

Öte yandan yukarıda da belirttiğimiz gibi TTK 1421(1) sigortacının rizikoyu taşıma yükümlülüğünün ilk veya tek primin ödenmesi anından itibaren devreye gireceğini hükme bağladığı için, (karada ve denizde yük taşıma sigortaları dışında) ilk veya tek primin ödenmesi sigortacının sorumluluğunu başlatma bakımından zorunludur.

İlk primin ödendiği ve sigortacının sorumluluğunun devreye girdiği hallerde ise izleyen primler (ilk primden sonraki primler) zamanında ödenmezse, sigortacı sözleşmeyi bazı koşulları yerine getirmiş olmak koşuluyla feshetme yoluna gidebilecektir. Bunun için TTK 1434(3) uyarınca sigorta ettirene noter aracılığıyla veya iadeli-taahhütlü mektupla on günlük süre vermesi ve bu süre içinde ödeme yapılmadığı takdirde sözleşmenin feshedilmiş olacağını bildirmesi lâzımdır.

TTK sonraki primlerin ödenmemesi üzerine sigortacının sorumluluktan kurtulması için sözleşmeyi fesih dışında açık bir düzenleme içermemektedir. Bununla birlikte, kanımızca tarafların sigorta sözleşmesinde sigortacının (sigorta ettirene ihtar gönderip verdiği 10 günlük ödeme süresinin sonundan başlayarak) sorumluluğunun askıya alınacağı (ödeme yapılana kadar duracağı) da geçerli şekilde kararlaştırılabilir.

SORUMLULUK NE ZAMAN BAŞLAR

Birçok halde riziko sigortacının sorumluluğu başlamadan önce (veya durduktan sonra) gerçekleşir. Eğer riziko anında sigortacının sorumluluğunun başlamamış olması ona ait nedenlerden kaynaklanmışsa (mesela poliçeyi zamanında vermemiştir veya primin tahsili için üzerine düşeni yapmamış, prim borcunu “araması” gerekirken bunda ihmal göstermiştir) ve riziko da bu gecikme sırasında meydana gelmişse sigortacının sorumluluğu (tıpkı sigorta teminatı başlamış gibi) doğacaktır. Buna karşılık riziko anında sigorta korumasının başlamamış olması sigorta ettirene yüklenmesi gereken nedenlerden kaynaklanmışsa (mesela sigorta ettiren prim ödemede gecikmişse) sigortacının (o arada meydana gelen riziko nedeniyle) herhangi bir ödeme yükümlülüğü olmayacaktır.

RİZİKO SONRASI PRİM ÖDEME

Sigortacının sorumluluğunun başlamamış (veya son bulmuş) olmasının sigorta ettirenin zamanında prim ödememesinden ileri gelmiş olduğu hallerde bazı sigorta ettirenlerin derhal ödeme yaptıkları ve bu eksikliği (bunu yapmazlarsa sigorta teminatından yararlanma hakkını yitirecekleri veya bu bakımdan sorun yaşayacakları endişesiyle) tamamlamaya yöneldikleri görülmektedir. Kanımızca bu şekilde gecikmeli ödeme yaparak sigorta ettirenin riziko anında mevcut olmayan sigorta korumasını sonraki girişimiyle canlandırması mümkün değildir. Bu hal “rizikonun gerçekleştiği bilinerek sigorta yaptırmaktan” farksızdır. “Geçmişe etkili sigorta” başlıklı TTK 1458 uyarınca “rizikonun gerçekleştiği veya gerçekleşme ihtimalinin ortadan kalkmış olduğu, sözleşmenin yapılması sırasında, sigortacı ile sigorta ettiren ve sigortadan haberi olmak şartıyla, sigortalı tarafından biliniyorsa sözleşme geçersizdir”. Bu kural mutlak emredicidir. Buna aykırı bir sözleşme koşulu, sadece o koşulun değil tüm sigorta sözleşmesinin geçersiz olmasına yol açar. Böylece yasa yapıcı sonraki işlem ve girişimler sayesinde gerçekleştiği bilinen riziko için sigortacıdan tazminat alınmasını yasaklamıştır. Primin sonradan ödenmesi (ve riziko anında mevcut olmayan sigorta korumasının bu ödeme sayesinde geçmişe etkili biçimde yeniden elde edilmesi) de bu niteliktedir.

