“Başarının yolu yeni nesil bir kültür ve çalışma iklimi yaratmaktan geçiyor”
“Eskiden beri yaptığımız işleri yeni teknolojileri kullanarak sadece daha hızlı ve verimli hale getirmenin yeterli olmadığı bir dönemden geçiyoruz. Müthiş bir değişim içinde olduğumuz bu çağda müşteri beklentileri, iş modelleri, ürün ve hizmet yapıları kökten değişiyor. Başarının yolu bu yeni döneme özgü değişimleri hayata geçirmek ve yeni nesil bir kültür yaratmaktan geçiyor.”
Bildiğiniz gibi “Teknoloji, Girişimcilik ve Gelecek” bölümündeki bu sayfamızı söyleşilere ayırıyoruz. Her ay dijital sigortacılık, insurtech, teknoloji alanından uzman isimler, fikir önderleri ve girişimciler sayfalarımıza konuk oluyor. Bu ay bir değişiklik yapıp sayfada kendimi konuk ediyorum. Muhtemelen sizin de aklınızda olan bazı sorulardan yola çıkarak, sektörün dijitalleşme yolculuğu ve insurtech ekosistemi üzerine gözlemlerimi, görüşlerimi ve öngörülerimi sizlerle paylaşmak istedim.
Sigorta sektörünün dijitalleşme sürecine ilişkin gözlemlerim neler?
Dijitalleşme veya dijital dönüşüm kavramları hakkında bir anlam karmaşası olduğunu düşünüyorum. Daha doğrusu bu kavramlar çok geniş bir yelpazede ele alınıyor ve bu da kafa karışıklığı yaratıyor. Dolayısıyla öncelikle “dijital dönüşüm nedir ve ne değildir” sorularına net bir yanıt vermek gerekir. Her IT projesini dijital dönüşüm yolculuğu olarak tanımlamak bana pek doğru gelmiyor açıkçası. Temelde dijitalleşme yolunda yapılan çalışmaları 2 ana kategoriye ayırıyorum. İlki, mevcut işleri ve süreçleri daha hızlı, akıllı, düşük maliyetle yapmak. İkincisi ise, geleceğe uyumlanmak adına iş modeli, süreç ve ürün inovasyonu ile birlikte yeni bir çalışma düzenine geçmek.
‘GELENEKSEL YAPININ ÖTESİNE GEÇİLEMİYOR’
Peki, sigortacılık alanında hangi kategori daha baskın?
Dijitalleşme çabaları çok ağırlıklı olarak ilk kategori altında yoğunlaşıyor. Teknolojiyi ve dijital uygulamaları kullanarak, yaptığımız mevcut işleri iyileştirme adına gayet başarılı ve sevindirici bir gelişim içinde sektör. Öte yandan, ikinci kategori olan iş modeli inovasyonu ve sektöre yeni bir soluk kazandıracak, “disruption” etkisi yaratacak nitelikte çalışmaların oldukça az olduğunu gözlemliyorum. Geleneksel yapıda çalışmanın çok ötesine geçemiyor sektör. Bu gözlem sadece bize ait değil bu arada, global ölçekte de benzer bir tablo var.
Dijital dönüşüm süreçlerinde temel tuzaklar ve yanılgılar neler?
Bunu teknolojiye dayalı bir proje olarak ele almak en temel yanılgı. Olay sadece IT degil, çok daha fazlası. Ayrıca, bu süreci bir proje olarak ele alma hatasına da sıklıkla düşülüyor. Bu yolculuk, başı ve sonu belli, bir zaman dilimiyle sınırlı ve belirli ekiplerin katılımıyla hayata geçirilen bir proje değil, organizasyonun tamamına yayılan bir yaşam tarzı olarak görülmeli. Dolayısıyla sadece belirli bir proje ekibinin değil, şirketteki istisnasız herkesin sahiplenmesi gereken bir “kafa yapısı ve davranış” haline gelmesi gerekiyor. Son olarak da İngilizce FOMO (Fear Of Missing Out) olarak ifade edilen yaklaşımla, yani herkes bu konuda bir şeyler yapıyor, biz de yapalım, geri kalmayalım, bir şeyleri kaçırmayalım niyetiyle yola çıkmak başarısızlığa direkt davetiye. Farklı kaynaklarda yer alan analizlere göre, dijital dönüşüm süreçlerinin yarıdan çok daha fazlasının başarısız olduğu belirtiliyor.
‘DEĞİŞİM BİR KÜLTÜR HALİNE GETİRİLMELİ’
Dijital dönüşüm niçin bu kadar zorlu bir süreç?
Sektör genelindeki oyuncular enerji, zaman, para gibi kaynaklarını daha çok günlük, kısa vadeli sorunları çözmek ve bugünü yakalamaya çalışmak adına kullanıyor. Öte yandan değişim hızı o kadar arttı ki, arkasından koşturup günü yakalamaya çalışmak beyhude bir çaba. Bu çağda asıl olan, değişimi bir kültür haline getirip sürekli bir şekilde geleceğe uyumlanma yolculuğunda olmak. Bunun yolu da ürünleri, iş yapış şekillerini, iş modellerini cesur ve yaratıcı bir yaklaşımla dönüştürmekten geçiyor. Özellikle geleneksel yapıda çalışmaya alışmış kurumsal ve köklü şirketler için bu aşamaya ulaşmak oldukça zor. Bu dönüşüm müşteri, iş modeli, IT, ürün, kanal yapısı, yetenek yönetimi gibi birçok parçadan oluşan puzzle gibi. Tüm parçalar doğru şekilde bir araya gelince ortaya güzel bir resim çıkıyor.
Üst yönetimlere düşen ödevler neler? Nelere dikkat edilmeli?
