Alo?

Çalışmayan mutfak aletinin kablo değişimi için elektrikçiye gittim. “15 dk vaktin varsa hemen yapıp veririm” dedi usta, ben de kaldırımdaki tabureye oturup etrafı izlemeye başladım.

Yandaki işyerinin önünde de bir adam. Cep telefonu ile görüntülü konuşuyor, epey neşeli ve gürültülü. “Herhalde sevindiği bir gelişme oldu, mutluluğunu paylaşıyor” diye düşündüm. Birkaç dakika sonra bir arama daha yapıp, onu da görüntülü ve yüksek sesle yapınca durumu anladım. Bizim adam sadece “mavra yapıyor”.

İzmir otobanındaki bir mola yerinde durdum, hızlıca bir şeyler yedikten sonra yola devam edeceğim. Yemek siparişim gelene kadarki 15 dakika boyunca birkaç metre mesafemdeki, 15-20 m2’lik bir alanda hızlı adımlarla volta yaparak konuşan adamı izledim. Spor ve pahalı giyimli, takılı & dövmeli, bol güneş görmüş bir genç adam. Görüntüsü ya acil servisteki bir yakınının durumunu konuşuyor, ya da ihalede pey artıracak salondaki adamına talimat veriyor gibi. Ama konuşmaya kulak kabartınca işyerindeki yardımcısına gideceği müşteride hangi pis su borusunu kullanacağını, malzeme ve işçilik olarak nasıl fiyatlama yapması gerektiğini anlattığını duyuyorum. Şu kadarcık işe karar veremeyen yardımcıya işini bırakıp gitme, ya da yetiştir adamı, inisiyatif ver de yolculuğunun keyfini çıkar, hem kendini rahatlat, hem de etrafı rahatsız etme o görüntü ve seslerinle…

Cep telefonu ile en çok konuşan milletiz Avrupa’da, ayda 10 saat civarı ortalamada. Dünyada da ilk beşteyiz yanılmıyorsam.

Ekonomik sıkıntılar, GSM ücretlerindeki artışlara rağmen bu özelliğimizi yıllar itibarıyla korumamız sadece uygun paketler, bedava dakikalarla açıklanamayacak bir boyutta.

Cep telefonunun hayatımıza girmesinin hemen ertesinde en önemli yeniliğin bir kişiye her an, her yerde ulaşılması olduğunu düşünmüştüm. Sonra telefonların gelişmesi, sosyal medyanın her yeri tamamen kaplaması ile cep telefonları dünya ile sürekli irtibatta kalma, çevreden ve dünyadan haber alma cihazları haline de geldi. Son aşamada da cep telefonları eve alışveriş yapan, cihazlara uzaktan kumanda eden, hatta gelir getiren mobil ticarethaneler oldular. Bunların hepsi güzel ve olumlu gelişmeler.

Ama bazı durumlarda farklı gereksinimleri de karşılıyor sanki o cihazlar. Yalnızlık çekmemek ya da yalnız hissetmemek için belki; ya da moral düzeltmek, kafayı başka şeylere takmamak için; yaşamın her anında bir gruba, birilerine ait olmak güdüsünü tatmin etmek için belki de. Ya da sadece zaman geçirmek, zaman öldürmek için bir olasılık.

Konu yine aynı yere geliyor her şekilde:

1) Tüm bu gereçler, ekipmanlar, makinalar vs… Hepsi birer araç sadece. Sonuç bunları nasıl kullandığına bağlı, görüntü ve algında.

2) Bunları nerede, ne zaman, hangi amaç için kullanıyorsan kullan bir topluluk içinde olduğunu, o topluluğun birlikte yaşamaya dair normları olduğunu, senin ruh halin kadar senin dışındakilerin de hakları ve huzur gereksinimleri olduğunu unutma.

Diğer yandan ileri aşamalarda bağımlılık boyutu da gelişiyor. Ellerinden telefonları alınan bireylerin yaşadığı çaresizliği gösteren sosyal deneyler, telefonsuz oturulan bir yemek masasındaki çaresiz sessizlik, sonrasındaki çözülmeler üzerine yapılan filmler, bu telefonlara/tabletlerle kendilerine yarattıkları sanal dünyada gerçeklikten kopan gençler filan…

Tüm bunlardan sonra kendime de ayna tutayım. Görüşmeler konusunda özenliyim, kısa ve dolu konuşmalar genellikle. Günlük aldığım haberler de neredeyse tamamıyla telefonumdaki uygulamalar aracılığıyla. Ancak Whatsapp bazen çok meşgul ediyor; iş, aile, arkadaşlar vs herkes orada olduğu için uygulamayı sessize alsam da belli aralıklarla bakmak zorunda hissediyorum kendimi.

Bankacılık işlemleri de dönem dönem telefonda yoğunlaştığım bir diğer konu.

Ama her gün birkaç saat, genellikle de akşamları telefondan uzaklaştırıyorum kendimi.

Son söz: Faydalanalım ama esiri olmayalım kesinlikle.

Görüşmek üzere,