Sigortacılıkta yükselen risk: Suni depremler

Swiss Re’nin raporuna göre, son yıllarda ABD’nin Oklahoma eyaletinde bir yılda gerçekleşen ortalama deprem sayısı yükseldi. 2008’den bu yana, büyüklüğü 3.0’ın üzerinde olan ortalama deprem sayısı yılda 2’den günde 3’e çıktı. Bunun sonucunda, Oklahoma sismik hareketliliğin en fazla olduğu eyalet haline geldi.
Swiss Re’ye göre, depremlerin sıklaşması insan kaynaklı bir olgu. Oklahoma’da 2008’den beri artan petrol ve doğal gaz çıkarma operasyonlarında “fracking” denilen hidrolik kırılma yöntemi kullanılırken, atık sulardan kurtulmak için de derin kuyu enjeksiyonu yapılıyor. Hem hidrolik kırılma hem de derin kuyu enjeksiyonu yöntemlerinde topraktaki boşluklara kimyasal içeren sıvılar tazyikli bir şekilde pompalanıyor. Bu uygulamalar da sismik hareketlilikte artışa sebep oluyor. Bunun sonucunda oluşan ve insan kaynaklı olabilecek depremler “suni deprem” olarak adlandırılıyor ve sigorta sektörü için yükselen bir risk olarak baş gösteriyor.

SUNİ DEPREMLER EN ÇOK OKLAHOMA’DA GÖRÜLÜYOR
En çok Oklahoma’da rastlanıyor da olsa, suni depremler ABD’de ve dünyanın diğer bölgelerinde de artıyor. Sadece hasar verecek bir doğal afet yaşanması riskinin artmasından dolayı değil, bu afetten doğacak sorumluluk hasarlarının da artma olasılığı bulunduğu için suni depremler sigortacıları fazlasıyla ilgilendiriyor. Ciddi bir suni deprem gerçekleşirse, bu depremden etkilenen tarafların hasarının nasıl karşılanacağı konusunun karmaşık olacağı ve zor çözümleneceği düşünülüyor. Etkilenen bölgelerde depreme karşı sigortalı olmayan konut sayısının çok olması durumunda sorunun daha da ciddileşeceğine inanılıyor. Dahası, sigortacıların ve reasürörlerin daha önce dikkate almadıkları bir şey yüzünden hasarla karşılaşma olasılığı artıyor.
ABD’de sismik hareketliliğin artması her ne kadar yeni bir olguysa da, fracking yöntemi 20’nci yüzyılın ortalarından beri kullanılıyor. Fracking yöntemi kullanılan sıradan kuyu operasyonlarında milyonlarca litre atık suyun açığa çıkması da kaçınılmaz oluyor. Bu atık suyun bir kısmı tuzlu atık su, yani petrol veya doğal gazla birlikte taşın içinde sıkışıp kalmış doğal tuzlu sulardan oluşuyor. Atık suyun geri kalanınıysa “fracking” esnasında toprağa pompalanan sıvı oluşturuyor. Bu iki atık su türünün birbirine oranı üretim yapılan bölgeye göre değişiyor. Oklahoma’daysa atık suyun büyük çoğunluğu tuzlu su oluyor.
Atık su, insan tüketimi ya da tarımsal kullanım için uygun değil ve çevre için oldukça tehlikeli olduğu kabul ediliyor. Oklahoma’daki yaygın uygulamada çıkan atık sudan kurtulmak için, atık su, içme sularının temin edildiği kuyulara göre çok daha derin bir kuyuya enjekte ediliyor. Bazı durumlarda, atık su daha önceden açılmış petrol ya da doğal gaz kuyularına enjekte ediliyor ve buralarda kalan son rezervleri de çıkarmak için kullanılıyor. Atık su enjeksiyonunun oranı kuyudan kuyuya değişse de, ayda 119 milyon litre gibi rakamlara ulaşabiliyor. Swiss Re, Oklahoma’nın 2009 ile 2014 yılları arasında 715 milyar litrenin üstünde atık su enjeksiyonu gerçekleştirdiğini aktarıyor.

KAYALARIN TEKTONİK GERİLİM DENGESİ BOZULUYOR
Fracking yöntemi, uygulama esnasında küçük çapta depremlere yol açıyor. Bu depremler çok küçük olduğu için genelde yüzeyde hissedilmiyor. Yine de, bazı durumlarda bu yöntemin daha büyük depremlere yol açtığı biliniyor. Bunun en bilinen örneği Batı Kanada; Swiss Re, 1985 ile 2015 yılları arasında bu bölgede gerçekleşen ve büyüklüğü 3.0’ın üzerinde olan 285 depremin %62’sinin fracking yöntemiyle açılan kuyularla bağlantılı olarak gerçekleştiğine dikkat çekiyor.
Bu suni depremlerin büyük bir bölümü atık su enjeksiyonuyla ilişkilendiriliyor. Bunun sebebi, atık su enjeksiyonu esnasında toprağa yüksek basınçlı sıvıları enjekte ederken fracking’e nazaran daha az hedef gözetilmesi. Toprağın derinlerine yüksek miktarlarda sıvı pompalamak, kayaların tektonik gerilim dengesini bozuyor. Bu durum kayalarda zaten var olan bozuklukları birbirine yaklaştırıyor ve depreme yol açabiliyor.