Üst yönetimlerin en önemli misyonu ve başarı faktörü, kurum içerisinde bu sahiplenmeyi ve yaşam tarzını ortaya koyacak doğru iklimi ve kültürü yaratmak. Bu kültürün ana parçaları olarak cesaret, yaratıcılık, deney yapmak, güven, sadelik, şeffaflık gibi kriterler öne çıkıyor. Çok boyutlu bu organizasyonel tasarım sürecinde, insan kaynağı politikaları, rol ve sorumluluk dağılımı, karar alma süreçleri, iş modeli inovasyonu, kurum kültürü gibi teknoloji dışında çok geniş bir öncelik listesi var. En temeli de dijitalleşme diye ifade edilen bu yolculuğun arkasındaki niyeti üst yönetimler net olarak ortaya koymalı. Yani, Simon Sinek’in söylediği gibi, “ne” yapılacağı ve “nasıl” yapılacağından önce, “niçin” yapılacağı herkes için “kristal berraklığında” olmalı.
INSURTECH ALANINDA HAREKETLİLİK
Biraz da insurtech konuşalım. Global ölçekte insurtech dünyasında neler oluyor?
Insurtech ekosisteminin en parlak senesi 2021 yılıydı. Çeyrek bazlı 5 milyar dolar ve yıllık 17 milyar dolar yatırımın seviyesine ulaşılmıştı. Sonrasında ise rüzgarlar tersten esmeye başladı. Halka açılan popüler insurtech girişimlerin sektörde ciddi bir etki yaratamaması, gelen negatif haberler ve çeyrek bazlı yatırım tutarlarının 1 milyar dolar seviyesinin altına gerilemesi, Swiss Re’nin Iptiq girişimini kapatması ve Wefox’un finansal sıkıntı içinde olduğu gibi haberler endişeleri kuvvetlendirdi. Her şeye rağmen, insurtech hala cazip ve önemli alanlardan birisi. Global olarak ciddi bir hareketlilik var. Bu aktivitenin direkt müşteriye ulaşan yapılardan ziyade, daha çok B2B ve B2B2C iş modellerine yönelik olduğunu söyleyebiliriz.
Ülkemiz insurtech ekosistemindeki tablo nedir?
Benzer şekilde, bizim ekosistemimiz açısından da 2021-2022 yılları oldukça pozitif gelişmelere sahne olmuştu. 2020 yılında başlayan İTÜ Çekirdek Insurtech Programı’nın da etkisiyle, pek çok başarılı insurtech girişim yola çıktı. Bu dönemde programda yer alan Lumnion, Tamamlıyo, Archmir, Smart Advice, Wyseye gibi pek çok insurtech girişim başarıyla yoluna devam ediyor. Son dönemde maalesef yeni insurtech girişim sayısında bir yavaşlama gözlemliyoruz. İTÜ Çekirdek Insurtech Programı’nın da sona ermesiyle, pazarda etki gücü olan yeni insurtech girişimleri görmekte zorlanmaya başladık. Ekosistemimizin en önemli ihtiyacı, yeni fikirlerle yola çıkan, yeni ürün ve hizmetler üzerinde çalışan erken dönem insurtech girişim sayısının artması. Bir ölçüde fide olarak nitelenebilecek bu yeni girişimlerin çok daha fazla sayıda olması gerekiyor.
‘STARTUP GİRİŞİMLERİN DNA’SI ÇOK FARKLI’
Insurtech ekosistemini desteklemek ve girişimlerle iş birliği adına şirketler için tavsiyeler, ev ödevleri neler?
Şirketlerimizin startup girişimler ile iş birliği yapmak, onlarla birlikte çalışmak sayesinde çok farklı faydalar sağlayabilir. Sadece daha fazla satış, daha düşük maliyet gibi finansal katkılardan bahsetmiyorum. İçerideki yeteneklerin iş tatmini, yeni denemeleri çevik şekilde yapabilmek, yeni nesil çalışma kültürünü deneyimleyebilmek aklıma ilk gelenler. Bu noktada şirketlerin üzerine düşen bazı ev ödevleri bulunuyor. Öncelikle startup kültürünü daha yakından tanımak ve anlamak çok önemli. Çünkü startup girişimlerin DNA’sı ve yapısı çok farklı. Yeni denemelere açık ve cesur olmak bir diğer önemli kriter. Insurtech ekosistemindeki girişimlerin çok önemli bölümü B2B veya B2B2C iş modelinde çalışıyor. Yani kurumsal şirketlerle iş birliği içerisinde çalışma ihtiyaçları var. Bu açıdan şirketlerin startupları anlaması, destek olması ve iş birliğine açık olması çok kritik.
Kapanış mesajlarım ne olur?
Eskiden beri yaptığımız işleri yeni teknolojileri kullanarak sadece daha hızlı ve verimli hale getirmenin yeterli olmadığı bir dönemden geçiyoruz. Müthiş bir değişim içinde olduğumuz bu çağda müşteri beklentileri, iş modelleri, ürün ve hizmet yapıları kökten değişiyor. Başarının yolu bu yeni döneme özgü köklü değişimleri hayata geçirmek ve yeni nesil bir kültür yaratmaktan geçiyor. Yetenekleri ve müşterileri cezbeden, dijital çağa ve geleceğe uyumlanan kurumlar yaratmanın başka bir yolu yok. Söylemesinin kolay, ama başarmanın hiç de kolay olmadığının farkındayım. Zaten kolay olsaydı herkes başarıyor olurdu, o zaman da bu kadar değeri ve anlamı olmazdı. Paulo Coelho’nun dediği gibi, “Gidilmeye değer yerlerin kestirme yolu yoktur.”