SONRADAN PRİM KABULÜNÜN ETKİSİ

Sigortacının sonradan yapılan prim ödemesini kabul etmesi ve geri vermemesi de kanımızca yukarıda vardığımız sonucu değiştirmez. TTK 1458 mutlak emredici olduğundan, bu kuralı devre dışı bırakmaya yönelik anlaşmalar geçerli sayılmayacaktır. Sigortacı ile sigorta ettiren rizikodan sonra yaptıkları anlaşmada sigortacının bu rizikodan doğan zararı ödeyeceğini açıkça kararlaştırmış bulunsalar (diğer bir anlatışla sigortacı primin daha sonra ödenmesi karşılığında veya hiç prim ödenmese de sigorta teminatını işleteceğini ve hasarı ödeyeceğini açıkça kabul ve taahhüt etmiş olsa) dahi bunun geçerliliği olmayacaktır. Bununla birlikte, ülkemizin yüksek yargısı farklı biz çözümü benimsemiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.9.2023 günlü, E. 2022/446 K. 2023/802 sayılı (ilk derece mahkemesinin direnmesi üzerine oy çokluğuyla verdiği) kararında şu hususlar belirtilmiştir: Somut olay değerlendiğinde; dava dışı (sigorta ettiren) ….. Ltd. Şti’nin davacıların oğlu için 20.09.2013- 20.09.2014 tarihlerini kapsayan poliçe ile ferdi kaza sigortası yaptırdığı, 20.09.2013 tarihinde ödenmesi gereken sigorta priminin ödenmediği ve 18.10.2013 tarihinde gerçekleşen kazada (davacıların oğlunun) vefat etmesiyle riziko gerçekleştikten sonra 31.10.2013 tarihinde sigorta ettiren şirketin çalışanları adına davacıların oğlunu da kapsayacak şekilde toplu prim ödemesi yaptığı anlaşılmaktadır. Somut olayda, kazadan önce prim ödemesinin yapılmadığı hususu çekişmesizdir. Bu durumda ilk derece mahkemesince de benimsendiği üzere sigorta himayesi başlamadan kaza gerçekleştiğinden sigortacının sorumluluğunun bulunmadığı düşünülebilirse de, kazadan sonra prim ödemesinin yapıldığı, yapılan ödemenin iade edilmediği gözden kaçırılmamalıdır. Özel Daire kararında da belirtildiği üzere, Yargıtay’ın yerleşik uygulamasında sigortacının sözleşmeyi ayakta tutma iradesine önem verilmektedir. Bu durumda, prim peşinatının rizikodan önce yatırılmaması nedeniyle sigortacının sorumluluğunun başlamadığı hâllerde, sigortacının; olaydan ve ihbardan, diğer anlatımla rizikoyu öğrendikten sonra primleri tahsil etmesi, sonrasında geri vermemesi ve bir ihtarla da sözleşmeyi feshetmemesi hâlinde sözleşmeyi ayakta tuttuğu değerlendirilmektedir. Bu şekilde sözleşmeyi ayakta tutup rizikoyu bilmesine rağmen prim tahsilatını gerçekleştiren sigortacının daha sonra sözleşmeyle bağlı olmadığını iddia etmesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2’nci maddesinde düzenlenen “dürüstlük ilkesi” ile bağdaşmaz. Ne var ki, somut olayda, davalı sigortacının prim peşinatını tahsil etmeden rizikoyu öğrendiğine ilişkin bilgi, belge dosyada bulunmamaktadır.

Davalının rizikonun gerçekleştiğini ne zaman öğrendiğinin tespiti, sözleşmeyi ayakta tutma iradesinin bulunup bulunmadığı yönünden önem arz etmektedir. Anılan eksiklikler giderilmeden ve davalının sözleşmeyi ayakta tutma iradesinin bulunup bulunmadığı tespit edilmeden davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Bu durumda, davalının rizikonun gerçekleştiğini ne zaman öğrendiğinin ve davalı sigortacının sözleşmeyi ayakta tutma iradesinin bulunup bulunmadığının detaylı şekilde yapılacak araştırma sonucunda tespiti ile sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Hukuk Genel Kurulu’nda yapılan görüşmeler sırasında; 6102 sayılı TTK’nın 1487/2’nci maddesinde düzenlenen hayatı sigorta edilen kimsenin, ilk primin ödenmesinden önce ölmesi hâlinde sigorta sözleşmesinin geçersiz olacağı hükmü ve bu maddeyi koruma altına alan 1520’nci madde gereğince taraflar arasındaki sözleşmenin geçersiz olduğu, direnme kararının değişik gerekçe ile onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. Hâl böyle olunca, direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmalıdır.

