“Otomobil Uçar Gider”

Mart sonunda şirketin Genel Kurulunu yaptık. Alınan karar gereği yeni imza sirkülerini çıkartmak için noterliğe gittim. Hava ıslak ve tatsız olmasına rağmen noterlik ana baba günü. Aldığım sıra numarasına göre önümde 5 kişi var aslında ama içeride ve noterlik girişinde en az 20 kişi var bekleyen.

Durumu hemen anladım tabii. Alıcı ve satıcılar orada. “At-Avrat-Silah” üçlemesinde atın yerini alan otomobiller ve her türlü motorlu vasıta noterlerin en yoğun işi olmuş bir süredir.

Elinde tomarla para sayanlar, hatalı sayıp bu işlemi defalarca tekrarlayanlar, yüzlerce bin liralık işlemlerde birkaç yüz liranın tartışmasını yapanlar, araç satmaya gelirken başka şehirdeki bir mahkemenin araca rehin koyduğunu öğrenip hayal kırıklığına uğrayanlar ve eskinin o sakin noter ortamını horoz dövüşü alanına çeviren kavgacılar filan.

Sıramı beklerken bir ara noter hanımın odasına girip oturdum. Araç alım-satım işlemlerinin günlük işlerinin yarısından fazlası olduğunu, yapılmakta olan yeni bir düzenleme ile tapu işlemlerinin de kendilerine verilmesinin düşünüldüğünü, bu olursa ne yapacaklarını bilmediğini filan anlattı o arada.

Bu araç alım satımı ciddi bir meşgale ülke insanının yaşamında. Tanıdığım birçok insanın, çevremde gördüğüm tanımadığım birçok diğer insanın esas işini gücünü bırakıp bu konuya eğildiğini, kiminin “çıtır” yapmak, kiminin “model yükseltmek”, kiminin ise tam tersine küçülüp açığa bir miktar yaşam güvencesi çıkarabilmek için mobil galericilere dönüştüğünü gözlemliyorum.

Sanıyorum en önemli neden COVID-19 ve son Ukrayna olayları nedeniyle ortaya çıkan tedarik sıkıntısı, üretimin azalması ve bunun sonucu var olan talebin ikinci ele yönelmesi.

Ekonomik gelişmeler sonucu aniden zıplayan araç değerleri de kaynak ihtiyacı olan vatandaş için ummadığı yerden gelen miras gibi oldu sanki.

Bir kesim için de tatillerde, bayramlarda her şeyden ve herkesten bağımsız olmak demek bir araç sahibi olmak. Veya bordrolu işinden kurtulup kendi işini yapmaya başlayan bir girişimci için de ticari bir gereklilik o araç.

Neden her ne olursa olsun sanıyorum bir süredir ülkede en popüler faaliyetlerden biri araç alım satımı.

Sonra kendi kullandığım araçları düşündüm. 1990’lara kadar hep aile büyüklerimin arabalarını kullandım. Başka şehirde kısa süreli çalıştığım birkaç ay içinde de 3-4 kez hafta sonu için araç kiraladım. Evlendikten sonra babamın verdiği araç ilk aracım oldu. Çok kalmadı o araç bende. Sonrasında da 2000’lerin başına kadar şirket araçları. İş yolculukları ve tatillerde kiralanan muhtelif araçlar. Kendi şirketimi kurduktan sonra da geçen 18 yılda kullandığım üçünü araçtayım bugün itibarı ile.

Çok severek kullandığım araçlarım oldu, yaşanmışlığı ve anısı bol olanlar oldu ama hiçbiri ticari bir emtea, bir yatırım vasıtası olmadı benim için. 16 yıl aralıksız kullandığım marka piyasa kurtlarının “ama ikinci eli zayıf bu arabanın” dediği bir araçtı. Geçen yıl değiştirirken aynı markanın yenisi ekonomik olarak gücümün ötesinde olduğu için zorunlu olarak piyasa kurtlarını memnun edecek bir markaya geçtim.

Kısaca benim için hareket özgürlüğü, bağımsızlık, bir yere erişim güvencesi, işimin ve özel hayatımın olmazsa olmazı otomobil. Ama “bu benim!” diye herkesin görmesini isteyeceğim, üzerinden para kazanmaya çalışacağım, yatırım diye göreceğim bir nesne değil kesinlikle. Adı üstünde “araç”, bir şeyler yapmama aracılık eden bir makine altı üstü.

Son yıllarda paylaşımlı araç sahipliği, kullandığın kadar ödediğin kısa süreli kiralama modelleri, özel araçların dönüşümlü olarak ticari kullanıma geçmesi ve benzerleri ile insanlığın otomobiller ile ilişkisi belirli bir dönüşüm yolunda. Bunlar ülkemiz için henüz erken şeyler olsa da umarım bir gün burada da yaygınlaşıp amacın sahiplik değil kullanım olduğunu, değerden çok faydanın ön planda olması gerektiğini anlarız.

Görüşmek üzere,