BİLİNEN EN CİDDİ SUNİ DEPREMİN BÜYÜKLÜĞÜ 5.6
Bilim insanlarına göre, atık su enjeksiyonunun yol açtığı en büyük deprem, 2011 yılında Oklahoma’nın Prague kentinde gerçekleşen 5.6 büyüklüğündeki depremdi. Yakın zamanda, Şubat 2016’da Oklahoma’nın kuzeybatısında gerçekleşen 5.1’lik deprem de eyalet tarihindeki en büyük üçüncü deprem olarak kayıtlara geçti. Bu iki olay da yerleşimin yoğun olmadığı bölgelerde gerçekleşti, ancak birçok binanın bacalarının devrilmesine ve duvarlarının çatlamasına sebep oldu.

HASARLI DEPREMLER ARTIK 15 KAT DAHA SIK GERÇEKLEŞİYOR
Sismik hareketlilikteki artış yeni bir olgu olduğu için, depremlerden gelebilecek hasarı tahmin eden birçok model bu duruma uyum sağlamış değil. Swiss Re, buradan yola çıkarak, Oklahoma’daki konut ve işyerlerinin değerlerinden yola çıkarak yeni bir model hazırladı. Bunun sonucunda, hasar yaratacak bir afetin gerçekleşme sıklığının, potansiyel olarak neredeyse 15 katına çıktığı gözlemlendi. 2009’dan önce, Oklahoma’da hasar yaratacak bir depremin gerçekleşme sıklığı ortalama 100 yılda 1’di. Sismik hareketlilikteki artış da göz önüne alınınca, yeni modele göre hasar yaratacak bir depremin gerçekleşme sıklığı ortalama 7 yılda 1’e yükseldi. 1 milyar doların üzerinde bir hasar yaratacak büyük bir depremin gerçekleşme sıklığıysa ortalama 50-75 yılda 1’e çıktı. Modelleme için yapılan deneylerde, olası deprem sıklığı sadece sismik aktivitenin arttığı bölgelerde yükseldi. Swiss Re, eğer eyaletin her yerinde deprem olasılığı eşit olarak yükselseydi oluşacak potansiyel hasarın da %5 artacağını belirtti.
Yaptığı modelde Oklahoma’daki deprem ve hortum risklerini de kıyaslayan Swiss Re, uyguladıkları modelin kısa vadede hortum riskinin en baskın risk olduğunu gösterdiğini, ancak deprem riskinin uzun vadede en çok hasar yaratan risk olduğunu ortaya çıkardığını açıkladı.

SORUMLULUK DAVALARI ARTABİLİR
Artan deprem riskine karşın, Oklahoma’daki sigortalılık oranı çok düşük. Oklahoma’daki ev sahiplerinin sadece %15’inin deprem riskine karşı sigorta güvencesi var. Bu oranın, 2011 yılında Oklahoma Sigorta Bölümü’nün ev sahiplerini konut poliçelerine deprem teminatı eklemeleri için teşvik etmesinin sonucu olarak yükseldiği, daha önce %2 seviyesinde olduğu belirtiliyor. Deprem teminatının dışında, işin sorumluluk boyutu da var. Oklahoma Yüce Mahkemesi’nin, 2011 yılında Prague kentinde gerçekleşen 5.6 büyüklüğündeki depremle alakalı bir dava sonucunda, suni bir depremden zarar gören vatandaşların petrol ve doğal gaz şirketlerine dava açabilmesini oybirliğiyle kabul etmesi de buna örnek niteliğinde.

FRACKING NEDİR?
Hidrolik kırılma, yani “fracking” yönteminde toprağa su bazlı tazyikli bir sıvı pompalanıyor. Bu şekilde yüzeyin altındaki kayalarda çatlaklar oluşturuluyor ve suni kuyular açılıyor. Eskiden bu yöntemle sadece dikey kuyular oluşturulurken, günümüzde yatay kuyular da oluşturulabiliyor. Pompalanan sıvının açtığı kuyular sayesinde hem üreticilerin petrol ya da doğal gaz çıkarması kolaylaşıyor hem de çıkarılan miktar artıyor. Uygulanan işlemin etkinliğini artırmak için pompalanan sıvıya çeşitli kimyasallar da ekleniyor. Toprağın altında yeni açılmış kuyuların korunması için bu sıvıya destekleyici bir madde de katılıyor. Bu madde de genelde kum oluyor.

KÜRESEL BİR SORUN
Suni depremler küresel bir sorun ve yaratabilecekleri yüksek hasarlara iyi birer örnek de İsviçre ve Hollanda’da gerçekleşti. İsviçre’de Basel ve St. Gallen şehirlerinin yakınlarında jeotermal operasyonların geliştirilmesi esnasında bir seri suni deprem gerçekleşti. Basel’de gerçekleşen birkaç depremin büyüklüğü 3’ün üzerindeydi ve operasyonların iptal olmasına ve 6-8 milyon dolar arasında sigortalı hasara yol açtı. Hollanda’daysa, hasara yol açan yüzlerce deprem gerçekleşti ve bunlar Groningen’deki doğal gaz üretim sahasıyla bağlantılıydı. 2015 yılında mahkemeler enerji firmalarının hasar görenlere tazminat ödemesi gerektiğine karar verdi. Üreticinin tazminatlar için kenara 1.35 milyar dolar ayırdığı ifade edildi.

Yorum yazın