Doğal ama çok vahim bir afet: DEPREM

GÜZEL halkımız Kahramanmaraş merkezli, 11 ili etkileyen 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerin acısını yaşıyor bugünlerde. Geride kalan herkes iyiyim demeye, nefes almaya, sevdiğinin başını okşamaya utanır durumda. Yaşanan iki büyük deprem sonrası enkaz altında kalanları arama-kurtarma çalışmaları devam ederken, dünya çapında birçok uzman, yaşanan felaketi son yıllarda meydana gelen en ölümcül depremlerden biri olarak adlandırıyor.

Jeolojik kaynaklı bir felaket olan deprem, sonuçları itibarıyla sosyoloji ve psikolojiyi doğrudan ilgilendiren bir olaydır. Sevdiklerini kaybetme, sakat kalma, fakirleşme, altyapının yok olması, umutların yitirilmesi, depresyon, kalıcı travmalar gibi ağır sonuçları olan depremler, toplumlarda büyük bir tahribata sebep olmaktadır.

Durkheim’ın işlevselci yaklaşımına göre, doğal afetlerden kaynaklı yıkımlar toplumun üyelerini bir araya getirmeye, sorumluluk almaya ve sosyal dayanışmayı kuvvetlendirmeye teşvik etmektedir. Türkiye’de yaşanan depremler göz önünde bulundurulduğunda halkın, sosyal dayanışma kavramına çok da uzak olmadığı görülmektedir. Türkiye gibi yardımlaşmanın gelenek halinde olduğu ülkelerde özellikle deprem sonrasında dayanışma ve birliktelik gözle görülür bir şekilde artmaktadır. Genellikle deprem sonrası oluşan kaotik atmosferde, günlük hayattaki ön yargılar, kişilere karşı yapılan ayrımcılıklar ve hatta ırkçı tutumlar bir yana bırakılmakta ve yardım düşüncesi ile pozitif eğilimli hareket edilmektedir. Bu süreçte bireylerin empati yeteneği hiç olmadığı kadar gelişebilmektedir. Dolayısıyla toplum, dolaylı da olsa bir araya gelmekte ve bir dayanışma içerisinde olmaktadır.

Bu afetlerden etkilenen kişiler bazı psikolojik değişimlere uğrayabilmekte ve bu da sosyal ilişkilere, dolayısıyla da sosyal yapıya yansıyarak yapısal bozulmalara neden olabilmektedir. Bu bağlamda bakıldığında afetler yalnızca bireylerin psikolojilerini etkilemekle kalmayıp toplumdaki düzenin değişiminde de önemli bir rol oynamakta ve doğal olarak sosyolojik açıdan da önem atfetmektedir. Bazı araştırmacılar afetlerden “kolektif bir stres durumu” olarak bahsederken bazıları ise bunu “sosyal kriz dönemi” olarak nitelendirmektedir. Afetlerin toplumsal etkileri, afet sonrasında görülmektedir.

Maddi ve manevi kayıplarla afete dönüşmüş olaylar toplumun dış tehditlere karşı bir araya gelerek birlik olmasını sağlayabilmektedir. Bu gibi kriz dönemlerinde kişiler kendi bireyselliklerini unutup etrafındakileri önemsemeye başlamaktadır. Bütün olumsuzluklara rağmen toplumsal ve insani dayanışma daha önce hiç görülmediği kadar artabilmekte ve toplumda pozitif bilinç oluşturabilmektedir. Afetler, hangi siyasi partiye oy verdiğinin, hangi takımı tuttuğunun, ne giydiğinin, dininin, dilinin, ırkının bir kenara bırakılması ve sadece insani duygulara hâkim olunmasına farkındalık yaratırlar. Normalde çok sık yaşanmayacak bu olayı, afetin tüm olumsuz etkilerini unutturacak nitelikte olduğunu söylemek çok doğru olmasa da bu tür olayların yaşanması bir toplumun geleceği için hayati önem taşımaktadır. Kartlar yeniden dağıtılır, düzen, tıpkı yer altında olduğu gibi yer üstünde de yeniden kurulur, alışılır ve devam eder. 1114 Maraş depremi, 29 Kasım 1114 günü sabahın erken saatlerinde Maraş’ta meydana gelen büyük bir depremdir. Kaynaklar, şehirde yaşayan hiç kimsenin depremden sağ olarak kurtulamadığını ve Maraş’ta yaşayan yaklaşık 40 bin kişinin öldüğünü kaydeder.

1114‘den sonra hayat devam etti, yarın da devam edecek, ama hiçbir zaman aynı şekilde olmayacak hayatlarımız. Vefat edenlere rahmet, yaralılara acil şifa ve geride kalanlara sabır diliyorum.

Vakit varken hemen şimdi sarılın insanlığa!