Estetiğim estetiksin estetiğiz
Dolgun dudaklar, çıkık elmacık kemikleri, neredeyse alnının en üst noktasına değen kaşlar, keskin çene kemiği diye sıralamaya kalkarsam bu liste öylesine uzayıp gider ki ağzımız açık kalabilir (ama estetikten değil hayretten). Bu taleplerle plastik cerrahların kapısını çalanlar son 20-30 yılda öylesine arttı ki estetik cerrahi artık koskoca bir sektör olarak incelenmeye değer bir duruma geldi.
Uluslararası Plastik Cerrahi Derneği verilerine göre Türkiye’de son 4-5 yılda yıl bazında ortalama 300 bine yakın estetik ameliyat yapılmış. Bu rakam sadece ameliyatları kapsıyor, ameliyatsız uygulamalar da dahil edildiğinde ortaya ciddi bir rakam çıkıyor. Bilinçli bir şekilde vücudundaki bir kusurdan rahatsız olup bıçak altına yatanlar bir yana (ki bunlar da aslında analiz edilmeye değer) son yıllarda kusursuzluk talebiyle yola çıkıp tepeden tırnağa kendilerini baştan yaratmaya çalışan insanlar da var. Kadın veya erkek fark etmeksizin bu çılgınlığın içinde kuaföre gider gibi estetik cerrahların kapısını çalanlar var. Bu arada Kore’de gerçekten estetik cerraha gitmek kuaföre gitmek kadar olağan bir durummuş. Aslına bakılırsa bu çılgınlık tüm dünyada almış başını gidiyor son yıllarda.
Evet belki ekrana çıkan ünlülerin deviasyonlu burun, asimetrik yüz, yorgun göz altlarıyla ekranda olmaları itici olabileceği için onların estetik yaptırmaları kısmen anlaşılır bir durum. Fakat bundan 20-30 yıl önce sadece ünlülerin yaptırdığı estetik operasyonlar artık herkes için gayet sıradan. Psikologlar içinde bulunduğumuz “selfie” çağının bu taleplerin artmasında önemli bir sebep olduğunu belirtiyor. Tabii sosyal medyayı yoğun olarak kullanan, bu yolla para kazanan, görüntüsü üzerinden iş teklifi alan ve reklam anlaşması yapan insanların estetiğe talebi çok fazla. Bunu da yadırgamıyorum aslında. Ben bile kendi adıma burnu kemikli olan bir insanı izlerken burnu hokka gibi kusursuz bir insanı izlerken aldığım zevki alamıyorum. Salt görüntü, güzellik, moda, spor temalarıyla öne çıkan, çoğunluğunu 25-35 yaş arası genç kadınların oluşturduğu bu gruba baktığımızda hepsinin acıklı bir şekilde birbirine benzediğini görebiliriz. Sadece ördek dudakları ve botokslu kaşları değil hayatları da tamamen birbirine benziyor, hep aynı şeyleri yapıyorlar, ürün deniyorlar, makyaj yapıyorlar, bir de arada depresyona girip çıkıyorlar.
Aslında hayatın her mevsiminin, her yaşının güzelliğinin farkına varıldığında kusursuz görüntü arayışının peşine düşüp sürekli mutsuz ve tatminsiz olarak estetik cerrahlara tonlarca para harcamak insana tuhaf ve acınası geliyor. Kendi adıma estetiğe karşı değilim, bilinçli bir şekilde yaptırılan, kadını da erkeği de yaşının iyisi haline getirebilecek her türlü operasyonun yanındayım. Fakat kendisini görüntüsü üzerinden değerli hisseden, toplumdaki “kusursuz güzel olunmalı” algısını körükleyen, yıllar geçse de bir gıdım kırışmamakla gurur duyan insanlar kadın olsun erkek olsun psikolojik açıdan bir sağlıksızlık abidesi olarak görünüyorlar gözüme maalesef.
Büyük bir burnu kusurlu olarak görürken aslında onu kusurlu olarak gören ve algılayan zihinler kusurlu olarak geliyor bana. Zihinlere de estetik yaptırılamıyor maalesef ya da ne mutlu ki. Zihinde böyle bir bakış açısı dönüşümü yapabilmek gidip parayı bastırıp burnu küçültmek kadar kolay değil. Bu noktada Hollywood’un ünlü yıldızları Barbara Streisand ve Meryl Streep’i anmadan geçemeyeceğim. Kemikli bir burnun nasıl asilce taşındığına dair çok güzel iki örnek bu kadınlar. Sözün özü demem o ki; sağlıklı bir vücudun varsa ille de baklava karın kasların olmak zorunda değil, güzel bakan gözlerin varsa ille de burnun hokka gibi olmak zorunda değil, güçlü bir ruhun varsa çene hattın ille de kusursuz olmak zorunda değil. Bu çılgınlığın içindeki insanlar göz kapaklarına estetik yaptırsalar da bakışlara asla estetik yapılmayacağını bilip fark ederlerse belki gerçek güzelliği ve dönüşümü o zaman yakalayabilecekler.