HGK KARARINA YÖNELİK DEĞERLENDİRME

Görüldüğü gibi HGK sigortacının sözleşmeyi ayakta tutma iradesinin var olup olmadığı üzerinde durmakta ve rizikonun gerçekleştiğini öğrenmiş olan sigortacının primi geri vermemesi ve sigorta sözleşmesini feshetmemesi durumunda sözleşmeyle bağlı olmayacağını ileri süremeyeceğini, bunun dürüstlük kuralına aykırı olacağını kabul etmektedir. Kanımızca sigorta ettirenin rizikodan önce ödemesi gereken primi, sigorta korumasının var olmadığını görerek sonradan yatırması ve sigortacının bunu geri vermemesi ve sözleşmeyi de feshetmemesi üzerine sigorta bedeline hak kazanıldığını öne sürmesi dürüstlükle bağdaştırılabilecek bir husus değildir. Ayrıca şunu gözden uzak tutmamak lazımdır: Sigortacı ödemek zorunda olmadığı bir tutarı sözleşmeyi ayakta tutarak ödemek iradesine neden sahip olsun? Olağan koşullarda sorumluluğu gerçekleşmeyen sigortacının sonradan sorumluluğa talip ve razı olması mantıklı görünmemektedir. Kaldı ki kısmi hasarın gerçekleştiği hallerde sigorta sözleşmesi zaten devam edecek ve sigortacı da prime hak kazanacaktır. Yalnızca gerçekleşen riziko dolayısıyla sigortacı tarafından ödeme yapılması gerekmeyecektir. Öte yandan birçok halde sigortacı prim tahsilatını rizikonun meydana geldiğini bilmeden yapar. Durum anlaşıldığında ise (eğer süren bir sözleşme ilişkisi -mesela tam hasar söz konusu olduğundan- artık mevcut değilse) sigortacının primi geri vermesi lazımdır. Bunu yapmadığı takdirde sigorta ettiren kendisine geri verilmesi lazım gelen primi talep ve dava hakkına sahip olacaktır. Fakat sigortacı primi geri vermediği için rizikoyu üstlenmiş olmaz. Fikrimizce HGK, uyuşmazlık hakkında karar verirken hukuk düzenimizin rizikonun gerçekleştiği bilinerek sigorta yaptırılmasını kesin şekilde yasakladığını dikkate almalı ve TTK 1458 uyarınca sigortacının sorumlu olmadığına hükmetmeliydi. Riziko anında sigorta korumasının bulunmadığı hallerde bu koruma sonradan sağlanamaz. Hiçbir sigortacının iradesi bu yönde olamaz çünkü kanun böyle bir iradeyi yasaklamakta ve geçersiz saymaktadır.

KAZA SİGORTASI VE HAYAT SİGORTASI HÜKÜMLERİ

Karara konu olan uyuşmazlıkta özellik taşıyan bir başka hususa da değinmemiz uygun düşecektir: Uyuşmazlık bir kaza sigortası ile ilgilidir ve TTK 1510(2) hayat sigortasına ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla kaza sigortasına da uygulanacağını hükme bağlamaktadır. Hayat sigortasını düzenleyen hükümler arasında yer alan (ve kaza sigortalarında da geçerli sayılması işin niteliğine aykırı düşmeyen) TTK 1487(2) sigortalının ilk primin ödenmesinden önce hayatını kaybetmiş olması halinde sigorta sözleşmesinin geçersiz olacağını öngörmektedir. Bu kuralın kaza sigortalarına da uygulanması zorunludur. Çünkü TTK 1520(2), aksine anlaşmaları geçersiz saymaktadır. O halde, burada TTK 1458 yanında zorunlu olarak hayat sigortalarına da uygulanan TTK 1487(2) gereğince de sigortacı (geri dönüşü olmamak üzere) sorumluluktan kurtulmuş kabul edilecektir. Bunu vurgulayan azınlık görüşü ve ayrık oy yazısı fikrimizce yerindedir. Belirtelim ki HGK kararı, 1995 sonrasında ortaya çıkan bir içtihadın günümüzde de sürdürülmesi niteliğindedir. 1995 senesinde TTK’nda yapılan (ve sonradan AYM tarafından iptal edilen) düzenleme uyarınca prim borcunun zamanında ödenmemesi halinde işlemeye başlayan sigorta teminatı 15 gün süreyle devam etmekte ve eğer hala prim ödenmemişse daha sonra 15 gün boyunca askıya alınmakta (durmakta) ve bu ikinci 15 günün sonunda sözleşme kendiliğinden son bulmakta idi. Sigortacı bu durma döneminde meydana gelen rizikolardan dolayı sorumlu olmuyordu. Söz konusu durma döneminde gerçekleşen riziko üzerine bazı sigorta ettirenler gecikmeli prim ödemesinde bulunarak sigortacıyı dava yoluna gitmişlerdi. Yargı bu davaları da yukarıda ele aldığımız HGK kararındaki gerekçelere benzeyen gerekçelerle (aksini ısrarla savunmuş olmamıza rağmen) kabul etmişti. Görüldüğü gibi sigorta cephesinde (bu yazının konusu olan hususa ilişkin) kayda değer bir yenilik bulunmuyor.

Yorum yazın